Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 
 
Hz. Fatıma'nın (a.s) Doğumu
 
 

09/04/2015

"Fatıma'nın Anası" Hz. Hatice'nin Kişiliği

Peygamber efendimizin (s.a.a) ilk eşi Huveylid kızı Hz. Hatice, Kureyşli bir anne ve babadan dünyaya geldi. Her ikisi de Arap Yarımadası'ndaki en köklü ailelere mensuptular. Hz. Hatice mensup olduğu bu yüksek nesebin yanı sıra temiz ve saygı uyandıran bir üne de sahipti. Güzel ahlâkıyla ve erdemli vasıflarıyla biliniyordu.

Onun ne kadar saygın biri olduğunun en önemli göstergesi, Hz. Peygamber'le (s.a.a) evlenmeden önce temizliğiyle ve Kureyş kadınlarının efendisi niteliğiyle tanınmasıdır. Bunun yanında Kureyş'in en zenginlerinden ve mevki olarak en yükseklerinden biriydi. O, bu kalıtım ve terbiye sayesinde dindar bir karakter edinmişti.

Babası Huveylid, Haceru'l-Esved'i alıp Yemen'e götürmek isteyen Yemen kralı Tubba'a karşı çıkmış, büyük kuvvetinden ürkmemiş ve kahramanca direnmişti. Bunu yaparken, savunduğu şeyin, dininin en temel ibadetlerinden birini temsil ettiğinin bilinciyle hareket ediyordu.[1]

Hz. Hatice'nin dedesi Esed b. Abduluzza, Erdemliler Paktı (Hilfu'l-Fudul) örgütünün en faal ve en önde isimlerinden biriydi. Bazı Kureyş kabileleri, kendi aralarında böyle bir ittifak kurmuşlardı. Mekke'de zulme uğrayan yerli veya yabancı biri bulunacak olursa, onun yanında yer almayı ve uğradığı zulmü bertaraf edinceye kadar onu savunmayı kararlaştırmışlardı.

Resulullah efendimiz (s.a.a) bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

Abdullah b. Cad'an'ın evinde bir ittifaka tanık oldum ki, bu ittifak benim için kızıl develerden daha sevimlidir. Bu gün İslâm döneminde dahi böyle bir ittifaka çağırılsam kabul ederim.[2]

Amcasının oğlu Varaka b. Nevfel, Hıristiyan ve Yahudi kitaplarını incelemek amacıyla inzivaya çekilir ve bu kitaplardan öğrendiği şeyler içinde hoşuna giden kuralları ve ibadetleri hayatında uygulardı. Bunun nedeni, Varaka'nın Yahudi ve Hıristiyanlarla beraber yaşaması veya Mekke'nin bu iki dinin merkezi olması değildi elbette. Bilakis, Varaka putlara tapmayı, onların heykellerine ibadet etmeyi bir maskaralık sayıyordu. Bu yüzden içine sindireceği bir dini arıyordu.[3]

Hz. Hatice ilim ve dindarlıklarıyla bilinen köklü bir aileye mensuptu. Akrabaları İbrahim Peygamber'in (s.a.a) hanif dini üzereydiler. Bu yüzden Arap Yarımadası'nda ortaya çıkacak hak dinin beklentisi içindeydiler.[4]

Ticarî Faaliyetleri

Kureyş'in ileri gelenleri, yüksek meblağlarda mal ve para önererek Hz. Hatice'ye evlenme teklifinde bulundular. Ama Hz. Hatice bu önerilerin hiçbirini kabul etmedi.[5] Hz. Hatice uzun süre erkeklerden, onların problemlerinden uzak, gönlü hoş ve vicdanı rahat bir hayat yaşadı. Çünkü onunla evlenmek isteyenlerin çoğu, onun geniş servetinden dolayı onunla evlenmek istiyordu. Bu durum, Hz. Hatice'nin kırk yaşına girmesine kadar devam etti.

Hz. Hatice'nin elinde büyük bir servet vardı. O, bu serveti atıl bırakmadı. Faizin yaygın olduğu böyle bir zamanda faize de yatırmadı. Tam tersine, servetini ticaret mallarında kullandı. Bu iş için de iyi ahlâklı ve yetenekli erkekler istihdam etti. Ticaret sayesinde muazzam bir servet kazanma imkânını bulmuştu.

Muhaddislerin rivayetine göre, Hz. Hatice ticaret maksadıyla Şam'a gönderdiği ticari kervanlarda bir grup erkeği belli bir ücretle tutardı. Peygamber'le evlenmesinin hemen öncesinde, ona kervanının başında Şam'a gitmesini teklif etti ve başkalarına verdiği ücretin iki katını vereceğini söyledi. Çünkü kadın-erkek bütün insanlar Hz. Peygamber'in (s.a.a) güvenilirliğinden, doğruluğundan ve karakterliliğinden söz edip duruyorlardı.

Hz. Peygamber (s.a.a) amcası Ebu Talib'le istişare ettikten sonra Hatice'nin önerisini kabul etti. Hatice, kafilenin hizmeti ve gözetimi maksadıyla kölesi Meysere'yi de kervanla birlikte gönderdi.

Yolculuk son derece başarılı geçmişti. Bundan önceki hiçbir kervanın erişemediği kâr oranına erişmişti. Kervan, Mekke'ye girmeden önce Meysere acele ederek Hatice'nin yanına geldi ve olup bitenleri anlattı. Yolda Hz. Muhammed'le (s.a.a) rahip Buhayra ve başkaları arasında geçenleri iletti.

Hz. Hatice, keskin zekâsı sayesinde derhal Hz. Peygamber'in (s.a.a) ne büyük bir kişiliğe sahip olduğunu anladı. Henüz semavî risaletle görevlendirilmemişken onun yüksek bir ahlâkî meziyete sahip olduğunu keşfetti. Kendisine evlenme teklifinde bulunan yüksek tabakaya mensup onca erkek dururken, Hz. Muhammed'i (s.a.a) kendisine eş olarak seçti. Erkekler ona evlenme önerirlerken, kendisi gidip Hz. Muhammed'e (s.a.a) evlenme teklifinde bulundu. Kendisinin maddî hayatı ile onun sade hayatı arasında büyük bir fark olmasına rağmen bu evliliği gerçekleştirdi.

Tarih-i Yakubî'de Ammar b. Yasir'in şöyle dediği rivayet edilir:

Hatice bint-i Huveylid'in Resulullah'la (s.a.a) evlenmesinin nasıl gerçekleştiğini en iyi bilen kişi benim. Ben, Hz. Peygamber'in (s.a.a) samimi bir arkadaşıydım. Bir gün Safa ile Merve arasında yürüyorduk. Birden Hatice ve kız kardeşi Hale ile karşılaştık. Hatice Resulullah'ı (s.a.a) görünce, kız kardeşi Hale geldi ve şöyle dedi: "Ey Ammar! Arkadaşın, Hatice ile evlenmek istemez mi?" Ona dedim ki: "Allah'a yemin ederim ki, bilmiyorum."

Oradan döndüm ve bu konuşmayı Resulullah'a (s.a.a) aktardım. Bana dedi ki: "Git, onunla konu ş ve kendisini istemeye gelece ğimiz günü belirle. "

O gün gelince, Hatice amcası Amr b. Esed'i çağırdı. Hatice amcasının sakalına koku sürmüş ve boyamıştı. Sonra Resulullah (s.a.a) başlarında Ebu Talib olmak üzere amcalarından oluşan bir grupla birlikte geldi. Ebu Talib orada bulunanlara bir konuşma yaptı ve böylece Hatice ile Hz. Muhammed'in (s.a.a) evliliği gerçekleşti.

Ammar şunları da söyler:

Hatice, Hz. Muhammed'i (s.a.a) ticaret kervanında çalışmak üzere ücretle tutmuş değildi. Çünkü o, hiçbir zaman birine ücret karşılığında çalışmadı.[6]

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Hatice ile Evlenmesi

Hz. Muhammed (s.a.a) Arapların en soylu, en üstün, en onurlu ve en güçlü ailelerinden birinin mensubu olarak dünyaya geldi. Büyüdü, gelişti ve delikanlılık çağına geldi. Yüce Allah, Hz. Muhammed'i (s.a.a) eğitmeyi, hazırlamayı, onu risalet yükünü taşımaya ve tebliğ emanetini yerine getirmeye lâyık hâle getirmeyi diliyordu. Bu yüzden onu özel bir koruma altına almıştı. Hayatını, rabbanî kaderin ön gördüğü biçimde gelişmesi için belli sınırlar içinde çerçevelemişti. Bu çizgi, ona yüklenen sorumluluğa uygundu. Evrensel ilâhî son risaleti taşıma görevini yerine getirmesine elverişli bir kader çizgisiydi bu.

Hz. Muhammed (s.a.a) yirmi beş yaşına gelince, insaniyetine uygun, büyük hedeflerine ayak uydurabilecek, kendisini bekleyen cihat ve sabır yüküne tahammül gösterebilecek ve bu acılı hayatın düzeyine çıkabilecek bir kadınla hayatını birleştirmesi artık kaçınılmazdı. Hz. Muhammed (s.a.a), bu yüksek meziyetlere sahip biri olarak Haşimoğulları'ndan istediği kızla evlenebilirdi. Ancak ilâhî irade, Hatice'nin kalbinin ona (s.a.a) doğru kaymasını irade etmişti. Hatice'nin kalbi bu ulu şahsiyete bağlandı, o (s.a.a) da bu ilgiye karşılık verdi ve Hatice ile evlendi.

Hatice eşine sevgi veriyordu, ama hiçbir zaman sevgi verdiğini hissetmiyordu; Bilakis, her türlü mutluluğu barındıran bir sevgi aldığını düşünüyordu. Kocasına servet vermişti, fakat hiçbir zaman servet verdiğini düşünmüyordu; yeryüzünün bütün hazinelerinden daha değerli olan bir hidayeti eşinden aldığının bilincindeydi. Hz. Resul (s.a.a) ona bir sevgi ve değer vermişti ki, Hatice en yüce mertebelere yükselmişti. Ama Peygamber (s.a.a) ona bir şey verdiğini asla hissettirmiyordu. Hatta bir keresinde şöyle demişti: " İslâm, Ali'nin kılıcı ve Hatice'nin malı üzerinde yükseldi. " Hatice vefat edinceye kadar başka bir kadınla evlenmedi.

Hatice'nin Hz. Peygamber'le (s.a.a) evlenmesi, Hatice'nin kendi hayatında önemli bir dönemeç ve parlak bir vakıa mahiyetindedir. Hatice, bağımsız bir ruha sahipti. Kendine karşı yüksek bir öz güveni vardı. Kelimenin tam anlamıyla özgür bir kadındı. En yetenekli erkekler gibi, yüksek bir akıl ve olgunluk örneği sergileyerek ticaretle uğraşıyordu. Kendisine büyük servetler vadeden zengin ve eşraftan kimselerin evlilik tekliflerini reddetmişti. Buna karşılık kendisi, yoksul ve yetim Muhammed'e (s.a.a) evlilik teklifinde bulunmuştu. Ayrıca nikâh akdinde belirlenecek mihrin de kendi malından olmasını söylemişti. Hz. Resulullah (s.a.a) Hatice bint-i Huveylid'le evlenmek isteyince, Ebu Talib ailesi ve Kureyş'ten bazı kimselerle birlikte Hatice'nin amcasının evine gitti. Önce Ebu Talib konuştu ve şöyle dedi:

Bizi İbrahim'in soyu ve İsmail'in zürriyeti kılan, bizi güvenilir hareme yerleştiren, bizi insanlara hâkim kılan ve şu anda içinde bulunduğumuz bu beldemizde bize bereketler veren şu Kâbe'nin Rabbine hamd-olsun.

Şu benim yeğenim Muhammed, Kureyş'ten kiminle mukayese edilirse edilsin, mutlaka ağır basar. Kiminle karşılaştırılırsa karşılaştırılsın, kesinlikle ondan daha büyük olduğu ortaya çıkar. İnsanlar içerisinde onun bir dengi yoktur. Gerçi malı azdır. Ama mal-mülk gelip geçici bir nasip ve az sonra kaybolacak bir gölgedir. O Hatice'yi istiyor. Hatice'nin rızası ve isteği doğrultusunda onu Muhammed'le evlendirmek için sana geldik. İstediğiniz mihri ise, peşin ya da veresiye (mehr-i muaccel ve mehr-i mueccel) ben vereceğim. Şu Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki, onun büyük bir nasibi, yaygın bir dini ve kusursuz bir görüşü vardır.

Ebu Talib sustu. Sonra Hatice'nin amcası konuşmaya başladı. Ama sözlerini ağzında geveleyip durdu ve Ebu Talib'e cevap veremedi. Âlim bir adam olduğu hâlde, Ebu Talib'in hikmetli ve etkili konuşması karşısında dili tutulmuş, âdeta ne söyleyeceğini unutmuştu. Hatice durumu fark etti ve sözü alarak kendisini Hz. Muhammed'le evlendirdi.[7]

Rivayet edilir ki:

Hatice, evlilik işinde amcasının oğlu Varaka'yı vekil kılar. Varaka, Hatice'nin evine müjdeli haberle ve sevinç içinde dönünce, Hatice ona bakar ve şöyle der: "Merhaba. Hoş geldin, ey amcamın oğlu! Herhâlde meseleyi hallettin!"

Dedi ki: "Evet, ey Hatice! Tebrik ederim. Sen, senin adına karar verme yetkisini bana vermiştin ve ben senin vekilinim. Yarın inşaallah, seni Muhammed'le evlendireceğim."[8]

Ebu Talib meşhur konuşmasını yapıp nikâh akdini gerçekleştirdikten sonra, Hz. Muhammed (s.a.a) de Ebu Talib'le birlikte kalkmak için ayağa kalktı. Hatice şöyle dedi:

Evine gelebilirsin? Benim evim senin evindir ve ben de senin cariyenim.[9]

Mübarek evlilik gerçekleştikten sonra, Hz. Muhammed (s.a.a) Hatice'nin evine taşındı. Davet sürecindeki olaylara, Hz. Resul'ün cihadına, sabrına ve acılarına ilişkin somut bir işaret ve konuşan bir lisan gibi tanıklık eden eve...

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Nezdinde Hatice'nin (r.a) Yeri

Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hatice'nin birlikteliği gerçekleşti. Ailenin temeli atıldı ve sevgi, mutluluk, acıma duygusu, aile sıcaklığı ve uyumu ile dopdolu ev vücuda getirildi. Hatice, kadınlar içinde Hz. Muhammed'in (s.a.a) davetine ilk inanan kimseydi. Onun kutsal hedefleri uğrunda sahip olduğu her şeyi feda etti. Bütün servetini Hz. Resulullah'ın (s.a.a) önüne koydu ve şöyle dedi:

Sahip olduğum her şey senin önünde ve senin emrindedir. Allah sözünün yücelmesi ve dininin yayılması uğruna bu malı dilediğin gibi kullan.

Hz. Peygamber'le birlikte Kureyş'in işkencelerine, boykotuna, kuşatmasına katlandı. Kuşkusuz Hatice'nin bu benzersiz ihlâsı, bu samimi imanı, bu içten sevgisi, Resulullah'tan (s.a.a) gerekli karşılığı alacaktı. Hak ettiği sevgiyle, ihlâsla ve saygıyla karşılık görecekti. Resulullah (s.a.a) onu öylesine derin bir sevgiyle seviyordu ki, ona o denli vefa duygusuyla bağlıydı ki, bu sevgi Hatice'nin ölümünden sonra da devam etti. Diğer eşlerinden hiç kimse Hatice'nin yerini tutamadı. Nitekim Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimin kadınlarının en hayırlısı, Hatice bint-i Huveylid'dir.[10]

Aişe'nin şöyle dediği rivayet edilir:

Hz. Resulullah'ın (s.a.a) yanında Hatice anıldığı zaman, onu övmekten ve onun için bağışlanma dilemekten üşenmezdi. Bir gün yine onu andı. Bu, kıskançlık duygularımın kabarmasına neden oldu. Dedim ki: "Bir koca karı değil miydi? Allah sana ondan daha iyisini vermedi mi?"

Peygamber (s.a.a) bu sözümden dolayı o kadar öfkelendi ki, saçlarının ön tarafları titriyordu. Dedi ki:

"Allah'a yemin ederim ki, ondan daha iyisi bana verilmiş değildir. İnsanların inkâr ettikleri bir zamanda o bana inandı , insanların beni yalanladıkları bir sırada o beni doğruladı . İnsanların beni her şeyden yoksun bıraktıkları bir sırada o sahip olduğu her şeyi benim için harcadı. Diğer eşlerim beni evlâttan yoksun bırakırken, Allah ondan bana evlât bahşetti."

Aişe diyor ki:

Bunun üzerine kendi kendime şöyle dedim: "Allah'a yemin ederim ki, bir daha onun hakkında kötü bir şey söylemeyeceğim."[11]

Bir rivayette Cebrail'in (a.s) Resulullah'a (s.a.a) inip şöyle dediği yer alır:

Yanına gelen Hatice'dir. Rabbinin selâmını ona söyle. Onu cennette gürültüsü olmayan ve bitkinliğin yaşanmayacağı kamıştan bir evle müjdele.[12]

Hz. Peygamber (s.a.a), ona derin bir saygı beslediği ve takdir ettiği için onun arkadaşlarına da saygı gösterir ve onlara ikramda bulunurdu. Nitekim Enes şöyle rivayet eder:

Hz. Peygamber'e bir hediye verildiği zaman şöyle derdi:

Bu hediyeyi falan kadının evine götürün. O Hatice'nin arkadaşıydı. Hatice onu severdi.[13]

Rivayet edilir ki: Peygamber efendimiz (s.a.a) bir koyun kestiği zaman: "Bunu Hatice'nin arkadaşlarına gönderin." derdi. Aişe bunun sebebini sorduğunda ise: "Ben, onun sevdiklerini severim." derdi.

Rivayet edilir ki: Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.a) Aişe'nin evinde bulunurken bir kadın gelir. Hz. Peygamber (s.a.a) bu kadını karşılar, onunla sıcak ve samimi bir şekilde ilgilenir. Bir an önce kadının ihtiyacını gidermeye çabalar. Aişe buna şaşırır. Resulullah (s.a.a) şöyle der: "Bu kadın Hatice yaşarken bize gelip giderdi."

Hatice (r.a), Allah katında yüce bir makama ve yüksek bir dereceye eriştikten sonra, Resulullah'ın (s.a.a) takdir ve saygısını hak etmişti. Allah ona cennette yüksek bir derece bahşetti. Resulullah (s.a.a) onun cennetteki yerini açıklarken şöyle derdi:

Cennet kadınlarının en üstünleri Hatice bint-i Hu-veylid, Fatıma bint-i Muhammed, Meryem bint-i İmran ve Firavun'un karısı Asiye bint-i Mezahim'dir.[14]

Peygamberimiz (s.a.a) İslâm'ı tebliğ ederken, Hatice de hemen yanı başında yer alarak ona yardımcı oluyordu. Yüce Allah, Hatice'nin yardım ve desteğiyle Resulullah'ın (s.a.a) yükünü hafifletiyordu. Hz. Peygamber'in (s.a.a) kaba ve çirkin bir hareketle karşılaştığını gördüğü zaman, onu neşelendirir, rahatlatmaya çalışırdı. Kureyş'in kendisini reddettiğini ve yalanladığını görüp üzülen Peygamber'i (s.a.a) teselli ederdi.

Hz. Peygamber (s.a.a) karşılaştığı onca zorluktan sonra evinde döndüğü zaman bütün yorgunluğunu, çektiği onca acıyı unuturdu. İçine bir sevgi ve coşku duygusu dolar, yorgunluğu aklına bile gelmezdi. Resulullah (s.a.a) onun varlığıyla huzur bulur, önemli işleri hakkında onun görüşünü de alır, istişarede bulunurdu.[15]

Fatıma'nın (a.s) Yaratılmasına Dair İlâhî Emir

Yüce Allah, Fatıma'nın (a.s) tertemiz ve dosdoğru kişiliğinin oluşmasına elverişli ortamı hazırlamıştı. Baba, Resul-i Ekrem (s.a.a), anne de Hatice'ydi.

Rivayetlerde, Zehra'nın (a.s) yaratılması ve var edilmesi ile ilgili rabbanî irade hakkında geniş bilgiler yer alır. Resulullah (s.a.a) birçok kez bu meseleye işaret etmiştir.

Rivayet edilir ki: Resulullah (s.a.a) Ebtah denilen yerde oturuyorken, Cebrail gelir ve ona şöyle seslenir:

Ey Muhammed! Yüceler yücesi Rabbin sana selâm söyler. Kırk sabah boyunca Hatice'den ayrılmanı emreder.

Hz. Peygamber (s.a.a) Ammar b. Yasir'i Hatice'ye göndererek ilâhî emri ona bildirdi. Resulullah (s.a.a) kırk gün boyunca ibadet etti. Gündüzlerini oruçla, gecelerini de namazla geçirdi. Kırk günün sonunda Cebrail geldi ve şöyle dedi:

Ey Muhammed! Yüceler yücesi Rabbin sana selâm söyler. Selâmına ve armağanına hazır olmanı emreder.

Peygamber (s.a.a) bu şekilde beklerken, Mikail adlı melek indi. Elinde bir tabak vardı ve tabağın üzeri ince halis ipekten bir mendille örtülmüştü. Tabağı Hz. Peygamber'in önüne koydu. Cebrail geldi ve şöyle dedi:

Ey Muhammed! Rabbin, bugünkü iftarını bu yemekle açmanı emrediyor.

Peygamberimiz (s.a.a) bu yemeği doyasıya yedi ve kanıncaya kadar suyu içti. Sonra namaz kılmak için ayağa kalktı. Cebrail yanına geldi ve şöyle dedi:

Hatice'nin evine gidinceye kadar şu anda namaz kılman sana haramdır.[16] Çünkü yüce Allah, bu gece senin sulbünden tertemiz bir zürriyet yaratmaya söz vermiştir.

Resulullah (s.a.a) derhal yerinden kalkarak Hatice'nin (radıyallahu anha) evine gitti.

Hatice (radıyallahu anha) anlatıyor:

Yalnızlığa alışmıştım. Gece karanlığı çökünce, başımı örter, üzerime geniş giysimi alır, kapımı kilitler ve namazımı kılıp virdimi yerine getirdikten sonra çıramı söndürürdüm. Sonra da yatağıma uzanırdım. O gece yarı uyumuş yarı uyanık bir hâlde iken, birden Peygamber (s.a.a) geldi ve kapıyı çaldı. "Muhammed'den başka kimsenin çalmadığı halkadan kapıyı çalan kimdir?" diye seslendim...

Resulullah tatlı ve yumuşak bir ses tonuyla bana seslendi: " Kapıyı aç, ey Hatice! Ben Muhammed'im." Kapıyı açtım ve Peygamber (s.a.a) eve girdi. Gökleri olduğu gibi tutan ve suyu yerden çıkaran Allah'a yemin ederim ki, daha Peygamber (s.a.a) benden uzaklaşmamıştı ki, Fatıma'nın ağırlığını karnımda hissettim.[17]

Fatıma'nın Doğumu

Hamilelik günleri tamamlandı, doğum zamanı iyice yaklaştı. Hatice karnındaki bebekle arkadaşlık kuruyor ve onun doğacak olmasından dolayı derin bir sevinç yaşıyordu. Doğum vakti gelince, böyle durumlarda kadınların yapacakları işleri yapmak üzere gelmeleri için Kureyş kadınlarına ve Haşimoğulları kadınlarına haber gönderdi. Kadınlar ona şu haberi ilettiler:

Bize isyan ettin. Sözümüzü dinlemedin. Ebu Talib'in yetimi, hiçbir malı olmayan bir yoksulla, Muhammed'le evlendin. Biz gelmeyeceğiz ve yükünü hafifletmek için hiçbir şey yapmayacağız.

Hatice buna çok üzüldü. O, bu şekilde derin üzüntüler içindeyken, dört tane uzun boylu kadın yanına geldi. Haşimoğulları kadınlarına benziyorlardı. Hatice, onlardan korktu. Onlardan biri şöyle dedi:

Ey Hatice! Üzülme. Biz Rabbin tarafından sana gönderilmiş elçileriz. Biz senin kardeşleriniz. Ben, Sara, bu da Mezahim kızı Asiye'dir. O senin cennetteki arkadaşındır. Bu da İmran kızı Meryem'dir. Bu ise, Musa b. İmran'ın (a.s) kız kardeşi Gülsüm'dür. Senin doğum esnasında çekeceğin zorlukları hafifletmek için Allah bizi sana gönderdi.

Böylece biri Hatice'nin sağında, biri solunda, biri önünde, biri de arkasında oturdu. Derken temiz ve pak olarak Fatıma (a.s) doğdu.

Fatıma doğunca, onun pak bedeninden bir nur yükseldi. Bu nur, bütün Mekke evlerine girdi. Önünde oturan kadın Fatıma'yı aldı ve Kevser suyuyla yıkadı. İki beyaz hırka çıkardı. Birini bedenine sardı, birini de üzerine örttü. Sonra Fatıma'yı konuşturmaya çalıştı.

Fatıma (a.s) şehadet getirdi (kelime-i tevhidi söyledi) ve bu kadınlara selâm verdi. Kadınların her birini isim vererek selâmladı. Kadınlar ona gülümsediler. Dediler ki:

Ey Hatice! Temiz, pak, arı ve uğurlu olarak al onu. Ona ve soyuna bereket verilmiştir.

Hatice sevinçli ve güler yüzle çocuğunu aldı. Göğsünü verdi. Derhal sütü kaynamaya başladı.[18]

Hatice'nin bir çocuğu dünyaya geldiğinde onu sütanneye verirdi. Fatıma (a.s) doğduğunda ise, Hz. Hatice'den başka kimse onu emzirmedi.

 Doğum Tarihi

Tarihçiler, Hz. Fatıma'nın doğum tarihi hakkında ihtilâf etmişlerdir. Fakat İmamiyye Mezhebi tarihçileri arasında meşhur olan görüş, Hz. Fatıma'nın (a.s) bisetin beşinci senesinin cemaziyülâhır ayının yirminci gününe denk gelen cuma günü dünyaya geldiği yönündedir. Başka tarihçiler ise, biset-ten beş yıl önce doğduğunu söylemişlerdir.[19]

Ebu Basir, İmam Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed'den (a.s) şöyle rivayet eder:

Fatıma (a.s), Peygamberimizin (s.a.a) doğumunun (milâdının) kırk beşinci senesinin cemaziyülâhır ayının yirminci gününde dünyaya geldi. Mekke'de sekiz yıl, Medine'de ise on yıl kaldı. Babasının ölümünden yetmiş beş gün sonra, Hicret'in on birinci senesinin cemaziyülâhır ayının üçüncü gününe denk gelen salı günü vefat etti.[20]

Hz. Fatıma'nın isimleri şöyledir: Sıddıka: (çok tasdik eden); Hz. Fatıma (Allah' ı n selâm ı ona olsun) babasının sözlerini tasdik eder, onları davranışlarıyla da doğrulardı. Sözlerini eksiksiz yerine getirirdi. O, es-Sıddıkatu'l-Kübra idi. Torunu Sadık'tan (a.s) da rivayet edildiği gibi, asırlar onun marifeti ekseninde dönerler.[21]

Mübareke: Ondan çok hayır kaynaklandığı için bu ismi almıştır. Kur'ân onu Kevser diye isimlendirir. Bunun nedeni de Hz. Peygamber'in (s.a.a) soyunun onun aracılığıyla devam etmesidir.

O, tertemiz imamların anasıdır. O, Resul-i Ekrem'in temiz zürriyetinin anasıdır. İşte bu soyun çokluğu -ki Muhammedî (s.a.a) risaleti savunmuş, zalimlere ve sapmışlara karşı direnmenin yükünü üstlenmiş bir zürriyettir- çok hayır demektir ya da Allah'ın, Resul'üne verdiği çok hayrın en önemli göstergelerinden biridir. Nitekim Kevser Suresi'nde buna değinilir.

İbn Abbas, Peygamberimizin (s.a.a) şöyle dediğini rivayet eder:

Kızım Fatıma beşerî bir huridir. Hayız kanı görmez, Allah onu ve sevenlerini ateşten koruduğu için "Fatıma" adını almıştır.[22]

Resulullah (s.a.a) bir diğer hadiste de şöyle buyuruyor:

Fatıma, insan hurilerdendir. Cenneti özlediğimde, onu öperdim.[23]

Enes b. Malik'in annesi şöyle der:

Fatıma, on dördünde ay gibiydi. Ya da bulutların altından çıkan güneş gibiydi. Kızıla çalan bir beyazlığı vardı. Saçları simsiyahtı. İnsanlar içinde Resulullah'a (s.a.a) en çok benzeyen oydu.[24]

Her türlü kirden ve pislikten arındığı için "Tâhire" lakabı verilmişti. İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) da rivayet e-dildiği gibi, hayatının hiçbir gününde hayız ya da loğusalık kanı görmemiştir.[25] Nitekim Kur'ân-ı Kerim Tathir Ayeti'nde onun her türlü kirden temizlenmiş olduğuna tanıklık etmiştir.

Hz. Fatıma'nın (a.s) bir lakabı da "Raziye", bir diğeri de "Merziyye"dir. Çünkü o, kendisi için takdir edilen dünyanın acılarına, zorluklarına, musibetlerine ve bunlardan dolayı alacağı sevaba razıydı. Kur'ân-ı Kerim'in "İnsân Suresi"nde haber verdiği gibi, Rabbinin katında razı olunmuş biriydi. Rabbi, onun çabasından razı olmuş ve onu en büyük korkudan emin kılmıştı. O, haklarında: "Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar." buyurulanlardan biridir. Rabbinden çok korktuğundan kuşku yoktur; onun hayatı bunun tanığıdır.

"Muhaddese"; meleklerin konuştuğu kimse demektir. Melekler -peygamber olmadıkları hâlde- İmran kızı Meryem, Musa'nın annesi ve İbrahim'in karısı Sara -ki ona İshak'ı, ardından da Yakub'u müjdelemişlerdi- ile konuşmuşlardı.

Resulullah (s.a.a) ona, "Ümmü Ebîha" yani, "Babasının Anası" künyesini takmıştı. Bu, onun değerine, saygınlığına yönelik bir işaretti. Çünkü hiç kimseyi, Peygamberimiz, onu sevdiği kadar sevmiyordu. Hiç kimse Peygamber (s.a.a) yanında onun derecesine ve konumuna yetişememiştir. O da bir anne şefkatiyle Peygamber'i gözetiyordu.

Onun hakkında "Ümmü'l-Eimme" (İmamların Anası) künyesi de kullanılmıştır. Çünkü bütün İmamlar onun neslinden gelmiştir ve İmam Mehdi (a.s) de onun soyundandır.

[1]- Siretu'l-Eimmeti'l-İsna Aşer, Seyyid Haşim Maruf el-Hasanî

[2]- Siret-u İbn Hişam, 1/134, Daru'l-Marife basımı, Beyrut

[3]- Sîret-u Eimmeti'l-İsna Aşer, 1/42

[4]- Bundan da anlaşılıyor ki, Hatice, Hz. Peygamber'den (s.a.a) önce hiç evlenmemişti. Bundan önce bir veya iki müşrikle evlenmiş olsaydı, bunlara dair bir iz mutlaka bulunurdu. Belazurî'nin Ensabu'l-Eşraf adlı eserinde, Ebu'l-Kasım el-Kufî'nin el-İstiğase adlı eserinde anlattıkları ve başka kaynaklarda anlatılanlar bu gerçeği destekler niteliktedir. bk. es-Sahih Mine's-Sire, Amulî; Kâmil Bahaî, İmaduddin Taberî; Menakıb, İbn Şehraşub...

İbn Abbas'tan rivayet edilir ki, Hz. Hatice Hz. Peygamber efendimizle (s.a.a) evlendiği sırada 28 (yirmi sekiz) yaşındaydı. bk. Şezera-tu'z-Zeheb, 1/14; Ensabu'l-Eşraf, 1/98

[5]- age.

[6]- İbn Kesir Hz. Peygamber'in (s.a.a) Hz. Hatice ile evlenmesini muhaddisler arasında yaygın olarak rivayet edilen şekliyle anlattıktan sonra, bu rivayeti de aktarır. el-Bidaye ve'n-Nihaye, 2/361

[7]- Biharu'l-Envar,16/14; Tezkiretu'l-Havas, s.302

[8]- Biharu'l-Envar, 16/65

[9]- Biharu'l-Envar, 16/4

[10]- Tezkiretu'l-Havas, s.302, Necef basımı; Müsned-i İmam Ah-med, 1/143

[11]- Tezkirtu'l-Havas, s.303

[12]- age.

[13]- Sefinetu'l-Bihar, 2/570, tahkikli baskı

[14]- Zehairu'l-Ukba, Taberî, s.52; el-Müstedrek, Hâkim, 3/160, 185

[15]- Biharu'l-Envar, 16/10-11

[16]- Bundan maksat nafile namaz olsa gerektir.

[17]- Biharu'l-Envar, 16/79-80. Bu anlamda bir rivayeti Zehebî de Mizanu'l-İtidal adlı eserinin 3. cilt, 540. sayfasında zikretmiştir. Ayrıca bk. Hatib el-Bağdadî'nin Tarihi, 5/87; Zehairu'l-Ukba, Muhibbuddin Taberî, 54-55

 [18]- Delailu'l-İmame, s.8-9. Nüzhetu'l-Mecalis 2/227; Biharu'l-En-var, 16/80-81; el-Emalî, Şeyh Saduk, s.475.

[19]- Tezkiretu'l-Havas, Abdurrahman b. Cevzî, s.306, Nazmu Düre-ri's-Sımteyn, Muhammed b. Yusuf el-Hanefî, s.175; Zehairu'l-Ukba, Taberî, s.62; Makatilu't-Talibiyyin, Ebu'l-Ferec el-İsfahanî, s.30; Şiî kay-naklar: İbn Şehreaşub 3/357, Usul-i Kâfi, Kuleynî, 1/458, Biharu'l-En-var, 43/6-9.

[20]- Delailu'l-İmame, s.10

[21]- Biharu'l-Envar, 43/105; el-Menakıb, 3/233

[22]- Tarih-i Bağdad, 12/331, Hadis no: 6772; Kenzü'l-Ummal, 12/109

[5]- Tarih-i Hatib el-Bağdadî, 5/87; el-Gadîr, 3/18

[23]- el-Müstedrek, Hâkim, 3/161

[24]- Biharu'l-Envar, 43/19

[8]- Mâide, 119

[25]- Yenabiu'l-Mevedde, 2/83; Muntahabu'l-Eser, s.192; Kenzü'l-Ummal, 12/105.

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

09/12/2016 - 07:36 İmam Ali`ye (a.s) Göre Namaz

n

09/12/2016 - 06:56 İmam Mehdi'nin (a.f) İmametinin Başlangıç Yıldönümü

n

01/12/2016 - 09:58 Rebiyülevvel Ayının Fazileti

n

01/12/2016 - 09:12 Resulullah’ın (s.a.a) Hicreti ve Leylet'ul Mebit

n

28/11/2016 - 12:37 Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hayatına Kısa Bir Bakış

n

12/10/2016 - 08:04 Ayetullah Qumi Alulbeyt’i ziyaret etti

n

10/10/2016 - 11:40 Tasua Günü!

n

05/10/2016 - 07:38 Ayetullah Sistani’ye birtakım sorular yöneltildi. İşte o sorular ve cevapları

n

28/09/2016 - 09:26 Şehit İmam Hüseyin’in (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış

n

26/09/2016 - 10:10 Mübahele’nin İslam Tarihindeki Yeri ve Önemi

n

08/09/2016 - 13:24 Niçin ve Nasıl Namaz Kılmalıyız?

n

08/09/2016 - 12:23 Anne ve Babanın Görevleri

n

07/09/2016 - 10:44 İslam’a ve Diğer Dinlere Göre kadın

n

22/08/2016 - 13:08 İslam’da Süs ve Güzellik

n

22/08/2016 - 13:05 Hakka Giden Yol Nasıl Katledilir?

n

18/08/2016 - 09:02 Mucize Nedir?

n

18/08/2016 - 08:52 Kurân'da Geçen Günahlar

n

18/08/2016 - 08:47 Kurân-ı Kerim’in Yüce Makamı

n

08/10/2015 - 09:40 Mübahele Olayı

n

01/10/2015 - 06:59 Gadir-i Hum Olayı

n

17/09/2015 - 09:10 Ayetullah Sistani’den Tesliyet Mesajı

n

18/08/2015 - 07:55 Şehristani: Farklı Mezheplerin Kutsalları Aşağılanmamalı

n

30/07/2015 - 07:05 Şehristani Bamyan Eyaletindeki Medrese Öğrencilerini Ziyaret Etti

n

30/07/2015 - 07:02 Ayetullah Feyyaz Meşhet Kentinde Ulemayla Görüştü

n

28/07/2015 - 09:35 Toplumda Ailenin Önem Ve Konumu

n

28/07/2015 - 09:18 Güzel Ahlakın İyi, Kötü Ahlakın Olumsuz Yönleri

n

27/06/2015 - 08:18 Dua Adabı

n

27/06/2015 - 07:57 Kurân'da Geçen Günahlar

n

27/06/2015 - 07:54 Ayetullah Sistani’den Kınama Mesajı

n

18/06/2015 - 06:05 Ramazan Ayının Faziletleri

n

03/06/2015 - 13:32 Suudi Yazardan Ayetullah Sistani'ye Övgüler

n

02/06/2015 - 14:04 İmam Mehdi'nin (a.s) Mübarek Doğumu

n

23/05/2015 - 08:26 Hz. Abbas (a.s) Mübarek Doğumu

n

21/05/2015 - 11:18 İmam Hüseyin’in (a.s) Doğumu

n

21/05/2015 - 11:10 Şaban Ayının Amelleri

n

16/05/2015 - 08:08 Şehristani: Bencillikler Toplumdaki Sorunların Asıl Kaynağıdır

n

14/05/2015 - 07:54 İmam Musa Kâzım'ın (a.s) Şehadeti

n

08/05/2015 - 09:44 Recep Ayının Fazilet ve Önemi

n

20/04/2015 - 14:21 Recep Ayının Amelleri

n

20/04/2015 - 10:49 İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) Kısaca Hayatı

n

09/04/2015 - 13:31 Hz. Fatıma'nın (a.s) Doğumu

n

09/04/2015 - 07:09 Acaba Müstehap Gusülle Namaz Kılınır mı? İşte Cevabı…

n

03/04/2015 - 08:56 Kalp Huzuru, Namazın Ruhudur

n

23/03/2015 - 08:56 Namazın Anlam ve Önemi

n

23/03/2015 - 08:48 Dua İnsanı Yüceltir

n

13/03/2015 - 15:27 Hüccetü'l-İslam Mikail Gürel Orijinal Müminde Bulunan Özellikleri Açıkladı…

n

04/03/2015 - 08:25 Hz. Fatıma’nın (s.a) Şehadeti

n

24/02/2015 - 08:42 Hz. Zeyneb`in (s.a) Kısaca Hayatı

n

20/02/2015 - 14:22 Şehristani: İslamafobia ile Mücadele Tüm Olanaklar Kullanılmalı

n

09/02/2015 - 09:28 Türkler Iraklı Yetimleri Unutmadı

n

09/02/2015 - 09:23 Kurân’ın Bakışıyla Dünya

n

29/01/2015 - 09:14 İmam Hasan Askerî'nin Hayatı

n

28/01/2015 - 11:29 Alulbeyt Türkiye Sorumlusu Ayetullah Sistani’yi Ziyaret Etti

n

14/01/2015 - 13:00 Yine Onun Feraseti Fitne Ateşini Söndürdü

n

09/01/2015 - 12:20 Bayramınız Mübarek Olsun

n

06/01/2015 - 11:26 Ayetullah Şehristani: Sorunlarınızı Vekillerimiz Aracılığıyla Bize Bildirin

n

06/01/2015 - 11:01 Ayetullah Şehristani'den Vahdet ve Kardeşlik Vurgusu

n

05/01/2015 - 11:57 Ayetullah Sistani’den: Yağma Yasağı

n

02/01/2015 - 12:28 Kutlu Doğum ve Vahdet Haftası

n

02/01/2015 - 07:43 Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hayatına Kısa Bir Bakış

n

23/12/2014 - 08:28 İran Meclis Başkanı Ayetullah Sistani’yi Ziyaret Etti

n

22/12/2014 - 10:00 İmam Rıza’nın (a.s) Şehadeti

n

20/12/2014 - 07:51 İran Sağlık Bakanı, Seyit Cevat Şehristani’yi Ziyaret Etti

n

18/12/2014 - 09:57 Berlin’de görkemli Erbein Programı

n

28/11/2014 - 07:50 Ayetullah Şehristani: Neden Şiilerin Öldürülmesine Dünyadan Bir İtiraz Yok?

n

25/11/2014 - 10:56 Merceiyetin Sesi/Şii Merceiyetin Irak’taki Rolü

n

15/11/2014 - 11:23 Erbain’de Kerbela’ya Gitmek İsteyenlerin Dikkatine!

n

08/11/2014 - 07:47 Ayetullah Hamanei’nin Vekili Alulbeyt’i Ziyaret Etti

n

08/11/2014 - 07:28 Ayetullah Hamanei’nin Vekili Aşura Çadırı’nı Ziyaret Etti

n

05/11/2014 - 11:03 Kars`ta Aşura Kardeşlik Çadırı

n

01/11/2014 - 07:24 Aşura

n

01/11/2014 - 06:40 Aşura Gecesi

n

25/10/2014 - 06:59 Muharrem Ayı

n

12/10/2014 - 08:27 Gadir-i Hum Olayı

n

24/09/2014 - 09:42 İmam Cevad’ın (a.s) Şahadeti

n

12/09/2014 - 10:48 Ayetullah Şehristani: Havzanın Tek Derdi Ehlibeyt Maarifini Yaymaktır

n

10/09/2014 - 07:18 Ayetullah Şehristani İslam İnkılabı Rehberini Ziyaret Etti

n

06/09/2014 - 08:53 İmam Rıza'nın (a.s) Doğumu

n

03/09/2014 - 09:29 Kurân ve Sünnet Açısından Evlat

n

21/08/2014 - 12:40 İmam Cafer Sadık’ın (a.s) Şehadeti

n

14/08/2014 - 13:52 Kalp Huzuru, Namazın Ruhudur

n

11/08/2014 - 10:14 Dinî Eğitimde Annenin Sorumluluğu

n

11/08/2014 - 10:05 Hz. Hamza’nın (a.s) Şehadeti Yıldönümü

n

11/08/2014 - 09:29 Uhud Savaşı

n

28/07/2014 - 19:16 Aytullah Sistani: Yarın (Salı) Ramazan Bayramıdır

n

21/07/2014 - 10:21 Hz. Ali ve Hz. Hatice Alulbeyt’te Anıldı

n

17/07/2014 - 09:43 Mihrab Şehidi İmam Ali (a.s)

n

09/07/2014 - 07:58 Alulbeyt Vakfı’ndan Kınama Mesajı

n

30/06/2014 - 13:23 Ramazan Ayının Amel ve Duaları

n

30/06/2014 - 13:02 Günün Çok Uzun Olduğu Ülkelerdeki Müslümanların Orucu

n

28/06/2014 - 08:49 Ramazan Ayının Faziletleri

n

16/06/2014 - 13:47 Ayetullah Seyyid Ali Sistani: Irkçı Yaklaşımlardan Uzak Durun

n

11/06/2014 - 09:31 Ayetullah Sistani Neyneva ve Musul Olaylarından Endişeli

n

11/06/2014 - 08:53 İmam Mehdi'nin (a.f) Kutlu Doğumu

n

03/06/2014 - 07:50 İmam Zeynelabidin’in Hayatına Kısa Bir Bakış

n

02/06/2014 - 09:31 Ebu Talib Alulbeyt'te Anıldı

n

31/05/2014 - 09:36 Nübüvvet ve İmametin Babası Hz. Ebu Talib Alulbeyt’te Anıldı

n

31/05/2014 - 06:40 Şaban Ayının Fazilet ve Önemi

n

27/05/2014 - 07:44 Ahlâk İlminin Faydası

n

27/05/2014 - 07:38 Resulullah'ın (s.a.a) Bi'seti

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

19 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim