Üstümüze Vazife Olmayan Şeylerle Vakit Kaybetmeyelim

Üstümüze Vazife Olmayan Şeylerle Vakit Kaybetmeyelim


Dünya genelinde bir kaos ve karmaşanın yaşandığı, güçlünün zayıfı ezdiği, emperyalist sistemin dünyayı insanları mutsuzlaştıran bir cehenneme dönüştürdüğü bir zamanda yaşıyoruz. Böyle bir dünyada şahsi tercihlerimiz ve önceliklerimizin dahi olumlu ya da olumsuz sonuçlarının sadece şahsımızla ilgili olmadığının farkındalığına varmamız gerekir. Zira çevremiz ve diğer insanlar bizden bağımsız değildir. Dolayısıyla kişisel sandığımız başarı veya hezimetlerin bir şekilde çevremize de yansıdığını asla unutmamamız gerekir. Bu, sosyal bir varlık olmanın ve dünyadaki olanakları kullanıyor olmanın doğal sonucudur. Benim doğaya verdiğim zarar doğal olarak diğerlerini de ilgilendirir. Benim pozitif bir insan olmam, doğal olarak etrafımdakilere pozitif enerji verir. Benim negatif biri olmam da aynı şekilde çevremdeki insanlarda olumsuz duygular oluşturur. O halde dünyada gördüğümüz şu olumsuz gidişatta “acaba benim de payım var mıdır” sorusu üzerinde ciddi şekilde düşünmemizde yarar olacağını düşünüyorum. Dünyadaki her insan “küresel saadet pazılının” bir parçasıdır. Eğer bu parçalardan biri veya birkaçı eksik olursa dünyanın küresel manada bir saadetle buluşması imkânsız olur. Acaba biz kaybolan bu parçalardan biri olamaz mıyız?! Yani üzerimize düşen vazifeyi ihmal etmekle bozulan dünyada bizim de katkımız olamaz mı?! Ben, işlediğimiz günah oranında bozulan dünyada bizim de katkımız vardır diye düşünüyorum. Çünkü işlediğimiz günah sadece bizi kirletmiyor, bizimle ilgili olan herkese ve he rşeye ulaşıyor. Benim bireysel olduğunu zannettiğim bir günah, aslında bendeki güzellikleri ve yetenekleri yok ediyor. Belki de çevremdeki birçok insana ilham kaynağı olacak “BEN”i, birçoklarının dini değerlerden soğumasına yol açacak bir “UCUBE”ye dönüştürüyor. Sonra da bu olumsuz dalga git gide büyüyor ve geniş kitleleri etkisi altına alıyor… Öyleyse üstümüze vazife olmayan işlerle vakit kaybetmeyelim ve kendimize dönelim… Kendimizi yeniden gözden geçirelim. Acaba Kur’an’ın tanımladığı insan profiline ne kadar yakınız, ne kadar uzağız? Eğer kendimizden işe başlayacak olursak kısa zamanda uzun yol katedeceğimize ve en azından yakın çevremize olumlu etkiler bırakacağımıza inanıyorum. Yüce Allah Mearic suresinde kâmil bir insanın daima (24 saat) namazda olduğunu ifade etmiştir. İnsanın sürekli namaz kılması ne anlama gelir?! Acaba dünyadan irtibatı koparıp tüm vaktimizi kıyam, rüku ve secdesi olan namazla geçirmemiz mi isteniyor?! İnsanın böyle bir şeyi yapabilmesi imkânsızdır. O halde ayetten şunu anlıyoruz: Namaz bir eylemdir, namaz bir duruştur ve kısacası namaz, “sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım isteriz” sözünü yaşamın her alanına yaymak, bu bilinçle hareket etmektir. Yani hayatımızdaki her hareket ve aktivitede “Allah’a kulluk şuurunu taşımak, Allah’ın rızasına muğayır davranışlardan kaçınmaktır”. Bu şuuru taşıyan biri sadece vazifesine odaklanır, üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmenin çabası içerisinde olur. Onun-bunun övgüsünü kazanabilmenin telaşında olmaz, sadece Rabbinin rızasının peşinde olur. Ancak bu durumda insan “kendisi olmayı ve başka bir ifadeyle insan olmayı başarır.” Peygamberleri ve onların yolundan gidenleri başarılı kılan tek şey, vazifeşinaslık ve sadece üstlerine vazife olanı yapmaları olmuştur. Yazımı bu manada imtihanını en güzel şekilde vermiş asrımızın büyük ariflerinden İmam Humeyni’nin şu sözü ile noktalıyorum: “Biz vazife ile mükellefiz, neticeyle değil.” Mikail Gürel

Google+ WhatsApp