Bakara 120-123

Bakara 120-123

"ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden razı olmazlar..." Bu ifade başkalarına yönelik hitaptan sonra Yahudi ve Hıristiyan topluluklara yönelik bir dönüş mahiyetindedir.

 120- Onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden razı olmazlar. De ki: Asıl yol göstericilik Allah'ın yol göstericiliğidir. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olsan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir veli, ne de bir yardımcı olmaz.
121- Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte onlar, ona inanırlar. Onu inkâr edenler ise ziyankârların ta kendileridir.
122- Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığını hatırlayın.
123- Sakının o günden ki hiç kimse, başkasının yerine bir şey ödeyemez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez ve hiç kimse başkalarından yardım görmez.
AYETLERİN AÇIKLAMASI
"ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden razı olmazlar..." Buifade başkalarına yönelik hitaptan sonra Yahudi ve Hıristiyan topluluklara yönelik bir dönüş mahiyetindedir. Yani bir bakıma burada dal budak salan konuşma toparlanıyor. Yüce Allah Yahudi ve Hıristiyanları birkaç kez azarladıktan sonra, çarpık anlayışları yüzünden kınayıcı bir üslûpla onlara hitap ettikten sonra, Peygamberine (s.a.a) dönüyor ve ona şöyle diyor: "Sen onların kendi arzu ve istekleri ve ihtirasa dayalı görüşleri doğrultusunda uydurdukları dinlerine uymadıkça, bunlar senden hoşnut olacak değillerdir." Ardından Elçisine onlara karşı şunları söylemesini emrediyor:
"De ki: Asıl yol göstericilik Allah'ın yol göstericiliğidir." Yani, ancak doğru yolu bulmak için birinin yol göstericiliğine uyulur. Allah'ın gösterdiği doğru yoldan da başka yol, başka kılavuz yoktur. Uyulması zorunlu olan ise, ancak haktır. Onun dışındaki görüş ve sistemler -bu cümleden sizin dininiz de- doğru yol değildirler. Dininiz, sizin kişisel arzu ve ihtiraslarınızın manzumesidir. Ona din kisvesini giydirmiş, hayat sistemi adını takmışsınız.
"De ki: Asıl yol göstericilik Allah'ın yol göstericiliğidir." ifadesinde, yol göstericilik, yani hidayet, Allah katından inen Kur'ân'dan kinaye olarak kullanılmış, ardından bu kavram Allah'a izafe edilmiştir. Böylece, "Asıl yol göstericilik Allah'ın yol göstericiliğidir." ifadesinde "kasr'ul-kalb" sanatı söz konusudur. Bu tür yöntem uyarınca gerçekleştirilen hasr, onların dinlerinin yol göstericilik niteliğinden uzak oluşunu gerektirir ki, bu da söz konusu dinin onların kişisel arzu ve i-htirasların ifadesinden ibaret olmasını doğurur. Bu da Resulullah efendimizin (s.a.a) sunduğu mesajın bilgi nitelikli, onların savundukları dünya görüşünün ise, cehalet nitelikli olduğu gerçeğini ortaya koy uyor.
Dolayısıyla ardından hemen şu değerlendirme yapılabiliyor: "Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olsan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir veli, ne de bir yardımcı olmaz." Şu ifadenin derin etkili kanıtsallığına, özlü ama çarpıcı anlatım tarzına, akıcılığına ve berraklığına bakınız.
"Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler..." Bu cümle, "İşte onlar, ona inanırlar." ifadesinden anlaşılan hasr unsuru aracılığı ile öngörülen bir sorunun cevabı olabilir ki bu soru, "Ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden razı olmazlar." cümlesi ile zihinde uyanabilir. Şöyle ki, eğer bunların inanmaları beklenmiyorsa şu hâlde, aralarında kim inanacaktır? Mesajı onlara sunmak, çağrıyı onlara yöneltmek boş ve gereksiz bir çaba mıdır?
İşte zihinde uyanması mümkün olan bu soruya şöyle bir cevap veriliyor: "Kendilerine kitap verdiklerimiz -ki onlar kitabı gereği gibi etüt ederek okuyorlar- ellerindeki kitaba inanıyorlar, dolayısıyla sana da inanırlar." Ya da, "Bunlar hangisi olursa olsun, Allah katından indirilmiş bulunan kitaba inanırlar." Veya, "Onlar Kur'ân adlı kitaba iman ederler." Buna göre, "İşte onlar, ona inanırlar." ifadesindeki hasr, "kasr'ul-ifrad" türündendir ve "ona" zamiri hakkında bazı varsayımlara göre "istihdam" sanatı [yani, dönük olduğu mutlak kavramın bazı fertlerinin kastedilmiş olması] söz konusudur.
Dolayısıyla "kitap verdiğimiz kimseler" ifadesi ile Yahudi ve Hıristiyanlar arasındaki bir grup kastediliyor, bunlar onların içinde yer alan hak taraftarlarıdırlar ve kişisel arzu ve ihtiraslara uymazlar. Kitaptan kasıt ise, Tevrat ve İncil'dir. Ama eğer inananlardan maksat, Resulullah efendimize iman eden müminler ise ve kitapla da Kur'ân-ı Kerim kastedilmişse, o zaman şöyle bir anlam vermek gerekir: "Kendilerine Kur'ân'ı verdiklerimiz, ki onlar bu Kur'ân'a inanırlar, heva ve heveslerine inanan şu kimseler değil." Bu durumda ifadedeki "hasr" unsuru, "kasr'ul-kalb" türünden olur.
"Ey İsrailoğulları..." diye başlayan iki ayette ise konuşmanın sonunda başlangıcına, bitiminde giriş kısmına göndermede bulunuluyor. Burada İsrailoğullarına yöneltilen bazı hitaplara nokta konuyor.
AYETLERİN HADİSLER IŞIĞINDA AÇIKLAMASI
Deylemî'nin İrşâd'ında, "Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu gereği gibi okurlar" ayeti ile ilgili olarak İmam Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Ayetlerini, üzerinde dura dura okurlar, içerdikleri mesajı derinden kavrarlar, onun hükümlerini uygularlar, onun içerdiği geleceğe dönük müjdeleri umarlar, yine bu tür tehditlerinin gerçekleşmesinden endişe ederler, anlattığı kıssalarından ibret verici sonuçlar çıkarır, dersler alırlar, emirlerine uyarlar, yasakladığı hususlardan kaçınırlar. Allah'a andolsun ki, burada kastedilen durum, ayetlerini ezberlemek, harflerini öğrenmek, surelerini okumak, onda birini, beşte birini ders almak, harflerini ezberleyip de içerdiği uygulamaya dönük hükümlerini unutmak değildir. Ayetlerinin üzerinde durarak okumak ve içerdiği hükümleri uygulamaktır, kastedilen. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Mübarek bir kitaptır. O'nu sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar." [Sâd, 29] [s.101, bab:19]
Tefsir'ul-Ayyâşî'de İmam Sadık'ın (a.s), "Onu gereği gibi okurlar." ifadesiyle ilgili olarak şöyle dediği rivayet edilir: "Yani cennet ve cehennem ile ilgili ayetlerin yanında dururlar." [c.1, s.57, h: 84]
Ben derim ki: Bundan maksat, ayetlerin üzerinde düşünmektir.
el-Kâfi'de İmam Sadık'ın bu ayetle ilgili olarak, "Burada işaret edilen kimseler, İmamlardır." dediği belirtilir. [c.1, s.215, h: 4]
Ben derim ki: Bu da bir tür uyarlamadır; meseleyi eksiksiz bir ör-neğine işaret ederek açıklığa kavuşturma yöntemidir.

Google+ WhatsApp