Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 

 
TERAVİH NAMAZI
26/08/2011 - 17:52

Turgut Atam

Son günlerde teravih namazı hakkında başlayan tartışmaya herkes kendi penceresinden bakarak bir şeyler yazmaya çalıştı. Bunlardan en önemlisi Diyanet İşleri tarafından yayımlanan yazıydı. Yazıyı dikkatli okuyacak olursanız ilmi bir makale olmadığını anlamak, çok da zor olmayacaktır.

İnsan, bazı zamanlarda bilgin olduklarını iddia edenlerin ne demek istediğini anlayamaz. Çünkü iki kere iki dört eder gibi basit matematik işlemi değil bu konular. Âlim konuşur, konuşması bittikten sonra dinleyicinin kafasında “Sonuç Ne?” diye kocaman bir soru işareti doğar.
Diyanetin makalesi de aynen bunun gibi bir şey. İlmi olarak net bir şekilde Teravih namazını dini dayanağı olmadığını söyleyemiyor… Ama diğer taraftan da Teravih namazı “Kılınmazsa da olur” da diyemiyor.
Diyanet açıklamasında aynen şu şekilde diyor:
 “Bu namazı Hz. Peygamber bizzat kendisi kılmıştır. Namazı yasakladığı iddiası ise akla ziyandır”
Bu konu hakkındaki İslam kaynaklarında özellikle de Ehlisünnet kardeşlerimizin kaynaklarında gelen delillere bir göz atalım.
Şunu herkes biliyor ki; Allah’a iman etmiş, kıyamet gününe inanan her mükellef Müslüman’ın farzları yerine getirmesi gerekir. Bu farzlarda tembellik etmek insanın kemale ulaşmasında büyük engeldir.
Müstehap yani; yapıldığında sevap yapılmadığında günah olmayan ameller mümin ve Müslüman insanı Allah’a daha da yakınlaştırır.
İslam dininde İbadetler tevkifidir yani; Allah’tan başka hiç kimsenin, amelleri eksiltme ve çoğaltma hakkı yoktur. Bu ibadetler Peygamber efendimiz tarafından sabitlenmiştir.  İbadetlerin tevkifi olması Müslümanlar arasında icma edilmiş yani herkesin kabul ettiği bir gerçektir.
Şimdi Parantezi kapatarak Teravih namazına dönelim.
Teravih ne demektir?
Teravih “tevriye”nin çoğuludur. Asıl manası oturmaktır. Daha sonra her dört rekatlık müstehap namazdan sonra oturulup dinlenildiği için her dört rekat namaza “teravih” denildi. Daha sonraları da toplam olarak yirmi rekat kılınan namaza teravih denilmeye başlandı.
Teravih namazı Ehlisünnet kardeşlerimizin müstehap bilip Ramazan ayında her akşam yaklaşık olarak yirmi rekat cemaatle kıldıkları namazdır. İslam dinindi müstehap namazlar için bir kısıtlama yoktur. Fakat müstehap namazların cemaatle kılınıp kılınmaması şer’i deliller ile ispatlanmalıdır.
Kuran-ı Kerim’de teravih namazı yoktur. Kuran’da teravih namazı zikredilmiş olsaydı fakihler kitaplarında bu namazın meşruiyeti için Kuran’ı delile istinat ederlerdi.
Peygamber (s.a.a) efendimizin hayatında da teravih namazını görmüyoruz. Peygamber (s.a.a) efendimizin mübarek Ramazan ayında geceleri uyumadığı ve ibadetle geçirdiği kaynaklarda nakledilmiştir. Bu amelleri tek başına yaptığı da kesindir. Teravih namazı Peygamber (s.a.a) efendimiz zamanında hatta birinci halife zamanında bile olmamıştır. Allah-u Teala müstehap ameller arasında yağmur namazından başka hiçbir namazın cemaatle kılınmasına izin vermemiştir. Günlük farz namazlar, cenaze namazı ve ayat namazı dışında hiçbir namaz cemaatle kılınmaz.
Peygamber efendimiz (s.a.a) İnsanları Ramazan ayında geceleri uyanık geçirmeye teşvik etmiş fakat müstahep namazları cemaatle kılmamıştır.
Ehlisünnet âlimlerine göre Teravih namazı Ramazan akşamları cemaatle kılınır. Ahmed b. Hanbel, Ebu Hanife ve Şafii Teravih namazını yirmi rekat ve Malik ise otuz altı rekat olarak bilir. (İbni Kutade, Muğni, 1/797)
 Peki Peygamber efendimiz ve birinci halife zamanında olmayan bu namaz ne zaman ortaya çıktı?
  Hicri 14. Yüzyılda ikinci halife yanındakilerle birlikte mescide girdi. Mescit içinde namaz kılanları dağınık bir halde; birisini rükuda, bir diğerini secdede, bir başkasını kıyam halinde görünce bu durum hiç hoşuna gitmedi. Bu durumu kendi içtihadına göre düzeltmesi gerektiğine inandı ve müstehap namazın cemaatle kılınmasını emretti. Böylelikle meşhur Teravih namazı ortaya çıktı.    Sahih-i Buhari’de Teravih’in fazileti babında 2010. hadiste ilk teravih namazının Ubey b. Ka’b tarafından kıldırıldığını ve ikinci halifenin cemaatle kılınan müstehap namazı görünce “Bu ne de güzel bidattır” dediği geniş bir şekilde nakledilmiştir. Şimdi Sahih-i Buhari’de gelen olayı nakledelim:
Buhari kitabında Ayşe’den şöyle nakledilmiştir: “Peygamber efendimiz bir akşam mescide namaz kılmak için geldi ve nafile-müstehap namaz kılmak istedi. Hazretin arkasında birkaç kişi de namaza durdu. Sabah olunca bu haber halk arasında yayıldı. İnsanlar peygamber efendimizin arkasında namaz kılmak için yarışmaya başladılar. Dördüncü günde artık mescitte yer yoktu. Sabah namazından sonra peygamberimiz halka dönüp söyle buyurdu:
“Ben sizin iyi niyetli insanlar olduğunuzu biliyorum. Fakat bu işin (müstehap namazın) size vacip olup yerine getirememenizden korkmaktayım. Peygamber efendimiz dünyadan göçünceye kadar durum bu şekilde devam etti.”[1]
 
İbni Sa’d Tabakat kitabının üçüncü cildinde ikinci halifenin hayatını anlatırken şöyle der: “O Ramazan akşamlarında müstehap namazları cemaat halinde kılınmasını başlatan ilk kimsedir. Halife bu emrini bütün İslam şehirlerine ferman göndererek bildirdi. Bu olay 14. h.k yılında gerçekleşmiştir. İkinci halife birisini erkekler diğerini bayanlar için iki cemaat imamı atadı”
İstiab kitabında Yusuf b. Abdillah İbn Abdilber şöyle yazar: O (ikinci halife) Ramazan akşamlarını teravih namazıyla nurlandıran kimsedir.
Seyit Abdulhüseyin Şerefuddin bu konu hakkında şöyle der:
“Bunlar (ashap ve ikinci halife) teravih namazlarıyla Allah’ın ve Peygamberinin (s.a.a) dinde tam hikmetli davranmadığını ve hikmet eksikliğini giderdiklerini zannettiler. Ve kendileri için böyle bir şeyi yapmayı meşru ve kanunlaştırmaya daha layık gördüler. Yüce Allah Ramazan ayı içinde yapılan müstehap amel ve ibadetleri cemaatsiz olarak yapılmasını emretmiştir. Bunun da sebebi insanlar halvet yerlerde tek başlarına güçlerinin yettiği kadarıyla ibadet etmelerini istemesidir. Çünkü insanın gücü yettiği kadar müstehap namaz kılması güzeldir. Müstehap namazları cemaatle kısıtlamak bu faydaları yok eder. Aynı şekilde eğer müstehap namazları cemaatle sınırlarsak evler namaz faziletlerinden mahrum kalacaklardır. Ev halkı ve çocuklar iyi terbiye edilmeyecektir. Çünkü çocuklar anne ve babalarının yaptıkları işlere örnek-olgu olarak bakmaktadırlar. Baba ve annelerinin namaz kıldığını gören çocuklar daha iyi bir şekilde namaza yönleneceklerdir.”
İbni MesudPeygamber efendimizden (s.a.a) şöyle sordu: Kendi evimde mi namaz kılsam daha iyidir yoksa mescitte mi? Hazret şöyle buyurdu: Evimin mescide yakın olduğunu görmüyor musun?
Farz namazların dışındaki namazları evde kılmayı daha çok seviyorum.[2]
Hiç şüphesiz Allah-u Teala İslam dininde namazın toplumsal faydalarını göz ardı etmemiş ve hiçbir şeyden gaflette bulunmamıştır. Bunun içindir ki sadece farz namazların cemaatle kılınmasını emretmiştir. Müstehap namazları başka maslahatlardan dolayı cemaatle kılınmaktan muaf etmiştir. Bu konu hakkında Allah-u Teala mübarek Ahzab suresinin 36. ayetinde şöyle buyuruyor:
 
“Allah ve resulü bir işte hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.”
 Buraya kadar anlattıklarımızdan şu noktalar anlaşılmaktadır:
1- Peygamber efendimiz (s.a.a) Teravih namazını sünnet olarak belirlememiştir.
2- Ebubekir zamanında da Teravih namazı olmamıştır.
4- Peygamber efendimizin Ramazan akşamında kıldığı müstehap namaz da bugünkü gibi kılınan Teravih namazı şeklinde olmamıştır.
5- Rekat sayısı günümüzdeki kadar değildir.
 
İleride de açıklayacağımız gibi Bu namaz ikinci halife zamanında ortaya çıkmıştır.
 
 Diyanete şunu sormak lazım  “Bu namazı Hz. Peygamber bizzat kendisi kılmıştır. Namazı yasakladığı iddiası ise akla ziyandır”
Bu namaz dediğiniz hangi namazdır? Bugün kılınan teravih namazı mı? Bu yanlış bir iddiadır. Çünkü bu şekilde namaz kılmamıştır. Peygamberimiz Teravih namazı kılmamıştır. Hakeza Peygamberimiz müstehap namazı cemaatle kılmış dahi olsa dört akşamdan fazla kılmamıştır. Rekat sayısı da bu kadar olduğu belli değildir. Ve cemaatle kılınmamasını emretmiştir.
Teravih namazını kılanları gören halifenin “Bu ne güzel bidattır” sözü bu namazın Peygamber efendimiz zamanında olmadığını gösterir.
 Burada şöyle bir soruyla karşılaşıyoruz. Peygamber efendimiz zamanında böyle bu şekilde bir namaz olmamıştır ve bu namazı ikinci halife teşri etmiş, kanunlaştırmış ve ortaya çıkarmıştır. Acaba böyle bir şeye hakkı var mıdır?
Cemaatle kılınan teravih namazı ikinci halife tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Bunun manası ikinci halifenin sünnet oluşturma ve teşri hakkına sahip olduğuna inanmak demektir. Bu iddianın batıl olduğuna ümmetin icması vardır. Çünkü Allah-u Teala Maide suresinin 3. Ayetinde şöyle buyurur:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı, Allah'a teslim olmayı seçtim.”
Buna göre hiç kimsenin sünneti arttırma, değiştirme veya teşri etme gibi bir hakkı yoktur. Bunun aksine inanan kimse Kuran ve sünnete aykırı bir inanışa sahiptir demektir. Çünkü teşri ve kanun bırakma sadece Allah’a aittir ve Peygamber efendimiz (s.a.a) sadece bildiricidir.
Faraza ikinci halifenin böyle bir hakkı olduğunu kabul edecek olursak diğer sahabelerin niçin böyle bir haktan mahrum olduklarını sormak lazım? Çünkü sahabeler arasında her sahabenin uzman olduğu bir konu vardı. Her sahabeye böyle bir teşri hakkı verilse dinin altı üstüne gelirdi ve Allah’ın bugün kâmil kıldım dediği din gerçek halinden çıkardı.
Şevkani şöyle der: “Hak olan şudur ki; Sahabenin sözü hüccet ve delil değildir. Allah-u Teala bu ümmete Hz. Muhammed’den (s.a.a) başka Peygamber göndermemiştir. Ve bizim de ondan başka peygamberimiz yoktur. Ondan sonra gelen bütün sahabenin Peygamber’e ve Kuran’a uyması gerekir. Buna göre kim dinin ikamesini bu ikisinin dışındaki bir şeyde bilirse dinde olmayan bir şeye inanmıştır. Allah tarafından gelmeyen dini teyit etmiş onaylamıştır.[3]
 Hadislerden anlaşıldığı üzere teravih namazına bid’at demek yerindedir. Özellikle ikinci halifenin “Bu ne güzel bidattır” sözü buna en güzel delilidir. Bundan dolayıdır ki Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı fakihler[4] ibadetlerin tevkifi olduğuna ve hiçbir ilahi teşri olmadan dine sokulmasını kabul etmezler. Aksi takdirde şu ayet onlara şamil olurdu 
“Yoksa onların, dinden, Allah'ın izin vermediği şeyi kendileri için yasalaştıran ortakları mı var?” [5]
Gazi Abdulcabbar Mutezili “Muğni” kitabında Teravih hakkında şöyle der:
“Teravih namazı namaza davet ve Kuran okumaya teşviktir. Öyleyse ona bir sünnet olarak amel etmenin ne sakıncası olabilir ki?
Fakat ona şunu söylemek gerekir: Her ibadetin kurbet (Allah’a yakınlaşma) kastı olması lazımdır. Ve kurbet kastı olması için Allah’ın emrinin olması gerekir. Günümüzde kılınan teravih namazı için Allah’ın hiçbir emri yoktur. Bundan dolayı bu şekliyle kılınan teravih namazını Allah’ın emrettiği ibadet olarak yerine getirmek haram ve bidattır.
İbni Teymiye ise Ömer’in “Bu ne güzel bidattır” sözünü farklı yorumlayarak bid’attan kurtulmaya çalışır. O Ömer’in dediği bid’at kelimesini sözlük manasına yorumlamış şer’i manayı bir kenara bırakmıştır.[6]
Ömer’in bidattan maksadının ne olduğu önemli değil. Sözlük manasını mı şer’i manasını mı kastetmiş hiç mühim değil. Önemli olan onun, bundan önce dinde olmayan ve Müslümanların da bilmediği bir şeyi dine eklediğini itiraf etmesidir.
Cemaat namazı ibadetten sayılır ve hiç kimsenin bu kırmızıçizgiyi geçmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Bunu sadece Allah belirler ve emreder ve Müslümanlarda yerine getirir. İbadî olan amellerin şekline, sayısına vb. durumlarına kimse karışamaz zira ibadi ameller caminin lambasına yakmaya vb. fer’i işlere benzemez. Kimse ekleme ve azaltma yapamaz, bu alanda yapılan her türlü değişiklik bidattır.
Teravih namazı gibi ikinci halifenin de dediği gibi bir bidatın Ehlisünnetin şiarı olması da çok ilginçtir.
 Ehlibeyt mektebinde Teravih namazı var mıdır? Bu konuya da kısaca değinerek makalemizi sonlandıracağız.
 Şia diğer adıyla İmamiye mezhebi mensupları Allah Resulü’nün (s.a.a) ve Ehlibeyt’in (a.s) sözüne uyarak Necm suresinin 22. ayeti doğrultusunda “ Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir.” Ramazan ayının müstehap namazlarını cemaatsiz kılarlar. Ve cemaatle kılınmasını Peygamber efendimiz döneminden sonra ortaya çıkmış meşru olmayan bir bid’at olarak kabul ederler.
Örneğin büyük Şia alimlerinden Şeyh Tusi şöyle der: “Ramazan ayında kılınan müstehap namazlar tek kılınır. Cemaatle kılmak bid’attır.”
...Devam edecek
 

[1] - (Sahih-i Buhari, Teravih namazı bölümü, bab-ı men fezl-i men game Ramazan, c.1, s.2012) 
[2] -Bu rivayeti İbni Ahmed ve İbni Mace sahihlerinde ve aynı şekilde Abdulazim b. Abdulkavi b. Munzir et-Targib ve’t-Tenzih (c.1, s.279) kitabında nakletmiştir. 
[3] - (İrşadu’l-Kulup, s.361)
[4] - el-Helal ve’l-Haram fi’l-İslam, s.36.
[5] - (Şura, 21)
[6] - (İktiza-i Sırati’l-Mustakim, s.226)
 

Bu Makale 2887 defa okunmuştur

 

Yorum Ekle
 

Yazdır
 

YORUMLAR

New Page 1
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

19/11/2011 - 16:03 GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ

26/08/2011 - 17:52 TERAVİH NAMAZI

12/08/2011 - 17:09 GABET-İ KÜBRA'DAN SONRA
 

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

25 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim