Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 
 
İslam’a ve Diğer Dinlere Göre kadın
 
 

07/09/2016

Kadın hakkında İslamî kaynaklara müracaat edenler ve hatta buraya kadar yazılanları okuyan muhterem okuyucular, şimdiye kadar şunu anlamış olmalılar:

İslam, kadının kendini kocasına ve çocuklarına adamasını, koca ve çocukların da kendilerini ona adamalarını tavsiye eder. Oysaki başkalarına göre kadın herkesin olmalı, kimse onun olmamalıdır.

İslam, kadın yaşlandığında bile kocası, çocukları ve torunlarıyla baş başa olmasını, bu ailenin onun etrafında pervane olmasını, ona saygı göstermesini, onun da bunları görüp lezzet almasını, ev kadını ve çocuk sahibi olmanın verdiği hazla (ölüm vakti geldiğinde) huzur içinde Rabbine kavuşmasını istemektedir.

Ne mutlu şu kadına, ancak kocasıyla mutludur

Kadın, koca ve evlat, işte en güzel tablo budur

Ama başka mekteplerde, eğer kadınlar onların tuzaklarından kurtulmuşsa onlardan iki çocuktan fazla çocuk yapmamaları, kendi ürünleri olan öldürücü hapları kullanmaları, kürtaj yapmaları ve sürekli sinirleri alt-üst eden depresyon hapları kullanmaları, bu haplara bağımlı olmaları, yaşlandıklarında cadde ve sokaklarda sürünmeleri veya evlerde fesadın teşvikçisi olmaları, sonuç olarak da inzivaya çekilip yalnız ve verimsiz bir şekilde ölmeleri istenmektedir.

Günümüz emperyalistleri, önce kadını hicabından uzaklaştırarak, sonra evinden ve istirahatgâhından çıkararak, sonra da onları masa başında oturtarak onları sömürüyorlar. Böylece kadın makyaja, modaya ve kendini sergilemeye düşkün bir hâle geliyor. Üstelik tüm bu faaliyetler, kadına yabancı olan bir kültürle gerçekleştiriliyor.

Masum ve sade yapılı kadınlarsa bu hilelere aldanıp onların oyuncağı hâline geliyor, onlar için kazanç getiren pazara dönüşüyor ve onların heveslerinin kurbanı oluyorlar. Bu tür oyunlara aldanan kadınlar, ne yazık ki kendilerini daha medenî ve daha çağdaş olarak görüyorlar.

Bu sahtekâr haramiler, milyonlarca saf kadını, bilinen aldatıcı propagandalarıyla, eşitlik ve özgürlük adı altında "hanımefendi" lakabını, "beyefendi" lakabının önüne geçirerek aldatıyor, onları annelik kimliğinden uzaklaştırıp kendi zevk tuzaklarına düşürüyorlar.

İslam'ın, "Evlenecek kişi kadının ayağına gitmeli, onu evinden istemeli" diyerek değer verdiği kadını, sokağa çıkmaya ya da işe gitmeye mecbur ederek kendilerini sergilemek suretiyle koca bulmaya zorluyorlar. Oysaki İslam, kadını "Allah'ın emaneti ve Peygamber'in mahbubesi" olarak görüyor, ona hiçbir inanışın vermediği saygı ve izzeti bahşediyor, kadınları çiçeğe benzetiyor. İslam, kadının paha biçilmez bir inci gibi sedefinin içinde kalmasını istemektedir. Ne var ki günümüz materyalist dünyası, kadınları sedeflerinin içinden çıkarmış, kalbi bozuk insanların kötü emellerinin kurbanı hâline getirmiştir.

Düşünüyorum da; kadının, kocasının gölgesinde ve çocuklarının arasında izzetiyle yaşamasını isteyen İslam'a karşın nasıl olur da bu varlıklar göz göre göre adeta bir mal gibi ona-buna paylaştırılır? Şu melek kadar masum varlığın durumu vicdan sahibi her insanın yüreğini yakmaz mı?

Emperyalistler özgürlük, eşitlik ve medeniyet gibi kavramların tebligatını yaparak kadınların beynini öylesine yıkıyorlar ki ya kızlar evlenmiyor, ya evli kadınlar boşanıyor ya da işlerini evliliğe ve çocuk yetiştirmeye tercih ediyorlar. Böylece kendilerine merhametli insan süsü vermiş şehvetperestlerin tuzağına düşüyorlar.

Bu sahtekârlar öyle propaganda yapıyorlar ki, Allah'ın ve Peygamberinin (s.a.a) sözleri bu temiz yaratılışlı kadınların kulağına ulaşmıyor bile. Tüm bunları, en baştan, İslamî öğretileri kötü ve çirkin göstererek, onları tahrif veya sansür ederek ya da İslam önderlerini kadın düşmanı olarak tanıtarak yapıyorlar.

Onlar sömürgecilik tezlerini kadına egemen olma ve onu bir araç olarak kullanma tezi üzerine kurmuşlardır. Zira kadın, evinin müdürü, dekoru, mutfağı, elbisesi ve süsüdür. Bunun için gerekli olan her şey ise sömürgecilerin fabrikalarında üretilmektedir. Bu aç gözlü habis kimseler, ilahî öğretilerin bu temiz varlıklara "olduğu gibi" ulaşmasına engel olmasalar, inanıyorum ki onlar bu öğretileri kabul edeceklerdir.

Ömür boyu aynı erkekle yaşamayı, sıcak ve sevgi dolu bir yuvaya sahip olmayı ve ailenin biricik büyük annesi olmayı hangi kadın istemez? Bunlar mı daha iyi, yoksa başka yollara gitmek mi?

"Birbirine aykırı Rabler mi daha hayırlı, yoksa bir ve her şeye üstün olan Allah mı?"[1]

Kısacası, İslam; merhametli, sevgi dolu, gerçekçi ve açık sözlü olduğu için riyakâr sömürgecilerin aksine kadınlara şunu tavsiye eder: Kocanız için süslenin, başkaları için değil; kocanızın kalbini kazanın, başkalarınınkini değil; kendi evinize ve yuvanıza bağlanın, gözünüz başka yerlerde olmasın. Kocanıza sıcak davranın ve ona sevgiyle yaklaşın ki o da sizdeki eksiklikleri başka kadınlarda aramasın.

Kadın tatlı dili, güzel davranışları ve aşk gibi sağlam iplerle kocasının gözünü, kulağını, kalbini, elini ve ayağını kendine bağlayabilir. Böylece şehvetperest, zayıf iradeli, heva ve hevesine düşkün erkeklerin dışında kimse karısından ve yuvasından başka kimseye yönelmez. (Kadının bu çabalarına rağmen yuvasını küçümseyen ve başkalarına yönelen erkekler varsa, bu kimseler için ancak "Allah o kadını böyle bir erkeğin elinden kurtarsın!" deriz.)

İslam'ın kadın hakkındaki önerilerinin tümünü mütalaa eden bir kimse, hiç kuşkusuz şunları görecektir: Kadın çekici olduğu için ya evinden fazla dışarı çıkmamalı ya da akraba ziyareti, tedavi vb. zorunluluklar için dışarı çıktığında kendisini çekici hâle getirmemeli, cazibesini örtmelidir. Erkeklerin ona karşı bakışları, diğer erkek çocuklara veya eşyalara olduğu gibi olmalı, kadının yürümesi dahi hiçbir şekilde dikkat çekmemelidir.

Bütün bunlar İslam'ın, kadının yalnız kocasına, kocanın da yalnız karısına ait olduğunu öngörmesinden kaynaklanır. Koca sadece kendi karısını (üstelik bakımlı ve süslenmiş olarak) görse, diğer kadınlar örtünme kurallarına riayet ettiği sürece ona çekici gelmeyecek, kendi karısını adeta bir melek gibi görecek ve böylece şehveti başka şeylere yönelmeyecektir. İşte bu, İslam'ın siyasetidir.

Sömürgecilerin siyaseti ise, sadece bir zümrenin gönlünü hoş etmek için bütün incileri sedeflerinden çıkarmak, onlara müşteri bulmak, geri kalanını ise değersiz saymak ve her şeyden yoksun bırakmaktır.

Ey dünyanın akıllı ve uyanık kadınları! Bunlardan hangisi daha iyidir? Düşünün ve kendiniz karar verin. Eğer kadınların erkekler tarafından kandırıldığını ve kullanıldığını söylemesek bile, en azından şunu söyleyebiliriz:

Onlardan bazıları ilahî hükümlerden uzaklaşıp sömürgeci kötülüğe yönelmiş, şahsî meselelerini bir cinsin menfaatlerine tercih etmiş ve bu cinsin menfaatini kendi şahsî menfaatine feda etmişlerdir. Zira kendi kendine, "Ben, güzel ve çekiciyim; sokakta ya da çalıştığım yerde kendime daha iyi bir koca bulabilirim" diye düşünen bir kadın kendisi için faydalı olabilir, ama başka kadınlar için zarara ve felakete neden olur. Çünkü karısı onun kadar güzel olmayan erkekler böyle birini çarşıda veya iş yerinde bu şekilde görecek olursa, (en azından bazı erkekler) kendi eşlerinden soğuyacak, onlara ilgi göstermeyeceklerdir. Evlenmeyen gençler ise, onun gibi güzel birini buluncaya dek bekleyeceklerdir. Bu süre içerisinde de ne kadar günah işler ve fesada düşerler, Allah bilir.

İslam der ki; kadının hal, hareket ve davranışları öylesine bayağı ve cazibesiz olmalı ki, bir erkek onu gördüğünde karısıyla onun arasında herhangi bir kıyas yapmamalı, hatta onu görenin dikkatini asla çekmemeli, kafasını karıştırmamalı, bir an bile olsun aklına ve yaşamına girmemelidir.

İnsanlık âleminin en büyük hilesi, erkeklerin kadınlara reva gördüğü bu hiledir desek, belki de abartmış olmayız. Dinlerine bağlı, Müslüman iffetli kadınların dışında, milyonlarca kadın eğer bu aldatmacayı ve sömürgeci kültürü kabul etmeseydi, kadınların akıllarının zayıf olduğu görüşünün doğruluğu hakkında şüphe edebilirdik.

Oysaki inançlı ve Müslüman kadınlar kalkıp da kocalarına "İslam bizim için dışarıda çalışmayı uygun görmüyor, evin geçimini sen sağlamak zorundasın?" bile demiyorlar. (Hatırlatmak gerekir ki, İslam kadının çalışmasına karşı değildir.) Veya gayrimüslim kadınlar, kocalarına "Çocuk rahmimize düştüğü andan itibaren onları karnımızda taşımak, doğurmak, dil öğretmek, tehlikelerden korumak, okula göndermek ve onunla ilgilenmek,  en az siz erkeklerin bir ömür dışarıda çektiği sıkıntı kadar zahmetli bir iştir. Üstelik biz sadece bir çocuk doğurmuyoruz. Onları dünyaya getirmekle kalmıyor, eğitiyoruz da…

Bunların yanı sıra bir de dışarıda erkeklerle mücadele edecek güçte değiliz. Bu, bize zulümdür, haksızlıktır. Bizim güzellikle üstesinden geldiğimiz bu işlerden siz erkekler acizsiniz. O halde neden başka bir iş daha üstlenelim ki?" demiyorlar. Eğer bu tür sorular sormuş olsalardı, onlara ne cevap verilirdi, merak ediyorum doğrusu…

Bazı şehvet düşkünü erkekler kadınları tuzağa düşürmek için safsatalara başvuruyor, hatta daha da öteye geçerek, bilimsel gerçekleri görmezden geliyorlar. Diyorlar ki; "Kadınlar örtülü bir şekilde erkeklerin karşısına çıkacak olursa, kuşkusuz erkekler onlara karşı daha istekli olacak, merakları daha da artacaktır. Ama örtülerinden çıkacak ve açılacak olsalar, onları gören erkekler bu yolla tatmin olacak, tahrik ve şehvet olayı da ortadan kalkacaktır." Ama bu şehvetperestlerin kendileri de pekâlâ yalan söylediklerini biliyorlar. Çünkü cinsel istekler, heyecan verici sahneler karşısında doyuma ulaşmaz, bilakis tahrik olurlar.

Burada "arı ile üzüm" benzetmesini yapabiliriz. Nitekim arı, iğnesini üzüme sokmadıkça doymaz. Öyleyse üzümü görmemelidir. Ya da gördüğü takdirde nasıl doyuma ulaşacağı ortadadır.

Bakınız, Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda ne buyurmuştur: "Böyle sahneler gördüğünüzde helaliniz olan eşinizin yanına gidin. Sonra gusledin ve dışarı çıkın. Daha sonra da içiniz rahat bir şekilde işinizle meşgul olun."

Bir başka materyalist de şöyle diyor: "İnsan daima tekâmül ve ilerleme hâlindedir. Bir yolda ilerleyen kimse orada zarar görürse, bir daha aynı yolu takip etmez. Dolayısıyla attığı her adım bir önceki adıma göre daha iyidir. Her zaman için ikinci yol, birinci yoldan; üçüncü yol da ikinci yoldan daha iyidir.

Kadınlar Sanayi Devrimi'nden önce kısıtlı yaşıyorlar ve günlerini evlerine kapanarak geçiriyorlardı. Devrimden sonra bu sınırı aşarak erkeklerle aynı safta olmaları gerektiğini ve bunun kendileri için daha iyi olacağını anladılar. Aslına bakılırsa bu, tekâmül ve ilerleme yolunda atılmış bir adımdır. Artık onları geri döndürmek ve yeniden eve kapatmak doğru olmaz."

Bu şüpheyi şöyle cevaplayabiliriz:

1-Bu, kadınlar tarafından yapılan bir tercih değildi. Şehvetperest sömürgeciler kendi cinsel isteklerini tatmin etmek için böyle bir aldatmacaya başvurdular.

2-Atılan her adım, her zaman için bir öncekinden daha ileride yer almaz. Çoğu zaman insan yanlış yapar ve "Kendim ettim, kendim buldum" der. Tövbe etmek, pişman olmak ve özür dilemek de vardır. Belki şaşıracaksınız, ama insan bazen yüz elli yıl yaşar ve tüm ömrünü yanlış bir yolda geçirir.

Materyalistlere göre insan daima orta yolda olmalıdır. Mutlak tekâmül, insan için mümkün değildir. Oysaki felsefeye göre mutlak tekâmül birdir, o da Allah'tır.

Biz, burada, materyalistleri muhatap aldığımız için onlara geçmiş dersleri tekrar gözden geçirmelerini, aklî ve naklî delilleri okumalarını, bunları kendi delilleriyle karşılaştırmalarını ve daha sonra insaflı bir şekilde hüküm vermelerini öneriyoruz.

Bazıları da diyor ki; "Günümüz dünyası, birtakım İslamî sınırları ortadan kaldırarak kadın ve içgüdü meselesini tamamen halletmiştir. Kızlarla erkekler aynı havuzda yüzseler de anne-babalar hiçbir şekilde kızları için endişe etmiyorlar. Kadınlar erkeklerle beraber kapalı kapıların ardında yalnız kalabiliyorlar. Evli olanlar için kocaları bundan rahatsızlık duymuyorlar. İslamî toplumlarda bu tür şeyler endişe yaratsa da gayri İslamî toplumlarda bu tür şeylere rastlanmaz. Kadınlar ve erkekler bütün endişelerden uzak, kendi işleri ve yaşamlarıyla meşgul haldeler."

Esefle söylemek gerekir ki bu tür sözleri sözüm ona Müslüman olarak bilinen kimselerden de duyabiliyoruz. Onlar, bu düşünceyi kınayacakları yerde daha da övüyorlar. Elbette ki tüm bu sorunların ortadan kalkması için sadece endişe etmemek yeterlidir. Biz de görüyor ve kabul ediyoruz; o kültürü kabul eden erkeklerin eşleri bir gece eve hiç gelmediğinde endişe etmiyorlar. Kızlar erkeklerle birlikte bir hafta yolculuğa çıksalar anne-babalar bundan rahatsızlık duymuyorlar. Çünkü ne de olsa hamileliği önleyici haplar var! Günümüz atom çağında bakire olmamanın, erkeklerle dans etmenin ve gayrimeşru çocuklar doğurmanın ne gibi kötü ve çirkin bir yanı olabilir ki? Öyleyse onca endişeye ne hacet?

Başkalarının izni olmadan düşünemeyenlerle işimiz olmaz; onlar gerçekten kişiliklerini kaybetmiş ve tam manasıyla taklitçi olmuşlardır. Cinsel sorunları halletmenin ekonomik sorunları halletmek anlamına geldiğini bile bilmiyorlar.

Bazıları, "Komünist ülkelerde faiz, hırsızlık, fakirlik ve dilencilik yoktur" diyor. Belki de doğru değildir, ama şu bir gerçek ki, o ülkelerin insanları özgür düşünceden, yaratıcılıktan, yüksek hedefler gütmek gibi insaniyetin gerçeği olan ayrıcalıklardan yoksundurlar. Ancak parti başkanlarının istekleri doğrultusunda düşünmek zorundadırlar.

Cinsel istekler konusuna gelince; günümüz dünyası endişe konusunu halletmiş olabilir. Ama insanoğlunu asalet, iffet, necabet ve kıskançlık gibi kavramlardan uzaklaştırmaktan da geri kalmamıştır. Bu mekteplerde insan denen varlığın tek muhtevası vardır; o da karın ve karın altıdır. Onlar için iffet, kıskançlık ve necabet herhangi bir anlam ifade etmez. Bu kelimeler lügatlerinden tamamen silinmiştir.

Onlara, "İnsanlık tarihi Hz. Meryem (s.a) ve Hz. Yusuf'un (a.s) iffetini övmüş, Züleyha vb. kadın-erkek şehvet düşkünlerini de kınamıştır" deseniz, gülüp geçer ve başlarını sallayarak adeta şu cümleleri ima etmeye çalışırlar: "Bugün milyonlarca kadın Züleyha'nın izinden gidiyor ve bir o kadar da erkek onların peşinden… Siz de kalkmış asırlar önce yaşanan Yusuf ile Züleyha'nın iyi ya da kötü, yaptıklarından bahsediyorsunuz!" Benlikten uzaklaşmanın ve başkalarının izni olmadan düşünememenin anlamı işte budur.

Evet, doğuyla batının sözde aydınları, ellerine düğümlerle dolu bir ip yumağı geçirmiş, düğümlü yerlerini makasla kesmiş ve böylece elde ettikleri binlerce parçayı insanlara sunarak "Biz bütün sorunları çözdük" demişler. İlahî insanlar gibi sabır gösterip ipin ucunu bulsalardı da, düğümleri teker teker çözüp yumağı parçalamadan teslim etmek hünerini gösterselerdi ya! İnanın, insanlığın, onların yanında bir ip yumağı kadar dahi değeri yoktur. Birçok insan onların fabrikalarında sadece ip yumaklarını üretmekle zamanlarını harcıyor. Başka da hiçbir faktörleri yok… Asla etki edemiyorlar ve belki de etmemeleri de gerekiyor…

İslam'ın, cinsel sorunları adım adım, en ince detaylarına kadar nasıl hallettiğini öğrenmek isteyenler, hiç olmazsa bu kitapta nakledilen hadisleri okusunlar.

 



[1]-Yusuf, 39.

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

09/12/2016 - 07:36 İmam Ali`ye (a.s) Göre Namaz

n

09/12/2016 - 06:56 İmam Mehdi'nin (a.f) İmametinin Başlangıç Yıldönümü

n

01/12/2016 - 09:58 Rebiyülevvel Ayının Fazileti

n

01/12/2016 - 09:12 Resulullah’ın (s.a.a) Hicreti ve Leylet'ul Mebit

n

28/11/2016 - 12:37 Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hayatına Kısa Bir Bakış

n

12/10/2016 - 08:04 Ayetullah Qumi Alulbeyt’i ziyaret etti

n

10/10/2016 - 11:40 Tasua Günü!

n

05/10/2016 - 07:38 Ayetullah Sistani’ye birtakım sorular yöneltildi. İşte o sorular ve cevapları

n

28/09/2016 - 09:26 Şehit İmam Hüseyin’in (a.s) Hayatına Kısa Bir Bakış

n

26/09/2016 - 10:10 Mübahele’nin İslam Tarihindeki Yeri ve Önemi

n

08/09/2016 - 13:24 Niçin ve Nasıl Namaz Kılmalıyız?

n

08/09/2016 - 12:23 Anne ve Babanın Görevleri

n

07/09/2016 - 10:44 İslam’a ve Diğer Dinlere Göre kadın

n

22/08/2016 - 13:08 İslam’da Süs ve Güzellik

n

22/08/2016 - 13:05 Hakka Giden Yol Nasıl Katledilir?

n

18/08/2016 - 09:02 Mucize Nedir?

n

18/08/2016 - 08:52 Kurân'da Geçen Günahlar

n

18/08/2016 - 08:47 Kurân-ı Kerim’in Yüce Makamı

n

08/10/2015 - 09:40 Mübahele Olayı

n

01/10/2015 - 06:59 Gadir-i Hum Olayı

n

17/09/2015 - 09:10 Ayetullah Sistani’den Tesliyet Mesajı

n

18/08/2015 - 07:55 Şehristani: Farklı Mezheplerin Kutsalları Aşağılanmamalı

n

30/07/2015 - 07:05 Şehristani Bamyan Eyaletindeki Medrese Öğrencilerini Ziyaret Etti

n

30/07/2015 - 07:02 Ayetullah Feyyaz Meşhet Kentinde Ulemayla Görüştü

n

28/07/2015 - 09:35 Toplumda Ailenin Önem Ve Konumu

n

28/07/2015 - 09:18 Güzel Ahlakın İyi, Kötü Ahlakın Olumsuz Yönleri

n

27/06/2015 - 08:18 Dua Adabı

n

27/06/2015 - 07:57 Kurân'da Geçen Günahlar

n

27/06/2015 - 07:54 Ayetullah Sistani’den Kınama Mesajı

n

18/06/2015 - 06:05 Ramazan Ayının Faziletleri

n

03/06/2015 - 13:32 Suudi Yazardan Ayetullah Sistani'ye Övgüler

n

02/06/2015 - 14:04 İmam Mehdi'nin (a.s) Mübarek Doğumu

n

23/05/2015 - 08:26 Hz. Abbas (a.s) Mübarek Doğumu

n

21/05/2015 - 11:18 İmam Hüseyin’in (a.s) Doğumu

n

21/05/2015 - 11:10 Şaban Ayının Amelleri

n

16/05/2015 - 08:08 Şehristani: Bencillikler Toplumdaki Sorunların Asıl Kaynağıdır

n

14/05/2015 - 07:54 İmam Musa Kâzım'ın (a.s) Şehadeti

n

08/05/2015 - 09:44 Recep Ayının Fazilet ve Önemi

n

20/04/2015 - 14:21 Recep Ayının Amelleri

n

20/04/2015 - 10:49 İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) Kısaca Hayatı

n

09/04/2015 - 13:31 Hz. Fatıma'nın (a.s) Doğumu

n

09/04/2015 - 07:09 Acaba Müstehap Gusülle Namaz Kılınır mı? İşte Cevabı…

n

03/04/2015 - 08:56 Kalp Huzuru, Namazın Ruhudur

n

23/03/2015 - 08:56 Namazın Anlam ve Önemi

n

23/03/2015 - 08:48 Dua İnsanı Yüceltir

n

13/03/2015 - 15:27 Hüccetü'l-İslam Mikail Gürel Orijinal Müminde Bulunan Özellikleri Açıkladı…

n

04/03/2015 - 08:25 Hz. Fatıma’nın (s.a) Şehadeti

n

24/02/2015 - 08:42 Hz. Zeyneb`in (s.a) Kısaca Hayatı

n

20/02/2015 - 14:22 Şehristani: İslamafobia ile Mücadele Tüm Olanaklar Kullanılmalı

n

09/02/2015 - 09:28 Türkler Iraklı Yetimleri Unutmadı

n

09/02/2015 - 09:23 Kurân’ın Bakışıyla Dünya

n

29/01/2015 - 09:14 İmam Hasan Askerî'nin Hayatı

n

28/01/2015 - 11:29 Alulbeyt Türkiye Sorumlusu Ayetullah Sistani’yi Ziyaret Etti

n

14/01/2015 - 13:00 Yine Onun Feraseti Fitne Ateşini Söndürdü

n

09/01/2015 - 12:20 Bayramınız Mübarek Olsun

n

06/01/2015 - 11:26 Ayetullah Şehristani: Sorunlarınızı Vekillerimiz Aracılığıyla Bize Bildirin

n

06/01/2015 - 11:01 Ayetullah Şehristani'den Vahdet ve Kardeşlik Vurgusu

n

05/01/2015 - 11:57 Ayetullah Sistani’den: Yağma Yasağı

n

02/01/2015 - 12:28 Kutlu Doğum ve Vahdet Haftası

n

02/01/2015 - 07:43 Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hayatına Kısa Bir Bakış

n

23/12/2014 - 08:28 İran Meclis Başkanı Ayetullah Sistani’yi Ziyaret Etti

n

22/12/2014 - 10:00 İmam Rıza’nın (a.s) Şehadeti

n

20/12/2014 - 07:51 İran Sağlık Bakanı, Seyit Cevat Şehristani’yi Ziyaret Etti

n

18/12/2014 - 09:57 Berlin’de görkemli Erbein Programı

n

28/11/2014 - 07:50 Ayetullah Şehristani: Neden Şiilerin Öldürülmesine Dünyadan Bir İtiraz Yok?

n

25/11/2014 - 10:56 Merceiyetin Sesi/Şii Merceiyetin Irak’taki Rolü

n

15/11/2014 - 11:23 Erbain’de Kerbela’ya Gitmek İsteyenlerin Dikkatine!

n

08/11/2014 - 07:47 Ayetullah Hamanei’nin Vekili Alulbeyt’i Ziyaret Etti

n

08/11/2014 - 07:28 Ayetullah Hamanei’nin Vekili Aşura Çadırı’nı Ziyaret Etti

n

05/11/2014 - 11:03 Kars`ta Aşura Kardeşlik Çadırı

n

01/11/2014 - 07:24 Aşura

n

01/11/2014 - 06:40 Aşura Gecesi

n

25/10/2014 - 06:59 Muharrem Ayı

n

12/10/2014 - 08:27 Gadir-i Hum Olayı

n

24/09/2014 - 09:42 İmam Cevad’ın (a.s) Şahadeti

n

12/09/2014 - 10:48 Ayetullah Şehristani: Havzanın Tek Derdi Ehlibeyt Maarifini Yaymaktır

n

10/09/2014 - 07:18 Ayetullah Şehristani İslam İnkılabı Rehberini Ziyaret Etti

n

06/09/2014 - 08:53 İmam Rıza'nın (a.s) Doğumu

n

03/09/2014 - 09:29 Kurân ve Sünnet Açısından Evlat

n

21/08/2014 - 12:40 İmam Cafer Sadık’ın (a.s) Şehadeti

n

14/08/2014 - 13:52 Kalp Huzuru, Namazın Ruhudur

n

11/08/2014 - 10:14 Dinî Eğitimde Annenin Sorumluluğu

n

11/08/2014 - 10:05 Hz. Hamza’nın (a.s) Şehadeti Yıldönümü

n

11/08/2014 - 09:29 Uhud Savaşı

n

28/07/2014 - 19:16 Aytullah Sistani: Yarın (Salı) Ramazan Bayramıdır

n

21/07/2014 - 10:21 Hz. Ali ve Hz. Hatice Alulbeyt’te Anıldı

n

17/07/2014 - 09:43 Mihrab Şehidi İmam Ali (a.s)

n

09/07/2014 - 07:58 Alulbeyt Vakfı’ndan Kınama Mesajı

n

30/06/2014 - 13:23 Ramazan Ayının Amel ve Duaları

n

30/06/2014 - 13:02 Günün Çok Uzun Olduğu Ülkelerdeki Müslümanların Orucu

n

28/06/2014 - 08:49 Ramazan Ayının Faziletleri

n

16/06/2014 - 13:47 Ayetullah Seyyid Ali Sistani: Irkçı Yaklaşımlardan Uzak Durun

n

11/06/2014 - 09:31 Ayetullah Sistani Neyneva ve Musul Olaylarından Endişeli

n

11/06/2014 - 08:53 İmam Mehdi'nin (a.f) Kutlu Doğumu

n

03/06/2014 - 07:50 İmam Zeynelabidin’in Hayatına Kısa Bir Bakış

n

02/06/2014 - 09:31 Ebu Talib Alulbeyt'te Anıldı

n

31/05/2014 - 09:36 Nübüvvet ve İmametin Babası Hz. Ebu Talib Alulbeyt’te Anıldı

n

31/05/2014 - 06:40 Şaban Ayının Fazilet ve Önemi

n

27/05/2014 - 07:44 Ahlâk İlminin Faydası

n

27/05/2014 - 07:38 Resulullah'ın (s.a.a) Bi'seti

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

25 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim