Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 

 
Hizmet Aşkı Mı Hizmetçilik Mi?!
13/03/2013 - 11:45

Mikail Gürel

Allah sizlerden iman eden ve kendilerine ilim verilmiş olanları derecelerle yükseltir” (1) ayeti aslında bir gerçeğin tespitidir. O da şudur: İlim bir ışıktır; zira cehalet karanlığının tam da karşısındadır. İlim geldiğinde cehaletin karanlığı yerini aydınlığa bırakır. Aydınlıkta her şey gerçek şekliyle ve olduğu gibi görünür. Yılanı yılan olarak görürsünüz, akrebi akrep olarak, gülü gül olarak, bülbülü bülbül olarak …. görürsünüz. Gördüğünüz eşyaya göre de bir refleks ortaya koyarsınız. Ancak karanlık bir ortamda bir yılanı ip zannedip ona sarılabileceğiniz gibi sıvı olmasından yola çıkarak zehirli bir atığı da içme suyu zannedip içebilirsiniz. Işıklı bir ortamda bulunan insanla karanlık ortamdaki insan arasında yapılacak basit bir mukayese karanlığı gideren ışığın (ilmin), karanlıktan (cehaletten) daha üstün olduğunu net şekilde ortaya koyar. Onun için Yüce Rabbimiz “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (2) istifham-ı inkâriyesi ile bu noktaya dikkat çekmiştir. İlmin ışığı sayesinde insan önünü görür, eşyanın gerçek mahiyetini tanır, tanıdığı için onlara hak ettiği değeri verir ve onlarla münasebetsiz irtibat kurmaktan kaçınır. “Eşya” kelimesiyle kastettiğimiz mana, Yüce Allah’ın yaratmış olduğu tüm mahlukattır. Buna mahlukatın en şerifi olan “insan” da dahildir.

İnsanın “eşya” ile irtibatı eğer ilim esasına dayalı olarak şekillenirse hata oranı minimum dereceye inecektir.

Dolayısıyla ilim, onun taşıyıcısı olan âlime değer verir. Neden mi? Çünkü âlim, çoğu kimsenin göremediğini görür. Çünkü âlim sahibi olduğu ilim ışığı ile etrafını aydınlatır. Sadece kendi önünü değil, etrafını aydınlatmakla diğer insanların da eşyayı doğru şekilde görmelerini sağlar. “İlim bir nurdur, Allah onu dilediği kulunun kalbine bırakır” hadis-i şerifini “Allah’tan, kulları içinden ancak âlimler korkar”3 ayetinin yanına getirdiğimizde en başta zikrettiğimiz ayette insanın yükselişine vesile olan ilmin ancak imanla bütünleşmesi şartına bağlı olduğunu anlamaktayız. Başka bir ifadeyle şunu söyleyebiliriz: İlim, ancak imanla birlikte olursa işlevselliğini ifa edebilir. Veyahut şöyle söyleyebiliriz: Gözlerinizi sıkıca yumduğunuz takdirde elinizde bulunacak meşalenin size hiçbir faydası olmayacak hatta size ağırlık etmiş olacaktır. Evet, iman insanın kalp gözünü açması anlamına gelmektedir. İman, ilimle elde edilen verilerin ancak pratiğe dökülmesi halinde insana yol göstereceğine inanmaktır.

Binaenaleyh iman, onun taşıyıcısı olan mümine değer verir. Neden mi? Zira mümin, imanından aldığı güvenle hareket ettiğinden etrafına güven verir. Güven ortamı istidat ve yeteneklerin keşfedilmesi için en ideal zemindir. Mümin bireylerden oluşan toplumlardaki ilişkiler güven esasına dayandığı için çok sağlam olur. İnsanlar arasındaki sosyal ilişkiler güçlü ve gerçekçi temellere oturur. Genel olarak güven insana güç verir, onu harekete geçirir ve kaynağı olan Yüce Allah’a götürür. Yani sözün kısası ilimle iman, insanın yükselişine vesile olan ve onu geldiği yere, yani ilahi iklime doğru uçuran iki kanattır.

İki büyük nimet olan ilim ve iman ancak bütünleşirse ve birbirinin yanında bulunursa insanı yüceltir; onu Allah’ın veli kullarının arasına yerleştirir. Aksi durumda çok korkunç yıkımlara vesile olur. Buna tarihten ve günümüzden örnekler sunabiliriz.

Kurân-ı Kerim, ilmini imanla bütünleştirmeyen kimseleri dilini sarkıtıp soluyan köpeğe (4) ve kitap yüklü merkebe(5) benzetmiştir. Başka bir ayette Yüce Allah’ın iman etmeyenlerin üzerine pislik bıraktığından söz edilmiştir.(6) Abbasi halifelerinden biri olan Memun çok bilgili idi. Ancak iman hakikati ile tanışmadığı için hak etmediği bir mevkide oturdu ve bununla da yetinmeyip o makamın asıl sahibi olan İmam Rıza’yı (a.s) zehirleterek şehit etmek suretiyle ebedi bir azabı satın aldı.

Akılcılıktan ve ilimden uzak bir iman da tehlikelidir. Zira böyle bir iman gerçek manada iman olmayıp sadece bir kuruntudan ibarettir. Yüce Allah bir ayette şöyle buyurmuştur: “Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse iman etmez. Allah, pisliği akıl etmeyenlere yükler.” (7) Bu ayet aslında ilim ile iman arasındaki sağlam bağı çok net şekilde ifade etmiştir.

Kurân-ı Kerim cehennem ehlinin dilinden şu cümleyi nakletmiştir: “Eğer dinlesek ve aklımızı kullansaydık cehenneme atılanlardan olmazdık.” (8)

İslam tarihinde ilimden ve akılcılıktan uzaklaşarak İslam dininin sadece kuru birtakım ritüellerden ibaret olduğunu zanneden bir fırka ortaya çıkmıştır. Hariciler olarak tarihe geçen bu insanlar, ilimden ve akılcılıktan uzaklaştıkları için işi, Hz. Ali (a.s) gibi bir şahsiyeti tekfir etmeye kadar ileri götürdüler. Hz. Ali (a.s) Nehrevan’da bu şekilci Müslümanlarla savaştı, onları yendi. Onlardan kurtulmuş olan biri (Abdurrahman b. Mülcem) Kadir gecesinde Allah’a yakınlaşmak için (!) İmam Ali’ye (a.s) indirdiği kılıç darbesi ile o hazreti öldürdü…. Maalesef bugün onların uzantısı olan ve İslam dinini uzun entari giyip sakalı uzatmaktan ibaret bilen şekilci bir zihniyet Müslümanları katletmekte ve emperyalistlere hizmet etmektedirler…. İşte ilim ve akılcılıktan ayrılan bir imanın doğurduğu sonuçlar….

Peygamberler ilim ve iman kanadına sahip örnek insanlar olmuşlardır. Onların varisleri olan âlimler, herkesten daha çok peygamberlere benzemek zorundadırlar. İlmi açıdan yetersiz bir alim vereceği yanlış bir hüküm ve fetva ile insanları saptırabileceği gibi iman ve takva açısından zafiyeti olan bir âlim de her ne kadar bilgili olsa bile ilmini nefsani istekleri doğrultusunda kullanacak ve insanları saptıracaktır.

Peygamberlerin en bariz özellikleri Allah’ın dinini tebliğ ederken hiçbir maddi hesap içine girmemiş olmalarıdır. Bir diğer özellikleri güçlerini sadece Allah’tan almaları, yani sadece Allah’a tevekkül etmeleridir. Peygamberler yaşadıkları zamanın tağutları karşısında asla taviz vermemişler, onların zahiri şatafatlarını hor - hakir görmüşlerdir. Peygamberler Allah’la olan fakirliği Allah’tan uzak zenginliğe tercih etmişlerdir. Hatta Allah’tan uzak düşmeyi en büyük fakirlik olarak görmüşlerdir. Kalıcı olan ahireti, geçici olan dünya metası ile asla değişmemişlerdir….

Sözün başında ilmin karanlıkları gideren ve ortalığı aydınlatan bir ışık olduğunu ifade ettik. İşte bugün âlimlerin ortalığı aydınlatmaları gerekmektedir. Çünkü ortada karanlık bir oyun var ve karanlık tehlike demektir, bilmeden yılana sarılmak demektir.

Bugün Caferiler üzerinde karanlık ellerin iş başında olduğu kesin olarak ortaya çıkmıştır ve maalesef birileri de bu oyuna alet olmuşlardır. Diyanet İşleri Caferi âlimlerini memurlaştırmak suretiyle onların hizmet kalitesini artırmayı (!) öngörmüş. Ne diyelim; Allah’a havale ediyoruz.

Oysaki asıl amaç Caferi âlimlerini memurlaştırmak suretiyle onları dinin hizmetinden çıkarıp dünyevi arzular peşinde maaşını kovalayan, ekmek kaygısıyla yaşayan sıradan basit figüranlara dönüştürme, böylece orta veya uzun vadede onların eliyle Caferiliğin içini boşaltmak…

Diyanet İşlerinin hizmet kadrosuna eleman alımında işi bu kadar kolay tutması da birazcık beyni olan herkesi düşündürmelidir. Ehli Sünnet imamlarına kadro tahsisinde kılı kırk yaran ve onları göreve geldikten sonra da rahat bırakmayan, sürekli teftiş eden Diyanet ne hikmetse Caferi din âlimlerinden (!) kim müracaat ederse hemen kapısını ardına kadar açıyor. Onları maaşa bağlıyor, sigortasını ödüyor ve kendilerinden hiçbir şey istemiyor! Diyor ki: Gidin Allah rızası için dininizi, mezhebinizi tebliğ edin! Sonra da onları hiçbir şekilde takip etmiyor. Adam hiçbir camide görevli değil; ne cemaate imamlık yapıyor, ne müezzinlik ediyor. Sadece ay başı geldiğinde gidip maaşını alıyor ve kendi tabiriyle “çatır-çatır” yiyor. Her gün yurt dışındalar. Ya İran’da ya Irak’ta ya Arabistan’da ya Almanya’da…. Bu ne iştir ya! Acaba Diyanet aynı toleransı Sünni imamlara da gösteriyor mu?!!

Şükürler olsun ki halkımız bu konuda oldukça bilinçlidir ve memur olan âlimleri (!) tecrit etmiş, kendi hallerine bırakmıştır. Onların bu kadar gürültü koparmaları da aslında meşruiyet sorunu yaşadıklarının açık göstergesidir.

Bugün Caferiler üzerinde kurgulanan bu kirli oyunu bozmak için geçmişte birlikte yola çıkan ancak yolun bir bölümünde birtakım basit nedenlerle yollarını ayırıp Ehlibeyt Alimleri Derneği ve Caferi Alimleri Derneğini oluşturan mektebimizin sorumluluk şuuru taşıyan tüm âlimlerinin bu fitne karşısında bir araya gelip ortak çözüm üretmeleri için önemli bir fırsat doğmuştur. Burada fraksiyonel görüş farklılıklarını bir kenara bırakıp mektebimizi tehdit eden bu kör fitne karşısında birlikte hareket etmemiz gerektiğinin altını çiziyorum ve Allah’tan cümlemize basiret ihsan etmesini diliyorum.

1-Mücadele 11.

2- Zümer 9.

3- Fatır 28.

4- Araf 176.

5- Cuma 5.

6- Enam 125.

7- Yunus 100.

8- Mülk 10.


Bu Makale 2323 defa okunmuştur

 

Yorum Ekle
 

Yazdır
 

YORUMLAR

New Page 1
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

17/11/2014 - 11:42 Sizi Gidi Kamacılar…

11/09/2014 - 07:55 Üstümüze Vazife Olmayan Şeylerle Vakit Kaybetmeyelim

20/11/2013 - 13:09 Hak Batıl Kavgası

25/04/2013 - 10:47 Hakkıyla Namaz Kılmak

13/03/2013 - 11:45 Hizmet Aşkı Mı Hizmetçilik Mi?!

23/01/2013 - 15:12 Keşke Sevebilseydik…

07/01/2013 - 15:02 Ölmek veya Ölmemek Kendi Elimizde

19/07/2012 - 13:06 Esen Kalın!

24/05/2012 - 15:03 Eğitimi Allah’tan Öğrenelim

28/03/2012 - 19:18 KURÂN’IN MUCİZEVİ YÖNLERİ (3)

29/02/2012 - 13:31 Kurân’ın Mucizevi Yönleri

23/01/2012 - 20:10 İmanın Final Perdesi: ERBAİN

27/12/2011 - 17:58 Kavram Kargaşası

16/12/2011 - 14:26 Caferi Alimlerde Otokontrol Sistemi

17/10/2011 - 11:30 İlmin Aydınlığı mı Cehaletin Karanlığı mı?

17/09/2011 - 15:43 İNSANIN KERÂMETİ

12/08/2011 - 17:16 HANGİ DİNDENİZ!?

19/05/2011 - 02:46 İnsan Yaptığı İşin İlk Muhatabıdır.

01/02/2010 - 13:34 Allah’a Yolculuk

12/01/2010 - 10:06 Hüseyni Hareketin Ölümsüzlük Sırrı
 

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

25 Eylül 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim