Resulullah’ın (s.a.a) Hicreti ve Leylet'ul Mebit

Resulullah’ın (s.a.a) Hicreti ve Leylet'ul Mebit

Risalet hareketinin kemale ermesi ve peygamberlik misyonunun özlenen ilâhî hedeflerini gerçekleştirebilmesi için risaletin inanç sistemine kesin bir inançla bağlanmış, varlığını bu inanç sistemine adamış, sapmalardan koruyacak niteliklerle donanmış olmanın yanı sıra sürekli fedakârlığa hazır, iyilik yanlısı güçlerle ve unsurlarla desteklenmesi gerekiyordu.

İşte Ebu Talip oğlu Ali (a.s), sözünü ettiğimiz unsurun emsalsiz örneği idi. Resulullah (s.a.a) o tarihî günlerin birinde ona şöyle dedi:

Ey Ali, Kureyşliler bana tuzak kurmak ve beni öldürmek için bir araya geldiler. Rabbim ise bana kavmimin yurdunu terk etmemi vahyetti. Benim Hadramî hırkama bürünerek benim yatağımda uyu. Böylece benim yatağımda uyumanla izimi onlardan saklamış olacaksın. Buna karşı sen ne diyeceksin ve ne yapacaksın?

Hz. Ali (a.s): "Eğer ben geceyi senin yatağında geçirirsem, sen selâmete erecek misin?" diye sordu. Hz. Peygamber'in (s.a.a): "Evet." demesi üzerine sevinçle gülümsedi ve secdeye varmak üzere yere kapanıp Hz. Peygamber'den (s.a.a) aldığı selâmeti ile ilgili haberden dolayı yüce Allah'a şükrederek şöyle dedi:

Aldığın emri yerine getir; gözüm, kulağım ve kalbimin özü sana feda olsun. [1]

Hz. Peygamber (s.a.a) gece yarısından sonra Hz. Ali'yi yatağında bırakarak ve çevresini saran ilâhî desteğin himayesi ile evini saran müşrik güçlerin çemberini yararak evinden çıktı.

Allah'ın düşmanlarının, sabahleyin Hz. Peygamber'in (s.a.a) evini basınca hayal kırıklıkları ne kadar da büyüktü! Ölüm kokusu saçan kılıçlarını sıyırmışlardı. Yüzleri kin saçıyordu. Başlarında Halid b. Velid vardı. İçeri girdiklerinde, Hz. Ali (a.s) üstün bir şecaatle yattığı yerden ayağa fırladı. Bunu gören müşrik güçler geri dönüp kaçmaya başladılar. Dehşete ve şaşkınlığa kapılmışlardı. Çünkü yüce Allah'ın onların çabalarını nasıl boşa çıkarıp Peygamberi'ni (s.a.a) kurtardığını gözleri ile görüyorlardı.

Kureyş kabilesi bütün azgınlığı ile kaybolan prestijini ve heybetini geri kazanmak için her türlü çareye başvurdu. Tek amacı Muhammed'i (s.a.a) yakalamaktı. Bu amaçla, deneyimli gözcüleri yola çıkardı. Hz. Peygamber'i yakalamak için her türlü yola başvurmayı göze aldı. Öyle ki, onu diri veya ölü olarak getirene ödül olarak yüz deve vereceğini açıkladı.

Peşine düşenlere usta biri rehberlik ediyordu. Adam, Hz. Peygamber'in (s.a.a) ayak izlerini sürerek Sevr Mağarası'nın kapısına vardı. Hz. Peygamber Ebu Bekir ile birlikte bu mağarada saklanmıştı.

Usta rehber, mağaranın kapısında Hz. Peygamber'in izini kaybetti. Bunun üzerine: "Muhammed ve arkadaşı burayı geçmedi. Bu ikisi ya göğe çıktılar veya yere girdiler." dedi.

Mağaranın içinde Ebu Bekir büyük bir korkuya kapılmıştı. Çünkü dışarıdaki Kureyşlilerin: "Çık dışarıya, ey Muhammed!" diye bağıran seslerini duyduğu gibi, mağaranın kapısına yaklaşan ayaklarını da görüyordu. Hz. Resulullah (s.a.a) ise ona: "Üzülme, Allah bizimle beraberdir!" diyordu.

Kureyşli izciler, eli boş geri döndüler. Çünkü Hz. Peygamber'in (s.a.a) mağarada olduğunun farkına varmadılar. Zira bir örümcek mağaranın kapısı üzerinde ağını örmüştü ve bir güvercin kapının yanında yuvasını kurarak içinde yumurtlamıştı.

Gece olunca, Hz. Peygamber'in (s.a.a) saklandığı yeri öğrenen Hz. Ali (a.s) ile Ebu Hale oğlu Hind onunla buluştular. Resul-i Ekrem (s.a.a), zimmetini koruması ve emanetlerini yerlerine vermesi hususundaki tavsiyelerini Hz. Ali'ye iletti. Zira o, Arapların emanetlerini kendisine teslim ettikleri bir kişi idi.

Ayrıca Hz. Ali'ye kendisi ve Fatıma'lar için binek hayvanları satın alarak kendisine katılması yolunda emir verdi ve güven vermek amacıyla ona şöyle dedi:

Ey Ali, onlar şu andan itibaren benim yanıma gelinceye kadar sana kötü bir şey yapamayacaklar. Herkesin gözü önünde açık bir şekilde emanetlerimi yerlerine ver. Sonra seni kızım Fatıma üzerine vekil ediyorum. Rabbimin de her ikinizin üzerine vekil ve koruyucunuz olmasını isterim. [2]

Mağaraya sığınmasının üzerinden üç gün geçtikten sonra Kureyşlilerin kendisini aramayı durdurduklarını öğrenince, hiçbir sıkıntıya aldırış etmeksizin, Allah'ın yardımına sığınarak ve O'nun desteğine güvenerek hızlı bir şekilde Yesrib'e doğru yola çıktı.

Hz. Peygamber (s.a.a) Yesrib yakınlarındaki Kuba denen yere varınca, Yesrib'e hep birlikte girmek için, amcasının oğlu Ali b. Ebu Talip ile Fatıma'ları beklemek üzere orada birkaç gün mola verdi. O Yesrib ki, Hz. Peygamber gelecek diye sevinç ve neşe ile dalgalanıyordu. Bu arada Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanındaki ve yol arkadaşı Peygamber'i Kuba'da bırakarak Yesrib'e girmişti.

Hz. Ali (a.s) yol yorgunluğundan ve yolculuğun tehlikelerinden bitkin durumda Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanına vardı. Çünkü Kureyşliler, Fatıma'lar ile birlikte Mekke'yi terk ettiğini öğrenince, peşlerine düşmüşlerdi. Resulullah (s.a.a), yanına gelen Hz. Ali'yi (a.s) kucakladı ve başına gelenler karşısında duyduğu üzüntüden dolayı gözleri yaşardı. [3]

Resulullah (s.a.a) birkaç gün Kuba'da kaldı. Oradayken yaptığı ilk iş putları kırmak oldu. [4] Arkasından buranın adı ile anılan Müslümanların ilk mescidinin temelini attı. Sonra cumaya rastlayan bir gün Kuba'dan yola çıktı. Öğle namazı vakti Ranuna denen yere vardı. Burada İslâm tarihindeki ilk Cuma Namazı'nı kıldı. Yesribli Müslümanlar süslenmiş ve silâhlarını kuşanmış olarak Resulullah'ı (s.a.a) karşılamaya çıktılar ve binek hayvanının etrafını sardılar. Herkes onu yakından görmek ve inanıp sevdiği bu adama doyasıya bakmak istiyordu. [5]

Önünden geçtiği her Müslüman evinin sahibi devesinin yularından tutuyor ve ondan yanında kalmasını rica ediyordu. Resulullah (s.a.a) ise onlara güler yüzle karşılık veriyor ve herhangi birinin hatırını kırmaktan çekinerek onlara: "Deveyi bırakın; o, emre göre hareket ediyor." diyordu.

Sonunda deve Neccaroğulları'ndan iki yetim gence ait ve Ebu Eyyub el-Ensarî'nin evi önünde bulunan ağılın yanında durdu. Ebu Eyyub el-Ensarî'nin eşi koşarak geldi ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) devesini içeriye aldı. Böylece Resulullah (s.a.a) Mescid-i Nebevî'nin ve kendi evinin yapımı tamamlanıncaya kadar bu ailenin yanında misafir kaldı. [6]

Hz. Peygamber (s.a.a) Yesrib şehrinin adını Tayyibe olarak değiştirdi. [7] Resulullah'ın (s.a.a) Yesrib'e hicreti İslâm tarihinin başlangıcı sayıldı. [8]

[1]- İhkaku'l-Hakk, c.3, s.23-45. Bu kaynakta Ayetullah Mer'aşî Ne-cefî'nin açıklamaları da yer alıyor. Bu yorumlarda bu tarihî olayın kaynakları ve Ehl-i Sünnet bilginlerinin Hz. Ali'nin bu olaydaki ilâhî tutumu ile ilgili görüşleri hakkında bilgi veriliyor. Yine bkz. Müsned, Ahmed b. Hanbel, c.1, s.331, Mısır basımı, birinci baskı; Tefsir-i Taberî, c.9, s.140, el-Meymeniyye-Mısır basımı; el-Müstedrek, Hâkim, c.3, s.4, Haydarabat-Deken basımı.

[2]- A'yanu'ş-Şia, c.1, s.237

[3]- el-Kâmil Fi't-Tarih, c.2, s.106

[4]- el-Bed'u ve't-Tarih, c.4, s.176-177

[5]- Hz. Peygamber (s.a.a) rebiyülevvel ayının on ikinci günü Yesrib'e vardı.

[6]- es-Siretü'n-Nebeviyye, c.1, s.494

[7]- Mukaddime, İbn Haldun, s.283; Tâcu'l-Arus, c.2, s.85

[8]- Tarih-i Taberî, c.2, s.110-114

Google+ WhatsApp