Siz Aleviler İmam Ali Hareminin (Türbesinin) Güvercinleri idiniz
Uçurdular Sizi Buralardan
Artık Geri Dönme Vaktiniz Gelmedi mi?
Ayetullah Sistani:

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 
 
Bakara 221
 
 
Ra­gıp İs­fa­ha­nî, el-Müf­re­dat ad­lı ese­rin­de der ki: "Ni­kâh" kav­ra­mı, as­lın­da ev­li­lik ak­di an­la­mı­na ge­lir. Da­ha son­ra, cin­sel iliş­ki an­la­mın­da kul­la­nıl­mış­tır. Ke­li­me­nin as­lın­da "cin­sel iliş­ki" an­la­mı­nı ifa­de et­miş ol­ma­sı imkân­sız­dır.

30/03/2009

 

AYETİN MEALİ

221- Müş­rik ka­dın­la­rı, iman edin­ce­ye ka­dar nikâh­la­ma­yın; iman eden bir ca­ri­ye, -ho­şu­nu­za git­se de- müş­rik bir ka­dın­dan da­ha ha­yır­lı­dır. Müş­rik er­kek­le­ri de iman edin­ce­ye ka­dar nikâh­la­ma­yın; iman eden bir kö­le, -ho­şu­nu­za git­se de- müş­rik bir er­kek­ten da­ha ha­yır­lı­dır. On­lar ate­şe ça­ğı­rır­lar. Al­lah ise ken­di iz­niy­le cen­ne­te ve mağ­fi­re­te ça­ğı­rır. O, in­san­la­ra ayet­le­ri­ni açık­lar. Umu­lur ki öğüt alıp dü­şü­nür­ler.

AYETİN AÇIKLAMASI
Müş­rik ka­dın­la­rı, iman edin­ce­ye ka­dar ni­kâh­la­ma­yın.
Ra­gıp İs­fa­ha­nî, el-Müf­re­dat ad­lı ese­rin­de der ki: "Ni­kâh" kav­ra­mı, as­lın­da ev­li­lik ak­di an­la­mı­na ge­lir. Da­ha son­ra, cin­sel iliş­ki an­la­mın­da kul­la­nıl­mış­tır. Ke­li­me­nin as­lın­da "cin­sel iliş­ki" an­la­mı­nı ifa­de et­miş ol­ma­sı imkân­sız­dır. Çün­kü "cin­sel iliş­ki'yi ifa­de eden bü­tün isim­ler ki­na­ye tü­rün­den­dir. Bu­nun ne­de­ni de, tıp­kı cin­sel iliş­ki­ye gir­me­nin man­za­ra ola­rak tik­sin­di­ri­ci ol­ma­sı gi­bi, doğ­ru­dan sö­z e­dil­me­si de tik­sin­di­ri­ci­dir. Ha­ya­sız­lık ama­cın­da ol­ma­yan bir kim­se­nin, tik­sin­di­ri­ci bul­du­ğu bir şe­yi ifa­de eden bir is­mi, gü­zel gör­dü­ğü bir şe­yi ifa­de et­mek için kul­lan­ma­sı imkân­sız­dır."
Ragıp, bu de­ğer­len­dir­me­sin­de hak­lı­dır, an­cak söz konusu akit ile ev-­li­lik iliş­ki­si­nin kas­te­dil­me­si zo­run­lu­dur, bi­li­nen laf­zî akit de­ğil.
Aye­tin ori­ji­na­lin­de ge­çen "el-müş­ri­kat" ke­li­me­si, "iş­rak" mastarından tü­re­miş ism-i fa­ildir ve yü­ce Al­lah'a or­tak koş­mak an­la­mı­na ge­lir. Bi­lin­di­ği gi­bi, şir­kin de tıp­kı iman ve kü­für gi­bi, açık­lı­ğı ve giz­li­li­ği ba­kı­mın­dan de­ği­şik mer­te­be­le­ri var­dır. Bu ba­kım­dan, bir­den faz­la tan­rı­nın var­lı­ğı­na inan­mak, put­lar ve şefaatçiler edin­mek (pa­ga­nizm) açık şirk­tir. Ehliki­ta­b'ın üze­rin­de bu­lun­du­ğu Hz. Mu­ham­med'in pey­gam­ber­li­ği­ni inkâr et­mek, özel­lik­le "Üze­yir" ve­ya "Me­sih Al­lah'ın oğ­lu­dur." de­mek ya da "Biz Al­lah'ın ço­cuk­la­rı ve sev­dik­le­ri­yiz." de­mek şek­lin­de­ki kü­für ni­te­lik­li söz ve dav­ra­nış­lar şirk ol­mak­la be­ra­ber, yu­ka­rı­da de­ğin­di­ği­miz "açık şirk"ten bi­raz da­ha giz­li ve ha­fif bir şirk­tir.
Bir tür şirk ol­mak­la be­ra­ber, se­bep­le­rin Allah'ın ira­de­sin­den ba­ğım-­sız ol­du­ğu­na inan­mak, on­la­ra gü­ve­nip da­yan­mak da de­re­ce ola­rak bun­-dan da­ha giz­li ve ha­fif­tir. Bu­nun gi­bi, an­cak ih­las­lı kim­se­le­rin ko­ru­na­bil­di­ği, Al­lah'tan ga­fil ol­mak, O'ndan baş­ka­sı­na eği­lim gös­ter­mek tü­rün­den birçok şirk de­re­ce­si­ni bu­ra­da zik­re­de­bi­li­riz. Ve bun­la­rın tü­mü de şirk­tir. Ne var ki, bu du­rum, "müş­rik" ni­te­li­ği­ni, şir­kin her­han­gi bir tü­rü­nü iş­le­yen her­kes için kul­lan­ma­mı­zı ge­rek­tir­mez. Çün­kü bi­ri­ne bir fi­i­li isnat et­mek, onu bir va­sıf­la ni­te­le­mek­ten, bu vas­fı onun için ad ola­rak kul­lan­mak­tan fark­lı­dır. Ni­te­kim, farz­lar­dan her­han­gi bi­ri­ni terk eden bir mü­min o farz­la il­gi­li ola­rak küf­re gir­miş sa­yı­lır, an­cak ona kâfir den­mez. Çün­kü yü­ce Al­lah bir ayet­te şöy­le bu­yu­ru­yor: "Evi hac­cet­me­si Al­lah'ın in­san­lar üze­rin­de­ki hak­kı­dır. Kim küf­re­der­se..." (Âl-i İm-rân, 97) Gö­rül­dü­ğü gi­bi, hac­cı ter­k et­mek "kü­für" ola­rak ni­te­len­di­ril­miş­tir. An­cak, hac­cı ter­k e­den kim­se "kaâfir" de­ğil­dir. Sa­de­ce bir farz­la il­gi­li ola­rak küf­re sa­pan bir fa­sık­tır. Eğer mut­la­ka onun için "kâfir" ni­te­li­ği kul­la­nı­la­cak­sa, "hac­cın kâfiri" de­ne­bi­lir. Kur'ân'da ge­çen sa­lih­ler, gö­nül­den bo­yun eğen­ler (kânıtîn), şük­re­den­ler, te­miz­ler, fa­sık­lar ve za­lim­ler gi­bi, sı­fat­lar için de ay­nı du­rum ge­çer­li­dir. Bu sı­fat­lar, kö­ken ola­rak or­tak ol­duk­la­rı fi­il­ler­le öz­deş de­ğil­dir­ler. Bu hu­sus, apa­çık or­ta­da­dır. Şu hâl­de isim­len­dir­me ve ni­te­len­dir­me ay­rı bir ko­nu ve ay­rı bir hük­me tâbi, bir fi­i­li bi­ri­ne is­nat et­mek de ay­rı bir ko­nu ve ay­rı bir hük­me tâ­bi­dir.
Kal­dı ki, Kur'ân-ı Ke­rim'de "müş­rik­ler" ni­te­li­ği­nin Ehliki­tap'­la il­gi­li ola­rak kul­la­nı­lı­şı pek de be­lir­gin de­ğil­dir. Ama "kâ­fir­ler" ni­te­li­ği için ay­nı şe­yi söy­le­ye­me­yiz. Oy­sa bi­lin­di­ği ka­da­rıy­la, "müş­rik" ni­te­li­ği on­la­rın dı­şın­da­ki kâfir­ler için kul­la­nıl­mış­tır. Şu ayet­ler­de ol­du­ğu gi­bi: "Ki­tap eh­lin­den olan kâfir­ler ve müş­rik­ler­den olan kâfir­ler, ken­di­le­ri­ne apa­çık bir de­lil ge­lin­ce­ye ka­dar, bu­lun­duk­la­rı du­rum­dan ay­rı­la­cak de­ğil­ler­di." (Bey­yi­ne, 1) "Müş­rik­ler an­cak pis­tir­ler; öy­ley­se bu yıl­dan son­ra ar­tık Mes­cid-i Ha­ram'a yak­laş­ma­sın­lar." (Tev­be, 28) "Müş­rik­le­rin na­sıl bir ah­di ola­bi­lir?"(Tev­be, 7) "Müş­rik­ler­le top­lu­ca sa­va­şın." (Tev-­be, 36) "Müş­rik­le­ri bul­du­ğu­nuz yer­de öl­dü­rün." (Tev­be, 5) Di­ğer birçok aye­ti de bu­na ör­nek gös­te­re­bi­li­riz.
"De­di­ler ki: Ya­hu­di ve­ya Hı­ris­ti­yan olun ki hi­da­ye­te ere­si­niz. De ki: Ha­yır, doğ­ru yol ha­nif olan İb­ra­him'in di­ni­dir; o müş­rik­ler­den de­ğil­di." (Ba­ka­ra, 135) aye­ti­ne ge­lin­ce, bu­ra­da ge­çen "müş­rik­ler" ifa­de­si ile, Yahudiler ya da Hıristiyanlar kas­te­dil­me­miş­tir ki, on­la­ra kar­şı bir do­kun­dur­ma ola­rak de­ğer­len­di­ril­sin. Ter­si­ne, "müş­rik­ler" kav­ra­mı ile Ehliki­ta­b'ın dı­şın­da­ki kâfir­le­rin kas­te­dil­di­ği açık­tır. Üs­te­lik şu ayet-i ke­ri­me de bu­nu pe­kiş­tir­mek­te­dir: "İb­ra­him, ne Yahudi idi, ne de Hı­ris-ti­yan'­dı, an­cak o ha­nif bir Müslümandı, müş­rik­ler­den de de­ğil­di." (Âl-i İmrân, 67)
Gö­rül­dü­ğü gi­bi, bu ayet­te Hz. İb­ra­him'in ha­nif­li­ği­nin vur­gu­la­nı­şı, Ehliki­tab'ın id­di­a­sı­na kar­şı bir iti­raz ni­te­li­ğin­de­dir. Hz. İb­ra­him'i, Yahu-diliğin sırf mad­de­ci­li­ğin­den ve Hıristiyanlığın sırf ma­ne­vi­yat­çı­lı­ğın­dan so­yut­la­ma­ya ve O'nun va­sat bir çiz­gi­de ol­du­ğu­nu vur­gu­la­ma­ya yö­ne­lik­tir. Evet, o, Yahudi ya da Hıristiyan de­ğil­di. Al­lah'a tes­lim ol­muş­tu ve pu­ta ta­pı­cı müş­rik­ler gi­bi Al­lah'a or­tak da koş­muş de­ğil­di.
"On­la­rın ço­ğu an­cak or­tak ko­şa­rak Al­lah'a ina­nır­lar." (Yûsuf, 106) "Vay hâli­ne o müş­rik­le­rin ki, on­lar ze­ka­tı ver­me­yen­ler­dir." (Fus­si­let, 7) "Onun zor­la­yı­cı gü­cü an­cak onu ve­li edi­nen­ler­le, onun­la O'na or­tak ko­şan­lar üze­rin­de­dir." (Nahl, 100) ayet­le­rin­de de amaç, isim­len­dir­me de­ğil­dir. Do­la­yı­sıy­la, şirk ni­te­li­ği­nin so­mut­laş­tı­ğı ve müş­rik ola­rak ni­te­le­ne­bi­le­cek mü­min ol­ma­yan kim­se­ler söz konusu de­ğil­dir. Çün­kü bu ayet­ler­de işa­ret edi­len du­rum­la­rın bir kıs­mı ba­zı mü­min­ler için de söz konusu ola­bi­lir. Da­ha doğ­ru­su, Al­lah'ın sa­lih kul­la­rın­dan göz­de ev­li­ya­nın dı­şın­da­ki tüm mü­min­ler bu tür sap­ma­lar ya­şa­ya­bi­lir­ler.
Bir öl­çü­de uzun sa­yı­la­bi­le­cek bu açık­la­ma­dan son­ra şu hu­sus be­lir­gin­lik ka­za­nı­yor: "Müş­rik ka­dın­la­rı ni­kâh­la­ma­yın" aye­tin­de ifa­de­si­ni bu­lan ya­sak­la­ma, müş­rik er­kek ve müş­rik ka­dın­lar­la sı­nır­lı­dır. Ehli-kitab'ı kap­sa­mı­yor.
Bu­nun­la an­lı­yo­ruz ki; tefsiri­ni sun­du­ğu­muz bu aye­tin, Mâ­i­de Su­re­si'n­de yer a­lan: "Bu­gün si­ze te­miz olan şey­ler helâl kı­lın­dı. Ki­tap ve­ri­len­le­rin ye­me­ği si­ze helâl, si­zin de ye­me­ği­niz on­la­ra helâldir. Müminler­den öz­gür ve if­fet­li ka­dın­lar ile siz­den ön­ce ken­di­le­ri­ne ki­tap ve­ri­len­ler­den öz­gür ve if­fet­li ka­dın­lar da si­ze helâl kı­lın­dı." (Mâide, 5) aye­ti­ni nes­het­ti­ği (hük­mü­nü yü­rür­lük­ten kal­dır­dı­ğı) şek­lin­de­ki gö­rüş yan­lış­tır.
"Müş­rik ka­dın­la­rı, ni­kâh­la­ma­yın." di­ye baş­la­yan ayet­te, Müm­te­hi­ne Su­re­si'n­de­ki, "Kâfir ka­dın­la­rın nikâh­la­rı­nı tut­ma­yın." (Müm­te­hi­ne, 10) aye­ti­nin Mâ­i­de Su­re­si'n­de­ki il­gi­li aye­ti nes­het­tik­le­ri şek­lin­de­ki gö­rüş de bu açı­dan yan­lış­tır. Yi­ne Mâide Suresi'n­de­ki aye­tin, Ba­ka­ra ve Müm­te­hi­ne su­re­le­rin­de­ki il­gi­li ayet­le­ri nes­het­ti­ği şek­lin­de­ki gö­rü­şün de yan­lış­lı­ğı or­ta­ya çık­mış olu­yor.
Yu­ka­rı­da­ki gö­rüş­le­rin yan­lış­lı­ğı­nın ne­den­le­ri: Ba­ka­ra Suresi'nin bu il­gi­li aye­ti, za­hi­ri ifa­de­si iti­ba­riy­le Ehlikitab'ı kap­sa­mı­yor. Do­la­yı­sıy­la iki ayet ara­sın­da kar­şıt­lık iliş­ki­si yok­tur ki, Ba­ka­ra Suresi'n­de yer alan ayet, Mâide Suresi'n­de yer a­lan aye­ti nes­het­sin ve­ya onun ta­ra­fın­dan nes­he­dil­sin. Müm­te­hi­ne Suresi'n­de­ki il­gi­li aye­te ge­lin­ce, bu ayet­te ge­çen "Kâfir ka­dın­lar" unvanı ele alı­na­cak olur­sa, ger­çi bu unvan müş­rik ka­dın­lar unvanından da­ha kap­sam­lı­dır; do­la­yı­sıy­la Ehlikitap ka­dın­la­rı­nı da içe­ri­yor. Çün­kü kâfir ni­te­li­ği­ni, isim­len­dir­me ama­cı ile kul­lan­mak du­ru­mun­da, bu­nun mü­min ol­ma­yan herke­si ez­cüm­le Ehlikita-b'ı da kap­sa­ya­ca­ğı açık­tır. Ni­te­kim bu­nu şu ayet-i ke­ri­me­den de al­gı­la­ya­bi­li­riz: "Her kim Al­lah'a, me­lek­le­ri­ne, el­çi­le­ri­ne, Cib­ril'e ve Mi­ka­il'e düş­man ise, ar­tık şüp­he­siz Al­lah da kâfir­le­rin düş­ma­nı­dır." (Ba­ka­ra, 98) Fa­kat ile­ri­de de de­ği­ne­ce­ği­miz gi­bi Müm­te­hine aye­ti­nin za­hi­rin­den şu hu­sus an­la­şı­lı­yor: Er­kek­ler­den her kim ki iman eder de, nikâhı al­tın­da kâfir bir ka­dın bu­lu­nu­yor­sa, o ka­dı­nın nikâhı­nı tut­ma­sı, ya­ni ön­ce­ki gi­bi eşi ola­rak ya­nın­da bu­lun­dur­ma­sı ken­di­si­ne ha­ram olur. An­cak ka­dın iman eder­se, nikâhı­nı tu­ta­bi­lir. Şu hâl­de ayet, Ki­tap eh­li ka­dın­lar­la ilk kez ev­len­me hu­su­su­na yö­ne­lik bir ka­nıt içer­me­mek­te­dir.
Bir an için, Ba­ka­ra ve Müm­te­hi­ne Su­re­le­rin­de­ki il­gi­li ayet­le­rin Kitap eh­li ka­dın­lar­la ilk kez nikâh­lan­ma­nın ha­ram­lı­ğı­na de­la­let et­ti­ği­ni ka­bul et­sek bi­le, bu ayet­ler akış­la­rı iti­ba­riy­le, Mâide Suresi'n­de­ki il­gi­li aye­ti nes­he­di­ci tür­den de­ğil­dir­ler. Çün­kü sü­re­nin akı­şı üze­rin­de du­rul­du­ğun­da gö­rü­le­cek­tir ki, Mâide Suresi'n­de­ki il­gi­li ayet, ya­pı­lan iyi­li­ği vur­gu­la­ma ve bir tür ha­fif­let­me­ye git­me ola­rak ön plâna çık­mak­ta­dır. Şu hâl­de, aye­tin nes­he­dil­miş ol­ma­sı uzak bir ih­ti­mal­dir. Tam ter­si­ne, ayet­ten al­gı­la­nan ha­fif­let­me, Ba­ka­ra Suresi'nin il­gi­li aye­tin­den al­gı­la­nan zor­laş­tır­ma­ya ha­kim ni­te­lik­te­dir. İl­la­ki bir ne­sih­ten söz edilecekse, Mâide Suresi'n­de­ki ayet nes­he­den ko­nu­mun­da ol­ma­lı­dır.
Kal­dı ki, Ba­ka­ra Suresi Hic­ret­ten son­ra, Me­di­ne'de ilk inen su­re­dir. Müm­te­hi­ne Suresi ise, Me­di­ne'de Mek­ke fet­hin­den ön­ce in­miş­tir. Mâide Suresi ise, Resulullah efen­di­mi­ze (s.a.a) inen son su­re­dir. Ya­ni Mâide Suresi ol­sa ol­sa na­sih olur, men­suh de­ğil. Ön­ce inen bir hük­mün ken­di­sin­den son­ra­ki bir hük­mü nes­het­miş ol­ma­sı­nın man­tı­ğı yok­tur.
İman eden bir ca­ri­ye, -ho­şu­nu­za git­se da­hi- müş­rik bir ka­dın-­dan da­ha ha­yır­lı­dır.
Gö­rü­len şu ki, a­ye­tin ori­ji­na­lin­de ge­çen "el-emet'ul-mu'mi­ne" ifa­de­si ile, öz­gür ka­dı­nın kar­şı­tı olan "ca­ri­ye" kas­te­dil­miş­tir. O dö­nem­de in­san­lar, ca­ri­ye­le­ri aşa­ğı­lı­yor, on­lar­la ev­len­me­yi utanç ola­rak al­gı­lı­yor­lar­dı. İn­san­la­rın ca­ri­ye­le­ri aşa­ğı­la­ma­la­rı­na, on­la­rı hor­la­ma­la­rı­na ve on­lar­la ev­len­mek­ten ka­çın­ma­la­rı­na kar­şın, aye­tin akı­şı için­de ca­ri­ye­nin mü­min ni­te­li­ği ile ka­yıt­lan­dı­rı­lı­şı, bu­nun ya­nın­da "müş­rik ka­dı­nın" ka­yıt­sız ola­rak ifa­de edi­li­şi gös­te­ri­yor ki, mümin bir ka­dın -ca­ri­ye de ol­sa- müş­rik bir ka­dın­dan -öz­gür de ol­sa- da­ha iyi­dir. Ge­le­nek­sel ola­rak in­san­la­rın ho­şu­na gi­den mal, soy-sop gi­bi ay­rı­ca­lık­lar müş­rik ka­dı­na bir ay­rı­ca­lık sağ­la­maz.
Ba­zı tef­sir­ci­le­re gö­re, bu ayet­te ge­çen "el-eme­tu" (ca­ri­ye) ke­li­me­si ile, tıp­kı bir son­ra­ki cüm­le­de ge­çen "abd" (kö­le) ke­li­me­si gi­bi "Al­lah'ın ku­lu" an­la­mı kas­te­dil­miş­tir. An­cak bu yo­rum, uzak bir ih­ti­mal­dir.
Müş­rik er­kek­le­ri de iman edin­ce­ye ka­dar nikâh­la­ma­yın; i-man eden bir köle, -hoşunuza gitse de- müşrik bir erkekten da-ha hayırlıdır.
Ön­ce­ki ifa­de ile il­gi­li ola­rak ne söy­le­diy­sek, bu ifa­de için de ay­nen ge­çer­li­dir.
On­lar, ate­şe ça­ğı­rır­lar, Al­lah ise ken­di iz­niy­le cen­ne­te ve mağ­fi­re­te ça­ğı­rır. O, in­san­la­ra ayet­le­ri­ni açık­lar. Umu­lur ki, ö-ğüt alıp dü­şü­nür­ler.
Bu ifa­de ile, müş­rik ka­dın­la­rı nikâh­la­ma­yı ha­ram kıl­ma­ya iliş­kin hük­mün al­tın­da ya­tan hik­me­te işa­ret edi­li­yor. Bu­na gö­re, müş­rik­ler saç­ma ve asıl­sız şey­le­re inan­dık­la­rı, sa­pık­lık yo­lu­nu iz­le­dik­le­ri için, re­zil ka­rak­ter­ler bun­la­rın için­de kök sal­mış­tır; bu yüz­den kü­für ve yol­dan sap­mış­lık on­lar için çe­ki­ci bir ma­hi­ye­te bü­rü­nür. Bu aşa­ğı­lık ka­rak­ter­ler, hak ve ha­ki­kat yo­lu­nu gö­rün­mez kı­lar. Bu yüz­den ağız­la­rın­dan çı­kan her söz ve ser­gi­le­dik­le­ri her ta­vır şir­ke yö­ne­lik bir çağ­rı ni­te­li­ğin­de olur; yı­kı­ma sü­rük­ler. Ahi­ret­te de in­sa­nın ate­şe atıl­ma­sı­na ne­den olur. Öy­ley­se, müş­rik­ler, ate­şe da­vet eder­ler, müminler­se, -on­la­rın ak­si­ne- iman çiz­gi­si doğ­rul­tu­sun­da­ki ha­yat tarz­la­rı ile, tak­va giy­si­si­ne bü­rün­müş­lük­le­ri ile, söz ve dav­ra­nış­la­rı ile -Al­lah'ın iz­niy­le- cen­ne­te ve ba­ğış­lan­ma­ya da­vet eder­ler. Çün­kü in­san­la­rı da­vet et­me­le­ri­ne cen­net ve ba­ğış­lan­ma ile so­nuç­la­nan iyi­lik ve kur­tu­luş yol­la­rı­na on­la­rı hi­da­yet et­me­le­ri­ne O izin ver­miş­tir.
Do­la­yı­sıy­la, bu ayet­te: "On­lar (müminler) cen­ne­te ça­ğı­rır­lar" den­se ye­ri­dir. Çün­kü ayet-i ke­ri­me­de san­ki müminler adı­na ko­nu­şu­lu­yor ve on­lar da­vet­çi kim­lik­le­riy­le, da­ha doğ­ru­su tüm va­ro­luş­sal fa­a­li­yet­le­riy­le ken­di­le­ri­ni Rab­le­ri­ne bağ­lı bi­li­yor ve hiç bir şey­de ken­di­le­ri­ni ba­ğım­sız gör­mü­yor­lar. Çün­kü Al­lah, on­la­rın ve­li­si­dir, ih­ti­yar ve ta­sar­ruf sa­hi­bi­dir: "Al­lah, müminlerin ve­li­si­dir." (Âl-i İmrân, 68)
Ayet­le il­gi­li ola­rak şöy­le bir de­ğer­len­dir­me de ya­pı­la­bi­lir: Cen­ne­te ve ba­ğış­lan­ma­ya da­vet et­mek­ten mak­sat, aye­tin gi­riş kıs­mın­da­ki "Müş­rik ka­dın­la­rı nikâh­la­ma­yın." hük­mü­dür. Çün­kü bu hük­mün ko­nu­lu­şu, müminleri, in­sa­nı Al­lah'tan uzak­laş­tır­mak­tan baş­ka bir işe ya­ra­ma­yan kim­se­ler­le ya­kın­lık kur­mak­tan, sı­cak iliş­ki­ler içi­ne gir­mek­ten, bir­lik­te ya­şa­mak­tan ko­ru­ma­ya yö­ne­lik­tir. Amaç, mü­min­le­ri öy­le kim­se­ler­le be­ra­ber­lik kur­ma­ya teş­vik et­mek­tir ki, be­ra­ber­lik­le­ri ken­di­le­ri­ni Al­lah'a yak­laş­tır­ma­ya, ayet­le­ri­ni ha­tır­la­ma­ya, emir ve ne­hiy­le­ri­ni gö­zet­me­ye ya­ra­sın. Kuş­ku­suz bu, yü­ce Al­lah ta­ra­fın­dan ifa­de bu­yu­ru­lan bir cen­net çağ­rı­sı­dır. Bu yak­la­şı­mı, aye­tin so­nun­da­ki şu de­ğer­len­dir­me cüm­le­si de pe­kiş­tir­mek­te­dir: "O, in­san­la­ra ayet­le­ri­ni açık­lar. Umu­lur ki, öğüt alıp dü­şü­nür­ler."
El­bet­te ayet­te ge­çen "da­vet" kav­ra­mı ile, bu iki yak­la­şı­mın her iki­si­nin de kas­te­dil­miş ol­ma­sı müm­kün­dür. Bu du­rum­da ayet-i ke­ri­me­nin ifa­de­sin­de, özel bir lü­tuf ve in­ce­li­ğin ol­du­ğu­na dik­kat et­mek ge­re­kir.
AYETİN HA­DİS­LER IŞI­ĞIN­DA AÇIK­LAması
Mecma'ul-Beyan tef­si­rin­de, bu ayet-i ke­ri­me ile il­gi­li ola­rak şöy­le bir ri­va­ye­te yer ve­ri­lir: Ayet, Mur'id b. Ebî Mur'id el-Ga­ne­vî hak­kın­da in­miş­tir. Resulullah Efen­di­miz (s.a.a) onu, ba­zı Müslüman­la­rı, şe­hir dı­şı­na çı­kar­mak için Mek­ke'ye gön­der­miş­ti. Mur'­id güç­lü ve ce­sur bi­riy­di. Inak ad­lı bir ka­dın onu ya­ta­ğı­na ça­ğır­dı. Ama Mur'id bu öne­ri­yi ka­bul et­me­di. Ca­hi­li­ye dö­ne­min­de iki­si dost ha­ya­tı ya­şı­yor­du. İnak ona: Be­nim­le ev­le­nir mi­sin? de­di. Mur'id ona şu kar­şı­lı­ğı ver­di: Re­su­lul­lah'tan izin al­ma­dan ol­maz. "Me­di­ne­'ye dö­nün­ce Inak'la ev­len­mek i-çin Resu­lul­lah'tan izin is­te­di.
Ben derim ki: Ay­nı an­la­mı içe­ren bir ri­va­ye­ti, Su­yu­tî ed-Dür­r'ül-Men-sûr tefsi­rin­de, İbn Ab­bas ka­na­lıy­la ak­tar­mış­tır.
Yi­ne ed-Dürr'ül-Mensûr tefsirinde, "İman eden bir ca­ri­ye müş­rik bir ka­dın­dan da­ha ha­yır­lı­dır." ifa­de­si ile il­gi­li ola­rak Va­hi­dî Süd­dî ka­na­lıy­la, o da Ebu Ma­lik'ten, o da İbn Ab­bas'tan şöy­le ri­va­yet eder: "Bu ayet, Ab­dul­lah b. Re­va­ha hak­kın­da in­miş­tir. Onun si­yah bir ca­ri­ye­si var­dı. Bir gün kı­zıp ca­ri­ye­ye bir to­kat vur­du. Son­ra yap­tı­ğı­na piş­man ola­rak, Resulullah'ın ya­nı­na gel­di ve ca­ri­ye­nin du­ru­mu­nu ona bil­dir­di. Resulullah: "O na­sıl bi­ri­dir, ey Ab­dul­lah" di­ye sor­du. Ab­dul­lah de­di ki: "Oruç tu­tar, na­maz kı­lar, gü­zel ab­dest alır. Al­lah'tan baş­ka ilâh ol­ma­dı­ğı­na ve se­nin Al­lah'ın Re­su­lü ol­du­ğu­na şe­ha­det ge­ti­rir." Bu­nun üze­ri­ne Resulullah: "Ey Ab­dul­lah, o mü'min­dir." de­di. Ab­dul­lah de­di ki: "Se­ni hak ola­rak bi­ze gön­de­re­ne an­dol­sun ki, onu azat edip ken­di­siy­le ev­le­ne­ce­ğim." Ni­te­kim de­di­ği­ni yap­tı da. Ama ba­zı Müslüman­lar onu eleş­ti­re­rek: "Bir ca­ri­ye ile ev­len­di" di­ye olum­suz tep­ki gös­ter­di­ler. O sı­ra­da Müslüman­lar soy sop­la­rı­nı göz önün­de bu­lun­du­ra­rak müş­rik­ler­le ev­len­me­yi ar­zu edi­yor­lar­dı. Bu­nun üze­ri­ne yü­ce Al­lah on­lar hak­kın­da: "İman eden bir ca­ri­ye, müş­rik bir ka­dın­dan ha­yır­lı­dır." aye­ti­ni in­dir­di.
Yi­ne ay­nı eser­de, Mu­ka­til'in ay­nı ifa­dey­le il­gi­li ola­rak şöy­le de­di­ği ri­va­yet edi­lir: "Bi­ze ula­şan ha­ber­le­re gö­re Hu­zey­fe'nin bir ca­ri­ye­si var­dı. Hü­zey­fe onu bo­şa­dı, ar­dın­dan ken­di­siy­le ev­len­di."
Ben derim ki: İniş se­be­biy­le il­gi­li bu ri­va­yet­ler ara­sın­da bir kar­şıt­lık yok­tur. Çün­kü peş ­pe­şe bir kaç ola­yın ya­şan­ma­sı, ar­dın­dan tü­mü­ne iliş­kin hük­mü içe­ren bir aye­tin in­miş ol­ma­sı müm­kün­dür.
Be­ri ta­raf­ta, "Müş­rik ka­dın­la­rı, iman edin­ce­ye ka­dar nikâh­la­ma­yın..."(Mâide, 5) aye­ti­nin içer­di­ği hük­mü nes­het­ti­ği­ne, ya da onun ta­ra­fın­dan nes­he­dil­di­ği­ne iliş­kin bir­bi­riy­le çe­li­şen ri­va­yet­ler de yer alır kay­nak­lar­da. Mâide Suresi'­nin il­gi­li aye­tin­de bun­la­ra değineceğiz. aye­ti­nin "Siz­den ön­ce ken­di­le­ri­ne ki­tap ve­ri­len­ler­den öz­gür ve if­fet­li ka­dın­lar..."
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

30/03/2009 - 11:40 Bakara 183-185

n

30/03/2009 - 11:38 Bakara 186

n

30/03/2009 - 11:28 Bakara 187

n

30/03/2009 - 11:23 Bakara 188

n

30/03/2009 - 11:19 Bakara 189

n

30/03/2009 - 11:13 Bakara 190-195

n

30/03/2009 - 11:11 Bakara 196-203

n

30/03/2009 - 11:05 Bakara 204-207

n

30/03/2009 - 11:02 Bakara 208-210

n

30/03/2009 - 10:59 Bakara 211-212

n

30/03/2009 - 10:54 Bakara 213

n

30/03/2009 - 10:52 Bakara 214

n

30/03/2009 - 10:47 Bakara 215

n

30/03/2009 - 10:36 Bakara 216-218

n

30/03/2009 - 10:32 Bakara 219-220

n

30/03/2009 - 10:29 Bakara 221

n

30/03/2009 - 10:25 Bakara 222-223

n

30/03/2009 - 10:22 Bakara 224-227

n

30/03/2009 - 10:14 Bakara 228-242

n

30/03/2009 - 10:12 Bakara 243

n

30/03/2009 - 10:08 Bakara 244-252

n

30/03/2009 - 10:04 Bakara 253-254

n

30/03/2009 - 10:00 Bakara 255

n

30/03/2009 - 09:56 Bakara 256-257

n

27/03/2009 - 13:41 Bakara 258-260

n

27/03/2009 - 13:24 Bakara 261-274

n

27/03/2009 - 13:20 Bakara 275-281

n

27/03/2009 - 13:15 Bakara 282-283

n

27/03/2009 - 13:12 Bakara 284

n

27/03/2009 - 13:04 Bakara 285-286

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

20 Ocak 2018
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim