ÖLÜLERİN, KENDİ İYİ AMELLERİNDEN FAYDALANMALARI

ÖLÜLERİN, KENDİ İYİ AMELLERİNDEN FAYDALANMALARI

Berzah âleminin tehlikeli duraklarında, insanın kurtuluşuna sebep olacak şey, dünyada yaptığı hayırlı ameller veya başkalarının onunla bağlantılı olarak yaptıkları işlerdir.

Bu esasa göre, İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Mümin bir insanın cenazesini kabre koyduklarında, namazı onun (şeklen) sağ tarafında, zekâtı ise sol tarafında durur. İhsanı ona gölge yapar. Sabır ve istikameti de onlardan uzak bir noktada durur. Orada sabır, namaz, zekât ve ihsana der ki: “Dostunuzu koruyun, eğer onun kurtulmasında aciz kalırsanız, ben hazırım.”[1]

Ebu Basir, İmam Muhammed Bâkır ve İmam Cafer Sâdık’tan naklederek şöyle der:

Müminin cenazesini kabre koydukları vakit, altı güzel suret onunla birlikte kabre girer. Biri sağ tarafında durur, diğeri sol tarafında, üçüncüsü onun suretinin karşısında, dördüncüsü arkasında, beşincisi ayağının kenarında, hepsinden daha güzel olan birisi de (altıncısı) başının üstünde durur… (ve bu düzen içerisinde sahibini korurlar.)

Hepsinden daha güzel olanı, diğer beş surete sorar: “Allah size hayrınızı versin, siz kimsiniz?”

Ölünün sağında bulunan: “Ben namazım.”

Solunda bulunan: “Ben zekâtım.”

Yüzüne karşı bulunan: “Ben orucum.”

Arkasında bulunan: “Ben hacc ve umreyim.”

Ayağının kenarında duran da: “Ben onun din kardeşlerine yaptığı iyiliklerim.” der.

Ardından bu beş suret, tümünden daha nurani olana: “Hepimizden daha güzel ve sevimli olan sen kimsin?” diye sorarlar.

O, cevap olarak şöyle der: “Ben Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti’nin velayetiyim.”[2]

Yine İmam Cafer Sâdık (a.s)şöyle der:

Kabir âleminde namaz, zekât, hacc, oruç ve biz risalet ailesinin muhabbet ve velayetinden soracaklar. Velayet makamı, kabrin bir tarafında durup namaz, oruç, zekât ve hacca şöyle der: “Eğer sizde bir eksiklik olursa, ben o eksikliği tamamlarım.”[3]

Bu münasebetle, kabir âleminde insanın feryadına yetişerek, onun kurtulmasına ve güvende olmasına sebep olacak tek şey, onun hayırlı amelidir. Hz. Ali’nin de buyurduğu gibi:

“Her bir müslümanın üç dostu vardır:

1. Onlardan biri şöyle der: “Ben ölüm anına kadar seninleyim.” Bu, onun mal ve servetidir.

2. Biri de şöyle der: “Ben kabrin kenarına kadar seninle dostum.” Bu ise onu evlatlarıdır.

3. Fakat onlardan biri var ki, o da şöyle der: “Ben hayatta ve mematta, her zaman seninleyim.” Bu ise onun amelidir.”[4]

Burada şu hikâyenin nakledilmesi uygun düşmektedir:

Derler ki: Nasreddin Hoca bir gün bir kabristandan geçerken, kendi kendine şöyle der: “Kendimi ölü şekline sokup bir kabre gireyim de orada neler olup bittiğini göreyim.” Kazılmış bir kabre girer. Hoca, oraya inip uzanarak kendini ölü gibi yapar. Tesadüfen, oradan katırlara binmiş birkaç kişi geçerler. Hoca katırların ayak seslerini duyunca Nekir ve Münker adlı meleklerin kendisine doğru geldiğini zanneder. Korkarak kabirden dışarı fırlar. Onun çukurdan fırlaması, katırların ürkmesine ve dolayısıyla sırtlarındaki yüklerin dökülüp saçılmasına ve binicilerinin yere düşüp yaralanmalarına sebep olur. Hoca’yı yakalarlar ve mükellef bir dayak atarlar.

Hoca inleye inleye evine döner. Eşi ona: “Neden elbiselerin böyle yırtılıp parçalanmış, nedir bu perişanlık?” diye sorar.

Hoca, ölüler âleminden haberdar olmak için kabre girme macerasını eşine anlatır.

Hoca biraz rahatladıktan sonra, eşi tekrar sorar: “Şimdi kabirde neler olup bittiğini bana haber verir misin?”

Hoca şöyle der: “Eğer birilerinin katırını ürkütmezsen, hiç kimsenin seninle işi yoktur!”

Bu bahsi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şu dikkat çekici hadisiyle tamamlayalım:

İnsanın ölümünden sonra yedi şeyin sevap ve mükâfatı ona yazılır:

1. Diktiği bir ağaç (halk onun meyvesinden yararlanmaktadır),

2. Kazdığı bir kuyu (halk onun suyundan yararlanmaktadır),

3. Suyun akması için hazırladığı bir ark,

4. Yaptırdığı bir cami,

5. Kendi eliyle yazdığı (bastırdığı) bir Kur'ân,

6. Geride bıraktığı ilim,

7. Kendisinden sonra onun için mağfiret ve af dileyen salih bir evlat.[5]

Şunu da söylemekte fayda var: Dünyadan göçen insanın, berzah âleminde kendi amellerinden yararlanmakta olduğu gibi, kötü amellerinin izleri de berzah âleminde ona ulaşıp incitecektir. Resul-i Ekrem (s.a.a), bir hutbesi esnasında şöyle buyurmuştur:

Her kim kötü bir sünnet (yol) ihdas eder ve ölümünden sonra o kötü sünnetle amel edilirse, onun günahı ve o sünnetle amel edenlerin günahı, amel edenlerin günahından hiçbir şey azalmaksızın onun (sünneti koyanın) boynunadır.[6]

[1]- Usûl-i Kâfî, c. 2, s. 90 (Bâbu’s-Sabr, Hadis: 8).

[2]- el-Mehâsinu’l-Berkî, s. 288; Bihâr, c. 6, s. 266.

[3]- Furû-i Kâfî, c. 3, s. 241; Leâli’l-Ahbâr, c. 5, s. 31; Bihâr, c. 6, s. 266.

[4]- Meânî’l-Ahbâr, s. 232.

[5]- Mecmûa-i Verrâm, c. 2, s. 110.

[6]- Mîzânu’l-Hikme, c. 4, s. 566; Buna benzer bir çok rivayet, Bihâr’da, c. 6, s. 293-294 bulunmaktadır.

Google+ WhatsApp