İmam Muhammed Taki'nin (a.s) Münazaraları

İmam Muhammed Taki'nin (a.s) Münazaraları

Daha önce de söylediğimiz gibi İmam Cevad, küçük yaşta İmamet makamını üstlenen ilk imam olduğu için bir takım münazaralarda bulunmuştur

İMAM MUHAMMED TAKİ’NİN (a.s) MÜNAZARALARI

Daha önce de söylediğimiz gibi İmam Cevad, küçük yaşta İmamet makamını üstlenen ilk imam olduğu için([1]), bir takım münazaralarda bulunmuştur ki; bunlardan bazıları pek gürültülü, heyecanlı ve ilginç olmuştur. Bu münazaraların yapılmasının asıl sebebi; bir taraftan yaşı küçük olduğu için imam oluşu henüz birçok Şia için tam anlamıyla sabit olmamıştı. (Elbette Şia büyükleri ve bilginlerinin Şia inancına göre bu hususta hiç bir tereddütleri yoktu). Bu nedenle tam emin olmak ve bazı denemelerde bulunmak için Hazretlerine çok çeşitli sorular yöneltmekteydiler.

Diğer taraftan; o zaman diliminde “Mu’tezile” güçlenmiş, bu inanca mensup olanlar; güçlerinin doruğuna erişmiş, zamanın hükümeti de kendilerini koruduğu için devletin, maddi manevi tüm imkanlarını kullanarak fikirlerini sağlamlaştırmak, karşı gruplara darbe indirmek, zayıf düşürmek uğruna her türlü fırsatı değerlendirmişlerdi. Biliyoruz ki i’tizal çizgisi; sınırlı ve yanlış yapabilen akla güvenmede ifrat ediyordu. Mu’tezile düşüncesi savunucuları: Tüm dini emir ve konuları akılla ölçüyor, akıllarının açıkça teyit ettiğini kabul ediyor, teyit etmediğini ise inkar ediyor, reddediyorlardı. Çocuk yaşta ümmetin imamlığını üstlenmek onların zahirci aklıyla bağdaşmadığı için, çok karmaşık ve zor sorular yönelterek akıllarınca bilimsel rekabet alanında Hazretlerini yenebileceklerini sanıyorlardı.

Fakat bu konuşmalar ve münazaraların hepsinde İmam Cevad (a.s), (taşıdığı imamet ilmi ışığında) verdiği kesin ve aydınlatıcı cevaplarla, imamlığı konusunda ki bütün kuşku ve tereddütleri ortadan kaldırıyor kendi imamlığını ve de imamet ilkesine sağlamlaştırıyordu. Bu nedenle kendisinden sonra İmam Hadi’nin (ki o da küçük yaşta imam olmuştu) imameti döneminde bu konuda bir sorun çıkmamıştı. Çünkü yaşın küçük oluşunun bu ilahi makamla çelişmediği herkese sabit olmuştu.

YAHYA BİN EKSEM İLE MÜNAZARA

“Me’mun” “Tus” dan “Bağdat”a gelince bir mektup yazarak İmam Cevad (a.s)’ı Bağdat’a davet etti. Elbette bu davet de, İmam Rıza (a.s)’ın Tus’a davet edilişi gibi görünüş itibariyle bir davetti ama gerçekte icbari bir yolculuktu.

Hazreti İmam Cevad, bu daveti kabul etti. Bağdat’a gelişinden bir kaç gün sonra Me’mun, kendisini saraya davet edip kızı “Ümmü’l-Fazl” ile evlenmesini önerdi.

İmam, bu öneriye karşı susunca([2]) Me’mun, bu sessizliği İmam’ın rıza gösterdiğine yorumlayarak evlilik hazırlıkları yapmaya karar verdi.

Me’mun, bir düğün şenliği tertiplemek istiyordu. Ancak bu haberin yayılması Abbas oğulları arasında bomba etkisi yaratmıştı. Abbas oğulları bir araya gelip tepkilerini şu cümlelerle dile getirdiler: Bu nasıl bir plandır, Ali b. Musa’nın ölümüyle halifelik Abbasilere geçmişken onu tekrar Ali oğullarına vermek mi istiyorsun. Bil ki bunun olmasına bizler izin vermeyeceğiz, aramızdaki yıllanmış düşmanlığı unutmuş musun?

Me’mun: Ne demek istiyorsunuz? dedi.

Dediler ki: Bu daha çocuktur ilim, bilgi nedir bilmez. Me’mun: Siz bu aileyi küçüklerini de tanımıyorsunuz, büyükleri de büyük bir ilme sahiptirler. Sözümü kabul etmiyorsanız, onu imtihan edin, tanığınız en bilgin kişiyi getirin bununla tartışın sözümün doğruluğu ortaya çıksın.

Abbasiler, bilim adamları arasından (zamanın en meşhur, her türlü ilim dalında uzman olan, şöhreti dillerde dolaşan, kendisi bile bir bilgin olduğu halde onun ilmine hayran olan Me’mun tarafından, baş kadılık görevi ile birlikte tüm ülke idaresinden sorumlu kılınan) “Yahya b. Eksem”i seçtiler. Me’mun, İmam Cevad (a.s)’ın ilmi derecesini ölçmek için toplantı tertipledi.

Toplantıda Yahya, Me’mun’a dönerek:
- Şu gençten bir şey sormama izin verir misiniz? dedi.
Me’mun: Kendisinden izin al.
Yahya, İmam Cevad (a.s)’dan izin isteyince İmam:
Ne istiyorsan sorabilirsin, buyurdu.

Yahya: (Hacda) ihramlı iken bir hayvan avlayan şahıs hakkında ne dersiniz? dedi.

İmam: Bu şahıs avı Hill ( Harem sınırları dışında) de mi öldürmüş yoksa haremde mi? İhram halinde iken avlanmanın haram olduğunu biliyor muydu, bilmiyor muydu? Bilerek mi öldürmüş yanlışlıkla mı? Küçük müdür, büyük müdür? İlk defa mı bunu yapıyor, ikinci defa mı? Avı uçan hayvanlardan mıydı, uçmayan hayvanlardan mı? Küçük hayvanlardan mıydı öldürdüğü büyük hayvanlardan mı? Bu işi yapmaktan yine de çekinmiyor mu, yoksa pişman mıdır? Gece mi avlanmış, gündüz mü? Umre ihramında mıydı, hac ihramında mı?

Eksem oğlu Yahya, İmam Cevad’ın bunca detaya girmesine şaşırmış, yüzünde acizlik ve bilgisizlik belirtileri ortaya çıkmış kekelemeye başlamıştı. Mecliste bulunanlar Yahya’nın, hazretlerinin karşısında bilgisiz kaldığını pek güzel anlamışlardı.

Sonra yakın adamlarına döndü:
- Şimdi kabul etmediğiniz şeyi öğrendiniz mi?([3])
İHRAMLININ ÇEŞİTLİ HALLERDE AVLAMASINA DAİR HÜKÜM

Mecliste yapılan müzakerelerden sonra, halk dağılıp halifenin yanında sadece yakınları kalınca Me’mun, İmam Cevad (a.s)’a dönerek: Sana kurban olayım, ihramlının, detaylarını açıkladığınız hallerde avlandığı takdirde uyması gereken hükmü açıklarsanız iyi olur biz de istifade ederiz, dedi.

İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“İhramlı kimse Hill (Harem dışında) da avlanmışsa ve av uçan büyük hayvanlardan ise kefareti bir koyundur, eğer Harem’da öldürmüş ise Kefareti iki katıdır. Eğer uçan hayvan yavrusunun Harem dışında öldürürse kefareti sütten yeni kesilmiş bir kuzudur; eğer Harem’de öldürürse kefareti hem bir kuzu hem de öldürdüğü yavru kuşun fiyatıdır. Eğer av vahşi hayvanlardan ise; yabani eşeğin kefareti bir sığırdır, deve kuşunun ise kefareti bir devedir, ceylanın ise kefareti bir koyundur, bunlardan her birisini Harem’de öldürürse kefareti iki katıdır.

İhramlı kimse kurban kesmesini vacip kılan bir iş yaparsa; Hacc ihramında ise, kurbanı “Mina”da kesmelidir, Umre ihramında ise, kurbanı Mekke’de kesmelidir. Hükmü bilen ile bilmeyenin avlanma kefareti aynıdır. Ancak bilerek yaparsa günah da işlemiş olur, ama yanlışlıkla olduğu takdirde günah işlemiş olmaz. Hür insanın kefareti kendi üzerinedir, kölenin kefareti ise sahibinin uhdesinedir. Küçüğün kefareti yoktur, büyüğe vaciptir. Yaptığından pişman olan kimseden ahret azabı kaldırılmıştır. Ama pişman olmayan cezalandırılacaktır.([4])

KADKAR KADISI MAT OLUYOR

Me’mun: Aferin ey Ebu Cafer! Allah sana iyilik versin! Şimdi o sizden sorduğu gibi sizin de Eksem oğlu Yakup’dan bir şey sormanız iyi olur. Bu sırada Ebu Cafer (a.s), Yahya’ya: Sorayım mı? buyurdu. Yahya: size kurban olayım yetki sizdedir, biliyorsam cevap veririm bilmiyorsam sizden öğrenirim, dedi.

İmam Cevad: Bu şu erkeği açıklar mısın; sabahleyin bir kadına bakıyor bu bakış haramdır, güneş yükselince o kadın kendisine helal oluyor, öğlen vakti yine ona haram oluyor, ikindi olunca helal oluyor, güneş batınca tekrar haram oluyor, yatsı zamanı yeniden helal oluyor, gece yarısında haram oluyor, şafak söktüğünde yeniden helal oluyor, bu nasıl bir kadındır ve ne şekilde helal haram oluyor?

Yahya: Hayır, yemin ederim ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Kadının helal ve haram oluş sebebini de bilmiyorum, uygun görürseniz cevabından bizi de bilgilendirin.

İmam Cevad: Bu kadın bir erkeğin cariyesi idi. Sabahleyin yabancı bir erkek ona bakıyor, bu bakış haramdır. Güneş yükseldiğinde cariyeyi sahibinden satın alıyor ve kendisine helal oluyor. Öğlen kadına özgürlüğünü veriyor, böylece kadın o erkeğe haram oluyor. İkindi olunca kadını nikahına alıyor helallisi oluyor, güneş battığında “Zihar”([5]) yapıyor ve o kadın o erkeğe haram oluyor. Yatsı zamanı zihar kefaretini ödeyince tekrar helal oluyor. Gece yarısı onu boşuyor. Kendisine haram oluyor, şafak sökerken karısına geri dönüyor (boşamayı geri alıyor) ve bu şeklide kadın o erkeğe yeniden helal oluyor.([6])

 

([1])   İmam Cevad (a.s)’dan sonra İmam Hadi ve İmam Mehdi de küçük yaşlarda İmam olmuşlardı.

([2])   İmam Cevad (a.s)’ın evlenme konusuna ileriki sayfalarda genişçe değineceğiz.

([3])   Biharü’l-Envar, Meclisi, C.50, S.75-76 - El-İmamü’l-Cevad, S. Kâzım Kazvîni, S.168-172 - El-İrşad, Şeyh Müfid, S.319-321 (Türkçesi: 373-375) - El-İhticac, Tabersi, S.345 - İsbatü’l-Vasiyyet, Mesûdî, S.216 - el-İhtisas, Şeyh Müfid, S.99.

([4])   Meclisi, aynı kitap, S.77 - Kazvini, aynı kitap, S.174 - Şeyh Müfid, El-İrşad, S.322 (Türkçesi S.375) - Tabersi, aynı kitap, S.246 - Mesûdi, aynı kitap, S.217 - Şeyh Müfid, El-İhtisas, S.100.

([5])   Zihar, bir erkeğin karısına senin belin (sırtın) benim için annemin veya kardeşimin veya kızımın beli (sırtı) gibidir, demesidir. Böylece kadın erkeğe haram olur kefaretini verdiğinde helal olur. Cahiliyet döneminde zihar bir çeşit boşanma sayılırdı ve ebedi olarak haram olurdu. Ama İslam bu hükmü değiştirdi.

([6])   Meclisi, aynı kitap, S.78 - Kazvini, aynı kitap, S.175, Şeyh Müfid, El-İrşad, S.322 (Türkçesi S.376) - Tabersi, aynı kitap, S.247.

Google+ WhatsApp