Resulullah'ın (s.a.a) Medine'ye Hicret Ettiği Gecede Ali (a.s)

Resulullah'ın (s.a.a) Medine'ye Hicret Ettiği Gecede Ali (a.s)

Hz. Peygamber'in (s.a.a) İkinci Akabe biati esnasında Evs ve Hazreç kabileleriyle imzaladığı antlaşma risalet açısından büyük bir açılımdı.[1] Bu adım, İslâm davetinin daha geniş dünyalara açılmasının start aldığı bir noktaydı. Mümin ve elçilik misyonuna sahip büyük bir toplumun kuruluşunun ilk ve büyük adımıydı. Bundan önce İslâm dini Yesrib'de, bir avuç samimi, Allah yolunda ve İslâmî öğretilerin yayılması uğruna kendini feda eden davetçinin çabası sonucu yayılmıştı. Artık Yesrib Müslümanlar için güvenli bir bölgeydi. Merkezi ve önemli bir istasyon konumundaydı. Kültürel ve eğitsel faaliyetlerin gerçekleştirildiği, ilâhî davetin Arap Yarımadası'nın her tarafına yayıldığı bir üs işlevini görüyordu.

Kureyşli tağutlar, İslâm dinini terk etmeleri, Peygamber'e (s.a.a) destek olmaktan vazgeçmeleri için Müslümanlara yönelik baskı ve işkencelerini arttırınca, tağutların azgınlıkları ve sıkıştırmaları sınır tanımaz olunca, Hz. Peygamber (s.a.a) ashabına Yesrib'e hicret etmelerini emretti ve buyurdu ki: "Allah size, güven içinde ve kardeşçe yaşayacağınız bir yurt bahşetti." Müslümanlar küçük gruplar hâlinde ve farklı zamanlarda, Kureyşlilerin göremeyecekleri şekilde gizlice göç etmeye başladılar.[2]

Resulullah'ın (s.a.a) "Allah yolunda benim çektiğim eziyetleri hiç kimse çekmedi."[3] diyecek kadar, uzaktan ve yakından karşılaştığı zorluklara, gördüğü baskılara, yalanlanmalara ve tehditlere rağmen, düşmanlara karşı zafer kazanacağına, İslâm davetinin başarılı olacağına ilişkin ümidi zayıflamadı. Onun Allah'a karşı beslediği mutlak güven, Kureyş'ten ve stratejilerinden çok daha güçlüydü. Nitekim Kureyş onun (s.a.a) bu özelliğini biliyordu ve onun gelecekte kendileri için en büyük bir tehlike oluşturacağını kestiriyordu. Hz. Muhammed (s.a.a) arkadaşlarına katılır ve davasını yaymak için Yesrib'i bir üs hâline getirirse, bu, Kureyş için tam anlamıyla felâket olurdu. Bu yüzden büyük bir hazırlık yapmaya ve fırsat kaçmadan işini bitirmek için ince bir plân hazırlamaya başladılar. Sorumluluğu bir tek kişi üstlenmeyecek ve sorumluluk sadece bir kabileye yüklenmeyecek şekilde paylaşılacaktı. Bütün kabilelerin katılımıyla ortak bir suikast düzenlenecekti. O zaman Haşimoğulları veya Muttaliboğulları, adamlarının intikamını almak için bütün kabileleri karşılarına almayı göze alamayacakları için de kan bedeli almaya razı olacaklardı.

Bu karar Dar'un-Nedve meclisinde yapılan toplantıda alınmıştı. Çeşitli görüşler ileri sürülmüş, sonunda şu karara varılmıştı. Her kabileden, kabilesinde tanınan güçlü bir genç seçilecek, bu gençlerin eline birer keskin kılıç verilecek ve bunlar evinde bulunan Peygamber'in (s.a.a) etrafını saracak, hep birden vurarak onu öldürecekler. Plânı uygulamak için geceyi bekleme hususunda görüş birliğine vardılar. Cebrail Peygamber'e (s.a.a) geldi ve Kureyş'in bu plânını ona haber verdi. Yatağında kalmamasını emretti ve hicret etmesine izin verildiğini bildirdi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) Ali'ye Kureyşlilerin plânını haber verdi ve yatağına yatmasını emretti. Bu arada kendisine emanet edilen şeyleri muhafaza etmesini ve sahiplerine iade etmesini tavsiye etti. Sonra şunları söyledi: "Sana söylediklerini eksiksiz olarak yerine getirince, Allah ve Resulü'üne hicret etmeye her an hazır ol. Sana göndereceğim yazı eline geçince, derhal yola çık."[4] Tam bu noktada Ali'nin (a.s) büyüklüğünün muhteşem sahnelerinden biri belirginleşiyor. Her şeyden önemlisi Peygamber'in (s.a.a) kendisine yönelttiği emri, kendine güvenen, sabırlı ve rahat bir tavırla karşılıyor. Böylece, bizim için görevi yerine getirme hususunda öndere mutlak itaate, bilinçli teslimiyete, akide ve ilkeler uğruna büyük fedakârlığa dair en mükemmel tabloyu çiziyor. Bu ağır görevi kendisine tevdi eden Hz. Peygamber'e (s.a.a) verdiği cevap insanın kanını donduracak niteliktedir: "Ya Resulallah! Kendimi sana feda edersem, sen kurtulacak mısın?"

Resulullah (s.a.a) ona şu karşılığı verdi: "Evet, rabbim bana bunu vadetti." Ali (a.s) güldü ve yere kapanarak secde etti. Resulullah'ın (s.a.a) kurtulacağını kendisine bildirmesinden dolayı Allah'a karşı şükrünü eda etti.[5]

Sonra Hz. Peygamber (s.a.a) Ali'yi kucakladı ve onun tavrına sevincinden ağladı. Ali de Resulullah'tan (s.a.a) ayrılacağı için ağlamaya başladı.[6]

Gece olunca, Ali (a.s) Hz. Peygamber'in (s.a.a) öteden beri üzerine örttüğü hırkayı üzerine örttü. Kendine güvenen, içi huzurla dolu, kendisine verilen görevin heyecanıyla kalbi atan ve Peygamber'in (s.a.a) kurtulacağından dolayı sevinç duyan biri olarak yatağa uzanıverdi. İçleri kötülük dolu Kureyş gençlerinden oluşan suikast timi geldi. Kılıçlarını çekerek evi sardılar. Kapı deliğinden Peygamber'in (s.a.a) yattığı yere baktılar. Bir adamın yatakta uyuduğunu gördüler. Peygamber'in (s.a.a) orada uyuduğundan iyice emin oldular. Plânlarının aksamadan yürüdüğünü görerek sevindiler. Gecenin üçte ikisi geçince, Resulullah (s.a.a) evin içinde gizlendiği yerden çıkıp evden ayrıldı. Doğruca Sevr mağarasına gitti. Hicret yolculuğuna başlamak üzere orada gizlendi.

Plânlarını uygulama vakti gelince, Kureyş'in suikast timi eve saldırdı. Başlarında Halid b. Velid vardı. Ali (a.s) derhal yataktan fırladı, elinden kılıcı aldı ve onlara şiddetle karşı koydu. Ali'nin karşısında ürktüler, dışarı kaçtılar. Ona Peygamber'in (s.a.a) nerede olduğunu sordular. Ali (a.s), "Nereye gittiğini bilmiyorum." dedi.

Bu, yüce Allah'ın Peygamber'ine (s.a.a) esenlik dilediğinin ve davasının yayılmasını öngördüğünün bir işaretiydi.

Bu görkemli tavrıyla, bu cesur atağıyla ve bu benzersiz metoduyla Ali (a.s) değişim ve ıslâhat uğruna ayaklananlar, inanç uğruna cihad edenler için göz kamaştırıcı bir fedakârlık ve serdengeçtilik geleneği başlatıyordu. Ali'nin (a.s) tek gayesi Allah'ın rızasını kazanmak, Peygamber'in (s.a.a) güvende olmasını sağlamak ve mübarek davasının yayıldığını görmekti. Bütün derdi buydu. Aşağıdaki ayet onun hakkında inmiştir: "İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak uğruna kendini feda eder. Allah kullarına karşı pek merhametlidir."[7]

[1]- es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbn-i Hişam, 1 / 440; Mevsuat'ut-Tarih'il-İslâmî, 1 / 700

[2]- es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbni Hişam, 1 / 480; el-Menakıb, İbn-i Şehraşûb 1 / 182; Mevsuat'ut-Tarih'il-İslâmî, 1 / 717

[3]- Kenz'ül-Ummal, 3 / 130, Hadis: 5818; Hilyet'ul-Evliya, 6 / 333

[4]- el-Fusûl'ül-Mühimme, İbn-i Sabbağ Malikî, 45; Bihar'ul-Envar, 19 / 59-60

[5]- Hz. Ali'nin (a) hicret gecesi Peygamber efendimizin (s.a.a) yatağında yatmasına ilişkin kıssayı çok sayıda alim ve tarihçi zikretmiştir. Bunların bazıları şunlardır: Taberî, 2 / 99; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1 / 331; Usd'ul-Gabe, 4 / 45; İbn-i Asakir, Tarih-u Dimaşk, 1 / 137; Hâkim, el-Müstedrek, 3 / 4; Bihar'ul-Envar, 19 / 60

[6]- A'yan'uş-Şia, 1 / 275

[7]- Bakara, 207. Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak bk. Şerh-u Nehc'il-Belâğa, İbn-i Ebi'l-Hadid, 13 / 262; İhya-u Ulûm'id-Din, Gazali, 3 / 238; el-Kifaye, el-Gencî, 114; et-Tezkire, Sıbt b. el-Cevzî, 41; Nur'ul-Ebsar, Şeblencî 86; Tabakat, İbni Sa'd, 1 / 212; Tarih-i Yakubî, 2 / 29; es-Sîret'ün-Nebeviyye, İbn-i Hişam, 2 / 291; Ikd'ul-Ferid, İbn-i Abdu Rabbih, 3 / 290; Tefsir'ur-Razi, 5 / 223; Şevahid'ut-Tenzil, el-Haskanî, 1 / 96

Google+ WhatsApp