KUTSAL EMANETİ YAŞATAN ALİMLERİMİZİN HATIRASINA

KUTSAL EMANETİ YAŞATAN ALİMLERİMİZİN HATIRASINA


O’nun adıyla…
Yüce Yaratıcı hikmetiyle yedi kat gökleri ve yeri yaratıp kendisine “Fe Tebarekallah-u Ehsenu’l Hâlikin” demek için Ehsenu’l Mahlûkat’ta tecelli ettiğinde, ona ruhundan üfledi ve es-sabikun olan diğer mahlûklarını şaşkına çevirdi.
Hikmetiyle rahmeti, Ebu’l Beşer Âdem’i Cennetu’l Ülya’dan imtihan ve keşif dünyası “Süfla”ya indirdiğinde bu şaşkınlık ve telaş iki katına çıktı.
Böylece insanlık Hz. Âdem’le başı ve sonu belli bir tarih yürüyüşüne başladı. Bu zorlu ve esrarlarla dolu yürüyüşte insanlığa önderlik etmek, onları sağ salim hedefine ulaştırıp, dalalet ve zulüm girdaplarında boğulmaktan kurtarmak için gönderilen peygamberler birbirini izledi.
Bütün varlık âlemi ise meleklerle beraber onların tasavvuru aşan mücadelelerini, fedakârlıklarını, Yaratıcıya olan ihlas ve bağlılıklarını temaşa etti.
Asırlar asırları, yüzyıllar yüzyılları takip etti. Sonra son Peygamber de geldi. Çünkü artık bu tarihi yürüyüşün son dönemeci başlamıştı. Bütün peygamberlerin onurlu mücadelesi ile bütün zalim ve sapkınların savaşı son kozlarını oynadılar ve nübüvvet defteri sonsuza dek kapandı.
Sönen nurla beraber, sonsuz zulmet okyanusunda sahilsiz kalan ümmet, son bir can havliyle, medet umdukları yüzlerce “ümide” sarıldılar.
Fakat bir gurup son uyarıcının vasiyetiyle “12 imam” gemisine binip onların “Şia’sı” oldular. İmamlarıyla beraber bu sahilsiz kemal okyanusunun esrarından hikmet kesbederek, “Kurân” pusulalarıyla şaşmadan, sapmadan fırtınaların, tufanların ve zulmetin bağrını delip 250 yıl yol gidip sahile vardılar.
İmamlar, atalarımızı sahile indirerek Peygamberlerin kutsal emanetini ve pusulayı kendi elleriyle yetiştirdikleri komutanlara teslim etiler.
Böylece son dinin, son peygamberin, son vasinin, son sahilin, son yürüyüşü başladı.
Artık ne peygamber vardı ne İmam, bir pusula birde ismet kalkanı olmayan komutan. Ellerinde pusula sırtlarında Yüce Yaratıcının cennetten insanlığa bahşettiği, Hz. Adem’le gönderilen ve son noktada açılacak “Yaratılış felsefesinin ebediyet iksiri”nin saklandığı sandık. Peygamberlerin bile taşımada bazen zorlandığı bu esrarlı sandıkla yola koyuldular.
Bu en zor yürüyüş o son sahilden başladı. Pusulaları vardı ama, onu çözecek ismet kılavuzu koktu. Ama görev belli, yol uzak ve zorlu, vakit dardı. Yaklaşık 12 asır sürdü Enbiya ve Evsiya’nın komutanlarının öncülük ettiği bu yürüyüş. Gözümüzü açtığımızda kutsal emanet bizim şaşkın ellerimizdeydi.
…ve oldu mukadder olan, dedem Adem’den gelen bir merak ve ebediyet özleminin tahrikiyle kilidini kırıp kapağını açtım Yaratıcının “Yaratılış felsefesinin ebediyet iksiri”nin sakladığı kutsal emanetin…
…hiçbir şey yoktu!… sadece son yürüyüşün komutanlarının hayatları, hatıraları…
Sonra onları okumaya başladım birer, birer. 12 asır süren bu yolculuğu…biri biri ardına okudm, hiçbir kitaptan etkilenmediğim kadar gurur gözyaşlarıyla… okudum…
…ve bugün bu son satırları yazarken anladım ki, o emanet elde taşınan bir şey değilmiş. O emaneti bu eşsiz komutanlar kutularda değil, kitap yapraklarında değil, canlarında, yüreklerinde, ruhlarında taşımışlar. Dillerinde, gözlerinde, alınlarında, gözyaşlarında, yaşamlarında taşımışlar.
ve anladım ki;

“kutsal emanet onlarlaymış, kutsal emanet ONLARMIŞ”

Rahmi Onurşan Rahmani / Necef

Google+ WhatsApp