Din Nedir ve İslam'ın Dine Bakışı?

Din Arapça lügat ta “İtaat ve ceza” anlamına gelir.

Lügat manası: Din Arapça lügat ta “İtaat ve ceza” anlamına gelir. “Megayisu’l-Lugat”da: Bu kelimenin kökü bir çeşit “teslimiyet ve uyumluluk” taşır. Din itaat anlamına gelir. Rağib İsfahani “Müfredat” kitabında şöyle der:
“Din itaat ve ceza anlamına gelir. Şeriata, itaat edilmesi gerektiği için “din” demişlerdir.”
Kuranı Kerim de din, çeşitli manalarda kullanılmıştır. Bazen ceza ve hesap[1], bazen kanun ve şeriat[2], bazense itaat ve kulluk[3] manasına gelmiştir. İtaat ve kul olma anlamında kullanıldığında, genel anlam ifade ederek hatta putlara karşı yapılan itaat ve kulluğu da kapsamıştır.[4]
Dinin lügat anlamını ve Kuran’ı Kerimin onu hangi manalarda kullandığı bu kitabın dışındadır. Bizim için önemli olan dinin kelâm ilminde ki istilah-i (Raligion) manasını tanımaktır.
Batılı din araştırmacılarının, bu konudaki sözleri çoktur. Din için çeşitli tarifler ileri sürmüşlerdir. Onlardan bir kısmına burada değineceğiz.
1-    Fertlerin, yalnız oldukları bir zamanda Uluhiyyet karşısında ki duygu, amel ve manevî durumlarına din denir. (William James)
2-Din, insanların çeşitli topluluklarda kurdukları akait, amel, gelenek ve dini kuruluşlar[5] topluluğudur. (Parsonez)
3-Din, “Bütün varlıklar, bizim ilim ve marifetimizden daha üstün olan bir varlığın zuhur ve eseridir” hakikatini kabul etmektir. (Harbırıt Spencer) [6]
Bazı düşünürlere göre dinin tarifi çok zor, hatta imkânsız sayılsa da, ilmi bir konuda dinden kastımızın ne olduğunu aydınlatmamıza engel değildir. Burada dinden kasıt şudur:
“Onu getirenin ve izleyenlerin, âlemlerin Rabbi tarafından olduğunu iddia ettikleri, inanç ve emirler topluluğuna din denir.”
Gerçekten âlemlerin Rabbi tarafından olursa buna (hak din) denir. Bu surette gerçekle mutabık olup, insanın saadetini temin edecektir. Bir kısım Müslüman düşünürler, dini şöyle tarif etmişlerdir:
“Allah’ın vahiy yoluyla, beşerin hidayet ve saadeti için peygamber tarafından gönderdiği emir ve yasaklar topluluğuna din denir.”
Bu tanım sadece hak dini kapsayıp dairesi birinci tanımdan daha kısıtlıdır.
Her halükârda âlemlerin yaratıcısına (Allah’a) olan inanç, çoğu düşünüre göre dinin esas temelidir. Ne şekilde olursa olsun, böyle bir yaratıcıyı inkâr eden bir mektebe -markisizim gibi- din denilmez.
 


[1]-Fatihe/4 “Ceza gününün sahibidir” Yine bakınız: Sâffât/53, Vâkıa/97, Hicr/35, Zâriât/6
[2]-Tevbe/33 “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini (şeriatını) bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak Din ile gönderendir”
[3]-Yunus/22 “Dini (ibadeti-itaati) yalnızca Allah’a halis kılarak: “Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar”
[4]-Kâfirûn/61: “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır”  Allame Tabatabai “el-Mizan” da bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Ayetteki, siz buta tapanların dininden kasıt yani; putlara tapmak size mahsustur”
[5] -Dini kuruluşlardan kasıt; dine ait olan toplumsal kurumlardır. Dini medreseler, camiler vs...
[6] -Can Heyk, Felsefe-i Din, İntişatatı Huda, s.21, 26

Google+ WhatsApp