AMERİKA'DA HİLAL GÖRÜNDÜ

AMERİKA'DA HİLAL GÖRÜNDÜ

Bizim korkumuz uzman olmayanların, siyasi maslahatlara dayanarak şeri konularda; senedi ve dayanağı olmadan fetva vermenin yolunu açmasıdır.

 

Hilali tespit etme yolları, içtihat ve fetva gerektirir.

Hilali tespit etme yollarından biriyle hilali tespit etmek ise Müçtehit tarafından bireylerin kendisine bırakılmış bir durumdur. Yani yolu gösteren de, bireylere bırakan da yine müçtehidin fetvasıdır.

Örneğin bir müçtehit ayın çıplak gözle görülmesini şart biliyorsa veya doğuda görülmesinin batıda olan ülkeler için de geçerli olduğunu veya batıda görülmesinin doğudaki ülkeler için yeterli olmayacağı konusunda fetva vermişse, mukallidi bunun aksine amel edemez.

En fazla yapacağı bu konuda daha uzman bildiği bir müçtehide rücu etmesidir. Zaten insan yaşamının temel iki unsuru budur. Ya o konuda uzman olacaksınız veya bir uzmana uyacaksınız. Kura-ı Kerim’de uyarılan “Bilmiyorsanız bilene sorun” konusu budur.

Ne uzmanım, ne de uzmana uyuyorum derseniz işte burada tehlike başlıyor demektir.

“Falan müçtehide taklit ediyorum” dedikten sonra, o müçtehit oruçlu iken bayram edip, bayram ettiğinde oruç tutmak yanlış olur. Bu “Müçtehidin kendi verdiği fetvasını anlamaktan aciz olması” gibi hoş olmayan bir anlam çıkarır.

Bu kavga arenasına girip kafamıza sopa inmesini göze almamızın sebebi şudur:

Biz, hastanın bir profesörün reçetesine dayanarak ilaç kullanması gerektiğine inanıyoruz. Tanınmış, ilmi kariyeri ispatlanmış olduktan sonra bu profesörün kim olacağı önemli değildir. Herkes kendi kanaatine göre araştırır bulur ona gider. Zorlama söz konusu olamaz.

Buraya kadar olan kısımda sorun yok. Sorun "hiçbir doktora dayandırmadan hastanın kendi kanaatiyle eczaneden ilaç alıp kullanmasıdır." Hatta bundan da öteye, başkalarına da bunu tavsiye etmesidir. Hele bir de kalp rahatsızlığı gibi tehlikeli hastalıklarda bunu yapıyorsa, bu olay bir kişinin şahsi kanaati olmaktan çıkar toplumsal bir hal alır.

Dolayısıyla herkesi ilgilendirir.

Hiçbir Müctehide dayandırılmadan bayram ilan etmek, bütün müctehitler ortak karar açıkladığı halde aksini demek, böyle bir şey.

Bizim, İslam’da olmadığı halde neredeyse farz gibi dayatılan teravih namazının veya İslam’da ve Kuran’da olduğu halde zina gibi gösterilmeye çalışılan geçici evliliğin kaldırılmasının karşısında durmamızın sebebi de buydu.

Dezavantajımız ise; toplu kılınan namazın daha görkemli görünmesi, geçicin evliliğin de suiistimale açık olmasıydı. Ama İmamlarımız çekinmeden, yılmadan bu düşünce tarzıyla mücadele ettiler. Başardılar da. Çünkü buradaki bir tembellik, güç sahiplerinin ve halka etki makamında olanların bütün İslami kurallarda içtihat etmelerine ve keyfi fetva vermelerine neden olabilirdi.

Ramazan bayramını duyurmada bizim de dezavantajımız, genelde diyanetin takviminden bir gün sonraya denk gelmesi. Diyanet takviminden bir gün önceye denk gelse, herkes müctehidiyle bayram eder, bir gün sonra kimse oruç tutmazdı ya…

Devletler veya siyasi otoriteler tarafından hizaya getirilen diyanetler gibi, Şii içtihat sisteminin de hizaya getirilmek istenmesine benziyor bu tarz. Yeteri kadar argüman da var elde tabi,

“Fitneye yol açmak, başka görünmek, hassasiyet yaratmak, başka bir ülkenin uzantısı görünmek vs…”

Minareyi çalan kılıfını hazırlar demişler, minareyi bir de hoca çalmak istese ne yapar dersiniz?

Meslektaş olduğundan durun ben söyleyeyim, Resulullah buyuruyor ki: Hocası minareli evde yaşayan cemaatin yeri cennettir” diye bir rivayetimiz vardı yaaa! Onu nakleder olur biter. Halk cenneti kazanmak için minareyi kendi elleriyle söküp “tekbirlerle” hocanın evine dikerler.

Eğer Türkiye Cumhuriyetinde fitne unsuru olmak istemiyorsak; Ezanlardan “Aliyyen Veliyullahı”da kaldırmalı, akşam ezanlarını on dakika geç vermemeli, hatta bazı camilerimizde olduğu gibi sabah ezanını yarım saat geç vermemeli, camilerimizin kubbelerine ilk 3 halifenin de adını yazmalı, mühürsüz namaz kılıp, içtihat ve taklit sistemini kökünden kaldırmalıyız…”

Daha düne kadar Aşura merasimleri başlı başına bir fitne sayılmıyor muydu? Sonra ne oldu? Bu ülkenin Başbakanı Aşura’ya katılarak İmam Hüseyin’in yaşatılmasının fitne çıkarmak değil vahdet ve kardeşliği pekiştirmek olduğunu söyledi, bütün dünyada onu alkışladı…

Biz inandığımız doğrulardan taviz vererek hiçbir yere ulaşamayız, aksi taktirde tarih boyunca şer-i dayanağı olmadan maslahatlara dayanarak binlerce fetva dağıtan kapıkulu mollalar gibi birilerinin oyuncağı oluruz.

Bu mukaddes topraklarda yaşamış, mücadele etmiş, hizmet etmiş, ülkesi için savaşmış ve bu topraklarda ölmüş en az “yedi” sülelesi belli bir toplumun “vatanseverliğinin ispatına” gerek yoktur.

Eğer böyle bir şeye ihtiyaç varsa, zaten bayramı takvime uydurmaya çalışmakla da başarılacak bir şey değildir.

Bu konuda ben, kendi kendimize gelin güvey oluyoruz gibime geliyor… ortada ne dayatma var ne baskı, şahsi içtihat var, vesselam…

Bütün Müslümanları ilgilendiren bu sorun çözülecekse bizim fedakârlıklarımızla da olmaz. Bütün İslam ülkeleri, “İslam Konferansı Örgütü” gibi ortak bir platformda uzmanlarını buluşturarak “Bütün İslam alemi için tek bayram” günü üzerinde çalışmaları ve ittifak etmeleri gerekir.

Geçen yıl takvim arefesinde telefonum çaldı, heycanlı bir ses

-Alo, alo selam aleykum hacı ağa müjde ay Amerikada görülmüş, görülmüş, Amerika'da, görmüşler... yarın bayram, çok şükür görüldü... bayramın mübarek olsun....

Adamın heycanını bozmamak için sordum:

-Kim görmüş, kim görmüş? Rice mi Rice mi? (ABD'nin emekliye ayrılmış dışişleri bakanının, dış işlerini ilgilendirdiğinden Müslümanlara hizmet için kendini, müslüman hilaline adayabileceği aklıma geldi tabii olarak...)

-Garibim yine heycanından taviz vermeden samimi bir edayla cevapladı:

-Hacı ağa men Rice - Mice tanımıyorum bizimkiler görmüş, bizimkiler!

Bayramını kutlayıp kapattım.

Amerikancı hilal kimleri bağlar bilmiyoruz...ama, bizi Necef'in ve Kum'un hilali bağlar. Benim hilalim İmam Ali'nin ve İmam Rıza'nın (a.s) topraklarından doğar.

Yani sözün canı:

"İslam ümmetinin ittifak edeceği veya müctehidimizin ikinci bir fetva vereceği zamana kadar biz, "Müçtehidimizden ne bir adım öne geçeceğiz, ne bir adım arkada kalacağız. Oruçluysa oruç tutacağız, bayram ediyorsa bayram edeceğiz…"

Şiileri başkalarından ayıran da tarih boyunca bu olmuştur…

Google+ WhatsApp