Bizans Savaşı İçin Genel Seferberlik

Bizans Savaşı İçin Genel Seferberlik

Hz. Peygamber (s.a.a) İslâm devletinin kuzey sınırlarına büyük önem veriyordu. Çünkü bu sınırların ötesinde düzenli bir devlet yapısına ve güçlü bir orduya sahip olan Bizans devleti vardı.

6- Bizans Savaşı İçin Genel Seferberlik[1]
Hz. Peygamber (s.a.a) İslâm devletinin kuzey sınırlarına büyük önem veriyordu. Çünkü bu sınırların ötesinde düzenli bir devlet yapısına ve güçlü bir orduya sahip olan Bizans devleti vardı. Pers devleti, İslâm devleti için o kadar büyük bir endişe kaynağı değildi. Çünkü bir yandan yıkılma belirtileri gösteriyor, bir yandan da Bizanslıların Hıristiyanlığı gibi, savunacakları köklü bir manevî inanç sisteminin sahibi değildi. Genç İslâm toplumu için asıl tehlike oluşturan güç, Bizans devleti idi. Özellikle İslâm devletinin sınırları içinde karışıklık çıkaran bazı yıkıcı ve münafık unsurların devletin sınırları dışına çıkarıldıktan sonra Şam'a gitmiş olmaları ve onlara başka bozguncu odakların katılması, kuzeyden kaynaklanan bu tehlikeyi daha da arttırıyordu. Bir başka faktör de Necranlı Hıristiyanların varlığı idi. Bizanslılar bunları desteklemeyi siyasî bir koz olarak kullanıyorlardı.
Bununla birlikte bütün bu gerekçeler, Hz. Peygamber'in -Hz. Ali ve onunla birlikte Hz. Peygamber'e samimî olarak bağlı birkaç kişi dışında kalan- büyük sahabîlerin önde gelen simalarından oluşturduğu büyük bir ordu hazırlamasında açıkça görülen büyük önem vermeyi gerektiren ve bir anda ortaya çıkmış faktörler değildi. Aslında Hz. Peygamber (s.a.a), egemenliğin kendinden sonra hilâfet görevinin üstlenmek üzere Hz. Ali'ye intikal etmesini engelleyebilecek bazı unsurlardan siyasî ortamı arındırmak istiyordu. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Ali'nin (a.s) başvurulacak merci olduğunu ve başlatmış olduğu hareketi tamama erdirmekte yeterli olduğunu sürekli vurguladıktan sonra bazı çevrelerde beliren kırgınlığı ve rahatsızlığı somut kanıtlarla belirlemişti. Özellikle Gadir-i Hum'da alınan biatten sonra bu hoşnutsuzluk daha da su yüzüne çıkmıştı. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.a) Medine'deki siyasî ortamın gerginlikten arınmasını ve sakin bir ortamda Hz. Ali'nin (a.s) kendisinden sonra devlet dizginlerini çatışmasız ve karışıklıksız bir şekilde ele alabilmesini sağlamayı istiyordu.
İşte bu düşünce ile hazırladığı sancağı genç yaşında komutanlığa atadığı Usame b. Zeyd'e teslim etti. Böylece komutan olmak için yaşın değil, yeterliliğin önemli olduğuna dair anlamlı bir işaret vermiş oldu. Ensarın ve muhacirlerin yaşlı simalarını emrine verdiği Usame'ye şu talimatı verdi: "Babanın öldürüldüğü bölgeye git ve onları atının ayakları altında çiğne. Bu orduyu senin emrine veriyorum. Sabah vakti Unbna halkı üzerine saldırıya geç." Hz. Peygamber Hicret'in on birinci yılının safer ayında Usame'ye sancağı teslim etme töreni düzenlemişti.
Fakat serkeşlik ruhu, iktidar hırsı ile disiplin eksikliği, bazı unsurları Hz. Peygamber'in (s.a.a) emrine tam teslim olmamaya sevk etti. Belki de bu unsurlar Hz. Peygamber'in (s.a.a) güttüğü amacın farkında idiler. Bundan dolayı Curf karargâhında toplanan ordunun hareketini geciktirmeye kalkıştılar. Hz. Peygamber (s.a.a) bu geciktirme girişimini haber alınca kızdı. Vücudunu saran yüksek ateşten dolayı alnına sargı bağlamış ve kadife bir örtüye bürünmüş bir hâlde evinden ayrıldı ve mescide giderek minbere çıktı. Allah'a hamd-ü sena ettikten sonra şunları söyledi:
"İmdi, ey insanlar, Usame'yi komutan tayin etmemle ilgili olarak kulağıma gelen bazılarınızın sözleri de ne oluyor? Eğer şimdi Usame'yi komutanlığa getirdim diye beni eleştiriyorsanız, daha önce babasını komutan yapmamı da eleştirmiştiniz. Allah'a yemin ederim ki, babası Zeyd komutanlığa lâyık idi ve ondan sonra oğlu da komutanlığa lâyıktır. Babası, benim en sevdiğim insanlardan biri idi. Bu baba ve oğul her ikisi bütün hayırlara lâyıktırlar. Onun için hayır tavsiye edin. Çünkü o sizin hayırlılarınızdan biridir."[2]
Resulullah'ın (s.a.a) ateşli hastalığı şiddetini artırmıştı. Fakat hastalığının ağırlaşması, ordunun sefere çıkmasına verdiği büyük önemi aklından çıkarmıyordu. Ashabından kendisini ziyaret etmeye gelenlere sürekli olarak: "Usame ordusunu harekete geçirin!" diyordu.[3] Bu konudaki ısrarını, "Usame ordusunu sefere hazırlayın, Allah'ın lâneti bu ordudan ayrılanların üzerine olsun!"[4] diyerek pekiştiriyordu. Bazı Müslümanlar Hz. Peygamber'in hastalığının ağırlaştığı yolundaki haberleri Curf'taki ordu karargâhına ulaştırmışlardı. Bu haberler üzerine Usame, Hz. Peygamber'i (s.a.a) ziyaret etmeye gitti. Ziyaret sırasında Hz. Peygamber, Usame'yi kendisi için çizdiği hedefe doğru ilerlemek hususunda teşvik etti ve ona: "Allah'ın bereketi üzerine, erken sefere çık!" dedi.
Hz. Peygamber'in bu ısrarlı direktifi üzerine Usame b. Zeyd, hemen ordusunun yanına dönerek onları yola çıkmaya ve kendisine verilen görevi gerçekleştirmeye yönelmeye teşvik etmeye girişti. Fakat işi ağırdan alanlar ve halifelikle ilgili ihtiras besleyenler, ordunun yola çıkışını engellemeyi başardılar. Bahaneleri Hz. Peygamber'in komaya girdiği yolundaki söylenti idi. Oysa Resulullah (s.a.a) bir an önce yola çıkılmasını ve Usame komutasındaki ordunun omuzlarına yüklediği görevin savsaklanmamasını ısrarla vurgulamıştı.


[1] - Hz. Peygamber (s.a.a) 11 Hicrî yılının safer ayında sancağı Usame'ye teslim etti ve onu komutanlığa atadı.
[2] - et-Tabakat, c.2, s.190, Daru'l-Fikr basımı
[3] - age.
[4] - el-Milel ve'n-Nihal, c.1, s.23

Google+ WhatsApp