AKIL VE CEHALET ORDULARININ BİTMEYEN KAVGASI

AKIL VE CEHALET ORDULARININ BİTMEYEN KAVGASI

Akıl ordusu ve cehalet ve şehvet ordusu. İnsanın varlığı da bu iki ordunun sürekli savaştığı bir meydandır.

İnsanın varlığında iki ordu vardır: Akıl ordusu ve cehalet ve şehvet ordusu. İnsanın varlığı da bu iki ordunun sürekli savaştığı bir meydandır. Cehalet ordusu kazanırsa insan insanlığından sıyrılarak hayvana, hatta belki de hayvandan daha aşağılık bir yaratığa dönüşür. Gösterdiği davranışlar da kötü ve hayvanî olacaktır. Bu savaşı akıl ordusu kazanacak olursa insanın insanlığı ilerler ve meleklerden daha yükseğe çıkar ve gösterdiği davranışlar da her zaman güzel ve insanî olacaktır. Abdullah bin Sinan şöyle diyor: İmam Sâdık’a (a.s) melekler mi yoksa insanoğlu mu daha üstün diye sordum. İmam, Emiru’l-Muminin’den (a.s) nakille şöyle buyurdu:

“Allah meleklere şehvet olmadan aklı, dört ayaklılara akıl olmadan şehveti ve insana ise her ikisini birden verdi. Öyleyse aklı şehvetine galip gelen meleklerden daha iyidir ve şehveti aklına galip gelen ise dört ayaklılardan daha kötüdür.”[1]

İmam Sâdık’ın (a.s) dostlarından olan Sema’e bin Mihran da şöyle söylüyor: Ben İmam’ın (a.s) yanındaydım ve onun dostlarından bir grup da ordaydılar. Konu akıl ve cehaletten açıldı. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Aklı ve ordularını ve cehaleti ve ordularını tanıyın ki yol bulabilesiniz… Allah akla yetmiş iki ordu verdi. Cehalet, Allah’ın akla değer verdiğini ve hizmetine ordular verdiğini görünce akla düşmanlık ederek dedi ki: Ey Rabb, bu da benim gibi bir yaratılmıştır ama onu yaratıp değer verdin ve kuvvetlendirdin. Oysa ben onun düşmanıyım ama hiçbir gücüm yok. Bana da onunki gibi ordular ver. Allah buyurdu: Evet ama eğer bundan sonra itaatsizlik edecek olursan seni ve ordularını rahmetimden uzak tutarım. Cehalet bunu kabul etti. Allah ona da yetmiş beş ordu bahşetti. Onların orduları şunlardır: Adalet ve onun zıddı zulüm, razı olmak ve zıddı hoşnutsuzluk, şükür ve zıddı nankörlük, aç gözlülük ve zıddı açgözlü olmamak, tevekkül ve zıddı hırs, yumuşaklık ve zıddı taş kalplilik, rahmet ve zıddı gazap, ilim ve zıddı cehalet, anlayış ve zıddı ahmaklık, iffet ve zıddı hayâsızlık, züht ve zıddı yöneliş, yumuşaklık ve zıddı sertlik, korku ve zıddı cüret, tevazu ve zıddı tekebbür, sakinlik ve zıddı acelecilik, hilim ve zıddı sefahet… .”[2]

İmam Sâdık (a.s) rivayetin sonunda şöyle buyuruyor:

“Aklın orduları olan bu özelliklerin hepsi peygamber, vasi ya da Allah’ın kalbini imanla doldurduğu mümin dışında bir kimsede toplanmaz. Ama diğerlerinde yani bizim dostlarımızda kemale ulaşıp varlıklarını cehaletin ordularından temizleyene dek hem aklın bazı orduları hem de cehaletin bazı orduları vardır. Bunu başardıklarında peygamberler ve evsiyalar ile beraber yüce derecelere ulaşırlar. Ama bu derecelere ulaşmak için aklı ve ordularını tanımalı, cehalet ve ordularından uzak durmalıdırlar. Allah bizi ve sizi itaatine ve rızasını kazanmaya muvaffak kılsın.”[3]

Bu şekilde Masumlar’ın (a.s) siyerinde insan varlığının akıl ve cehalet kuvvetlerinin savaş alanı olduğu açığa çıkmaktadır. İnsanın kaderi bu savaşın sonucuna bağlıdır. Eğer akıl kazanırsa insan saadete kavuşur ve eğer cehalet kazanırsa insanın bahtı kararır. Bununla birlikte aklın ya da cehalet ve şehvetin zaferinde esas rol insanın kendisindedir. Eğer nefsânî isteklerine göre amel ederse akılsız davranışlar gösterir, cehalet orduları kazanırlar. Eğer aklının seçimlerine göre davranır, nefsânî isteklerinin aksine adım atarsa aklı ve akıl orduları zafere ulaşırlar.

Altıncı Esas: Nefsânî İsteklerle Muhalefet ve Sürekli Gözetim Altında Tutulması

Nefsin isteklerine, şehvete ve cehalet ordularına uymak insanı dibe çektiği için, Peygamber (s.a.a)ve Ehl-i Beyt’in (a.s) siyerinde insanın kendisini şehvetin ve nefsin isteklerinden koruyarak bunlarla savaşması üzerinde çok durulmuştur. Esasen Masumlara (a.s) göre insanı yoldan çıkaran, bataklığa çeken en büyük etken ahlâkî sapkınlıklar ve hevaperestliktir. Bu da insanın sıkı bir şekilde nefsine ve nefsinin isteklerine dikkat etmesini gerektirmektedir. Zira bir anlık gaflet, insanı uçuruma düşürür. Vabeşî şöyle söylüyor:

İmam Sâdık’ın (a.s) şöyle söylediğini duydum: “Nefsinizin isteklerinden kaçınınız, aynı düşmanınızdan korktuğunuz gibi. Çünkü halkın en büyük düşmanı, isteklerinin peşinden gitmeleri ve dillerinin ektikleridir.”[4]

Bu sebeple Masumlar’ın (a.s) siyerinde bu konu cihad ve cihad-ı ekber olarak tabir edilmiştir.

[1]      Sadûk, İlelu’ş-Şerayi, s. 5.

[2]      Kuleynî; Kâfî, C. 1, s. 21.

[3]      a.g.e.

[4]      Kuleynî; Kâfî, C. 2, s. 335.

Google+ WhatsApp