Siz Aleviler İmam Ali Hareminin (Türbesinin) Güvercinleri idiniz
Uçurdular Sizi Buralardan
Artık Geri Dönme Vaktiniz Gelmedi mi?
Ayetullah Sistani:

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 

 
Ümmetimin Âlimleri Beni İsrail Peygamberleri gibidir.
12/09/2011 - 16:35

Kerim Uçar
Bisimillahirrahmannirrrahim
Hamd Allah’a mahsustur ki övenler onu hakkıyla övemez, sayanlar nimetlerini sayamaz, çalışıp çabalayanlar hakkını eda edemezler. Salât ve selam âlemlere rahmet ve ümmete nimet olarak gönderilen Muhammed b. Abdullah’a(Sallallahu aleyhi ve alihivesellem) olsun. Yine Allah’ın salat ve selamı ümmetin imamı ve mürşidi, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve alihivesellem) vasisi Ali b. Ebu Talib (Aleyhisselam) ve onun on bir hak halifesi ve özellikle âlemin kurtarıcısı, Kaim-i Al-i Muhammed İmam Mehdi’ye (Aleyhisselam) olsun. Ve Yine Allah’ın salat ve selamı ümmetin beni İsrail peygamberleri mesabesinde olan samimi ve tebliğ görevini üstlenen ulema ve tebliğcilerinin üzerine olsun.
 
Ümmetimin Âlimleri Beni İsrail Peygamberleri gibidir.
Satırlarıma Allah Resul’ünün (s.a.a) nurani buyruğuyla başlamak istiyorum.
Allah Resulü ümmetinin âlimlerini Beni İsrail peygamberleriyle eş değer görmüştür. Hadisi şerif üzerinde biraz dikkatlice düşündüğümüzde âlimlerin ilahi hükümlerin yaşatılmasında ne kadar büyük rol ifa ettiklerini çok net ve açık bir şekilde anlayacağız.  Allah Resulü (s.a.a), tebliğ, halkı irşad ve onların hidayeti doğrultusunda ümmetinin âlimlerinin Beni İsrail peygamberleriyle aynı görevi üslendiklerini haber vermiştir.
Peygamberlerin en kutsal ve önemli görevleri ve belki gönderiliş felsefesi ve hikmeti halkın hidayet ve irşadıdır. Dolayısıyla peygamberler ve onların hak vasileri kusursuz ve örnek bir tebliğci modeli olmuşlardır ümmetin ulemasına.
Risalet görevini üstlenen ümmetin uleması da Kur’an ve Peygamberin (s.a.a) ışık saçan buyruklarından esinlenerek bu ilahi risaletin ifasında çok titiz ve dikkatli olmalıdırlar.
Kur’an-ı Kerim Nahl Suresinin 125. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir tarzda münakaşa ve mübahasede bulun.“
Peygamberlerin ve gerçek halifelerinin tebliğ ve irşattaki başarılarının sırrı da bu ayette yatmaktadır. Cehaletin doruk noktada olduğu karanlık cahiliye döneminin insanlarını eğitip terbiye etme noktasında etkili olmanın başarısının sırrı hikmetli, güzel ve münakaşasız bir tebliğ metodunun izlenmesiyle mümkün olmuştur.
Ümmetin tebliğcilerine ışık tutup yol gösteren ilahi tebliğciler, şefkat ve merhametli bir anne gibi ümmetini bağrına basıp onların hidayet ve irşadı için birçok zahmet ve sıkıntılara katlanmışlardır.
Yüce Allah Al-i İmran Suresinin 159. ayetinde şöyle buyuruyor:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ
Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın, yoksa kaba ve katı yürekli olsaydın mutlakayanından ayrılıp giderlerdi.“
Konumuzun asıl seyrinden uzaklaşmaması için konumuza dönelim. Başarılı ve etkin bir tebliğci olmak için insanın öncelikle kendisinden başlaması gerekir. Tebliğci, kendi nefsini ram edip, nefsinin yularını eline almalıdır. Kendi nefsine ferman geçiremeyen başka nefislere üzerinde etkili olamaz.
Halkın irşat ve hidayetinde muvaffak olan büyük zatlarımız halkın irşat ve hidayetinden önce kendilerini hidayet etmiş, nefislerinin esaret zincirlerinden kurtarmışlardır. Saatlerce kürsü, minber, konferans, seminerlerle fethedilemeyen kalpler, nefsine ferman geçiren bir zatın güzel bir ameli ahlakıyla fethedilmiştir.
Üstat Şehit MurtazaMutahhari (a.s) asrımızın örnek ve mümtaz tebliğcisi İmam Humeyni’nin(r.a) başarısının sırrını şöyle özetliyor:
İmam rahmetli
1-Yoluna ve davasına inandı.
2-Hedefine inandı.
3-Söz ve söylemine inandı.
İmam Sadık’ın(Aleyhisselam) buyurduğu gibi ‘’İnsanları dilinizle değil davranışınızla davet edin.’’
Günümüz çağında katıldığımız ve bulunduğumuz toplantılar ve mahfillerin geneli muhtevaya amel edilmeyen sözlü tebliğ ve nasihatlerle dolup taşmaktadır. İnsanlar artık amelsiz ve güzel ahlaktan yoksun bir tebliğden bıkıp usanmıştır.
Özellikle yaşadığımız Avrupa ve batıda maddiyat ve dünya ziynetlerine gark olmuş gençlik lisanî nasihat ve tebliğden nefret eder duruma gelmiştir. Her bir genç bir arayış içinde beklide birçoğu ne aradığının farkında olmaksızın vicdan ve fıtratının sesine kulak vermeye çalışıyor.
Risalet ve nübüvvet görevini üstlenen ümmetin uleması ve tebliğcileri gençliğin ihtiyaç ve susuzluğunu giderip kanayan yarasına merhem olmalıdır.
Tebliğcinin görevi muhatabının elini İslam, Kur’an ve Al-i Muhammed’in eline ulaştırıp, Al-i Muhammed’in hadis ve buyruklarını, azaltıp çoğaltmadan eksiksiz bir şekilde halka ulaştırmaktır.
Tebliğcinin yeterli ölçüde başarılı olmamasının sebebi belki de İslam ve hadisleri kendi düşünce ve görüşleriyle karıştırıp halka sunmasıdır. İlahi nur olan o ayetler ve hadisler olduğu gibi objektif olarak muhataplara aktarılırsa hiç şüphesiz ki tebliğci kendi görevini en güzel şekilde ifa etmiş olacaktır.
Üstat Mutahhari’nin buyurduğu gibi tebliğci gittiği yoluna, belirlediği hedefine ve söylediklerine iman edebilmişse işte o zaman Beni İsrail peygamberlerinin makam ve risaletlerine görevine talip olmaya hak kazanmıştır.
Bu dinin başöğretmeni ve tebliğcisi olan peygamberler rahmet, müjdeci ve korkutucu olarak gönderilmişlerdir. Bu rahmetin gelişinde de insanlar arasında hiçbir renk, dil, ırk ve milliyet farklılığı gözetilmemiştir.
Allah’ı Teâlâ Enbiya Suresinin 107. Ayetin de şöyle buyuruyor:
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Ve biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.“
Yine Allah-u TealaSebeSuresinin 28. Ayetindeşöylebuyuruyor:
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا
Ve biz, seni  bütün  insanlara,  ancak müjdeci  ve  korkutucu  olarak  gönderdik.“
Tebliğci bu ayetten yola çıkarak tıpkı ilahi rahmet gibi herkesi şefkat ve merhametle kucaklamalıdır. Kur’an’a müracaat ettiğimizde Yüce Allah peygamberlerin en üstünü, kâinatın efendisini överken, onun cihad, namaz, sadaka vb. amallerini bir kenara bırakmış ve onun yüce ahlakını övmüştür. Nitekim KalemSuresi 4. Ayetinde şöyle buyrulmuştur:
إِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيم
Elbette şüphe yok ki sen, pek büyük bir ahlâka sâhipsin."
Günümüzdeki tebliğcilerin Hz. Nuh’un (Aleyhisselam) sabrına ve ilmine ihtiyacı yoktur. Zira günümüz insanları ve özellikle gençlik Hz.Nuh’un (Aleyhisselam) kavmi ve gençliği kadar hakkı ve güzellikleri kabuletmede inatçı ve gafil değiller. İlahinuru ve peygamberi ahlakı gördüğüklerinde hemen teslim olmaktadırlar.
Şunu söylemek mümkündür; günümüz dünyasının gençliği belki de tebliğcilerden sadece Hz. Yusuf’un (Aleyhisselam) ahlak, hizmet ve şefkatini beklemektedirler.

Bu Makale 2725 defa okunmuştur

 

Yorum Ekle
 

Yazdır
 

YORUMLAR

New Page 1
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

20/01/2012 - 22:53 MÜMİNLERİN NİŞANELERİ

03/10/2011 - 18:32 Dine karşı vazifemiz

12/09/2011 - 16:35 Ümmetimin Âlimleri Beni İsrail Peygamberleri gibidir.
 

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

25 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim