İnsanlar Niçin Dine Yönelirler?

İnsanlar Niçin Dine Yönelirler?

Din, insanlık tarihiyle birlikte var olan bir gerçektir. Bu açık ve bilinen gerçeği, dini inkâr edenlerde kabullenmişlerdir. Varlık âleminin başlangıcı (mebde) unvanıyla Allah’a olan inanç ve tapınma, bütün zamanlarda, mekânlarda, aralarındaki kültürel ihtilâflara rağmen, bütün toplumlarda çeşitli şekillerde zuhur ederek var olmuştur.
Bu inkâr edilmez gerçek, dinin asalet ve hakkaniyetine inanmayan, onu batıl ve hurafe bilen kimseleri, tarih boyunca insanların dine yönelmelerini tevil edip, bunun asıl sebebini tekrar gözden geçirme telaşına itmiştir. Doğrusu, varlık âleminin kaynak ve esasının Allah olduğunu kabul etmeyen biri için, Allah’a inanıp ona tapmaya yönelen azim insanlık kervanı, büyük ve dehşet verici bir gerçektir. Bu nedenle bu gerçeği ne şekilde olursa olsun tevil etmeleri gerekecektir!
Bu konuda ileri sürdükleri görüşleri, bazen insanı hayretlere düşürecek kadar değersiz ve saçma. Burada kısaca bu görüşlerden bazılarını inceleyeceğiz.
Froyd[1] İleri sürdüğü görüşlerinin bazılarında; korkunun, Allah’a ve dine inancın kaynağı olduğunu savunmaktadır.[2]
Bu görüşün açıklaması kısaca şöyledir: Sel, tufan, deprem, hastalık ve ölüm gibi korkutucu tabii olaylar karşısında, bu olayların hepsi için ortak bir nedene inandılar ve ona Allah dediler.
Froyd’a göre; Allah insanların yaratanı değil, insanlar Allah’ın yaratıcısıdır. Gerçekte insanların zihinlerinde dini inançların oluşmasının asıl sebebi, bu olayların zararlarından korunma arzusudur. İlk insanlar, zararlı olayların karşısında içerisine düştükleri korku ve ıstıraptan kaçmak için, gittikçe kudret sahibi, şuurlu ve tabiata hâkim bir varlığa inanmaya başladılar. Böylece rica, kurban, ibadet, dua ve buna benzer şeyler, vasıtasıyla bu varlıkların muhabbet ve sevgisini kazanarak, kendilerini tehlikelerden kurtarmaya çalıştılar.
Will Dourant, Bertrant Russell gibilerine göre; ilk insanlarda Allah’a olan inancın sebebi cehalettir. İlk insanlar, güneş, ay tutulması, yağmur ve rüzgar gibi olaylarla karşılaşınca bunlar için tabii ve özel bir neden göremedi ve bulamadı. Bu olaylar için, Allah adında bir sebep yaratarak; böylece tabii nedenleri görülmeyen şeyleri ona isnat etmeğe başladı. Sonrada o Allah insandan rahatsız olup, yer ve gök belâlarına müptela etmesin diye, onun karşısında eğilip ona ibadet etmeğe başladılar.
Bu iki görüşün reddi için birkaç konuyu zikretmekte fayda vardır:
a) Bu iki görüş sadece teori ve varsayımdır. Bu iki görüşü, kanıtlamak için, hiçbir tarihi delil yoktur.
b) İnsanların bir gurubunun veya hepsinin cehalet ya korku yüzünden Allah adında bir varlığı kabul ederek ona taptıklarını farz edersek bile, mantıki açıdan “Allah yoktur. Bütün dinler yalan ve boştur”sonucunu alamayız. Bu görüşler, en fazla -doğru oluşları kabul edilse dahi- halkın din ve Allah’a olan inancının yanlış olduğunu kanıtlayabilir. Yaratıcının yokluğunu ispat etmez. Allah’ın var oluşunu veya dinlerin gerçek olduğunu inkâr etmek için bu delil getirilemez.  
Örneğin; insanlık tarihi boyunca yapılan ilmi buluşların birçoğu, meşhur olmak, para veya toplumsal kariyer kazanmak için gerçekleşmiş olabilir. Fakat ilmi bir buluşun sebebinin doğru olmaması, kesinlikle onun batıl ve geçersiz olduğunu göstermez.
Özet olarak bu görüşlerde insanı bir şeye yönlendiren şeyle (Para kazanmak hedefi) insanın ona doğru hareket ettiği veya ele getirdiği şey (verem aşısı örneğin) birbirleriyle karıştırılmamalıdır. Birinin batıl olması, diğerinin de batıl olacağını göstermez.
c) Bu görüşlerin batıl olduğunu ispat eden gerçekler çoktur.
Korku görüşünün batıl oluşuna birkaç delil:
1.        Tarih, dini haberleri getiren ve insanları Allah’a inanmaya davet eden kimselerin, genellikle halkın en cesuru olduğunu, en ağır işkenceler karşısında bile, davetlerinde direnerek, ondan vazgeçmediklerini göstermektedir.
2.        Tarih boyunca ve günümüzde kesinlikle Allah’a inanmayan sürülerce korkak insanlar olmuş ve vardır. 
3.        Eğer Allah’a inancın asıl kaynağı tabii olaylardan korkmak olsaydı, tabiat olaylarının birçoğunun, kontrol altına alındığı günümüzde, Allah’a olan inancın yok olması, en azından önemini kaybederek zayıflaması gerekirdi. Oysa günümüzde Allah’a ve dine yöneliş, en gelişmiş ve yaygın konulardır.
Cehalet görüşü nün batıllığını gösteren deliller ise çoktur. Sadece dünyanın, en meşhur bilim adamlarından birçoğunun samimi kalpten Allah’a inandıklarını bilmek yeterlidir. Anıştayn (Einstein), Galile, Niyaton ve diğer binlercesi bunlardan bazılarıdır.
d) Bize göre insanların dine yönelmelerinin iki nedeni vardır:
1-       Var olan her şeyin bir sebep ve var edeni gerektirdiğini, hem oluşması, hem de oluşmaması mümkün olan bir şeyin kendi kendine var olmasının imkânsız olduğunu anlıyorlardı. (Her resmin, bir ressamının olmasının gerekliliği gibi)
2-       Tarih boyu bütün insanlarda, samimi kalpten Allah’ın varlığını kabullenmek ve ona tapmaya yöneliş sırlı bir güç olarak günümüze kadar gelmiştir. Yani hakikati arama, güzele yönelme duyguları fıtrî olarak bütün insanlarda var olmuştur. Bunu öğrenmeye gerek olmadığı gibi, Allah’ı tanıma ve ona tapma duyguları da bütün inanlarda olmuş ve olacaktır. İşte onları Allah’a tapmaya itende bu İlahi fıtrattır.   
İnsanların dine yönelişleri konusunda başka görüşlerde vardır. Ama bu görüşleri nakledip delilleriyle reddetmek bu kitabı aşacağından bu kadarıyla yetiniyoruz.
-Önemli birkaç nokta-
1-insanların, dine yönelişlerinin kaynağı konusunda ileri sürülen görüşleri incelediğimizde, bu görüşleri ileri sürenlerin, dini reddetme konusunda, ne kadar büyük taassuba sahip olduklarını anlarız. Buradan da aşırı sevgi ve nefretin insanın akıl gözünü kör ettiği hakikati de ortaya çıkmaktadır.
2-Bu görüşlerin sahipleri, başlangıçta Allah’a ve dine yönelme konusunda, hiçbir akıllı ve mantıksal amaç olmadığını, farz ettiklerinden dolayı saçmalayıp, özel psikolojik sebepleri bu yönelişin ortaya çıkma nedeni olara zikretmişlerdir. Bunlar doğal olayların nedenlerini, bilmeyerek; bunların sihir ve cadı olduğunu zanneden, ilk insanlarla aynı konumdadırlar.
Ama eğer insanların dine yönelmelerinin akıllı, mantıklı ve münasip nedenleri olduğu açıklığa kavuşursa bu görüşler birazcık sahip oldukları itibarlarını da kaybedeceklerdir.


[1] -Zigmon Froyd, (1856-1939); Avusturyalı meşhur psikolog. Çeşitli eserleri vardır. “Rüya tabiri”, “Cinsel istek konusunda üç görüş” “Tevahhum ve Tabu” bu eserlerden bazılarıdır. 
[2] -Belki de bu görüşü ilk kez ibraz eden, Rumlu şair “Titos Lugeritos” tur. Miladi. 99 yılında ölmüştür. O şiirlerinden birinde şöyle diyor: “Allah’ı ilk yaratan korkudur.”

Google+ WhatsApp