Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 
 
Bakara 189
 
 
Sa­na hi­lal­le­ri so­rar­lar. De ki: "O, in­san­lar ve hac için be­lir­len­miş va­kit­ler­dir."Aye­tin ori­ji­na­lin­de ge­çen "ehil­le (=hi­lal­ler)" kelimesi, "hi­lal" kelimesinin ço­ğu­lu­dur.

30/03/2009

 

AYETİN MEALİ

189- Sa­na hi­lal­le­ri so­rar­lar. De ki: "O, in­san­lar ve hac için be­lir­len­miş va­kit­ler­dir. İyi­lik, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gel­me­niz de­ğil­dir, ama iyi­lik sa­kı­nandır. Ev­le­re ka­pı­lar­dan gi­rin ve Al­lah'tan sa­kı­nın, umu­lur ki kur­tu­lu­şa erer­si­niz."

AYETİN AÇIKLAMASI

Sa­na hi­lal­le­ri so­rar­lar. De ki: "O, in­san­lar ve hac için be­lir­len­miş va­kit­ler­dir."Aye­tin ori­ji­na­lin­de ge­çen "ehil­le (=hi­lal­ler)" kelimesi, "hi­lal" kelimesinin ço­ğu­lu­dur. Ay'a ka­me­rî ay­la­rın baş­la­rın­da "hi­lal" adı ve­ri­lir. Bu sı­ra­da ay, ayın bi­rin­ci ve ikin­ci ge­ce­sin­de gü­neş ışın­la­rı­nın al­tın­dan çık­ma­ya baş­la­mış­tır. Ba­zı­la­rı­na gö­re de do­lu­nay hâline ka­dar bu isim­le anı­lır. Baş­ka bir gö­rüş de şöy­le­dir: Ay­dın­lı­ğı ge­ce­nin ka­ran­lı­ğı­nı bas­tı­rın­ca­ya ka­dar ay'a hi­lal adı ve­ri­lir. Bu da ayın ye­din­ci ge­ce­si­ne ka­dar sü­rer. Bun­dan son­ra "ka­mer" adı­nı alır. On ­dör­dün­de ise, "be­dir" ola­rak ni­te­le­nir. Araplar nez­din­de­ki ge­nel adı ise "zib­ri­kan"dır.

"Hi­lâl" ke­li­me­si, do­ğum sı­ra­sın­da ço­cu­ğun ağ­la­yı­şı­nı ve­ya çığ­lık atı­şı­nı ifa­de et­mek için kul­la­nı­lan "is­te­hal­le's-se­biy" de­yi­min­den alın­mış­tır. Arap­la­rın, hac ya­pan in­san­la­rın "tel­bi­ye" ge­ti­rir­ken ses­le­ri­ni yük­selt­me­le­ri­ni ifa­de et­mek için "ehal­le'l-kavm" de­me­le­ri de, bu isim­len­dir­me­ye esas oluş­tu­rur. Do­la­yı­sıy­la ayın ilk gö­rün­dü­ğü ge­ce, onu gö­ren­le­rin bu­nu ilan et­mek için bağ­rış­ma­la­rı yü­zün­den ay'a hi­lal adı ve­ril­miş­tir. Yi­ne ifa­de­nin ori­ji­na­lin­de ge­çen "me­va­kît" ke­li­me­si, "mîkat" kelimesinin ço­ğu­lu­dur. Bir fi­il için be­lir­le­nen va­kit de­mek­tir. Ay­rı­ca bir fi­il için be­lir­le­nen bel­li bir mekâna da bu ad ve­ri­lir.
"Sa­na, hi­lal­le­ri so­rar­lar." ifa­de­sin­de, so­ru­nun han­gi ba­kım­dan yö­nel­til­di­ği açık­lan­ma­mış­tır. Ba­zı­la­rı­nın id­dia et­ti­ği gi­bi ay'ın ha­ki­ka­ti, Hi­lal, Ka­mer ve Be­dir şek­lin­de de­ği­şik gö­rün­tü­ler ser­gi­le­me­si­nin se­be­bi mi so­rul­muş­tur? Yok­sa, yi­ne ba­zı­la­rı­nın id­dia et­ti­ği gi­bi, ay'ın gö­rün­mez ol­du­ğu son on üç ge­ce­nin ar­dın­dan, ye­ni ayın ba­şın­da gö­rün­me­ye baş­la­yan hi­la­lin ma­hi­ye­ti mi so­rul­muş­tur? Yok­sa so­ru baş­ka bir hu­su­su öğ­ren­me­ye mi yö­ne­lik­tir?
An­cak, "Sa­na hi­lâl­le­ri so­rar­lar." ifa­de­sin­de "ehil­le (=hi­lâl­ler)" şek-­lin­de ço­ğul bir ke­li­me­nin kul­la­nıl­mış ol­ma­sı gös­te­ri­yor ki, so­ru ayın ma­hi­ye­ti­ne, de­ği­şik olu­şum­la­rı­na iliş­kin de­ğil­di. Eğer öy­le ol­say­dı, şöy­le bir ifa­de­nin kul­la­nıl­mış ol­ma­sı da­ha uy­gun olur­du: "Yes'elûneke ani'l-ka­mer." yani sa­na ayı so­rar­lar. Hi­lal­ler, ifa­de­si­nin kul­la­nıl­ma­sı uy­gun düş­mez­di. Ay­rı­ca şa­yet, so­ru "hi­lal"in ma­hi­ye­ti­ne ve özel bi­çi­mi­nin se­be­bi­ne iliş­kin ol­say­dı, şöy­le bir ifa­de da­ha uy­gun olur­du: Yes'elûneke ani'l-hi­lal (=sa­na hi­la­li so­rar­lar...). Çün­kü böy­le bir du­rum­da, ço­ğul bir ifa­de kul­lan­ma­ya ge­rek du­yul­maz­dı. Şu hâlde, "hi­lal­ler" şek­lin­de ço­ğul bir ifa­dey­le so­ru­nun yö­nel­til­miş ol­ma­sı gös­te­ri­yor ki, ayın hi­lal şek­lin­de gö­rün­me­si­nin se­be­bi ve­ya­hut ya­rar­la­rı ve ka­me­rî ay­la­rı ser­gi­le­me­si kas­te­dil­miş­tir. Bu yüz­den "hi­lal­ler" şek­lin­de ço­ğul bir ifa­de kul­la­nıl­mış­tır. Çün­kü ka­me­ri ayla­rı ger­çek­leş­ti­ren, bu hi­lal şe­kil­le­ri­dir. Do­la­yı­sıy­la ce­vap­ta da, ay­nı bu şe­kil­de gö­rün­me­si­nin ya­rar­la­rı­na dik­kat çe­kil­miş­tir.
Bu so­nu­cu, sa­de­ce ve­ri­len ce­vap­tan al­gı­lı­yo­ruz. "De ki: O, in­san­lar ve hac için be­lir­len­miş va­kit­ler­dir." Çün­kü fi­il­ler ve iş­ler için be­lir­le­nen va­kit­ler­le an­cak "ay­lar" kas­te­di­le­bi­lir, gök­te­ki "hi­lal" de­ğil. Hi­lal za­man adı de­ğil­dir. Ayın al­dı­ğı bir şe­kil­dir.
Kı­sa­ca­sı, so­ru­nun yö­nel­ti­liş a­ma­cı, ka­me­ri ay­la­rın se­bep ve so­nuç­la­rıy­la bağ­lan­tı­lı­dır. Bu yüz­den, so­nuç­la­rı, in­san ha­ya­tı­na yö­ne­lik yan­sı­ma­la­rı ön plâna çı­ka­rı­lı­yor ve­ri­len ce­vap­ta. İn­san­la­rın dün­ya ve ahi-re­te yö­ne­lik iş­le­ri için be­lir­le­nen va­kit­ler ve za­man dilim­le­ri ol­duk­la­rı vur­gu­la­nı­yor. Çün­kü ya­ra­tı­lış ya­sa­sı iti­ba­riy­le in­sa­nın hep­sin­de ha­re­ket ka­bi­lin­den olan fi­il­le­ri­ni ve amel­le­ri­ni bel­li za­man öl­çü­le­ri­ne uy­dur­ma­sı ge­re­kir.
Bu­nun ka­çı­nıl­maz bir so­nu­cu ola­rak da in­san­la­rın iş­le­ri­nin ve ak­ti­vi­te­le­ri­nin mu­ta­bık ol­du­ğu uza­yıp gi­den za­ma­nın, kü­çük ya da bü­yük di­lim­le­re bö­lün­me­si ge­re­ği do­ğar. Ge­ce, gün­düz, gün, ay, mev­sim ve yıl gi­bi. Kuş­ku yok ki za­ma­nın bu şe­kil­de bö­lün­müş ol­ma­sı ilâhî de­ne­tim ve gö­ze­ti­min ve var­lık­la­ra iliş­kin ev­ren­sel plân­la­ma­nın, on­la­rı ya­şa­yış­la­rı­na ve re­el­le­ri­ne uy­gun ze­mi­ne yö­nelt­me­nin bir ürü­nü­dür. Alim, ca­hil, il­kel, uy­gar her­ke­sin is­ti­fa­de ede­bi­le­ce­ği, kav­ra­ya­bi­le­ce­ği za­man­sal bö­lün­me, an­cak gün­le­rin ka­me­ri ay­la­ra gö­re bel­li di­lim­le­re ay­rıl­ma­sı­dır. Bu dü­zen­le­me­yi ak­lı ve du­yu­la­rı ye­rin­de olan her nor­mal in­san al­gı­la­ya­bi­lir. Ama gü­ne­şin ha­re­ket­le­ri­ne gö­re be­lir­le­nen ay­lar için ay­nı şe­yi söy­le­ye­me­yiz. İn­sa­noğ­lu bu sis­te­min iş­le­yi­şi­ni ve ay­rın­tı­lı he­sap­la­nı­şı­nı an­cak yer­yü­zün­de­ki ha­ya­tı­nın baş­lan­ma­sı­nın üze­rin­den uzun de­vir­ler, yüz­yıl­lar geç­tik­ten son­ra tes­pit ede­bil­miş­tir. Bu­nun­la be­ra­ber söz ko­nu­su sis­te­mi tes­pit et­mek, her za­man her in­sa­nın har­cı de­ğil­dir.
O hâlde ayın hare­ket­le­ri­ne gö­re be­lir­len­miş ay­lar, in­sa­noğ­lu­nun dün­ya ve ahi­ret amaç­lı ak­ti­vi­te­le­ri için ko­nul­muş, ön­gö­rül­müş za­man di­lim­le­ri­dir. Özel ola­rak da hac iba­de­ti­nin ic­ra edi­le­ce­ği vakit­ler­dir. Çün­kü hac iba­de­ti an­cak bi­li­nen ay­lar­da ye­ri­ne ge­ti­ri­le­bi­lir. İkin­ci bir şık ola­rak özel­lik­le hac­cın söz konusu edil­me­si, bu iba­de­tin ba­zı ay­la­ra öz­gü ol­du­ğu­nun vur­gu­la­na­ca­ğı son­ra­ki ayet­le­re bir ön ha­zır­lık ni­te­li­ğin­de­dir.
İyi­lik, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gel­me­niz de­ğil­dir, ama iyi­lik sa­kı­nandır. Ev­le­re ka­pı­lar­dan gi­rin.
Ri­va­yet­ler­de vur­gu­lan­dı­ğı­na gö­re, ca­hi­li­ye dö­ne­min­de ba­zı Arap top­lu­luk­la­rı hac ama­cı ile ih­ra­ma gir­dik­le­ri za­man, bir şe­ye ih­ti­yaç duy­duk­la­rı za­man ev­le­ri­ne ka­pı­la­rın­dan gir­mez­ler­di. Ak­si­ne ev­le­ri­nin ar­ka­la­rın­dan bir de­lik açar, ora­dan gi­rer­ler­di. İslâm ge­lin­ce bu uy­gu­la­ma­yı ya­sak­la­dı ve ev­le­re ka­pı­lar­dan gi­ril­me­si­ni em­ret­ti. Ayet-i ke­ri­me­nin ini­şi de bu tür uy­gu­la­ma­nın var­lı­ğı ile ör­tüş­mek­te­dir. Bir ba­kım­dan, ile­ri­de nak­le­de­ce­ği­miz ve ayet­le­rin iniş se­be­bi­ni içe­ren ri­va­yet­le­re de gü­ve­ne­bi­li­riz.
Bu ko­nu­da­ki ri­va­yet­ler ol­ma­say­dı, o za­man şu­nu söy­le­mek müm­kün olur­du: "İyi­lik, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gel­me­niz de­ğil­dir..." di­ye baş­la­yan ifa­de, ilâhî emir­le­rin ve din­de ya­sal­laş­tı­rı­lan şe­r'î hü­küm­le­rin an­cak ya­sal­laş­tı­rıl­dık­la­rı şe­kil­de ve orijinaliteleri ko­ru­na­rak ye­ri­ne ge­ti­ri­le­bi­le­ce­ği­ni vur­gu­la­ma­ya yö­ne­lik bir ki­na­ye­dir. Do­la­yı­sıy­la, hac, an­cak ken­di­si için ön­gö­rü­len ay­lar­da ifa­de edi­le­bi­lir. Oruç an­cak Ra­ma­zan ayın­da tu­tu­lur.
Cüm­le bu şe­kil­de al­gı­lan­dı­ğı za­man, aye­tin baş kıs­mı­nı bü­tün­le­yen bir ni­te­lik ka­zan­mış olur. Bu du­rum­da şöy­le bir an­lam el­de et­miş olu­ruz: Söz konusu ay­lar, bu çer­çe­ve­de ya­sal­laş­tı­rı­lan şer'i hü­küm­ler ve uy­gu­la­ma­lar için be­lir­le­nen va­kit­ler­dir. Dolayısıyla ör­ne­ğin hac gi­bi bir iba­de­ti ken­di­si için be­lir­le­nen ay­la­rın dı­şın­da ifa et­mek ve­ya oru­cu Ra­ma­zan ayı­nın dı­şın­da her­han­gi bir ay­da tut­mak.. vs. ca­iz de­ğil­dir. Bu­na gö­re ayet-i ke­ri­me, bir bü­tün ola­rak tek bir hük­mün açık­la­nı­şı­nı kap­sa­mak­ta­dır.
Naklî de­lil­ler­ce des­tek­le­nen ilk de­ğer­len­dir­me­yi esas al­dı­ğı­mız za­man, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan ge­li­şin iyi­lik, sö­zü edi­len uy­gu­la­ma­nın di­nin onay­la­dı­ğı bir iş ol­ma­dı­ğı­na de­la­let et­miş olur. Ak­si tak­dir­de adı ge­çen uy­gu­la­ma­nın iyi­lik ol­ma­dı­ğı­nı vur­gu­la­ma­nın bir an­la­mı ol­maz­dı. Adı ge­çen uy­gu­la­ma çir­kin bir ca­hi­li­ye ge­le­ne­ği­dir. Yü­ce Al­lah bu ge­le­ne­ğe ya­kış­tı­rı­lan iyi­lik ni­te­li­ği­ni kal­dır­mış, iyi­li­ğin an­cak "tak­va" ol­du­ğu­nu ke­sin ola­rak vur­gu­la­mış­tır.
Aye­tin ak­şı­na ba­kı­lır­sa "iyi­lik tak­va­dır" de­nil­me­si ge­rek­ti­ği şek­lin­de bir dü­şün­ce zi­hin­ler­de be­li­ri­yor. Hal­bu­ki bu­nun ye­ri­ne "iyi­lik sa­kı­nan­dır" de­nil­miş­tir. Bu kul­la­nım­la er­dem­li­li­ğin an­cak tav­ka ni­te­li­ği­ne sa­hip ol­mak­la el­de edi­le­ce­ği ima edi­li­yor. Boş bir kav­ram de­ğil, bu ni­te­li­ğe sa­hip ol­mak kas­te­dil­miş­tir, bu yak­la­şı­mı şu aye­tin ifa­de tar­zı da pe­kiş­ti­rir ni­te­lik­te­dir. "Yüz­le­ri­ni­zi do­ğu­ya ve ba­tı­ya çe­vir­me­niz iyi­lik de­ğil­dir. Ama iyi­lik Al­lah'a... iman edendir." (Ba­ka­ra, 177)
"Ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gi­rin." ifa­de­sin­de­ki emir, ita­a­ti ge­rek­ti­ren bir buy­ruk de­ğil­dir. Sa­de­ce ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gir­me­nin da­ha uy­gun ola­ca­ğı­nı gös­ter­me­ye yö­ne­lik­tir. Çün­kü ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gir­me alı­şı­la­ge­len ve ak­len de hoş kar­şı­la­nan ge­le­ne­ğe ve ev­le­re gi­riş ve çı­kış için uy­gun bir yer­le­rin­de in­san­la­rın ka­pı yap­ma­la­rın­dan um­duk­la­rı aklî ama­ca ve ya­ra­ra uy­gun­dur. Bu­ra­da­ki em­rin ita­a­ti ge­rek­ti­ren bir buy­ruk ol­ma­ma­sı­na de­lil, ifa­de­nin akı­şı­nın ak­lın ön­gö­rü­sü­ne uy­gun ola­rak alı­şı­la­ge­len uy­gu­la­ma­ya ters düş­mek­ten baş­ka hiç­bir ama­cı bu­lun­ma­yan kö­tü bir ge­le­ne­ği or­ta­dan kal­dır­ma­ya dö­nük ol­ma­sı­dır. Dolayısıyla, zor­la­ma söz konusu ol­mak­sı­zın, sa­de­ce, ev­le­re nor­mal gi­riş yön­te­mi­ni gös­ter­mek­te­dir. Şu ka­da­rı var­ ki, di­nin bir ge­re­ği­dir di­ye, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gir­mek ha­ram kı­lın­mış bir bi­dat­tir.
Ve Al­lah'tan sa­kı­nın, umu­lur ki kur­tu­lu­şa erer­si­niz.
Su­re­nin ba­şın­da, tak­va ni­te­li­ği­nin tüm iman mer­te­be­le­ri ve bü­tün ke­mal ma­kam­la­rıy­la bağ­daş­tı­ğı­nı öğ­ren­miş­tik. Bi­lin­di­ği gi­bi bü­tün ma­kam­lar kur­tu­lu­şa ve mut­lu­lu­ğa ulaş­tı­rı­cı de­ğil­dir. An­cak ki­şi­de bu­lu­nan sa­pık­lık ve şirk özel­lik­le­ri­ni gi­de­ri­ci ni­te­li­ği­ni ta­şı­yan son mer­te­be­de olan ma­kam­lar, in­sa­nı kur­tu­lu­şa ve mut­lu­lu­ğa ulaş­tı­rır­lar. Di­ğer ma­kam­lar ise, sa­de­ce in­sa­nı kur­tu­lu­şa yö­nel­tir­ler, bu yo­lun so­nun­da mut­lu­luk­la bu­lu­şa­ca­ğı­nı müj­de­ler­ler. Bu yüz­den yü­ce Al­lah, "Al­lah'-tan sa­kı­nın, umu­lur ki kur­tu­lu­şa erer­si­niz." bu­yu­rur­ken, te­men­ni ni­te­lik­li bir ke­li­me kul­la­nı­yor. Ayet­te işa­ret edi­len "tak­va" ile, bu ayet-i ke­ri­me­de gün­de­me ge­ti­ri­len özel em­re uy­ma ve ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gir­me­ye iliş­kin yer­gi­si­ni göz önün­de bu­lun­du­ra­rak bu ge­le­ne­ği terk et­me kas­te­dil­miş ola­bi­lir.
AYE­TİN hadisler IŞI­ĞIN­DA AÇIK­LA­MA­SI
ed-Dürr'ül-Mensûr tefsirinin bir ye­rin­de, İbn Ce­rir ve İbn Ebû Ha­tem İbn Ab­bas'ın şöy­le de­di­ği­ni ri­va­yet eder­ler: "Halk Re­su­lul­lah'a (s.a.a) hi­lal­le­ri sor­du, bu­nun üze­ri­ne, 'Sa­na hi­la­le­ri so­rar­lar. De ki: O, in­san­lar ve hac için be­lir­len­miş va­kit­ler­dir.' aye­ti in­di. İn­san­lar hi­lal­ler ara­cı­lı­ğı ile borç­la­rı­nın va­de­si­ni, ka­dın­la­rın id­de­ti­ni ve hac­cın vak­ti­ni bi­lir­ler."
Ben derim ki: ed-Dürr'ül-Mensûr tefsirinde yi­ne ay­nı an­la­mı pe­kiş­ti­ren ni­te­lik­te, baş­ka ri­va­yet­ler Ebû Âli­ye, Ka­ta­de ve di­ğer­le­ri ka­na­lıy­la ak­ta­rıl­mış­tır. Bir baş­ka ri­va­ye­te gö­re in­san­lar ayın de­ği­şik şe­kil­ler­de gö­rün­me­si­nin se­be­bi­ni Re­su­lul­lah efen­di­mi­ze (s.a.a) sor­muş­lar. Bu­nun üze­ri­ne söz konusu ayet in­miş­tir. Az ön­ce vur­gu­la­dı­ğı­mız gi­bi, so­ru­yu ayın al­dı­ğı de­ği­şik şe­kil­le­re yö­ne­lik ola­rak al­gı­la­ma­yı des­tek­le­yen ri­va­yet­le­re iti­bar et­me­mek ge­re­kir.
Yi­ne ed-Dürr'ül-Mensûr tefsirinde, Ve­ki, Bu­ha­rî ve İbn Ce­rir'in Be­-râ ka­na­lıy­la şu ha­di­si tah­riç et­tik­le­ri yer al­mış­tır. Arap­lar ca­hi­li­ye dö­ne­min­de ih­ra­ma gir­dik­le­ri za­man ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gi­rer­ler­di. Bu­nun üze­ri­ne Yü­ce Al­lah şu aye­ti in­dir­di: "İyi­lik, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gel­me­niz de­ğil­dir, ama iyi­lik sa­kı­nandır. Ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gi­rin."
ed-Dürr'ül-Mensûr tefsirinde İbn Ebû Ha­tem ve Ha­kim'in Ca­bir ka­na­lıy­la bir di­ğer ha­di­si ri­va­yet et­tik­le­ri ve Ha­kim'in ha­di­sin sa­hih ol­du­ğu­nu vur­gu­la­dı­ğı yer alır. Ku­reyş­li­le­re "Hums" de­nir­di. Bun­lar ih­ram­lıy­ken ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gi­rer­ler­di. Fa­kat en­sar ve di­ğer Arap top­lu­luk­la­rı ih­ram­lıy­ken ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gir­mez­ler­di. Bir bah­çe için­de, Re­su­lul­lah (s.a.a) bah­çe­nin ka­pı­sın­dan çı­kar­ken, en­sar­dan Kutbe b. Amir de onun­la bir­lik­te çık­tı. Bu­nun üze­ri­ne ora­da bu­lu­nan­lar: "Ya Re­su­lul­lah, Kut­be b. Amir günahkâr bir in­san­dır. Se­nin gi­bi bah­çe­nin ka­pı­sın­dan çık­tı de­di­ler." Re­su­lul­lah Kut­be b. Amir'e dö­ne­rek: "Ne­den böy­le yap­tın?" di­ye sor­du. Kut­be, "Se­nin yap­tı­ğı­nı gö­rün­ce ben de yap­tım." de­di Bu­nun üze­ri­ne Re­su­lul­lah "Ah­mes bir (Mek­keli) in­sa­nım." de­di. O da şu kar­şı­lı­ğı ver­di: "Ama be­nim di­nim de se­nin di­nin­dir." de­di. O sı­ra­da, "İyi­lik, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gir­me­niz de­ğil­dir." aye­ti in­di.
Ben derim ki: Bu­na ya­kın ri­va­yet­ler baş­ka ka­nal­lar­ca da ak­ta­rıl­mış­tır. Hums "ah­mes"in ço­ğu­lu­dur ["humr"un "ah­mer" kelimesinin ço­ğu­lu ol­ma­sı gi­bi) "ha­ma­set" kö­kün­den ge­lir ve "şid­det" de­mek­tir. Kureyş­li­le­re bu adın ve­ril­me­si, din­le­ri­ne şid­det­li bağ­lı­lık­la­rın­dan ve­ya di­re­niş­li, çok güç­lü ve bas­kı­la­rı­nın kar­şı ko­nul­maz şid­det­te ol­ma­sın­dan ile­ri ge­li­yor­du.
Ri­va­yet­ten an­la­şıl­dı­ğı ka­da­rıy­la, Re­su­lul­lah efen­di­miz (s.a.a) bu olay­dan ön­ce Ku­reyş­li­le­rin dı­şın­da­ki Arap top­lu­luk­la­rı­nın ih­ram­lıy­ken ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gir­me­le­ri­ne iliş­kin ge­le­ne­ği­ni onay­lı­yor­du. Bu yüz­den: "Ne­den böy­le yap­tın?" di­ye, ada­mı azar­la­mış­tır. Bu du­rum­da, ayet na­sih ayet­ler ka­te­go­ri­si­ne gi­rer. Ya­ni, her­han­gi bir aye­te is­ti­nat et­me­den ko­nul­muş ya­sal bir hük­mü yü­rür­lük­ten kal­dı­rı­yor. Ne var ki, da­ha ön­ce de vur­gu­la­dı­ğı­mız gi­bi, ayet-i ke­ri­me, "İyi­lik, ev­le­re ar­ka­la­rın­dan gel­me­niz de­ğil­dir." bu­yu­rur­ken bu an­la­yı­şı dış­lı­yor. Ha­şa, yü­ce Al­lah'ın ve­ya el­çi­si­nin bir hük­mü ya­sa­laş­tır­ma­la­rı, ar­dın­dan bu hük­mü yer­me­le­ri, çir­kin­li­ği­ni di­le ge­tir­me­le­ri, son­ra da nes­he­dip yü­rür­lük­ten kal­dır­ma­la­rı dü­şü­nü­le­mez. Böy­le bir şe­yin dü­şü­nü­le­me­ye­ce­ği ise ga­yet açık­tır.
Me­ha­sin'ül-Ber­kî adlı eserde İmam Muhammed Bakır'ın (a.s) "Ev­le­re ka­pı­la­rın­dan gi­rin." ifa­de­siy­le il­gi­li ola­rak şöy­le de­di­ği ri­va­yet edi­lir: "Ya­ni, han­gi iş olur­sa ol­sun, ona uy­gun yol­dan, ta­raf­tan yak­la­şın."[1]
el-Kâfi adlı eserde İmam Cafer Sadık'ın (a.s) şöy­le de­di­ği ri­va­yet edi­lir: "Va­si­ler Al­lah'a açı­lan ka­pı­lar­dır. O ka­pı­lar­dan gir­mek ge­re­kir. Eğer on­lar ol­ma­say­dı, Al­lah bi­lin­mez­di. Yü­ce Al­lah on­la­rı ya­ra­tıl­mış­la­ra kar­şı ka­nıt ola­rak ön­gör­müş­tür."
Ben derim ki: Bu ri­va­yet, uyar­la­ma tü­rü­ne gi­rer. Bi­rin­ci ri­va­ye­tin açık­la­nı­şı­na esas olan an­la­yı­şa da­ya­nı­la­rak aye­tin so­mut mıs­dak­la­rın­dan bi­ri­nin açık­lan­ma­sı­dır. Şüp­he yok ki, ayet-i ke­ri­me, an­lam ve ver­di­ği me­saj iti­ba­riy­le ge­nel­dir. Bir olay üze­ri­ne in­miş ol­ma­sı onun bu ni­te­li­ği­ni or­ta­dan kal­dır­maz. "Eğer on­lar ol­ma­say­dı, Al­lah bi­lin­mez­di." sö­zü ile, va­si­le­rin üst­len­dik­le­ri hak­kı açık­la­ma, ek­sik­siz da­vet mis­yo­nu kas­te­dil­miş­tir. Bu sö­zün da­ha in­ce bir an­la­mı var ki, in­şa­al­lah iler­de bu­na de­ğin­me imkânı­nı bu­lu­ruz. Bu iki ri­va­ye­ti des­tek­le­yen birçok ri­va­ye­tin ol­du­ğu­nu da vur­gu­la­ya­lım.


[1]- [Me­ha­sin'ül-Ber­kî, s.74]
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

30/03/2009 - 11:40 Bakara 183-185

n

30/03/2009 - 11:38 Bakara 186

n

30/03/2009 - 11:28 Bakara 187

n

30/03/2009 - 11:23 Bakara 188

n

30/03/2009 - 11:19 Bakara 189

n

30/03/2009 - 11:13 Bakara 190-195

n

30/03/2009 - 11:11 Bakara 196-203

n

30/03/2009 - 11:05 Bakara 204-207

n

30/03/2009 - 11:02 Bakara 208-210

n

30/03/2009 - 10:59 Bakara 211-212

n

30/03/2009 - 10:54 Bakara 213

n

30/03/2009 - 10:52 Bakara 214

n

30/03/2009 - 10:47 Bakara 215

n

30/03/2009 - 10:36 Bakara 216-218

n

30/03/2009 - 10:32 Bakara 219-220

n

30/03/2009 - 10:29 Bakara 221

n

30/03/2009 - 10:25 Bakara 222-223

n

30/03/2009 - 10:22 Bakara 224-227

n

30/03/2009 - 10:14 Bakara 228-242

n

30/03/2009 - 10:12 Bakara 243

n

30/03/2009 - 10:08 Bakara 244-252

n

30/03/2009 - 10:04 Bakara 253-254

n

30/03/2009 - 10:00 Bakara 255

n

30/03/2009 - 09:56 Bakara 256-257

n

27/03/2009 - 13:41 Bakara 258-260

n

27/03/2009 - 13:24 Bakara 261-274

n

27/03/2009 - 13:20 Bakara 275-281

n

27/03/2009 - 13:15 Bakara 282-283

n

27/03/2009 - 13:12 Bakara 284

n

27/03/2009 - 13:04 Bakara 285-286

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

20 Ocak 2018
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim