Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 

 
Esen Kalın!
19/07/2012 - 13:06

Mikail Gürel
Dünya hayatı sıkıntı ve stresle doludur. Esasen sıkıntı iki şey arasındaki uyuşmazlıktan tevellüt eden bir olgudur. Dolayısıyla sıkıntıyı gidermenin en güzel yolu bu uyuşmazlığı asgariye indirmeye çalışmaktır.
İnsanoğlu mülki ve melekuti boyutu olan ve mutlak kemali arayan bir varlıktır. Mülki boyutu onun dünya hayatına bakan ve maddeyle haşır-neşir olan yönünü oluşturur, melekuti boyutu ise onun uhrevi hayatına bakan ve mana ile ilgilenen yönünü teşkil eder. İnsan maddi ve manevi gereksinimleri olan bir varlıktır. Her iki alandaki ihtiyaçlarını uygun nitelik ve nicelikte karşıladığında kâmil bir insan olur. Bu alanların birinde yetersiz beslenme onun tekâmül seyrine olumsuz şekilde yansır. Dengesiz büyüyen bir çocuk düşünün. Mesela sadece kafası büyümüş ama diğer uzuvları küçük kalmış veya sadece karnı büyümüş ama diğer uzuvları küçük kalmış … Nasıl da çirkin görünür, değil mi?! İnsanoğlu bedeni için gerekli olan besinleri ve mineralleri yeterli ölçüde aldığında bedeni normal bir gelişim gösterir. Bedenine çok önem verenler, bilakis mankenler bu alanda çok titiz davranırlar; onların kesinlikle bir beslenme uzmanı vardır. Kontrollü beslenirler, sürekli aldıkları kalori ile harcadıkları kalori arasındaki dengeyi tutturmaya çalışırlar ve bunun için de kılı kırk yararlar.  Bedenlerini yeterli ölçüde dinlendirirler. Yeterli ölçüde egzersiz ve spor yaparlar… Tabi ki bu hassasiyetleri sonucunda da istedikleri görünüme büyük ölçüde kavuşmuş olurlar.
Girişte belirttiğimiz söze dönelim: Sıkıntı iki şey arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanır. Bedenin gereksinimlerini ona uygun şekilde karşıladığımızda beden rahatlar. Fakat ona ağır gelen ve hazmedemediği şeyleri sunduğumuzda sıkıntı ve rahatsızlık başlar. Dikkat edilecek olursa hastalıkların yüzde doksanı yanlış beslenme ve yanlış yaşam programları sonucu ortaya çıkmaktadır. Yetersiz ve düzensiz beslenme ve dinlenme veya aşırı yeme ve hareketsizlik bedenimize uyum sağlamadığı için hastalıklar ve sıkıntılarla sonuçlanmaktadır. Bedenimizle ilgili şikâyetimiz varsa onunla ilgili programımızı gözden geçirmeli, ona uyacak ve onu rahatlatacak bir program belirlemeliyiz.
Yukarıda ifade ettiklerimiz bizim uhrevi hayata bakan melekuti yönümüz için de geçerlidir. Yani nasıl bedenimizin rahatlığı için ona uyumlu bir program şartsa ruhumuz ve manevi dünyamızın rahatlığı için de ona uygun bir program şarttır. Eğer bu yönümüzü yeterli ölçüde beslemezsek işte o zaman sıkıntı ve dertler başlar. Peki, ruhumuza en uygun beslenme programı ne olabilir? Ruhumuzu nasıl ve ne ölçüde beslemeliyiz? Sağlıklı bir ruh nasıldır? Acaba bu alanda önümüzde örnek alacağımız biri var mıdır?
Şunu bilmemiz gerekir ki ruhumuz ancak kaynağı ile buluştuğunda huzura erecektir. Yüce Allah insanın yaratılışından söz ettiği Hicr suresinin 29. Ayetinde “ona kendi ruhumdan üfledim” buyurarak ruhumuzun kaynağını göstermektedir. Dikkat edecek olursak ruhumuz dünyada elde ettiği başarıların hiçbiriyle yetinmiyor, daha fazlasını istiyor. Yani mutlak kemâli istiyor, geldiği kaynağı istiyor. Mevlana bu konuyu meşhur Mesnevisinde çok güzel işlemiştir:
Bişnev in ney çün hikâyet mîküned Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned
Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.
 Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir
Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk
İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyla şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim
Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş
Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse, orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar
Evet, ruhumuz ancak asıl vatanına kavuştuğunda sıkıntıdan kurtulur ve gerçek huzuru bulur. Nitekim Kurân-ı Kerim de bu gerçeği çok net şekilde vurgulamıştır: “Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur”(Rad 28). Yani ruhumuzun huzur bulmasının yegâne yolu onu Allah ile buluşturmaktır. Bu da ancak Allah’ı zikretmekle olur. Peki, bunun ölçüsü ne kadar olmalıdır. El-Cevap: Ne kadar fazla olursa o kadar huzur buluruz. İlginçtir ki vücudumuzun bu boyutunu beslemede aşırılık diye bir şey söz konusu edilmemiştir. Hatta tahrik ve teşvikte bulunulmuştur. Yani Allah’ı “haddinden fazla zikretmek” diye bir konu asla gündeme getirilmemiş; Allah’ı çok zikretmeyi olumsuzlaştıran tek bir ayet ve hadis gelmemiştir. Ancak aksi yönde birçok ayet ve hadis vardır. “Allah’ı çokça zikredin. Sabah ve akşam onu tesbih edin. ” (Ahzab 41-42) “Babalarınızı zikrettiğiniz gibi hatta daha şiddetli şekilde Allah’ı zikredin” (Bakara200) “Rabbinin hamdi ile onu güneş doğmadan önce ve batmadan önce tesbih et ve geceleyin onu tesbih et ve secdelerin ardından onu tesbih et” (Kaf 39-40) “Onlar Allah’ı ayakta iken, otururken ve böğürleri üzerinde (uzanırken) zikrederler” (Ali İmran 191).
Kurân’ın her alanda olduğu gibi ruhumuzu besleme konusunda da bize örnek olarak sunduğu Resulullah (s.a.a) her anında Allah’ı zikrederdi. Oturduğunda ve kalktığında sürekli Allah’ı zikrederdi. (Menakib-i İbn-i Şehraşub, c.1, s.127). Peki, neden bu alanda (Allah’ı zikretmede) belli bir ölçü ve sınır konulmamıştır? El-Cevap: Çünkü ruh beden gibi sınırlı değil ki onun beslenmesi sınırlı tutulsun. Ayrıca ruhu ona uygun gıdayla (zikirle) beslediğimiz ölçüde onun kapasitesi genişlemekte ve kaynağına yaklaştıkça sıkıntısı azalmaktadır.
Mübarek Ramazan-ı Şerif ayına girmekte olduğumuz bu günlerde ruhumuzu kaynağıyla buluşturacak çok önemli bir fırsatı yakalamış bulunmaktayız. Kurân-ı Kerim’in indirildiği bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi bu mübarek ayın içindedir. İnsanın “yemek için yaşamak” değil de “yaşamak için yemeyi” prova ettiği, bedenini ikinci plana atıp ruhunu ön plana çıkardığı; gerçek vatanına doğru yola çıktığı eşsiz bir manevi ziyafet ayıdır Ramazan. Eğer sıkıntılardan kurtulmak ve gerçek manada huzuru yakalamak istiyorsak kolları sıvayalım ve Ramazan-ı Şerifi onun ruhuna uygun bir şekilde yaşayalım, yaşatalım. Peki, Ramazan’ı ne şekilde yaşar ve yaşatırsak onun ruhuna uygun davranmış oluruz? El-Cevap: Peygamberimizin (s.a.a), meşhur Şabaniye hutbesini okuyalım, anlayalım ve hayata geçirelim. “Esen kalın” diyorum ve sizleri bu hikmet dolu hutbeyle baş başa bırakıyorum:
Hz.Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Resulullah (s.a.a) Şaban ayının sonunda Ramazan ayı münasebetiyle [“Şabaniye Hutbesi” diye meşhur olan] bir hutbesinde bize şöyle buyurdu:
“Ey İnsanlar! Allah’ın ayı, bereket, rahmet ve mağfiretle size varıp ulaşmıştır. Öyle bir ay ki Allah indinde her aydan daha üstündür. Gündüzleri en iyi gündüz; geceleri en üstün gece ve saatleri en iyi saatlerdir. Öyle bir aydır ki, o ayda Allah’ın misafirliğine davet edilmiş ve Allah’ın ikramına layık kimselerden kılınmışsınızdır. Nefesleriniz de tesbih, uykunuzda ibadet sevabı vardır.
Bu ayda halis niyetler ve temiz kalplerle sizleri oruç tutmaya ve Kur’an okumaya muvaffak etmesi için Allah’ı çağırın (dua edin). Asıl kötü ve bedbaht kimse, bu büyük ayda Allah’ın mağfiretinden mahrum olan kimsedir. Açlık ve susuzluğunuzla kıyamet günündeki açlık ve susuzluğu hatırlayın. Fakir ve miskinlere sadaka verin. Büyüklerinize saygı gösterin. Akrabalarınıza sila-i rahim yapın (akrabalık hakkını koruyun), dilinizi tutun, gözünüzü haramdan koruyun ve kulağınızı haram olan şeyleri duymaktan sakındırın. Halkın yetimlerine şefkat gösterin ki, sizin de yetimlerinize şefkat göstersinler. Günahlarınızdan tövbe edin ve namaz vakitleri dua için ellerinizi O’na doğru kaldırın; bu saatler Yüce Allah’ın halka rahmet gözüyle baktığı, münacatlarına icabet ettiği ve nidalarına “lebbeyk” dediği en iyi saatlerdir. Ey İnsanlar! Nefisleriniz amellerinizin rehinesidir. O halde istiğfar vasıtasıyla onları azad edin; sırtlarınız günahtan ağırlaşmıştır, uzun secdeler ederek yükünüzü hafifletin. Bilin ki, Yüce Allah namaz kılanlara ve secde edenlere azap etmemek ve kıyamette onları cehennem ateşiyle korkutmamak üzere kendi izzeti hürmetine and içmiştir.
Ey İnsanlar! Her kim bu ayda oruçlu bir mümine iftar verirse ona bir köle azad etmenin sevabı verilir ve geçmiş günahları affedilir.”
Biri “Ya Resulullah (s.a.a)! Bizim hepimiz bir mümine iftar verecek güçte değiliz” demesi üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bir hurma tanesiyle veya bir içim suyla da olsa cehennem ateşinden kurtulmaya çalışın. Ey İnsanlar! Her kim bu ayda ahlakını güzelleştirirse kıyamette sırat köprüsünden geçmesine müsaade edilir. Her kim bu ayda emri altındakilerin (hizmetçisi, ailesi, çoluk çocuğu..) işini hafifleştirirse, Yüce Allah da kıyamette onun hesabını kolaylaştırır.
Her kim bu ayda şerrini halktan uzaklaştırırsa Yüce Allah kıyamette gazabını ondan uzaklaştırır. Her kim bir yetime ikram ederse, Allah da kıyamette ona ikram eder. Her kim akrabasıyla ilgilenir, ihsan eder, üzerine düşeni yaparsa, Allah da kıyamette onunla ilgilenir, ihsan eder. Her kim de akrabasıyla ilişkisini keserse, Yüce Allah kıyamette rahmetini ondan keser. Her kim bu ayda sünnet namaz kılarsa Yüce Allah onun hakkında ateşten beraatı (uzak olmayı) yazar. Her kim bu ayda bir farizayı yerine getirirse diğer aylarda yapılan yetmiş farizanın sevabını alır. Her kim bu ayda bana fazla salavat getirirse, Yüce Allah kıyamette onun salih amellerinin terazisini ağırlaştırır ve her kim bu ayda Kur’an-ı Kerim’den bir ayet okursa, diğer aylarda yapılan bir Kur’an hatmi sevabı verilir ona. Ey İnsanlar! Bu ayda cennetin kapıları açılmıştır. Allah’tan o kapıları sizin yüzünüze kapatmamasını isteyin, (bu ayda) cehennemin kapıları kapanmıştır; Allah’tan, o kapıları (sizin yüzünüze) açmamasını isteyin; bu ayda şeytanlar bağlanmıştır; Allah’tan onları size musallat etmemesini isteyin.”
Hz.Ali buyurur ki: ben, “Ya Resulallah! Bu ayda en iyi amel nedir?” diye sorunca Resulullah (s.a.a): “Ya Ebe-l Hasan! Bu ayda en iyi amel takva ve Allah’ın haramlarından kaçınmaktır” diye buyurdu ve ağlamaya başladı.
-Ya Resulullah niçin ağlıyorsunuz diye sorduğumda ise şöyle buyurdu:
“Ya Ali, bu ayda sana karşı yapmayı helal bildikleri şey için ağlıyorum. Rabbine namaz kılarken geçmiş ve geleceklerin en kötüsü; Semud kavminin devesini yaralayanın kardeşinin sana doğru gelip kılıçla seni vurarak sakalını kana boyadığını görür gibiyim!”
Ben: “Ya Resulallah, bu, dinimin selamette kalmasıyla birlikte mi olacak?” diye sorunca Resulullah (s.a.a): “Evet bu, dininin selametiyle birlikte olacak” cevabını vererek şöyle devam etti:
“Ya Ali! Kim seni öldürürse, beni öldürmüş olur, kim sana buğz ederse, bana buğzetmiş olur, kim sana küfrederse bana küfretmiştir. Çünkü sen gerçekten de kendi nefsim gibi bendensin, ruhun benim ruhumdur, ahlakın benim ahlakımdır. Doğrusu Allah Tebârek ve Teâlâ beni ve seni bir (anda) yarattı, beni ve seni seçti, beni nübüvvete, seni de imamete seçti. Kim senin imametini inkâr ederse, beni inkar etmiş olur. Ya Ali! Sen benim vâsim, çocuklarımın -Hasan ve Hüseyin’in- babası, kızım Fatıma’nın kocasısın; hayatımda ve ölümümden sonra ümmetime halifemsin. Buyruğun benim buyruğum, yasağın benim yasağımdır; beni nübüvvetle gönderene ve yaratılmışların en hayırlısı kılana and olsun ki hiç şüphesiz sen, Allah’ın yaratıkları üzerine hücceti, sırrının emini ve kulları üzerine halifesisin.”

Bu Makale 2642 defa okunmuştur

 

Yorum Ekle
 

Yazdır
 

YORUMLAR

New Page 1
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

17/11/2014 - 11:42 Sizi Gidi Kamacılar…

11/09/2014 - 07:55 Üstümüze Vazife Olmayan Şeylerle Vakit Kaybetmeyelim

20/11/2013 - 13:09 Hak Batıl Kavgası

25/04/2013 - 10:47 Hakkıyla Namaz Kılmak

13/03/2013 - 11:45 Hizmet Aşkı Mı Hizmetçilik Mi?!

23/01/2013 - 15:12 Keşke Sevebilseydik…

07/01/2013 - 15:02 Ölmek veya Ölmemek Kendi Elimizde

19/07/2012 - 13:06 Esen Kalın!

24/05/2012 - 15:03 Eğitimi Allah’tan Öğrenelim

28/03/2012 - 19:18 KURÂN’IN MUCİZEVİ YÖNLERİ (3)

29/02/2012 - 13:31 Kurân’ın Mucizevi Yönleri

23/01/2012 - 20:10 İmanın Final Perdesi: ERBAİN

27/12/2011 - 17:58 Kavram Kargaşası

16/12/2011 - 14:26 Caferi Alimlerde Otokontrol Sistemi

17/10/2011 - 11:30 İlmin Aydınlığı mı Cehaletin Karanlığı mı?

17/09/2011 - 15:43 İNSANIN KERÂMETİ

12/08/2011 - 17:16 HANGİ DİNDENİZ!?

19/05/2011 - 02:46 İnsan Yaptığı İşin İlk Muhatabıdır.

01/02/2010 - 13:34 Allah’a Yolculuk

12/01/2010 - 10:06 Hüseyni Hareketin Ölümsüzlük Sırrı
 

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

25 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim