Ölmek veya Ölmemek Kendi Elimizde

Ölmek veya Ölmemek Kendi Elimizde


Hayat ve ölümü her an yaşamakta olduğumuz halde en fazla gaflete düştüğümüz de bu iki konudur maalesef… Ölümün de hayatın da yaratılışının tek amaçta birleştiğinin gafleti içerisinde savrulup gitmekteyiz. Evet, ölüm de hayat da tek amacı tahakkuk ettirmek için yaratılmıştır: İnsanın sınanması ve bu sınavda doğru seçeneği bulması için1…

Hayat dirilik, canlılık, hareket, cümbüş demektir. Ölüm ise sükûn, solgunluk, durgunluk, bitkinlik demektir. Bu iki kavramı hem tekvin ve tabiat alemi üzerinde, hem de teklif ve teşri aleminde görmek mümkündür.

Yüce Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltmekle ölüm ve hayat gerçeğini tüm çıplaklığıyla insanlara göstermektedir. Kışın ölen toprak baharın gelmesiyle birlikte yeniden hayat gerçeğiyle tanışır. Yüce Allah, “işte sizler de bu şekilde kabirlerinizden çıkarılacaksınız” 2 buyurarak bizi tabiata hakim olan bu gerçek üzerinde düşünüp kendimize pay çıkarmaya davet etmiştir.

Ancak şunu unutmamak gerekir ki aslolan bu iki kavramın teklif ve teşri alemindeki tezahürüdür.

Kurân-ı Kerim’e göre ölümün uğramadığı tek bir adres var: Ölümün yaratıcısı olan Allah!

O diridir, zatı ile kayyumdur3; yani her şeyi ayakta tutandır. Var olan her şey varlığını O’na borçludur. O’ndan gayrı her şey ölümlüdür.

İnsanoğlu ruh ve bedenden oluşan bir varlık olduğundan, hayat ve ölüm gerçeği onun bu iki boyutu için de geçerlidir. Ancak bu iki kavram, beden ve ruh ikliminde farklı şekilde kendisini gösterir.

Beden eninde-sonunda ölüme yenik düşmektedir ve ölümden kurtulması imkânsızdır.

Bedeni ölümsüzleştirmek için dünyadaki en uzman hekimler seferber olsalar bile asla bunu başaramazlar. Zira bu Allah’ın tüm tabiat âlemine hâkim olan değişmez bir kanunudur.

Tabiat ve madde âlemine ait olan her şey ölümlüdür. İnsanın bedeni de bu kanundan müstesna değildir. Yani bedene hâkim olan ölümde insanın yapabileceği bir şey yoktur, onu engelleyemez.

Fakat ruhun ölümü veya ölümsüzlüğü insanın kendi elindedir. Onu ölümlü işlere yönlendirerek öldürmek veya ölümsüz işlere sevk ederek ölümsüzleştirmek kendi elimizdedir.

Başka bir ifadeyle ruhu bedenin hizmetçisi kıldığımızda onu beden hapishanesine hapsetmiş oluruz ve nihayetinde ölecek olan bedenle birlikte o da ölüp gider (unutulur). Fakat bedeni ruhun hizmetkarı edersek ruhu özgürleştirmiş oluruz ve bedenin ölümüyle birlikte ruh kısmen bağlı olduğu bedenden tamamen kurtularak ölümsüzleşir.

Kurân-ı Kerim, Allah ve Peygamberinin davetinin hayat kaynağı olduğunu beyan etmekle aslında bunun aksinin de ölümden ibaret olduğuna gönderme yapmıştır. Enfal suresinin 24.ayetinde şöyle buyurmuştur: Ey iman edenler! Size hayat verecek olan şeye çağırdığında Allah’a ve Peygamber’e icabet edin. Bu ayetten şunu anlamaktayız: Allah’ın dini hayat kaynağıdır, hatta hayatın ta kendisidir. Çünkü insanı, ölümsüz olan Allah’a yaklaştırır.

Dolayısıyla dini değerleri hayatına hâkim kılan kişi hayatın kaynağı ile buluşmuştur. İşte bu yüzden Kurân-ı Kerim’de şehitler hakkında “onlara ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler” 4 buyurmuştur? Yani onlar, hayata ve ölümsüzlüğe (Allah’a) doğru yürüdüler. Gerçi onlar fiziki anlamda tüm tabiata hâkim olan ölümden etkilendiler ve bedenen öldüler. Ancak yaşadıkları süre içinde gerçek hayat ve gerçek ölümün ne anlama geldiğini iyi kavradılar. Gerçek manada ölüm ve hayatın ruhla ilgili bir kavram olduğunu, burada ölümü veya hayatı seçmenin insanın kendi elinde olduğunu iyi okudular ve hayatı, yani ölümsüzlüğü seçtiler.

Buna karşılık Allah ve Peygamberin hayat kaynağı olan davetinin aksi istikametinde gidenler ise ölümü seçtiler. Nitekim Fatır suresinin 22. ayetinde bu tür kişiler hakkında “kabirde olanlar” ifadesini kullanarak, onların gerçek hayata (yani ruhun hayatına) son vermelerine göndermede bulunmuştur. Bu iki grubu karşılaştırmak suretiyle şöyle buyurmuştur: Dirilerle ölüler bir değildir. Allah, dilediğine işittirir ama sen kabirde olanlara işittiremezsin. Şu bir gerçektir ki Allah Resulü, Kurân ayetleri ile diri olan insanları uyarıyordu, onları Allah’ın yoluna çağırıyordu. Gidip de dünyadaki görevini iyi veya kötü şekilde tamammış kabir sakinlerine tebliğ etmiyordu. Ancak ayette “sen kabirde olanlara işittiremezsin” ifadesiyle kendi iradesiyle küfrü ve sapkınlığı, yani ölümü seçenler kastedilmiş ve önemli bir gerçeğe dikkat çekilmiştir: İman hayat olduğu gibi inkâr ve sapkınlık ise ölümdür. Her iki kavram da ruhla ilgilidir. Dolaysıyla imanı seçip hayat bulmak veya inkârı seçip ölmek insanın kendi elindedir.

Sözün başına dönecek olursak; ölümü de hayatı da tek bir amaç için, yani insanları sınamak için yaratan Yüce Yaratıcı bu iki kavramı insanların tümüne sunmuş ve bir bakıma “kendi iradenizle ya ölümü ya da hayatı seçin” buyurmuştur. Hayatın ve ölümün adresini de insane verdiği akıl ve gönderdiği peygamberleri vasıtasıyla net olarak göstermiştir.

Bu yazımda anlatmak istediğim hususu iki cümle ile özetliyorum:

Kendisini ölümlü şeylere adayan kişi ölmemişse de ölmüştür. Kendisini ölümsüz işlere adayan kişi ölmüşse de ölmemiştir.

Selam ve dua ile…

1- Mülk 2.

2- Rum 19.

3 - Bakara 255.

4 - Bakara 154.

 

 

Google+ WhatsApp