Hz. Abbas (a.s) Mübarek Doğumu

Hz. Abbas (a.s) Mübarek Doğumu

Hz. Ali'nin (a.s) oğlu, Hz. Hüseyin'in (a.s) kardeşidir. Aşura günü Hüseynîlerin bayraktarıydı.

Abbas, lügatte orman aslanı ve aslanların dahi korkup kaçtığı aslan anlamına gelir.1

Annesi, daha sonraları Ümmül Benin (oğullarının anası) künyesiyle tanınan Fatıma el-Kilabiyye'dir.

Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma'nın (s.a) şehadetinden sonra Ümmül Benin'le evlenmiş, Abbas bu evlilikten dünyaya gelmişti. Ümmül Benin'in en büyük oğluydu. 4 Şaban 26 hicrî'de (15 Mayıs 647) doğduğu rivayet edilmiştir.

Ümmül Benin'in dört yiğit oğlu vardı ve bunların hepsi İmam Hüseyin'in (a.s) saflarında Kerbela'da şehit olmuşlardı. Hz. Ali şehit olduğunda Abbas 14 yasındaydı. Kerbela'da şehit olduğunda ise henüz hayatından 34 yıl geride kalmıştı.

Ebulfazl ve Ebu Fazıl künyeleriyle anılan Abbas'ın en meşhur lakapları ise Kamer-î Benî Haşim, Sakka, Sahib-i Livai'l Hüseyin, Alemdar, Ebu'l-Kırba, Abdu's-Salih ve Babu'l-Havaic idi.

Hz. Abbas, Ubeydullah b. Abbas'ın (babasının amcazadesi) kızı Lubabe ile evlenmiş, bu evlilikten Ubeydullah ve Fazl adlarında iki oğlu olmuştu. Bazıları Muhammed ve Kasım adlarında iki oğlunun daha olduğunu rivayet etmişlerdir.

Uzun boylu, güzel yüzlü ve oldukça cesur bir savaşçıydı. Yüz güzelliğinin çekiciliğinden dolayı Kamer-i Benî Haşim (Haşim oğullarının ay yüzlüsü) lakabı ona bu yüzden verilmişti.

Kerbela hadisesinde İmam Hüseyin'in (a.s) bayraktarlığını yapmış, Ehlibeyt'e ve küçük çocuklara su verme işini üstlenmiş, çadırların güvenliğinden bizzat kendi ilgilenmiş ve hayatta kaldığı sürece Ehlibeyt’'in güven içinde çadırlarda kalmalarını sağlamıştır. İmam Hüseyin (a.s), Tasua günü düşman ordusundan bir gün daha mühlet alması için onu görevlendirdiğinde "Canım sana feda olsun, ey kardesim!"(2) tabirini kullanmış, böylece onun ne denli yüce bir konuma sahip olduğunu dile getirmiştir.

Aşura günü diğer üç kardeşi, Hz. Abbas'tan önce şehadete erdiler. Hz. Abbas, İmam Hüseyin'den (a.s) savaş meydanına çıkmak için izin isteyince, İmam (a.s) meydana gitmeden susuz yavrularına ve susuzluk ateşi içinde yanan çadırlara su getirmesini istedi. Bunun üzerine Fırat'a doğru hareket etti. Buraya varıp su tulumlarını doldurduktan sonra geri dönerken düşman tarafından muhasaraya alındı ve suyolunda onlarla savaşmaya başladı. Çatışma sırasında her iki eli de kesildi ve Fırat nehri kenarında şehit düştü. Şehadetinden önce de meydana çıkarak Hz. Hüseyin'in (a.s) yanında defalarca savaşmıştı.

Hz Abbas (a.s), fedakârlık ve vefa abidesiydi. Fırat nehrine su almak için girdiğinde susuz olmasına rağmen İmam Hüseyin (a.s) ve çocuklarının susuz olduğunu düşünerek onlar su içmedikçe bir yudum dahi su içmeyeceğine dair yemin etmiş, kendi kendine şunları söylemişti:

Ey nefis, Hüseyin'den sonra zelil olasın

Ondan sonra olmamalı, yaşamamalısın

Hüseyin şuracıkta ölümle yüz yüzeyken

Serin suyu sen mi yudumlayacaksın?

Andolsun ki bu, benim dinimde yoktur!3

Sağ eli kesildiğinde su recezi okumuştu:

Sağ kolumu kesseniz de vallahi

Sonsuza dek savunurum dinimi

Ve savunurum yakinen inandığım İmam'ı

Tertemiz ve Emin olan Peygamber'in neslini

Sol kolu kesilince de şu şiiri okudu:

Ey nefis, korkmayasın küffardan

Müjdele beni Cabbar'ın rahmetiyle

Ve seçkin Peygamber'in yanında olmakla

Hileyle sol kolumu kesti zalimler

O halde ey Rabbim, kızgın ateşe ulaştır onları!

Hz. Abbas'ın şehadeti, İmam Hüseyin (a.s) için çok ağır ve yıkıcı oldu. İmam (a.s), yaralı kardeşinin başucuna vardığında "Belim şimdi büküldü, çarem tükendi ve düşmanımın şamatası yükseldi!"(4) şeklinde yürek yakan sözlerle feryat etmişti. Mübarek bedeni Fırat'ın küçük uzantısı olan Alkame'nin kenarında kaldı. İmam (a.s) daha sonra çadırlara dönerek onun şehadet haberini Ehlibeyt'e bildirdi. Kerbela şehitlerinin defni sırasında da mübarek bedeni aynı yerde toprağa verildi. İmam Hüseyin (a.s) ile Hz. Abbas'ın kabri arasındaki mesafe bu yüzdendir. Hz. Abbas'ın (a.s) sahip olduğu yüce makamı, ziyaretnamesinde geçen tabirlerden de anlamak mümkündür. İmam Cafer Sadık'tan (a.s) nakledilen ziyaretnamesinin bir bölümünde şöyle geçmektedir: "Selam olsun sana ey Allah'ın, Peygamber'inin, Emirülmüminin'in, Hasan ve Hüseyin'in emrine itaatkâr olan salih kul!.. Allah'ı şahit tutarım ki sen, Bedir savaşçılarının ve Allah yolunda cihat edenlerin izlediği yolu izledin. Onlar tam bir ihlasla düşmanlarıyla cihat etmişler, dostlarının zafere ulaşması için ellerinden gelen çabayı göstermişler ve sevdikleri kimselerin düşmanlarını onlardan uzaklaştırmışlardı (sen de öyle yaptın)…"(5) İmam Zeynelabidin de (a.s) Abbas b. Ali'nin yüce makamı hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah, amcam Abbas'a rahmet eylesin. Hiç kuşkusuz o fedakârlık sergiledi, imtihan verdi ve kendi canını kardeşi için feda etti. Derken her iki kolu da (bu fedakârlık sırasında) kesildi. Allah da bu kolları yerine ona, cennette meleklerle birlikte uçacağı iki kanat verdi. Nitekim daha önce de Cafer b. Ebu Talib'e aynını vermişti. Doğrusu Abbas'ın yüce Allah katında öyle bir makamı vardır ki kıyamet gününde bütün şehitler ona gıpta edeceklerdir."(6)

Ziyaret-i Nahiye-i Mukaddese'de Hz. Mehdi'nin (a.s) diliyle ona şöyle selam verilmiştir: "Emirülmüminin'in oğlu Ebulfazl el-Abbas'a selam olsun! (Doğrusu o) canını kardeşine feda etti, bugünüyle yarınından pay aldı, onun için feda oldu, onu korudu ve ona su getirmeye giderken elleri kesildi…"(7)

 

1-Lügatname, Dehhüda.

2- el-İrşad, c.27, s.90.

3-Biharu'l-Envar, c.45, s.41; Maali's-Sibtayn, c.1, s.446; Maktel, Harezmî, c.2, s.30.

4-Maali's-Sibtayn, c.1, s.446; Maktel, Harezmî, c.2, s.30.

5-Mefatihu'l-Cinan, s.435.

6-Sefinetu'l-Bihar, c.2, s.155.

7-Biharu'l-Envar, c.45, s.66.

Google+ WhatsApp