İmam Muhammed Taki'yi (a.s) Kısaca Tanıyalım

İmam Muhammed Taki'yi (a.s) Kısaca Tanıyalım

Adı; Muhammed, künyesi; Ebu Cafer lakabı; “Cevad” ve Taki olan dokuzuncu İmam, 195 hicri yılı Ramazan ayında Medine’de dünyaya gelmiştir.

İMAM MUHAMMED TAKİ’Yİ (a.s) KISACA TANIYALIM

Adı; “Muhammed”, künyesi; “Ebu Cafer” lakabı; “Cevad” ve “Taki” olan dokuzuncu İmam, 195 hicri yılı Ramazan ayında Medine’de dünyaya gelmiştir.([1])

Annesi, İslam Peygamberi (s.a.a)’in eşi “Mariye-i Kıbtiye” soyundan sayılan “Sabîke”dir.([2]) Bu hanımefendi, ahlaki faziletler bakımından en üstün dereceye sahipti ve zamanının kadınları arasında en seçkin yerde bulunmaktaydı.([3]) Öyle ki; İmam Rıza onu; münezzeh, iffetli ve faziletli diye anıyordu.([4])

Babası vefat ettiğinde İmam Muhammed Taki, sekiz yaşındaydı. Yirmi beş yaşında iken de şehit oldu.([5]) Bağdat’ta Kureyş mezarlığında, dedesi İmam Cafer Sadık (a.s)’ın yanına defnedildi.

İMAM İLE ÇAĞDAŞ HALİFELER

İmam Muhammed Taki bütün imameti boyunca Abbasi halifelerden ikisi ile yani; “Me’mun” (H.193-218) (M.808-833) ve “Mu’tesem” (H.218-227) (M.833-842) ile aynı zamanda yaşamıştır. Her ikisi de Me’mun’un İmam Rıza’ya uyguladığı politikayı uygulayarak İmam Cevad’ı icbar suretiyle Medine’den Bağdat’a ihzar ederek, başkentte kontrol altında tutmuşlardır.

HAYIR VE BEREKET DOLU BEBEK

İmam Rıza ailesinde ve Şiiler arasında İmam Cevad, (Muhammed Taki) hayır ve bereket dolu bebek diye anılıyordu. Nitekim “Ebu Yahya San’ani” diyor ki: Bir gün İmam Rıza (a.s)’ın huzurunda idim, henüz çok küçük olan oğlu Ebu Cafer’i getirdiler. İmam: “Bu, Şiilerimiz için doğan bir bebektir bundan daha bereketlisi doğmamıştır.” buyurdu.

İmam, çeşitli münasebetlerle oğlunu bu şekilde anmış, Şiiler arasında da bu şekilde meşhur olmuştur. Kanıtı şudur ki: Şiilerden tanınmış iki sima, “İbni Esbat” ve “Abbad b. İsmail” diyorlar ki: Biz İmam Rıza (a.s)’ın huzurunda iken Ebu Cafer (İmam Cevad)’i getirdiler. Biz: hayır ve bereket dolu bebek bu mudur? diye sorduk. Hazretleri “Evet, bu o bebektir, İslam’da bundan daha bereketlisi doğmamıştır.” buyurdu.([6])

Yine “Ebu Yahya San’ani” rivayet ediyor, “Mekke’de İmam Rıza (a.s)’ın huzuruna vardım, oğlu Ebu Cafer’e muz yediriyordu. Hayır ve bereket dolu çocuk bu mudur? diye arzettim. “Evet bu, odur, İslam’da Şiilerimiz için, onun gibisi ve ondan daha bereketlisi dünya gelmemiştir, buyurdu.”([7])

Bu hadisten, İmam Muhammed Taki (a.s)’ın daha önceki İmamlardan daha bereketli olduğu düşünülebilir. Halbuki böyle bir şey kesinlikle kabul edilemez. Karineler, göstergeler incelenip dikkate alındığında; İmam Cevad (a.s)’ın dünyaya geldiği ortamda Şiilere özel bir hayır ve bereket armağan ettiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki: İmam Rıza (a.s) döneminin kendine has özelliği olduğu için Hazretleri, kendisinden sonraki İmamı tanıtmada, önceki imamların karşılaşmadığı önemli sorunlarla karşı karşıya idi. Bir taraftan İmam Kâzım (a.s)’ın şehit oluşundan sonra ortaya çıkan “Vakıfiye” grubu, maddi gerekçelere dayanarak İmam Rıza (a.s)’ın imam olduğunu inkar ediyorlardı. Diğer taraftan; İmam Rıza (a.s) kırk yedi yaşına kadar çocuk sahibi olmamıştı. Peygamber (s.a.a)’in hadisleri imamların on iki kişi olduğunu, dokuzunun İmam Hüseyin (a.s)’ın soyundan olduğunu belirttiği için, İmam Rıza (a.s)’ın çocuk sahibi olmayışı, hazretlerinin kendi imamlığına ve de imametin devam etmesine dair kafalarda soru işareti doğuruyordu. Vakifiye de bunu ileri sürerek İmam Rıza (a.s)’ın imam oluşunu inkar ediyorlardı.

“Hüseyin b. Kıyama Vasiti”nin bu konuda İmam Rıza (a.s)’a yönelttiği soru ve İmamın verdiği cevap bunun kanıtıdır. “Vakıfiye” liderlerinden olan “İbni Kıyama”([8]), İmam Rıza (a.s)’a yazdığı bir mektupta İmamı kısırlıkla suçlamıştı. Çocuğun olmadığı halde sen nasıl imam olabilirsin? demişti.

İmam cevaben şöyle yazdı: Benim çocuk sahibi olmayacağımı nereden biliyorsun. Allah’a andolsun ki birkaç güne kalmaz Allah bana hak ile batılı birbirinden ayıran bir oğul verecektir.([9])

“Hüseyin Kıyama” (ve diğer Vakifiye yanlılarının) propagandaları sadece bu konuyla sınırlı değildi. Onlar her fırsatta çeşitli gerekçelerle İmam Rıza aleyhine faaliyetlerini sürdürüyorlardı.([10]) Ta ki; İmam Cevad (a.s)’ın doğumu bu tür zehirlemelere son verdi. Bu bakımdan sıkıntılar yaşayan İmam ve Şiiler güç kazandı. Şiilerin itibarı daha da arttı.([11])

KÜÇÜK İMAM

İmam Muhammed Taki (Cevad) (a.s), çok küçük yaşta imamlık makamını üstlendiği için doğal olarak akla gelen ilk soru şu olmuştu: Bir çocuk, Müslümanlar’ın liderliği ve imamet gibi ağır ve hassas bir sorumluluğu nasıl üstlenebilir? İnsan bu yaşta, Peygamber’in yerini alabilecek bir olgunluğa erişebilir mi? Ve acaba önceki ümmetlerde böyle bir şey yaşanmış mıdır?

Bu soruların cevabında şuna dikkat edilmelidir ki: Bir insanın, akli ve cismi olgunluğa erişebilmesi için belli bir yaşa ulaşması gerektiği doğrudur. Ancak her şeye kadir olan Allah’ın bazı gerekçelerle bazı kullarında bu süreyi oldukça kısaltmasının ne mahzuru vardır. İnsan tarihinde bu normal kaideden müstesna olan, alemleri yaratanın özel lütfuna mazhar olarak çocuk yaşlarda ümmet liderliği makamına erişen insanlar olmuştur.

Konunun biraz daha aydınlanması için bu istisnalardan birkaç örnek sunmak istiyoruz:

1- Kuran’ı Kerim’de, İmam Yahya Peygambere küçük yaşta peygamberlik verildiği hususunda şöyle buyurulmaktadır.

“Biz ona (peygamberlik) hükmünü çocukken verdik.” (Meryem/12)

Bazı müfessirler ayetteki “Hüküm” kelimesinin akıl ve dirayet anlamında yorumlarken bazıları; bu kelimeden maksat “Peygamberlik”tir, demişlerdir. Ez cümle İmam Muhammed Bâkır (a.s)’an nakledilen bir rivayette, İmam, ayetteki “Hüküm” kelimesinin “Peygamberlik” anlamına geldiğini vurgulayarak Yahya Peygamberin çocuk yaşta Peygamber olduğunu kanıtlamış ve şöyle buyurmuştur. Zekerriya Peygamber’in ölümünden sonra, hikmet ve kitabı oğlu Yahya miras almıştır. Allah-u Teala’nın Kurân-ı Kerim’deki: “Ey Yahya azim ve kuvvetle kitabı al ve ona çocukken peygamberlik verdik.” buyruğu bunu kanıtlamaktadır.([12])

2- Bir bebeğin konuşabilmesi için yaklaşık on iki ay geçmesi gerektiğini bildiğimiz halde, İsa Peygamber’in doğduğu ilk günlerde konuşarak (Allah’ın kudretiyle evlenmeden İsa Peygamber’e hamile kalan, bundan dolayı da töhmete maruz kalan) annesini şiddetle savunduğunu, inatçıların saçmalıklarını mantıklı bir şekilde çürüttüğünü görüyoruz. Oysa böyle anlamlı konuşmayı ancak yaşlı başlı insanlar yapabilir. Kurân-ı Kerim, İsa Peygamber’in sözlerini şöyle aktarmaktadır.

“İsa, şüphe yok ki dedi, ben Allah’ın kuluyum, bana kitap vermiştir ve beni Peygamber etmiştir. Ve nerede olursam olayım kutlamıştır beni ve diri oldukça namaz kılmamı, zekat vermemi emretmiştir bana. Ve anama itaatli etmiştir beni ve cabbar, kötü kişi olarak yaratmamıştır beni.” (Meryem/30-32)([13])

Bu söylediklerimizle şu sonuca varıyoruz ki, imamlardan önce de Allah adamları bu ilahi nimet ve hibeden yararlanmışlardı, bu sadece imamlarımıza has değildi.

İMAMLARIN BU KONUDAKİ BUYRUKLARI

İmamların hayatını incelediğimizde bu konunun İmamların, özellikle İmam Muhammed Taki (a.s) zamanında da söz konusu olduğunu görüyoruz. Onlar da bu kanıtlarla konuya açıklık getirmişlerdir. Örnek olarak bu rivayetlerden üçüne dikkatinizi çekmek istiyoruz.

1- İmam Rıza ve İmam Cevad (Muhammed Taki) (a.s)’ın yakın dostlarından olan Ali b. Esbat şöyle diyor: Bir gün İmam Cevad’ın huzuruna vardım. Görüşürken hazretlerinin simasını aklımda tutup da Mısır’a döndüğümde dostlarına anlatmam için yüzüne dikkatle bakıyordum.

Tam bu sırada İmam Cevad, aklımdan geçenleri bilmiş olmalı ki tam önümde oturup: Ey Ali b. Esbat dedi, Allah’ın imamet konusunda yaptığı iş peygamberlik konusunda yaptığı iş gibidir. İmam Yahya Peygamber hakkında: “Biz ona çocuk yaşında peygamberlik verdik” buyuruyor.([14])

İmam Yusuf Peygamber hakkında: O, rüştünü tamamladığında ona (peygamberlik) hükmü ve ilmi verdik” buyuruyor.([15])

İmam Musa Peygamber hakkında da: “Rüşt ve bulüğ çağına erdiğinde ona (peygamberlik) hükmü ve ilmi verdik”([16]) buyuruyor.

Buna göre Allah-u Teala ilim ve hikmeti bir kimseye kırk yaşında verebileceği gibi aynı hikmeti çocukluk döneminde de verebilir.([17])

2- İmam Rıza (a.s) sahabelerinden birisi rivayet ediyor: Horasan’da İmam Rıza’nın huzurunda idik, orada bulunanlardan biri: (Allah göstermesin) Size bir şey olursa kime müracaat edelim? diye sordu.

İmam (a.s): oğlum Ebu Cafer’e buyurdu. O sırada soruyu soran şahıs İmam Cevad’ın yaşının küçük olduğunu söyleyince, İmam; Allah-u Teala İsa Peygambere Ebu Cafer’den daha küçük yaşta iken peygamberlik ve yeni bir şeriat verdi buyurdu.([18])

3- İmam Rıza (a.s), dostlarından “Mâmer b. Hallad”a buyurdu ki: “Ben Ebu Cafer’i kendi yerime geçirdim. Biz bir aileyiz ki küçüklerimiz kılı kılına büyüklerimizden miras alırlar.”([19])

İNANÇSAL GİRDAP

Küçük yaşta bile ilahi makamlara erişebilmenin mümkün olabileceğine dair bunca söylenenlere rağmen, İmam İmam Cevad (a.s)’ın yaşının küçüklüğü hakkındaki sorun, sadece normal Şiiler arasında tartışılmamış, hatta bazı Şii alimleri arasında da tartışılır olmuştu. Bu nedenle İmam Rıza (a.s)’ın vefatında ve İmam Muhammet Taki (a.s)’ın imametinin başlarında Şiiler -özellikle avam Şiiler- tehlikeli ve kendi sahasında benzersiz bir inançsal girdap ile karşı karşıya kalmış, Hazretlerinin yaşının küçüklüğü büyük bir sorun gibi ortaya çıkmıştı.

Hicri dördüncü asrın tanınmış bilginlerinden “İbni Rüstem Taberi” bu konuda şöyle yazıyor:

“Onun (İmam Cevad’ın) yaşı altı yıl ve birkaç ay olmuştu ki, Me’mun, babasını öldürttü. Şiiler, şaşkınlık içinde ne yapacaklarını bilmezken, halk arasında anlaşmazlık doğdu. Kimileri Ebu Cafer (İmam Cevad)’ın yaşını küçük bulurken diğer şehirlerdeki Şiilerin şaşkınlığı devam ediyordu.”([20])

Bu nedenle Şiiler, toplantılar düzenlediler, İmam Cevad ile görüşmeler yaptılar, imamet ilmini taşıdığına emin olmak için kendisine sorular yönelttiler. Kesin ve ikna edici cevaplar aldıklarında huzur bulup rahatladılar.

Tarihçiler bu konuda şöyle yazıyorlar: İmam Rıza, (a.s) hicri 202 yılında vefat etti. O sırada Ebu Cafer yedinci yaşını doldurmak üzereydi. Bu nedenle Bağdat’ta ve diğer şehirlerde halk arasında görüş ayrılıkları çıktı. “Reyyan b. Selt”, “Safvan b. Yahya”, “Muhammed b. Hekîm”, “Abdurrahman b. Haccac” ve “Yunus b. Abdurrahman” bazı güvenilir Şia ileri gelenleri ile birlikte “Abdurrahman b. Haccac”ın Bağdat’ın “Bereke-i Zelze” mahallesindeki evinde bir araya gelerek İmam Rıza (a.s)’ın yasını tutarak ağladılar. Bu toplantıda Yunus dedi ki: Ağıt yakıp ağlamaktan vazgeçin, İmameti kimin üstleneceğine bakmak gerekiyor. Bu çocuk (Ebu Cafer) büyüyünceye kadar meselelerimizi kime soracağı?

Bu sırada “Reyyan b. Selt” kalkıp Yunus’un üzerine çullandı, boğazını sıkıp yüzünü tokatladı ve: Sen bizim yanımızda inanıyor gözüküp kuşkunu, şirkini gizliyor musun? Eğer o Allah tarafından imam ise bir günlük bebek bile olsa yüz yaşındaki yaşlı adam hükmünde olacaktır. Eğer Allah tarafından imam değilse yüz yaşında bile olsa normal insanlardan farklı olmayacaktır. Bu konuda biraz düşünmekte fayda var. Bu sırada orada bulunanlar da Yunus’u kınamaya koyuldular.

O günlerde hac mevsimi yaklaşmıştı. Bağdat ve diğer şehirlerin fakihlerinden yetmiş kişi hacca gidip oradan da İmam Cevad’ı görmek için Medine’ye, İmam Cafer Sadık (a.s)’ın evine gittiler. İmam Cevad (a.s)’ın amcası “Abdullah b. Musa” içeri girip meclisin başında oturdu. Bir kişi ayağa kalkıp: Bu Resullullah’ın evlatlarındandır, her kimin soracağı bir şey varsa buna sorsun, dedi. Hazırdakilerden birkaç soru soran oldu ama, aldıkları cevap doğru değildi... Şiiler şaşırıp üzüldüler, fakihler muzdarip oldular, kalkıp gitmek istediler. Ebu Cafer sorularımızın cevabını verebilirdi. Abdullah yanımıza gelip sorularımıza yanlış cevap vermemeliydi, dediler.

Tam bu sırada meclisin baş tarafından bir kapı açıldı, “Muvaffak” adındaki uşak içeri girip: Bu gelen Ebu Cafer’dir dedi. Herkes ayağa kalkıp kendisini selamladılar, İmam içeri girip oturdu. Herkes susunca sorularını tekrar İmam’a yönelttiler. Tam ve doyurucu cevaplar alınca memnun olup kendisine dua ettiler ve: Amcan Abdullah şöyle fetvalar verdi dediklerinde İmam, amcasına döndü ve amcacığım: Yarın Allah’ın huzurunda durduğunda ve Allah’ın sana; ümmet arasında senden daha bilgini varken neden bilmediğin konuda kullarıma fetva verdin? buyurması pek büyük olaydır?([21]) dedi.

O grubun içinde bulunan “İshak b. İsmail”diyor ki:

Ben de İmam hazretlerine sormak için on soru yazmıştım. O sırada da karım hamile idi. Kendi kendime dedim ki: Eğer sorularıma doğru cevap verirse, karımın hamile olduğu çocuğun erkek olması için dua etmesini isteyeceğim. Yazımı elime alıp sorularımı sormak için ayağa kalktım, İmam beni görünce: Ey İshak! dedi, onun ismini “Ahmed”koy! Bu olaydan sonra karım erkek doğurdu. Ben de ismini “Ahmed” koydum.([22])

İmam Cevad ile yapılan bu ve buna benzer müteaddit görüşmeler([23]), konuşmalar, Şiilerin, Hazretlerinin imam olduğuna dair inançlarını, güvenlerini mükemmelleştirdi. Kafalarındaki şüphe ve belirsizlik bulutlarını silip götürdü ve hakikat güneşini aşikar kıldı.

([1])   Usul-i Kafi, Küleyni, C.1, S.492 - El-İrşad, Şeyh Müfid, S.316 - Bazıları İmamın doğumunu aynı yıl Recep ayının 15’i yazmışlardır.

([2])   Küleyni, aynı kitap, S.315-492 - Menakıbi Ali Ebu Talib, C.4, S.379.

([3])   İsbatü’l-Vasiyye, Mesûdi, S.209.

([4])   Biharü’l-Envar, Meclisi, C.50, S.15.

([5])   Küleyni, aynı kitap, S.492 - Şeyh Müfid, aynı kitap, S.316, Tabersi, aynı kitap, S.344.

([6])   Biharü’l-Envar, Meclisi, C.50, S.361.

([7])   Füru-i Kafi, Küleyni, C.6, S.361 -el-İmamü’l-Cevad, Seyyid Kâzım Kazvîni, S.337.

([8])   El-İrşad, Şeyh Müfid, S.318 - Keşfü’l-Ğumme Ali b. İsa Erbili, C.3, S.142 - Kamusu’r-Rical, Muhammed Taki, Tusteri, C.3, S.37.

([9])   Usul-i Kafi, Küleyni, C.1, S.320 - İ’lamü’l-Vera, Tabersi, S.326 - Ali b. İsa Erbili, aynı kitap, S.142 - Şeyh Müfid, aynı kitap, S.318.

([10]) Ali b. İsa Erbili, aynı kitap, S.142 - Tusteri, aynı kitap, S.316 - Küleyni, aynı kitap, S.321 - İhtiyarü’l-Marifet..., Tusi, S.553, H.1095.

([11]) El-İmamü’l-Cevad, S. Kazım Kazvini, S.337.
([12]) Usul-i Kafi, Küleyni, C.1, S.382.
([13]) Usul-i Kafi, Küleyni, C.1, S.382.
([14]) Meryem/12.
([15]) Yusuf/22.
([16]) Kasas/14.

([17]) Usul-i Kafi, Küleyni, C.1, S.384 ve 494 - el-İmamü’l-Cevad, S. Kazım Kazvini, Beyrut 1. Baskı, S.232 - İsbatü’l-Vasiyye, Mesûdi, Necef 4.Baskı, S.211.

([18]) Küleyni, aynı kitap, C.1, S.322 ve 384. Şeyh Müfid, El-İrşad, S.319 - Fettal Nişaburi, Ravzetü’l-Vaiziyn, Beyrut 1. Baskı, S.261 - Keşfü’l-Ğumme, Ali b. İsa Erbili, C.3, S.141 - İ’lamü’l-Vera, Şeyh Tabersi, S.346.

([19]) Şeyh Müfid, aynı kitap, S.318 - Tabersi, aynı kitap, S.346 - Ali b. İsa Erbili, aynı kitap, S.141 - Biharü’l-Envar, C.50 S.21 - Küleyni, aynı kitap, S.320.

([20]) Delailü’l-İmamet, Kum, 3. Baskı, S.204.

([21]) Biharü’l-Envar, Meclisi, C.50, S.98-100 - Delailü’l-İmamet, İbni Rüstem Taberi, S.204-206 - İsbatü’l-Vasiyye, Mesûdi, S.213-215 - Hanedan-i Vahy, S.Ali Ekber Kureşi, S.642-644. Nigahi be Zindegani-yi Siyasiyi İmam Cevad, Murtaza el-Amuli, Tercüme; S. Muhammed Hüseyni, S.27-29.

([22]) Mesûdi, aynı kitap, S.215.

([23]) Meclisi, aynı kitap, S.90, Mesûdi, aynı kitap, S.210 - Şeyh Müfid, el-İhtisas, S.102.

Google+ WhatsApp