İmam Mehdi'nin (a.s) Mübarek Doğumu

İmam Mehdi'nin (a.s) Mübarek Doğumu

On İkinci İmam Hz. Mehdi (a.s), hicrî 255 (miladî 867) yılı cuma gecesi tan yeri ağarırken Samarra şehrinde On Birinci İmam'ın evinde dünyaya gözünü açtı.[1]

Babası, On Birinci İmam Hz. Hasan Askerî (a.s) ve annesi Hz. İsa'nın havarisi Şem'un'un neslinden olan Rum Kayser'inin oğlu Yuşa'nın değerli kızı, Saykal ve Susen adlarıyla da bilinen Nergis Hatun'dur. Nergis Hatun öyle bir fazilete sahipti ki, imamet sülâlesinin büyük hatunlarından İmam Hâdi'nin (a.s) kız kardeşi olan Hakîme Hatun onu kendi efendisi ve ailesinin seyyidesi[2] olarak vasıflandırmış ve kendisinin de onun hizmetçisi olduğunu beyan etmiştir.[3]

Nergis Hatun, ülkesinde olduğu zaman hayret verici rüyalar görürdü. Bir defasında, Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. İsa'yı (a.s) kendisini İmam Hasan Askerî'ye (a.s) nikâhladıklarını gördü. Şaşırtıcı rüyalarından birinde de, Hz. Zehra'nın (s.a) daveti üzerine Müslüman oldu; ancak İslâm'ı kabul ettiğini ailesi ve çevresinden gizledi. Rüyasında, sınıra giden ordunun, hizmetçi ve cariyeleriyle birlikte gizlice sınıra gitmesi söylenmişti. Öyle de yaptı. Sınırda İslâm ordusunun öncü birlikleri onları esir aldılar ve onu da, Kayser'in ailesinden olduğunu bilmeden diğer esirlerle birlikte Bağdat'a götürdüler.

Bu olay, Onuncu İmam Hz. Hâdi'nin (a.s) imametinin son zamanlarında oldu[4] ve İmam Hâdi'nin (a.s) tarafından görevlendirilmiş güvenilir bir şahıs, İmam'ın kendi eliyle yazdığı Rumca bir mektubu, Bağdat'a götürüp Nergis Hatun'a ulaştırdı ve onu köle tüccarından satın alarak, Samarra'ya İmam Hâdi'nin (a.s) yanına getirdi. İmam, Nergis Hatun'un rüyada gördüğü şeyleri ona hatırlattı ve On Birinci İmam'ın hanımı, bütün dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracak olan bir evladın annesi olacağını müjdeledi. Sonra İmam Hâdi (a.s), İslâm'ın adap ve ahkâmını öğretmesi için, Nergis Hatun'u imamet sülalesinin büyük hatunlarından olan kız kardeşi Hakîme Hatun'a teslim etti. Bir müddet sonra Nergis Hatun, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) eşi oldu.[5]

Hakîme Hatun, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) huzuruna gittiği zaman, ona bir evlat vermesi için Allah'a dua ediyordu. O der ki:

Bir gün her zamanki gibi İmam Hasan Askerî'yi (a.s) görmeye gittim, aynı duayı tekrarladığımda buyurdu ki: "Allah'tan bana vermesini istediğin evlat bu gece dünyaya gelecek."[6] Bu esnada Nergis benim ayakkabımı ayağımdan çıkarmak için ileri gelerek: "Efendim, ayakkabınızı çıkarayım." dedi. Ben: "Sen benim efendimsin aslında. Vallahi ayakkabımı çıkarmana ve bana hizmet etmene izin vermem. Ben sana hizmet etmeliyim." dedim.

İmam (a.s) benim bu sözümü duyduğunda: "Allah sana hayır versin hala." buyurdu. Ben güneş batıncaya kadar onun yanındaydım. Cariyelerden birine: "Benim elbisemi getir de gideyim." dedim. İmam buyurdu ki: "Hala, bu akşam bizim yanımızda kal; çünkü bu akşam Allah Teala'nın indinde değerli olan bir bebek dün-yaya gelecek ki, Allah, onun vasıtasıyla ölümden sonra yeryüzünü diriltecektir."

Bunun üzerine ben: "İyi, ama annesi kim? Ben Nergis'te hamilelik belirtisi göremiyorum!" dedim. İmam: "Annesi, Nergis'ten başkası değil." buyurdu. Ben ayağa kalkarak Nergis'i iyice kontrol ettim. Ama onda hiçbir doğum alameti göremedim. İmam'ın yanına gidip durumu anlattım.

İmam (a.s) tebessüm ederek şöyle buyurdu: "Tanyeri ağarırken onun evladı olduğunu göreceksin. Çünkü o da Musa Kelimullah'ın annesi gibidir. Onun da hamile olduğu belli değildi ve doğuma kadar hiç kimse bilmiyordu. Çünkü Firavun, Musa'yı ararken (böyle bir çocuğun dünyaya gelmemesi için) hamile kadınların karınlarını deşiyordu. Bu (akşam dünyaya gelecek bebek), Musa (a.s) gibidir. (Firavunların iktidarını o yıkacaktır; bu sebeple) Firavunlar şimdi onu aramaktadırlar."

Ben tanyeri ağarana kadar Nergis'i gözetliyordum; yanımda sakin bir hâlde, hareketsiz bir şekilde uyuyordu. O gecenin sonunda şafak sökerken ansızın korkarak yerinden sıçradı. Hemen onu kucakladım ve is-m-i azam duasını okudum. Bu sırada İmam yan odadan: "Ona Kadir Suresi'ni oku!" diye seslendi; ben de okudum. Nergis'ten durumunu sordum, "Mevlamın sana bildirdiği şey açığa çıktı." dedi.

Ben, İmam'ın (a.s) buyurduğu gibi Kadir Suresi'ni okumaya devam ettim; karnındaki bebek de bana eşlik etti ve o da Kadir Suresi'ni okuduktan sonra bana selâm verdi. Çok korktum. Bu sırada İmam şöyle buyurdu:

"Allah Teala'nın işine şaşırma. Allah, biz İmamları küçük yaşta hikmet ile konuşturur ve büyüdüğümüz de yeryüzünde hüccet kılar."

İmam henüz sözünü tamamlamamıştı ki, Nergis gözümden kayboldu. Sanki benimle onun arasına bir perde çekmişlerdi; onu göremiyordum. Bağırarak İmam'a koştum. İmam: "Hala, geri dön, yerinde bulacaksın." buyurdu. Ben geri döndüm ve çok geçmeden be-nimle onun arasındaki perde kalktı.

Nergis'i öyle bir nura bürünmüş olarak gördüm ki, nurun şiddetli parlaklığı onu net olarak görmemi engelliyordu. Doğan erkek çocuğun secdede, dizleri üzerine düşmüş olduğunu ve şahadet parmağını kaldırıp şöyle dediğini gördüm:

"Şahadet ederim ki, bir ve tek olan Allah'tan başka ilah yoktur ve şahadet ederim ki, ceddim Muhammed Allah'ın resulüdür ve babam Emirü'l-Müminindir."

Sonra tek tek kendine kadar olan bütün İmamların imametlerine tanıklık etti ve dedi ki:

"Allah'ım! Müddetime amel elbisesi giydir ve işimi sona ulaştır adımımı sağlam et ve yeryüzünü benim vasıtamla adalet ve eşitlikle doldur."[7]

Hz. Mehdi'nin Doğumunun Gizli Olması

Ümeyyeoğulları ve Abbasoğulları devri, özellikle altıncı İmam Hz. Cafer Sadık (a.s) zamanı ve sonrası, halifelerin Ehlibeyt İmamları'na karşı çok hassas oldukları bir devirdi. Bunun sebebi de, toplumun onlara aşırı ilgi göstermesi, her geçen gün toplumdaki etkilerinin artması ve halkın onlara olan ilgisinin fazlalaşmasıdır.

Bu durum karşısında Abbasî halifeleri kendi iktidarlarını tehlikede görüyorlardı. Özellikle vaat edilen Mehdi'nin (a.s), Peygamber'in (s.a.a) neslinden olup, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) soyundan geleceği ve dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracağı meşhur olması sebebiyle İmam Hasan Askerî (a.s) Samarra'da sıkı bir şekilde gözaltına alınmıştı. Abbasîler, geleceği vaat edilen bu çocuğun dünyaya gelmesini ve büyütülmesini engellemeye çalışıyorlardı. Ama bu doğumun gerçekleşmesinde Allah'ın iradesi söz konusu idi. Onun için Abbasîlerin çalışmaları neticesiz kaldı ve Allah Teala, Musa (a.s) gibi onun doğumunu da gizli kıldı.

Bununla birlikte İmam Hasan Askerî'nin (a.s) özel ashabı, vaat edilen bu İmam'ı babası hayatta iken defalarca gördüler. İmam Hasan Askerî (a.s) dünyadan göçtüğü zaman yine İmam Mehdi (a.s) açığa çıkarak babasının cenaze namazını kıldırdı ve halk onu gördü; ondan sonra da İmam gözlerden kayboldu.

Hz. Mehdi'nin (a.s) doğumundan, babası İmam Hasan Askerî'nin (a.s) şahadetine kadar, On Birinci İmam'ın yakın akraba ve dostlarından birçoğu, ya onu görmeye muvaffak olmuşlar ya da onun İmam'ın evinde olduğunu bilmişlerdir. Genelde İmam Hasan Askerî (a.s) değerli evladının varlığını gizlemekle birlikte, uygun zamanlarda bunu Şiîlerine bildiriyor, kendisinden sonra sapmamaları için güvenilir dostlarına onu gösteriyordu. Burada konu hakkında birkaç örnek zikredelim:

1- Şia'nın büyüklerinden ve İmam Hasan Askerî'nin (a.s) izleyicilerinden olan Ahmed b. İshak der ki:

İmam Hasan Askerî'nin (a.s) huzuruna gittim. Ken-disinden sonraki imamın kim olduğunu sormak istiyordum. Ben sormadan o şöyle buyurdu:

"Ey Ahmed! Doğrusu Allah Teala Âdem'i yarattığı andan itibaren yeryüzünü hüccetsiz bırakmamıştır ve kıyamete kadar da bırakmayacaktır. Allah'ın hücceti vasıtasıyla yeryüzü ehlinden belalar giderilir, yağmur yağar ve yeryüzünün bereketleri dışarı çıkar."

Ben bunun üzerine: "Ey Resulullah'ın evladı, sizden sonra kim yerinize geçer, kim imam olur?" diye sordum. İmam (a.s) aceleyle eve girdi, omuzlarında dolunay gibi parlayan üç yaşında bir çocuk ile geri döndü ve şöyle buyurdu:

"Ey Ahmed b. İshak! Eğer Allah Teala ve O'nun hüccetleri yanında aziz olmasaydın, bu oğlumu sana gös-termezdim. Doğrusu onun adı Resulullah'ın adı, künyesi Resulullah'ın künyesidir. O, zülüm ve kötülükle dolan dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracak olan kimsedir. Ey Ahmed b. İshak! O, bu ümmette Hızır ve Zülkarneyn gibidir. Allah'a andolsun gaybet edecektir. Öyle ki, onun gaybetinde Allah'ın onun imametine itiraf etmesi için adımını sabit kıldığı ve zuhurunun çabukluğu için dua etmeye muvaffak kıldığı kimselerin dışında kalan herkes helâk olacaktır."

Ben: "Efendim, ona kalbimin (daha fazla) mutmain olması için bir deliliniz var mı?" dedim. Bunun üzerine o çocuk çok güzel bir Arapça ile dedi ki:

"Allah düşmanlarından intikam alacak yeryüzündeki hüccet benim! Ey Ahmed b. İshak! Gözünle gördükten sonra başka bir delil arama!..."

Şeyh Şeyh Saduk der ki: "Bu rivayeti Ali b. Abdullah el-Verragî'nin yazısında buldum. Ondan sorduğumda, bunu benim için Sa'd b. Abdullah'tan, o da Ahmed b. İshak'tan nakletti."

2- Ahmed b. Hasan b. İshak el-Kummî der ki:

On birinci İmam'ın (a.s) yerine geçecek olan İmam Mehdi (a.s) dünyaya geldiği zaman, İmam Hasan Askerî'den (a.s) ceddim Ahmed b. İshak için mektup geldi. Onda İmam'ın el yazısıyla şöyle yazılmıştı:

"Benim bir evladım oldu, onun doğum haberini gizli tutman ve kimseye söylememen gerekiyor; biz onun doğumunu yakın akrabalara, akrabalık bağı olanlara ve dostlara söyledik, başka hiç kimseye bildirmiyoruz. Allah Teala onunla bizi sevindirdiği gibi, seni de sevindirmesi için, onun doğumunu sana bildirmek istedik. Vesselam."[8]

3- İmam'ın takvalı ve değerli halası Hakîme, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) hizmetçisi Nesim, Ebu Cafer Muhammed b. Osman el-Amrî, Hüseyin b. Hasan el-Alevî, Emr el-Ahvazî, Ebu Nasr-ı Hadim, Kâmil b. İbrahim, Ali b. Asim el-Kûfî, Abdullah b. Abbas el-Alevî, İsmail b. Ali, Yakub b. Yusuf el-Serraf,[9] İsmail b. Mus'ab b. Cafer, Ali b. Mutahhar, İbrahim b. İdris, Tarîf el-Hadim[10] ve Ebu Sahl Nevbahtî,[11] vaat edilen İmam'dan (a.s) haberleri olan ve ondan haber veren kimselerdir.

4- Cafer b. Muhammed b. Malik, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) bir grup Şia cemaatine şöyle buyurduğunu nakleder: "Benden sonra kimin hüccet olacağını sormaya geldiniz değil mi?" Oradakiler: "Evet efendim." diye cevap verdiler. Bu sırada İmam'a çok benzeyen ay parçası gibi bir çocuk içeriye girdi. İmam şöyle buyurdu:

Bu, imam ve benden sonra yerime oturacak kimsedir. Buyruklarını yerine getirin, dağılmayın; çünkü he-lâk olursunuz. Bilin ki, bundan sonra ömrü kâmil oluncaya kadar onu göremeyeceksiniz. Osman b. Said'in[12] söylediği şeyleri kabul edin ve emrine itaat edin. Çünkü o sizin İmam'ınızın vekilidir ve işler onun e-lindedir.[13]

5- İsa b. Muhammed el-Cevherî diyor ki:

Ben bir grupla birlikte Hz. Mehdi'nin (a.s) doğumunu tebrik etmek için İmam Hasan Askerî'nin (a.s) huzuruna gittim. Kardeşlerimiz Hz. Mehdi'nin (a.s) cuma akşamı, şaban ayında tanyeri ağarırken dünyaya geldiğini bize bildirmişlerdi. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) huzuruna gittiğimizde onu tebrik ettik. Biz hiçbir soru sormadan İmam (a.s) buyurdu ki:

"İçinizden biri oğlum Mehdi'nin nerede olduğunu içinden geçiriyor. Musa'nın annesinin onu sandığa koyarak denize atıp Allah'a emanet ettiği ve sonunda Allah Teala Musa'yı ona geri gönderdiği gibi, ben de onu Allah'a emanet ettim."[14]

[1]- Usul-i Kâfi, c.1, s.514; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.326. Bazı rivayetlerde İmam'ın doğumu Hicret'in 256'sında zikredilmiştir. Kemalu'd-Din, c.2, s.97 ve 106'ya ve Biharu'l-Envar, c.51, s.15 ve 16'ya müracaat edilsin.

[2]- Biharu'l-Envar, c.51, s.2

[3]- Biharu'l-Envar, c.51, s.12

[4]- Mehdiy-i Mev'ûd kitabının önsözünde, s.152'de şöyle yazar:

Mes'udî'nin Murucu'z-Zeheb'deki rivayetine göre, İmam Hâdi (a.s) hicrî 235 yılında Mutevekkil tarafından Medine'den Samarra'ya getirildi. Hz. Askerî (a.s) de 232 yılında Medine'de dünyaya geldi.

"İslâm tarihçileri ve yabancı tarihçilerin yazdığına göre, o zaman İslâm ordusuyla Doğu Roma veya şimdiki Türkiye olan Bizans ile Batı Roma (İtalya) ve onu tasarruf edenler arasında savaş başladı. İbn Esir'in Kâmil'ine ve diğer kaynakların yazdıklarına göre Hicret’in 240, 244, 245, 247, 248, 253 yıllarında İslâm Kuvvetleri ile Doğu Roma arasında savaşlar oldu ve bu arada iki tarafın esirleri değiştirildi."

Nazilif'in telif ettiği ve Dr. Muhammed Abdu'l-Hâdi Şuayre'nin tercüme ettiği "el-Arab ve'r-Rum" tarihinde şöyle yazar:

"Hicret'in 247. yılında Müslümanlar ve Rumlar arasında savaşlar başladı ve birçok ganimetler Müslümanların eline geçti. Yine 248 yılında Müslümanların lideri Belkacur ile Rumlular arasında savaş oldu. O savaşta Romalıların ileri gelenlerinden birçoğu esir düştü." (el-Arab ve'r-Rum Tarihi, s.225)

İbn Esir de Hicret'in 249. yılında vuku olaylarla ilgili şöyle yazar:

"Ömer b. Abdullah el-Akta ve Cafer b. Ali Saifeh komutanlığında Müslümanlar ile (Kayser'in de katıldığı) Rum Kuvvetleri arasında bir savaş oldu."

Eğer İmam Mehdi'nin (a.f) değerli annesi 248 yılında esir düşen bu Roma eşrafı arasında esir olmuşsa, bu, Hz. Hâdi'nin (a.s) Samarra'da bekletilişinin on üçüncü yılı ve İmam Hasan Askerî'nin (a.s) on altı yaşlarına rastlıyor demektir.

[5]- Biharu'l-Envar, c.51, s.6–11; Şeyh Tusî'nin "Gaybet" adlı eseri, s.124–128; Kemalu'd-Din, c.2, s.90–96

[6]- Biharu'l-Envar, c.51, s.25

[7]- Biharu'l-Envar, c.51, s.12–14; İkmalu'd-Din, c.2, s.100

[8]- Kemalu'd-Din, c.2, s.107

[9]- Kemalu'd-Din, c.2, s.104–114; İsbatu'l-Hudat, c.7, s.15–35 ve s. 143; Biharu'l-Envar, c.51, s.5

[10]- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.330

[11]- el-Kuna ve'l-Elkab, c.1, s.91

[12]- İmam Mehdi'nin (a.s) dört özel naibinden ilki.

[13]- İsbatu'l-Hudat, c.7, s.25

[14]- İsbatu'l-Hudat, c.7, s.143

Google+ WhatsApp