İmam Rıza'nın (a.s) Doğumu

İmam Rıza'nın (a.s) Doğumu

İmam Ali b. Musa er-Rıza (a.s), temiz ve arınmış bir sülaleden dünyaya geldi, şeref ve kemal merdivenlerinde yüceldi. Bu sülalenin çocukları, bütün insanî değerlerde, düşünce, duygu ve davranışta zirve şahsiyetleri temsil ederlerdi. Onlar, insanlığın yolculuğunda semada parlayan birer yıldızdılar, İslâm tarihinin görkemli önderleriydiler. Bütünüyle Allah'a teslim olmuş ve Resulullah'ı (s.a.a) eksiksiz bir şekilde örnek edinmişlerdi. Bu yüzden Kurân-ı Kerim'e denk sayılmışlardı.

Babası İmam Musa b. Cafer el-Kâzım'dı (a.s). Bütün üstün meziyetlerin mirasçısı, bütün övgüye değer birikimlerin temsilcisi bir şahsiyetti. İbn Hacer el-Heysemî onu şöyle vasfeder:

İlim, irfan, kemal ve erdemde babasının vârisi oldu. İnsanların kusurlarını çokça hoş gördüğü, görmezlikten geldiği ve ağır başlılığı, yumuşaklığı nedeniyle "el-Kâzım=Öfkesini yutkunan" diye isimlendirildi.

Iraklılar nezdinde, Allah katında ihtiyaçların karşılanmasına açılan kapı olarak bilinirdi. Çağının en çok ibadet edeni, en âlimi ve en cömerdiydi. [1]

Annesi "ümmü veled" (çocuk sahibi olduğu için azat edilen cariye) idi. Birçok isimle adlandırılmıştır: Necme, Erva, Seken, Seman ve Tektüm gibi. Bu, ona verilen son isimdir. [2] İmam Rıza'yı (a.s) dünyaya getirince, İmam Kâzım (a.s) ona et-Tahire adını verdi. [3]

Medine'de (zilkade ayının 11. günü) hicrî 148 tarihinde [4] , bazılarına göre 151, bazılarına göre de 153 senesinde [5] dünyaya geldi. İlk görüş daha meşhurdur. [6]

İmam Rıza (a.s) dünyaya geldiği zaman babası annesini: "Ey Necme! Mübarek olsun sana, rabbinin kerameti." diyerek tebrik etti. Sonra çocuğu beyaz bir hırkaya sararak kucağına aldı; sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okudu. Fırat nehrinin suyundan getirilmesini istedi. Bu suyla damağını ovdu. Sonra şöyle dedi: "Al onu; çünkü o, Allah'ın mülkündeki temsilcisidir." [7] Ona, dedesi Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) adını verdi.

Birçok saygın lakapla anılmıştır. En meşhurları şunlardır: er-Rıza, es-Sabir, ez-Zeki, el-Vafi, Siracullah (Allah'ın Kandili), Kurrat-u Ayni'l-Müminin (Müminlerin Göz Aydınlığı), Mekidetu'l-Mulhidin (Dinsizleri Tuzağa Düşüren), es-Sıddık, el-Fadıl gibi. [8]

En çok bilinen künyesi, Ebu'l-Hasan'dır. Onunla babası İmam Kâzım'ı (a.s) ayırt etmek için babasına Ebu'l-Hasan el-Mazi (el-Evvel), oğluna da Ebu'l-Hasan es-Sani denir. [9]

Emevî devletinin yıkılışından ve yerine Abbasî devletinin kurulmasından on altı sene sonra, Ehlibeyt taraftarlığının iyice yayıldığı, Ehlibeyt Ekolü'ne dair kavramların Müslümanların kahir ekseriyetinin zihinlerine nakşedildiği, Müslümanların Ehlibeyt'le yoğun ve dinamik bir iletişim hâlinde bulunduğu bir ortamda doğdu. Bu olguyu, Abbasî halifesi Harun Reşid ile İmam Musa Kâzım (a.s) arasında geçen şu diyalogdan da anlayabiliriz:

Harun Reşid: "Halk sana gizlice biat etmiştir."

İmam: "Ben kalplerin imamıyım; sen, bedenlerin imamısın." [10]

Bütün gözler; ilim, erdemler ve kerametler bağrında yetişeceği için İslâm'ın yolculuğunda çok önemli bir rol üstlenecek olan bu çocuğa çevrilmişti.

İmam Rıza (a.s) anne sütünü çok emerdi ve bedensel yaratılışında bir noksanlık yoktu. Annesi: "Bir sütanne bulun, bana yardım etsin" dedi. Ona: "Sütün az mıdır?" diye soruldu. Dedi ki: "Allah'a yemin ederim, ne sütüm kesildi, ne de azaldı; fakat namaz ve tesbihat olarak yerine getirmem gereken yükümlülüklerim var. O doğduğundan beri bu görevlerimi eksik yerine getirmek durumunda kaldım." [11]

İmam Rıza (a.s) büyük kerametler ve asalet mirasının gölgesinde büyüdü; bütün yapıcı, salih değerler onun şahsında vücut buldu. Takva ve ihlâs pınarından kana kana içti. Babası İmam Kâzım'ı (a.s) ve saygıdeğer ecdadını örnek alarak salih gidişatı kendine şiar edindi. İmam Kâzım (a.s) ona ayrı bir ilgi gösterir ve büyük bir özenle üzerine titrerdi.

Mufaddal b. Ömer şunları anlatır:

Ebu'l-Hasan Musa b. Cafer'in (a.s) yanına gittim. Oğlu Ali kucağında oturuyordu. Oğlunu öpüyor, dilini emiyor, omzuna koyuyor ve şöyle diyordu: "Anam babam sana feda olsun, ne hoş kokuyorsun! Ne güzeldir ahlâkın ve ne kadar açıktır faziletin!" Dedim ki: "Sana feda olayım, şu çocuğa karşı içime öyle bir sevgi doğdu ki, bundan önce sadece sana karşı böyle bir sevgi duydum." Dedi ki: "Ey Mufaddal! Babam için ben ne isem, o da benim için odur. Bazısı bazısından bir zürriyet. Allah rahmeti geniş olandır ve bilendir. " Dedim ki: "Senden sonra bu işin sahibi (imam) o mudur?" "Evet." dedi. [12]

İmam Musa Kâzım (a.s), oğlu Rıza'yı (a.s) sevgi, takdir ve saygıyla kuşatmıştı. Ona lakabı ve künyesiyle hitap ederdi. Süleyman b. Hafs el-Mervezî rivayet eder:

Musa b. Cafer b. Muhammed… oğlu Ali'yi (a.s) er-Rıza ismiyle çağırırdı. Şöyle derdi: "Oğlum, Rıza'yı bana çağırın… Oğlum Rıza'ya dedim ki… Oğlum Rıza bana şöyle dedi." vs. Ona hitap ettiğinde: "Ey Ebu'l-Hasan!" derdi. [13]

Babası İmam Musa Kâzım (a.s) sık sık onu anar, ondan övgüyle söz eder, yakın gelecekte üstleneceği öncü rolüne dikkatleri çekmek için faziletlerinden söz ederdi. Söze oğlu Ali'yi överek başlar ve onun faziletlerini sayardı. Erdeminden ve iyiliklerinden o kadar söz ederdi ki, başka hiç kimse için böyle davranmazdı. Sanki kendisinden sonraki imamın o olduğunu anlatmak istiyordu. [14]

 

[1]- es-Savaiku'l-Muhrika, s.307

[2]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/17

[3]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/15

[4]- el-Vafi bi'l-Vefiyat, 22/248

[5]- Şezeratu'z-Zeheb, 2/6

[6]- el-Hayatu's-Siyasiye li'l-İmami'r-Rıza, s.140

[7]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/20

[8]- Hayatu'l-İmam Ali b. Musa er-Rıza, 1/23–25

[9]- Hayatu'l-İmam Ali b. Musa er-Rıza, 1/125

[10]- es-Savaiku'l-Muhrika, s.309

[11]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/24

[12]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/32

[13]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/14

[14]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 1/30

Google+ WhatsApp