Erbein’de Kerbela’ya Yürümek (1)

Erbein’de Kerbela’ya Yürümek (1)


13 Ocak 2009 saat sabahın beşi. Tahran İmam Humeyni Havaalanı’ndan kalkan Mahan Air uçağı ırak’a doğru hareket ediyor.
Uçaktaki yolcuların çoğu İranlı. Birkaç Iraklı ve birkaç da Türkiyeli var. Genelde Tahran-İstanbul hattında alıştığımız ortamdan farklı bir ortam hakim uçağa. Tahran-Bağdat hattını farklı kılan şey, uçaktaki herkesin duruşuna, oturuşuna, konuşmasına hareketlerine yansımış. İranlılarla bu uçakta yolculuk etmek, İran’ın öteki yüzünü görmek adına güzel.
 Peygamber ve Ehlibeytine (a.s) gönderilen salavatlarla uçak havalanıyor. Tahran-Bağdat arası bir saat 15 dakika. Uçakta da Iraktaki mukaddes yerleri tanıtan klip ve görüntüler yayınlanıyor. Kerbela’yı seyrediyoruz binlerce metre yükseklikten. Evet! bu sefer gördüklerimiz rüya değil , Erbeine Kerbelaya gidiyoruz…
Vizemiz olmadığı için biraz tedirgin olmamış değiliz ama, Irak’ın hem İstanbul hem Berlin konsolosunun, Bağdat hava alanında Türk vatandaşlarına vize verildiğini söylemesi bizi biraz rahatlaşmış gibi.
Uçak hava alanına indikten sonra giriş mührü vurdurmak için sıraya geçtik. Gözümüz vize alabileceğimiz bir yazı aradı fakat bulamadık. Sonunda görevlilerden birinden sorma kararı aldık. Türkiyeli olduğumuzu duyunca hemen bize yardımcı olması için bir polisi çağırdılar. Adam bizi alarak biraz ilerdeki vize işlemini yapabileceğimiz bölüme götürdü.
Bize verilen formları doldurup beklemeye koyuluyoruz.  Arap ülkelerinden yüzlerce insan kuyrukta bekliyor. Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Almanya, Türkiye, Arap Emirlikleri hatta Amerika’dan Şiiler. Hepsi de Erbein (İmam Huseyin’in (a.s) şehadetinin kırkıncı günü) için gelmişler. Bu büyük sevgi selinde bir damla da onlar olmak istiyor. Gözlerinde aşna bir pırıltı var. İnsanı kendine çeken bir hava bürümüş bütün havaalanını. Çalan telefonların istisnasız hepsinde matem muzikleri, mersiyeler ve ağıtlar var. Küçük çocukların alınlarında “Ya Hüseyin” yazısı bu havaya başka bir güzellik katıyor.
Vizemizi alıp giriş yapıyoruz. Büyük salonun ortasında iki Şii seccadelerini açmış namaz kılıyorlar. Saddam dönemini düşünüyorum da herhalde hayatları bağışlansa bile en iyi ihtimalle 20 yıl yatarlardı.
Anlatılana göre Saddam iki şeyi çok iyi yapmış; Bağdat havaalanı ve sarayını. Yurt dışından gelenler zaten bu iki yer dışında başka bir yeri göremediklerinden, Irak’ın ve Irak halkının gerçek durumunu görme olanağına sahip olamazlarmış.
Havaalanında bizi bekleyen Iraklı arkadaşımızla görüştükten sonra havaalanı parkındaki arabasına eşyaları bırakıp hareket ediyoruz. Gaffari Hoca Kazimeyn şehrindeki Alulbeyt Müessesesinin müdürü. Çok mütevazi bir insan.
Yolda nerdeyse her beş yüz metrede bir arama var. Havaalanına rahat girip çıkabilmek için aldığı kartı gösteriyor. Rahat bir şekilde geçiyoruz. Birçok kartı olduğunu bu kartları büyük zorluklarla aldığını ve her birinin de çok değeri olduğunu söylüyor.
Gökyüzündeki Amerika gözetleme balonları dikkatimizi çekiyor. Amerikalılar havaalanı etrafını bu balonlar vesilesiyle gözetliyor. Yapılacak saldırıların yerini böylece anında teşhis etmek mümkün.
Havaalanının etrafı beton yığınlarıyla çevrilmiş. Yüksekliyi 2,5 m eni 1.5 m olan beton duvarlar yan yana dizilmiş. Her birinin maliyeti 1250 dolarmış.
Bu beton yığınlar olmadan havaalanına giden veya çıkan araçları etraftan kurşun yağmuruna tutuyorlarmış. Bu nedenle birçok masum insanın öldüğünü söylüyor Gaffari.
İlk durağımız Kazimeyn. Kazimeyn on iki imamın ikisine ev sahipliği yapıyor. İmam Cafer sadık’ın (a.s) oğlu ve İmam Rıza’nın (a.s) babası İmam Musa Kazım (a.s) ve İmam Rıza’nın oğlu İmam Cevat (a.s). İmam  Rıza’nın kabri İran’ın Meşhet kentinde. Babası ve Oğlunun mezarı ise Bağdat Kazimeyn’de.
 Alulbeyt’in Kazimey’de kiraladığı geçici yerine ulaşıyoruz. Kapısında yazı yok. Gaffari emniyet için asmadıklarını söylüyor. Tam kapıdan içeri girerken bir patlama sesiyle ürperiyoruz…
(Devam Edecek…)
 

Rahmi Onurşan Rahmani

[email protected]

Google+ WhatsApp