Siz Aleviler İmam Ali Hareminin (Türbesinin) Güvercinleri idiniz
Uçurdular Sizi Buralardan
Artık Geri Dönme Vaktiniz Gelmedi mi?
Ayetullah Sistani:

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 

 
Dünü bugünüyle “Diyanet’e bağlanma” ve “Merceiyet’ten Fetva”
09/03/2013 - 15:19

Rahmi Onurşan Rahmani
Birkaç yıl önce bazı Şii alimlerinin Diyanet’e bağlanma haberleriyle ortalık toz duman oldu. Tüm kesimden âlimler toplanarak bu soruna bir çözüm bulunması noktasında anlaştılar.
Toplantılar toplantıları takip etti sonunda bir müteşebbis heyetin kurulmasına karar verildi. Seçilen heyet içerisinde ben de vardım.
Bu heyet Türkiye’de yaşayan Caferilerin dini sorunlarını çözme konusunda çalışmalarına başladı. Diyanete bağlanan arkadaşların genelinin de taklit mercii olan Ayetullah Sistani’nin hizmetine giderek, konu hakkındaki görüşlerini aldım.
Ayetullah Sistani, Şii alimlerinin ister Sünni olsun veya Şii, devlete bağlı bir kurumun emrinde çalışmasını doğru bulmadıklarını buyurdular. Yani bunun, Sünnilik veya Şiilikten öteye, hocaların bağımsızlığını zedeleyecek yerlere, özellikle de siyasi kurumlara bağlanmakla ilgisi vardı.
Ayetullah Sistani, bağlanan alimlerin önceki inançlarını terk edip etmediklerini sorunca, bu arkadaşları yakından tanıdığımı, bazılarının medrese arkadaşlarım olduğunu diğerlerini de yakından tanıdığımı, inanç konusunda bir zaaftan öteye “daha fazla hizmet, veya bazı maddi sıkıntılardan” böyle bir şeye kalkışabileceklerini söyledim.
Ayetullah Sistani’de, yaptıkları bu hareketin yanlış olduğunu belirtmekle beraber, bu arkadaşların dışlanmasının veya hakaretlere maruz bırakılmasının doğru olmadığını, onların da katıldığı toplantılar düzenleyerek ortak bir akılla sorunun çözülmesi gerektiğini söylediler. Geri dönüp Ayetullah Sistani’nin sözlerini arkadaşlara aktardım.
Diğer dini mercilerin de görüşleri alındıktan sonra bir müteşebbis heyet kurulmasına, Caferi alimlerinin ve Caferi halkın dini sorunlarını ele alıp çözümü noktasında inisiyatif alacak bir dernek kurulmasına karar verildi.
Samimi bir ortamda başlayan müteşebbis heyetin sekreteri olarak kurulacak derneğin ilk taslağını ve tüzüğünü hazırlayarak arkadaşlara sundum. Üzerinde uzun çalışmalar yaparak bir ortak metin hazırladık. Böylece Türkiye’deki tüm Caferi alimlerini bir çatı altında toplayacak bir kurumun temeli atılmış olacaktı.
Diyanete bağlanan arkadaşların da şahsen samimi olarak katıldıklarına inandığım bu süreç hepimiz için bir çıkış noktasıydı. Devlet temsilcilerinin de katıldığı çok verimli bir süreçti.
Ne olduysa yönetim kurulunun seçildiği gün oldu. Arkadaşlar arasında çıkan anlaşmazlık sonucu, bir kısım arkadaş süreçten çekildi.
Merceiyet makamına bağlı bir kurum olarak biz de tarafsızlığımızı ilan ettik. Diğer bir gurup arkadaş da süreci devam ettirerek “Ehlibeyt Alimleri Derneği-Ehlader’i” kurdular.
Diyanete bağlı olan arkadaşlar da süreçten çekilerek, ortaya çıkan ihtilafta kendi yollarını gitmeye karar verdiler.
Bir süre sonra da ikinci alimler birliği olan “Dünya Caferi Alimler Derneği-Cabir” kurularak, olan ihtilaf tescillendi. Süreç ise kimseye yâr olmadı.
Diyanetin “Mele” programıyla ortalık yeniden karıştı. Karıştı karışmasına da, bu bölünmüş alimlerin itirazlarını kuru gürültüden öteye görmeyen diğer bir kısım arkadaş yeniden diyanetin bu programına katılarak, diyanet kurumuna bağlandılar.
Yine bu dönemde gelen yoğun telefon ve fetva talebi üzerine Ayetullah Sistani ile yeniden görüşmek için Necef’e gittim. Bu gibi konularda yazılı fetva vermeyen Ayetullah Sistani, şifahi fetvası olan; “Ben Şii alimlerinin ister Sünni bir kurum olsun veya Şii, devlete bağlı bir kuruma bağlanarak, bağımsızlıklarını tehlikeye atmalarını caiz bilmiyorum. Hatta senden önce de Zeynebiye’den alimler buradaydı onlara da bu bağlanmayı caiz bilmediğimi söylemiştim. Hatta bazı alimlerin diğerlerini de bağlanmaları için teşvik ettiğini duydum. Gerçekten böyle birileri varsa, güçlenmemeleri için, halk böylelerinin arkasında namaz kılmamalıdır” diye buyurdular.
Ben de bu sözleri, davet edildiğimiz Kars ve Iğdır’daki Nime-i Şaban etkinliklerine gelen alim arkadaşlara ilettim.
Buraya kadar olan süreç bu. Olayları ve süreci hizmetinize hatırlatmak istedim. Naklettiğim sözlerin de kelim kelime arkasındayım…
Geçenlerde diyanete bağlanan arkadaşlar yeniden Kum kentine giderek dini mercilerden veya vekillerinden “Diyanete bağlanma” olayını sormuşlar. Aldıkları fetvaları veya görüşleri sitelerinde yayınlamışlar. Bu görüşmenin orijinal kaydı bizde de var, gerekirse yayınlarız. Ama bu da bir derde deva olmayacaktır.
Yeniden telefon tufanına tutulduk doğal olarak. “Ayetullah Sistani’nin tam yetkili vekili Ayetullah Şehristani şöyle demiş! gerçekten demiş mi? dememişse bu arkadaşlar niçin yayınlamışlar…falan”
Yeniden gidip bu sefer tabiri caizse, diş kıran yazılı bir fetva getirmem gerekiyormuş…!
Yani sizin anlayacağınız kedi fare oyunu…
Allah herkesin yolunu açık etsin. Bu konuların fetvayla çözüleceğine inanmıyorum. İnansam o kapı gibi yazılı fetvayı da alıp gelebiliriz. Ama şu ana kadar gelen-giden fetvaların birileri için faydası olmamışsa, bundan sonra da olmayacaktır. Elini vicdanına koyan herkesin kendi görevini, yaptığı işin doğru olup olmadığını çok iyi bildiğine inanıyorum.
Burada birkaç noktaya değinmek isterim:
1-Öncelikle kendi aralarındaki sorunları çözemeyen alimlerin, halkın arasındaki sorunların inisiyatifini üstlenip onları çözebileceğini zannetmiyorum. Başkalarının bahçesinden önce kendi bahçemizi temizlememiz gerekir.
Çözüm noktasında, taraflara sunduğumuz “üst kurul” veya başka bir tabirle koordine kurulu yeteri desteği alamadı. Biz de ısrarcı olmadık.
2-Toplumumuzun iki güzide kurumu ve ümidi olmakla birlikte, kurulduğu günden beri “Ehlader” veya “Cabir” öncelikle “Caferi alimlerin sorunlarının çözümü” hedefiyle kurulmalarına rağmen şimdiye kadar bu konuda elle tutulur, gözle görülür bir ilerleme kaydedememişlerdir. Bu da, aile içerisinde sorunlarını çözemeyenlerin, başka yerlerde çözüm aramasına kapı aralamıştır.
3-Diyanete bağlanan arkadaşların, halkın ve alimlerin tepkilerini göze alarak böyle bir girişimde bulunmalarının “Daha fazla hizmet veya maddi sıkıntı” veya zaaf olduğu iddiaları kısmen gerçek olabilir. Diyanete bağlanan arkadaşların bir kısmını yakından tanıyorum. Gerçekten maddi sıkıntıları var.
Tabi bunun siyasi bir hareket olduğu iddiaları da var. Belli bir elin Türkiye’deki Şii hocaları dizayn etme projesi olduğu iddiasının da epey taraftarı var.
4-Ayrıca Diyanet’e bağlanan arkadaşların,  “Eğer bir yanlışlık veya siyasi hedef doğrultusunda Caferi alimleri kullanma niyetini görürsek istifa ederiz, olup biter” sözü ki, genelde son görüşmede öne çıkan en önemli hal yolu veya korunma tedbiri olarak ileri sürülmüştür, sadece kuru bir temennidir. Anlatıldığı gibi basit bir hareket de değildir. Halkın bağrında yer almak zordur. O bağırdan kopup gittikten sonra geri dönmek daha zordur.
Şii hocaları tarihte, bir bebeğin annesine bağlı olduğu gibi göbekten halka bağlıdır. Onu siyasi veya bağımlı merkezlerden özgür kılan da budur. O hayat bağı kesildikten sonra onu yeniden inşa etmek tahmin edilenden karışık ve müşküldür.
Bizim çocuklarımız, gözlerini açtığında, tüm varlığını Hak’ka ve halka adamış hocasının geçimiyle mükellef oldukları bilinciyle, camiye yardımcı olmayı bir görev bilerek büyürler.
Siz bu sünneti bozar, “Hocaların geçimini diyanet sağlar” kültürüyle yetiştirirseniz “Yani göbekten diyanete veya devlete bağlarsanız” bir sonraki nesillerin bağrına, yani halkın bağrına dönmeniz çok zordur.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dahi siyasi otoriteden bağımsız bir yapı arayışında olduğu bir dönemde, Şii hocaları siyasi otoriteye bağımlı kılma çabaları gibi algılanacak bu girişim, halkın ciddi manada tepkisini çekektir. Nitekim duyduğumuz kadarıyla bu anlamda ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
Belli bir aşamadan sonra bu toplum yeniden sizi kabul edip derdinizi çekmez. Sizi kabul etmeyen bir halk bünyesiyle, incitmeden yönlendiren bir kurum arasında, ikincisini seçmekten başka çareniz kalmaz.
5-Üzerlerinden bir yük kalktığını zanneden cami dernekleri de yanlış düşünüyorlar. Çünkü bizim toplumumuz hem hocaya hem caminin sorunlarını üstlenen “Derneğe” birlikte yardımı bir mezhebi görev bilirler. Birinci sütün çökerse ikincisinin ayakta kalma şansı yoktur. Yani yarın bizim dernekler de ellerini, özgürlüklerinin garantisi olan halka değil, kurumlara açmak zorunda kalırlar. Siyasi bir merkeze bağlanan hocaya da, derneğine de, Halk bir kuruş koklatmaz. Herhangi bir sebep veya bahaneyle bağlı oldukları kurum kendilerini dışlarlarsa ne yapacaklar?
6-Ayrıca bir devlet kurumuyla iç içe olup, bize karışmıyorlar demek de gülünçtür. Ayetullah Sistani bu konula ilgili “Mısır el-Ezher” üniversitesini örnek vermişti…
7-Dahan fazla hizmet iddiası da inandırıcı gelmiyor. Çünkü bağlanan arkadaşların, bağlandıktan sonra nasıl hizmetlerini arttırdıkları ve güçlendirdikleri belli değil. Önceden yüz kişiyle kıldıkları cemaat namazı 120 kişiye çıkmışsa haklılar. Ama bizim duyduğumuz kadarıyla namaz kılan 100 kişinin de sorunlar yaşadığıdır.
Tüm cami derneklerinin kurabildiği Kuran kursunu, Türkiye’de ilk kez bir Şii İslam İlimler Havzası kurmuşlar gibi lanse etmeleri ise kendilerinin de bildiği gibi sıradan bir iddiadır. Bu Kurslardan, hatta yatılı olanlarından sadece bizim mahallede en az on tane var. Diyanete de bağlı değiller.
SONUÇ:
Bu dönemin sorunları çözümü için çok uygun bir ortam olduğuna inanıyorum. Sayın Diyanet İşler Başkanı Prof. Mehmet Görmez’i samimi bir insan olarak görüyoruz. Genelde Caferi kanaat önderlerinin açıklamaları da bu yönde. Siyasi tahlillerden uzak; Hükümetin de nasırlaşmış bazı sorunlar konusunda ciddi adımlar atmaya çalıştığına inanıyoruz. Caferi âlimleri yeniden bir araya toplanarak ve herkesi sürece dâhil ederek bu ve benzeri sorunları çözebilirler. Zaten merceiyyet makamlarının da görüşü devamlı bu yönde olmuştur.
Sonuç olarak, Diyanet’e bağlanan arkadaşları kınamadan önce âlimlerin kendi aralarındaki sorunları çözmeleri gerektiğine inanıyorum. Eğer ortak bir çatı altında birleşebilirlerse, bu arkadaşlarımızın, o çatı altında kendilerine de yer verildiğini gördüklerinde, geri döneceklerine inanıyorum.

Yoksa bu sorun “fetva getir, hüküm götür!”le çözülmeyecektir.

Rahmi Onurşan Rahmani


Bu Makale 2520 defa okunmuştur

 

Yorum Ekle
 

Yazdır
 

YORUMLAR

New Page 1
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

03/03/2014 - 09:39 Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek

09/03/2013 - 15:19 Dünü bugünüyle “Diyanet’e bağlanma” ve “Merceiyet’ten Fetva”

16/01/2013 - 15:28 Erbein'i Paylaşmak

19/07/2012 - 13:11 Olmadı Hilal Bacım, Olmadı!

29/05/2012 - 17:42 Adın "Ali" ama gözlerin "Muaviye"ye benziyor

02/04/2012 - 01:46 KUTSAL EMANETİ YAŞATAN ALİMLERİMİZİN HATIRASINA

12/12/2011 - 15:59 Ayasofya, Sultan Ahmet ve Hüseyin Çadırı

21/09/2011 - 11:14 SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK

09/09/2011 - 11:55 ZAFER ANDI

19/08/2011 - 15:53 ALİ ŞİASI

06/08/2011 - 23:23 ÖMER’İN AĞZINDAN ALİ’Yİ ÖĞRENMEK…

21/04/2011 - 13:42 Tasavvuf Aleviliğinden Caferi İmparatorluğuna

12/04/2011 - 03:07 Ayetullah Sistani Ve Başbakan Erdoğan’ın Tarihi Buluşması.

05/01/2011 - 14:04 Erbain'in Tarihteki Yeri?

13/05/2010 - 15:19 Kerbela'da Bir Amerikalı

12/01/2010 - 18:41 İran'ın Yayılmacı Politikası

22/03/2009 - 22:30 Erbein'de Kerbela'ya Yürümek (2)

19/03/2009 - 00:50 Erbein’de Kerbela’ya Yürümek (1)
 

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

25 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim