İnsan Yaptığı İşin İlk Muhatabıdır.

İnsan Yaptığı İşin İlk Muhatabıdır.


Allah, göklerin ve yerin nurudur.[1] Yani varlık âleminde var olan her şey ancak ona dayanarak arz-ı endam etmekte, onun verdiği varlık ışığı ile tecelli etmektedir. Vacib’ul-vücud O’dur; yani olmazsa olmaz kabilinden olan yegane vücut O’nun yüce zatıdır. O evveldir ve ahirdir; hiçbir şey yokken O vardı ve her şey sona erdiğinde yine O olacaktır. Ezeli ve ebedidir. O’nun dışındaki varlıklar (eğer tabir doğruysa) “mümkün’ül-vücud”durlar. Yani varlıkları zati ve zaruri değildir. Varoluşlarının başlangıcı ve sonu vardır. Varlıklarını başkasından almışlardır.
Hz. Ali’nin (a s) şu sözleri tevhid gerçeğini ne kadar güzel ifade etmektedir:
Önce ve sonrayı ortaya çıkararak kendisinin öncesi ve sonrası olmadığını göstermiştir. Yaratıklarını çeşitli içgüdülerle yaratarak içgüdüsünün olmadığını, yaratıkları birbirlerinden farklı kılarak kendisinde değişikliğinin olmadığını göstermiştir... Kullar var olmadan rabbliğin hakikati ve yaratık olmadan ilahlığın hakikati O’nda var idi… Fikirler O’nun zatını kavrayamaz ve düşünceler O’nun hakikatini kuşatamaz.”[2]
Ancak yarattığı her şeyde Allah’ın derin hikmet ve adaletini görmemek için kör olmak gerek. Yüce Allah yaratıkları içinden insanı seçip onu yeryüzünde kendisine temsilcisi kılmakla ona çok ağır bir sorumluluk yüklemiştir. Onu, yaratılış gayesini idrak edecek ve varlıklar arasındaki irtibat ve insicamı keşfedip ona göre bir program takip ederek koordinasyon sağlayacak bir donanımda yaratmıştır. Yani ona vermiş olduğu irade ve akılla onu diğer eşyadan ayırmıştır. Varlık âleminde her şey tekvini surette yaradılış gayesini yerine getirmeye programlanmış olduğu halde sadece insana, kendi programını belirleme yetkisi verilmiştir. Yani o, varlık âleminde özne konumundadır. Onun sağlayacağı olumlu veya olumsuz bir koordinasyonda olumlu veya olumsuz netice kendisine dönecektir.
Biraz bu konuyu açacak olursak; Yüce Allah, hikmeti gereği hiçbir şeyi gereksiz yaratmamıştır. Yaratılış âleminde her şey aslında yaratıcıdan aldıkları ölçüyle bir bütünün parçalarıdır ve ancak yaratılışına uygun şekilde kullandığında bu bütünün güzelliği ortaya çıkar. Aksi durumda ise ortaya çıkacak şeyin adı ucubedir!
Yüce Allah, yarattığı her şeyi insanın hizmetine sunmuş, onun saadetine uygun şekilde ve kıvamda dizayn etmiştir. Ölçüyü de gönderdiği semavi yasalarla açık ve net şekilde beyan etmiştir. Nitekim “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık[3] ayetinde bu gerçeğe temas etmiştir. Yine “Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu[4] buyurarak aynı hakikati beyan etmiştir. Yüce Allah yaratılış âlemine koyduğu bu muhteşem ölçüyle aslında insana ölçülü olması gerektiğini hatırlatmıştır. Hatta yukarıdaki ayetin devamında şöyle buyurmuştur: “Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın[5] Yani “ey insan, şu etrafını kuşatmış olan varlıklardaki muhteşem ölçüye bir bak da kendine çeki düzen ver; sen de ölçülü ol, ölçüyü kaçırma! Çünkü sen ölçüyü kaçırdığında ortaya çıkacak zararın ilk mağduru kendin olacaksın.”
Yüce Allah karada ve denizde ortaya çıkan bozulma ve fesadın aslında insanların yanlış ve ölçüsüz tasarruflarının bir sonucu olduğunu buyurmuştur.[6] Bugün ölçüsüz avlanmalar, daha fazla kazanç sağlamak üzere yanlış projelerle tabiata saçılan kimyasal atıklar, yanlış yapılaşma vb. işler sonucu bazı canlı türlerinin tükendiği ve buna paralel olarak da birçok sıkıntı ve hastalıkların ortaya çıktığı bir gerçektir. Tüm bunların zararın çeken ise ölçüsüz ve yanlış tasarruflarıyla bunlara sebep olan insandır.
Sözü fazla uzatmaya hiç gerek yok. Aslında söylemek istediğimi şu ayetler en güzel şekilde özetlemektedir: “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz.[7]Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu görür ve kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onu görür.[8]
Kurâni bir bakışla meseleye baktığımızda şu sonuca ulaşmaktayız: İnsanın yaptığı işlerin birinci muhatabı kendisidir. Yaptığı iyilikten ilk meyveyi yiyen kendisi olduğu gibi işlediği cinayette de öldürdüğü ilk kişi kendisidir. Zira insan iyilik yaptığında hem madde âlemindeki ölçüyü korumuş hem de mana âleminde derece kazanmıştır. Oysaki kötülük işlediğinde madde âlemindeki ölçüyü bozduğu gibi mana âleminde de mahkûm edilmiştir. Yukarıdaki ayetlerin temas ettiği nokta tam da budur. Ancak gaflete düşen insanoğlu yaptığı haksızlıklarla elde ettiklerini birer kazanç olarak görmekle birlikte kaybettiklerini görememektedir. Daha doğrusu zarar ve karın hesabını doğru yapamamaktadır. Bu hesabı doğru yapabilmesi için de elindeki ölçü doğru olmalıdır.
Şu bir gerçek ki; ancak kaynağı Yüce Allah olan Kurân ve Ehlibeyt öğretilerinin sunduğu bir hayat programı insanın eline doğru ölçüyü vermeyi garanti edebilir. Diğer beşeri mektepler kaynağını nefsani arzuların etkisinde kalan insandan aldığı için böyle bir garantiyi veremez.
Bugün dünyada yaşanan tüm sıkıntıların çıkış noktası bu beşeri sistemler değil mi? İnsanı, sadece maddi ihtiyaçları olan bir hayvan konumuna indirgeyen bu sistemler doğal olarak hayvanlar âlemini örnek almıştır. Nasıl hayvanlar âleminde sadece güçlü olanın hayatta kalma hakkı varsa bu anlayıştan esinlenerek fiziki anlamda güçlü olmayı sağlayacak alanlara yatırımlar yapılmış, kimyasal bombalar ve kitle imha silahları üretilmiştir. Yani insanoğlu Yüce Allah’ın ona verdiği akıl nimetini kendisini ortadan kaldıracak materyaller üretme yolunda kullanmış ve bu alanda da başarılı olmuştur. Yine aynı söze geldik: İnsanın yaptıklarının ilk muhatabı kendisidir. O halde kendimize iyilik yapalım. Zira “Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.”[9] Son olarak şu ayet-i kerime ile sizleri Allah’a emanet ediyorum: “Her kişi, kazandığı karşılığında bir rehindir.[10]


[1] - Nur 35.
[2] - Nehc’ül-Belaga (Tevhid’le ilgili hutbesi).
[3] - Kamer 49.
[4] - Rahman 7.
[5] - Rahman 8-9.
[6] - Rum 41.
[7] - İsra 7.
[8] - Zilzal 7-8.
[9] - Nahl 128.
[10] - Tur 21.

Google+ WhatsApp