Dinin Çeşitli Boyutları Nelerdir?

Dinin Çeşitli Boyutları Nelerdir?

Dini İnanç, Ahlak ve Ahkam olmak üzere 3 boyutta ele alabiliriz.

İslâm düşünürleri, İslâm dininin öğretilerini üç kısımda toplamışlardır:
Bu bölüm, ister onu bilmek ve inanmak Müslümanlığın şartı olsun ister olmasın dinin; varlık âlemini, onu yaratanı, başlangıç ve sonunu doğru şekliyle sunan, öğretilerini kapsar.  
Böylece her dini izah, âlemdeki varlıkları niteleme makamında olursa, bu kısma girer.
Buradan da dinsel inancın, dini esaslardan daha genel anlam taşıdığı anlaşılır. Dini esaslar sadece dinsel inancın onu bilip inanmak, Müslümanlığın şartı olan kısmını kapsar. Tevhit, nübüvvet ve miat aslına olan inanç, gibi.
Kelâm ilmi gerçekte, dinin bu kısmına merbuttur. Bu yüzden ona “Akait ilmi” de denir.
Bu kısım, insanın iyi ve kötü ahlakını, huylarını, beğenilen insani sıfatları ve onları kazanarak, onunla ahlakını süsleme yollarını beyan eden İslâm-i öğretileri kapsamaktadır. Takva, adalet, sadakat, doğru sözlülük, emanet ve vs.. gibi.
Üstat Mutahhari şöyle der:
“Ahlâkî bölüm; İnsanın ruhsal sıfatlar ve manevî özellikler bakımından nasıl olması gerektiğini gösteren emir ve konuları kapsar.”[1]   
Ahlak ilmi, dinin bu bölümünü açıklar.
3- AHKÂM (Hükümler)
Bu bölüm iş ve amellerle ilgilidir. Yani insana; neleri yapması gerektiğini (vacip), hangi amelleri yapmasının daha iyi olduğunu (müstahab), neleri yapmaması gerektiğini (yasak- haram), neleri yapmamasının daha iyi olduğunu (mekruh), hangi işlerin yapılıp yapılmamasının aynı değer taşıdığını (mubah) öğretir. Dinin bu kısmını açıklama vazifesi Fıkıh ilmi ne aittir.
Hatırlatma: Bu saydıklarımız, İslâm alimlerinin, dinin boyutları konusundaki yaygın görüşleridir. Batılı düşünürler, bu üç boyutu kabul etmekle beraber din için, başka boyutlarda zikretmişlerdir.
Bu boyutlardan birisi, dinin öykü boyutudur. İlahi dinlerin metninde, mukaddes muhtevası olan, harekete itici, tarihi öyküler gelmiştir. Genellikle bunların ahlâkî ve manevî etkisi vardır. Örneğin peygamberlerin öyküleri, bunun en açık örneğidir. Bu gibi öykülerin, birçok örneği Kuran’ı Kerim de mevcuttur.
Bu öykülerden maksat, halkın tarihte gerçekleşmiş olaylar hakkında bilgilerinin çoğalması için değildir. Asıl amaç; halkın, ıslahı, eğitimi ve geçmiştekilerden ibret alması olayıdır.
Batılı din düşünürleri özellikle Yahudilik ve Hıristiyanlık dinine göz gezdirdiklerinde bu dinlerin mukaddes kitaplarında aklıselim hiç kimsenin kabul edemeyeceği uydurma ve düzmece masallar nakledildiğinden, çaresiz şöyle demek zorunda kalmışlardır: “İlahi dinlerde gelen öyküler uydurma olabilirler. Zira onlardan asıl kasıt onların eğitim ve öğretim yönüdür.”
Oysaki; bu konu Kuran’ı Kerim de nakledilen Peygamberlerin gerçek olayları konusunda kesinlikle kabul edilemez. Zira o, şüphesiz haktır ve hiçbir batıl onda yoktur. “Ona önünden de arkasından da batıl gelmez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir”[2]
Elbette biz de, Kuran’ı Kerim’in bazı ayetlerinin temsil yönü olduğunu kabul ediyoruz.[3] Yani düşünülür hakikate, hissedilen bir elbise giydirmiştir. Lakin, anlatılan olayın temsili olmasıyla, uydurma olması arasında dağlar kadar fark vardır.


[1] -Aşnai ba Ulumu İslâm, c.2, s.2, 10
[2] -Fussilet/42
[3] -Numune olarak bkn. Haşr/21, Fussilet/11, dikkat etmek gerekir ki, ayeti, temsile hamletmek, ancak şahit ve karineler böyle bir şeyi iktiza ederse caizdir.

Google+ WhatsApp