ÖMER’İN AĞZINDAN ALİ’Yİ ÖĞRENMEK…

ÖMER’İN AĞZINDAN ALİ’Yİ ÖĞRENMEK…


Yüce Yaratıcının Adıyla…
Gecenin yarısı telefonum çaldı. Baktım, İbrahim Ataman. Çok sevdiğim değerli Ehlibeyt dostu bir muhabir ve İHH yardım gönüllüsü abimiz.
Heyecanlı bir sesle müjde vermek için aramış. Ömer döngeloğlu kanal7 de Hz. Ali’yi anlatıyormuş.
Taassuptan uzak bir insan olduğum halde itiraf etmem gerekir ki, Ömer’in ağzından Ali’nin faziletlerini dinlemek biz Ehlibeyt dostlarını hep etkilemiştir.
Hz. Ali’nin hayatının, faziletlerinin, fedakârlıklarının anlatıldığı bir programın müjdesine bir Necef ziyareti boynumuzun borcu oldu…
Peygamberimizin kucağında doğan, Peygamberimizin kucağında vefat ettiği ve bu iki zaman dilimi arasında yaklaşık 43 yıl bir an bile sevgili peygamberimizden ayrılmayan, ilk iman getiren, Bedir, Uhut, Handek, Hayber kahramanı, biricik kızı fatıma’nın kocası, ilmin kapısı, Allah’ın aslanı ve İslam tarihinin yazılışına “an be an” katkı yapmış eşsiz insan Haydarı Kerrar’ı anlatmak, müjdelere şayan bir hareket oluyorsa buna tarafsız kalamayız.
Yıllarca ailesinden, toplumundan, sevdiklerinden uzak kalan Mehmed’in yeniden ailesine dönme müjdesi gibi…
Teşekkür ederek söz verdiğim gibi hemen kanal7 yi açtım.
Müjdeye Hz. Ali’nin ziyareti için göndereceğimiz 100 kişilik ekibin ilki olan Bilge Kadın gurubunun yarın Necef’e hareket etmesi de eklenince güzel bir rastlantı oldu tabi.
Bakarsın Ömer hocadan Hz. Ali hakkında bir şeyler öğrenir yolda anlatırız…
Ömer hocanın her zamanki heyecanlı, içten anlatışı insanı kendine çekmiyor değil. Bu sefer başka bir parıltı var gözlerinde. Gizli odaya girmiş, kırmızı kutuyu açmış, Latı, Uzza’yı parçalamış, statüye baş kaldırmış bir devrimci nidası var sözlerinde…
Bir de bu özelliklere oyuncağını kaybetmekten korkan çocuk veya mayın tarlasında yürüyen bir asker ihtiyatı da katılınca doğal olarak parmaklarının ucuna basarak yürüyor.
Muharrem ayında Sultan Ahmet Camiinde katıldığım Cuma hutbesinde sayın müftünün “Biz geçmişi geçmişe bırakalım, Allah Yezide ‘de (Allah’ın en büyük laneti ona gelsin) Hüseyin’e de rahmet etsin! Onların işini Allah’a bırakalım…” sözlerini hatırlayınca, bu gecenin vaktinde bu müjdeyi niye verdiğini insan daha iyi anlıyor.
Sultan Ahmet Camii Şerifinde Peygamber minberinin o basamağında durup halka hitap ettiğinizde Üç isim gözünüze bakar. “Ali” “Hasan” “Hüseyin”
Çünkü Türkiye’deki bütün camilerin en yüce noktasını Ehlibeyt’in isimleri süsler ve minberin tam karşısına yazılır. Hikmeti İlahi… herhalde bir gün hocalar Yezidi övdüklerinde bakıp utansınlar diye…
Onları Allah’ın evinin en yüce noktasına çıkaran faziletler ise arkadaşların tozlanmış kitap sayfalarında kalır ve onların yerini çorbacılar alır.
Peygamber minberinde Hüseyin’in gözünün içine baka baka Yezid’i, Ali ve Hasan’ın gözünün içine baka baka Muaviye’yi övmek büyük cesaret ister… o da bizim bazı diyanet görevlisi arkadaşlarda var tabi…
Resulullah’ın dönemi olsa, Hz. Ali adalet kılıcı Zulfikar’ıyla o müftünün boynunu oradan uzanır bir vurardı ki! Yez-it kelimesinin yarısı ağzında, kafası gümbür gümbür minberin basamaklarından yere düşerdi.
Ne kadar utanç verici ne kadar cüretkâr…
Resulullah’ın minberin’den oğlu Hüseyin’in katillerini övmek...
“Gel! Ya Resulullah” nidalarını duyup da Peygamber Efendimiz o minberin dibine gelse, önünde dursa, bizim müftünün yüzüne tükürecek.
Ali, Hasan, Hüseyin isminin aydınlattığı Allah’ın evinde çakallara dua edilmesine alışığız biz.
Yüce Allah’ın Ahzap süresinde “tathir” ettiği bu mukaddes insanlara Ebu Sufyan, Hinde, Muaviye, Yezid hanedanının ve sevenlerinin ağzından aynı minberlerden hakaretler edilip küfürler yağdırılmasına da alışığız biz.
Emevi halifesi Ömer b. Abdulaziz’in minberlerden Hz. Ali’ye hakareti kaldırması müjdesi gibi Ataman abinin bu müjdesine ise yeni alışıyoruz. Çünkü iki Ömer (Ömer b. Abdulaziz-Ömer Döngeloğlu) arasında yaklaşık 1332 yıl uzaklık var… unutuyor insan…
Aslında müjde bize değil de Hz. Ali’nin yüce şahsiyetinden mahrum bırakılan insanlara verilmeli. Bu bize bahşedilmiş bir lütuf olmasa gerek. Biz zaten Hz. Ali ve Ehlibeyt adıyla (Allah’ın selamı onlara olsun) yatıp kalkan bir toplumuz.
Hz. Ali’nin faziletlerinin, hayatının, mücadelelerinin, fedakârlıklarının müjdeler verilecek kadar mazlum bırakılmasına mı üzülelim, yoksa Ömer hocanın parmaklarının ucuna basa basa anlattığı Hz. Ali sohbetine mi sevinelim bilmiyorum.
Ama şunu da itiraf edeyim ki, Ömeri’in ağzından sansür de edilmiş olsa, Ali’yi dinlemek güzel bir duygu…
Rahmi Onurşan Rahmani…
 
 

Google+ WhatsApp