GABET-İ KÜBRA'DAN SONRA

GABET-İ KÜBRA'DAN SONRA


Bu dönemde Şiilerin kudret merkezlerinden uzaklaşıp hükümet merkezinin kontrolünün az olduğu uzak ve ücra yerlere yerleşmesini görmekteyiz. Dolayısıyla daha rahat hareket etme imkânı bulmuşlardır. Çok geçmeden büyük Şii âlimleri yetişti. Aynı şekilde Mısır’da Fatımiler, İran’ın Kuzey’inde Zeydiler Irak’ta ve İran’ın bazı bölgelerinde on iki imama (a.s) inanan Şiilerin hükümet kurmayı başardıklarını görmekteyiz.

Bu dönemde büyük Şii âlimleri değişik İslamî ilim dallarında kitaplar yazdılar. Şiilerin büyük hadis mecmuası yine bu dönemde tedvin edildi. Şii’nin kelamî düşünceleri olgunlaştı. Fıkıh ve usul risaleleri yazıldı. Şii hadisçileri, fıkıhçıları ve kelamcıları büyük eserler sunmayı başardı ve o zamana kadar yazılmış eserleri tertipleyip düzenlediler.

Yine bu dönemde Şii âleminde Kum ve Bağdat şehirlerinde iki önemli cereyanı görmekteyiz; Hadisçiler (Ehli Hadis) ve Akılcılar (Re’y ehli). Hadisçilere; Ahbariye ve Haşeviye’de denir. İkinci cereyana yani Akılcılar; Mutezile, Mütekellimin ve Kelamiye isimleriyle anılmaktadırlar.

EHLİ HADİS

Ehli hadisçiler daha sonra Şeyh Müfid gibi akılcı cereyanın öncüleri tarafından “Haşeviye-i Şia” olarak adlandırıldılar. Bu akımın başlangıç noktası gaybetten önceki yani imamların yaşadıkları döneme dayanır. Bu grup, akılcı cereyan karşısında hadisi savunmak ve korumak amacıyla oluşmuştur. Hadisçiler, hadis karşısında iki farklı yöntem kullanıyorlardı. Birinci grup; hadisi eleştiri ile birlikte nakletmeyi savunuyorlardı. Fakat bu eleştiri çok ihtiyatlı olmalıydı. Kâfi kitabının yazarı Muhammed b. Yakup Kûleyni (329 h.k), İbni Velid olarak tanınan Muhammed b. Hasan b. Ahmed b. Velid (343 h.k) ve Saduk olarak bilinen Muhammed b. Ali b. Babiveyh-i Kummî (381 h.k) bu grubun en tanınan öncüleridirler. Diğer grup ise Ehlisünnet’in Haşeviye fırkası gibi hadisin zahirine önem veren kimselerdir. Bunlara “Zahir ehli’de” denebilir. Ebul Hasan Naşî ve Ali b. Abdullah b. Vesif (h.k 366) bu grubun önde gelen belli başlı tanınmış şahıslarıdır. Ehli hadis kısa bir zaman içinde akılcı cereyana galip geldi. Büyük Gaybet’ten sonraki dönemde Şii düşüncesine hâkim oldular. Zamanın en büyük ilim merkezi olan Kum onların elindeydi. Kum fakihleri ve hadisçilerinin hepsi istidlal, içtihat ve akılcılığa karşıydılar. Şii fakihlerinin birçoğu bu gruptan idiler. Bu süreç hicretin dördüncü yüzyılına kadar devam etti.[1]

AKILCILAR
Çok geçmeden hicretin dördüncü yüzyılında Şii’nin akılcı kelamcıları kendilerini gösterdiler. Kum mektebinin karşısında durdular. İmamiye kelamcıların Bağdat’ta ortaya çıkması ile Kum mektebi gerilemeye başladı. Bağdat mektebi, hadisi tahlil etmeden sorgusuz sualsiz bir şekilde kabul eden Kum fakihleri karşısında akılcı kelamı savunuyorlardı.

Şeyh Müfid ve İbnu-l Muallim olarak tanınan Ebu Abdullah Muhammed b. Muhammed b. Numan Bağdadî (h.k 413) bu mektebin en tanınmış şahsiyetlerindendirler. Şeyh Müfid Hadisçilerin ve Kumluların özellikle Şeyh Saduk’un Şii dünyasına ve düşüncelerine hâkim olduğunu gördüğünde bu düşünceleri eleştirmeye başladı. Bazı kitaplarında örneğin “Tashihu-l İtikad ve Cevab-ı Ehli’l Hair” Hadisçilerin düşüncelerini tek tek inceleyip şiddetli bir şekilde eleştirdi.

Şeyh Müfid’den sonra öğrenceleri akıl mektebini devam ettirdiler. Bu esnada Şii ve Mutezile düşüncesi ve rehberleri arasında bir yakınlık oluştu. Şeyh Müfid’in ve öğrencilerinin dönemi Şii’nin kelam babında en görkemli dönemi olarak bilinmektedir.

Seyyid Murtaza ve Alemul Huda olarak meşhur olan ve Şeyh Müfid’in en önemli öğrencilerinden; Ali b. Hüseyin Musevi (h.k 436) akait ve fıkıh usulleri alanında çok değerli eserler yazdı. Hakeza akılcı mektebin düşüncelerini ve temel yapısına açıklık getirdi.

Google+ WhatsApp