HAC AMELLERİ

Haccın vaciplerinin 13 şey olduğunu 149. meselede kısaca açıklamıştık. Şimdi de konuyu detaylı olarak ele alacağız.

HAC AMELLERİ

Haccın vaciplerinin 13 şey olduğunu 149. meselede kısaca açıklamıştık. Şimdi de konuyu detaylı olarak ele alacağız.

1- Hac İhramı

İhram elbisesinin en iyi bağlanma zamanı, Zilhicce ayının sekizinci günü öğle vaktidir. İzdihamdan çekinen hasta ve yaşlıların o vakitten önce ihram bağlamaları ve diğerlerinden önce Mekke’den çıkmaları caizdir. Aynı şekilde adet kanaması olacağından korkan kadın gibi, hac tavafını Arafat vakfesinden önce yapması mümkün olanların onu vaktinden önce bağlamaları caizdir.

Daha önceki meselelerde şöyle demiştik: “Temettü umresini tamamlayan birinin, Mekke dışında bir işi olduğunda hac ihramını bağlayabilir ve işini yapmak için Mekke dışına gidebilir.” Bunların dışında, meşhur görüşe göre, hac ihramını denilen vaktinden üç gün önce, hatta daha önceden bağlamak caizdir.

358- Temettü umresi yapmakta olan birisinin, saçını kesmeden hac ihramı bağlaması caiz değildir. Aynı şekilde hac amellerini yapmakta olan biri, hac ihramından tamamen çıkmadan önce müfrede umre ihramı bağlaması caiz değildir. Hac amellerinden nisa tavafından başka yapılmayan amel kalmamış olsa bile, yine de müfrede umre ihramı bağlaması caiz değildir.

359- Arefe günü ihtiyari vakfe zamanını Arafat’ta geçirebilen birisinin, zikredilen zamanın tamamını idrak edemeyecek kadar ihramı geciktirmesi caiz değildir.

360- Hac ihramıyla umre ihramı arasında, vacip ve haram olan şeyler veya keyfiyet açısından hiçbir fark yoktur. Farklılık sadece niyettedir.

361- Mikatlar bölümünde açıkladığımız gibi, hac ihramını bağlama yeri Mekke’dir. En iyi yer ise Mescidu’l-Haram’dır. İki rekât namaz kıldıktan sonra Hz. İbrahim makamında veya Hicr-i İsmail’de bağlanması müstehaptır.

362- Unutarak ve şer-i hükmü bilmeyerek Mekke’den çıkıncaya kadar ihramı bağlamayan, sonra hatırlar ve hükmü öğrenirse; -Arafat’ta olsa bile- Mekke’ye dönmesi, orada ihram bağlaması vaciptir. Zaman darlığı yüzünden veya başka bir nedenle geri dönmezse bulunduğu yerden ihram bağlamalıdır.

Aynı şekilde Arafat vakfesinden sonra hatırlar veya hükmü öğrenirse Mekke’ye dönerek oradan ihram bağlaması mümkün olsa da, hüküm yukarıda belirtildiği gibidir.

Hac amellerini bitirinceye kadar hatırlamaz veya hükmü öğrenmezse haccı sahihtir.

363- Kasıtlı olarak ve vacip olduğunu bildiği halde ihram bağlamayan, bu yüzden de Arafat vakfesini idrak edemeyen kimsenin haccı batıldır. Eğer ihram bağlayıp vacip olan rükün miktarında Arafat’ta vakfeyi gerçekleştirebilirse, günah işlemiş olmakla birlikte haccı doğrudur.

364- Temettü haccında ihram bağlayan birisinin Arafata gitmek için yola çıkmadan önce müstehap bir tavaf yapmaması ihtiyat gereğidir. Eğer tavaf ederse, evla ve ihtiyata uygun olan telbiyeyi yeniden söylemesidir.

2- Arafat’ta Vakfe

Temettü haccının vacip amellerinden ikincisi kurbet ve ihlâs kastıyla Arafat’ta vakfedir.

 Vakfeden maksat; ne şekilde olursa olsun; binmiş olarak, yaya, durarak veya hareket ederek orada bulunmasıdır.

365- Arafat’ın sınırları şunlardan ibarettir: “Urnete”, “Seviyye”, “Nemire” çölünden “Zilmecaz”a kadar ve “Me’zemin”den vakfe yerinin sonuna kadardır. Bunlar Arafat’ın sınırlarıdır, vakfe yerleri değil.

366- Zahiren “Rahmet” dağı vakfe yerindendir. Ama sol taraftan dağın eteğinde durmak daha iyidir.

367- Vakfe niyet ve iradeyle olmalıdır. Eğer vaktin evvelinden vakfeyi niyet eder sonra bayılır veya uyuyarak vaktin sonuna kadar öyle kalırsa yeterli olur. Eğer vakfe kastı etmeksizin uyku halinde veya baygın kalırsa vakfesi gerçekleşmemiş olur. Ama vakfe niyeti ederek vaktin tamamında uyur veya baygın kalırsa bu vakfenin yeterli olması sakıncalıdır.

368- Zilhicce ayının dokuzuncu günü öğlenin ilkinden gün batımına kadar Arafat’ta bulunmak vaciptir. Ama vakfenin öğlenin evvelinden itibaren olması ihtiyat gereğidir. Meşhur görüşe göre; öğle vaktinin evvelinden bir gusül ederek öğle ve ilkindi namazını peş peşe kılabilecek bir zamana ertelemek caizdir.

Zikredilen zamanın tamamında vakfe yapmak; vacip olmakla birlikte ve bilerek terk etmenin günah sayılmasıyla birlikte rükun değildir. Yani vakfeyi belirtilen vaktin bir miktarında yerine getirmezse haccı batıl değildir.

İhtiyari olarak vakfeyi tamamen terk ederse haccı batıl olur. Buna göre vakfenin rüknu bir miktar vakfe etmekten ibarettir.

369- Arafat’ta ihtiyari vakfeyi -ister unutkanlık nedeniyle, ister hükmü bilmediğinden olsun- derk edemeyen; yani Arefe günü orada bulunamayan, hükmü öğrenmemek hususunda kusurlu değilse veya başka bir mazereti varsa, zaruri vakfeyi -yani bayram gecesi bir miktar vakfeyi- yerine getirmesi vaciptir. Zaruri vakfeyi yerine getirdiği durumda haccı sahihtir. Ama onu kasıtlı olarak yerine getirmezse haccı batıldır.

Bu zaruri vakfeyi; güneş çıkmadan önce Maşer’de olabilecek şekilde yerine getirilmesi durumunda geçerlidir. Eğer zaruri vakfeyi gerçekleştirdiğinde zikredilen zamanda Meş’arde bulunamayacağından korkarsa, Meş’arde vakfeyle yetinmesi vaciptir ve haccı da sahihtir.

370- Güneş batmadan önce kasıtlı olarak ve hükmü bilerek Arafat’tan çıkmak haramdır. Ancak haccı batıl etmez. Yeniden Arafat’a dönerse kendisine bir şey vacip değildir. Fakat geri dönmezse bir deve keffaret vermelidir. Onu da kurban bayramı günü kesmelidir. Onu Mekke’de değil Mina’da kesmesi ihtiyata daha uygundur. Eğer bu keffareti veremezse 18 gün Mekke’de, geri dönüş yolunda veya ailesinin yanında oruç tutmalıdır. Onları peş peşe tutması evla ve ihtiyata daha uygundur.

Bu hüküm unutkanlık veya hükmü bilmeyerek Arafat’tan ayrılan için de geçerlidir. Buna göre, hükmü öğrendikten veya hatırladıktan sonra geri dönmelidir. Bu iki durumda geri dönmezse keffaret vermelidir.

371- Arafat ve Meş’arde vakfe ve şeytan taşlama, Mina’da gece kalmak gibi haccın bazı vacipleri Zilhicce ayının belli geceleri veya gündüzleri yapılması gerektiğinden, mükellefin bu tür amelleri vaktinde yerine getirebilmesi için bu ayın hilalini görülmesi hususunda araştırma yapması vaciptir.

Mukaddes yerlerin kadısının hilalin sabit olduğuna dair verdiği hüküm şer-i kurallara uymazsa bu durumda bazıları şöyle demişlerdir: Eğer mükellef verilen hükmün gerçeğe uyduğuna ihtimal verirse, böyle bir mükellef hakkında kadının verdiği hüküm hüccettir. Ona uyması gerekir.

Bu hüküm, hilalin şer-i olarak belirlenmesine bağlı olan, Meş’arde, Arafat’ta durmak ve bunların dışındaki diğer amellerinde de geçerlidir. Ona mutabık olarak amel etmelidir. Buna göre amel ederse haccı sahihtir. Etmezse batıldır.

Hatta bazıları demişlerdir: Gerçeğe uymadığından emin olunsa bile, takiyye durumunda onun hükmüne uymak yeterlidir.

Ancak her iki görüş de sakıncalıdır. Buna göre; eğer mükellefin hac amellerini şer-i kurallara göre hilalin sabit olduğu vakitlerde yapması mümkün ise ve onları bu şekilde yaparsa zahiren haccı sahihtir. Demek ki eğer o amelleri zikredilen şekilde, bir mazeretten dolayı olsa bile yerine getiremezse, Arafat ve Meş’ar vakfelerinde de kadının hükmüne uymazsa kuşkusuz olarak haccı batıldır. Ama eğer ona uyarsa haccının doğruluğu sakıncalıdır.

3- Meş’ar’ul-Haram’da (Müzdelife’de) Vakfe

Temettü haccının vaciplerinin üçüncüsü (Müzdelife de denilen) Meş’aru’l-Haram’da vakfedir.

Meş’aru’l-Haram; “Me’zemin” ve “Hayyaz” ve “Vadiy-i Muhassar” adında yer alan bir çöldür. Bunlar Meş’ar’in sınırlarıdır. Vakfe yapılan yerin bölümleri değillerdir. Ama izdiham söz konusu olduğunda “Me’zemin” tarafından yukarı çıkmak caizdir. “Me’zemin” Arafat ile Meş’aru’l-Haram arasında bir geçidin adıdır.

372- Hac amellerini yapmakta olan biri, Arafat’tan hareket ettikten sonra bayram gecesinin bir miktarını sabaha kadar Meş’ar’de durması vaciptir. Meşhur görüşe göre, güneş doğmadan bir süre önce “Vadiy-i Muhassar”dan geçip Mina’ya girmesi caiz olmakla beraber, güneş doğuncaya kadar orada kalması ihtiyata uygundur.

373- İhtiyari halde zikredilen vaktin tamamında vakfe vacip olmakla birlikte, vakfenin rükün miktarı, bir bölümünde orada bulunmaktır. Buna göre bayram gecesinin bir miktarı orada bulunur ve şafak sökmeden önce oradan hareket ederse zahiren haccı sahihtir. Şer-i hükmü bilerek bunu yapmış ise bir koyun keffaret vermelidir. Şer-i hükmü bilmiyor idiyse, keffaret vacip değildir.

Şafak vakti ile güneş doğma vakti arasındaki zaman diliminin tamamında değil de, bir bölümünde orada bulunursa haccı sahihtir. Kasıtlı olsa bile keffaret vacip değildir ama günahkâr sayılır.

374- Bayram gecesi sabaha kadar, hatta ihtiyaten güneş doğuncaya kadar Meş’aru’l-Haram’da vakfenin vacip oluşundan şu kimseler müstesnadır:

Korkan kimseler, çocuklar, kadınlar, yaşlılık ve hastalık dolayısıyla güçsüz ve zayıf olanlar ve bunların bakımını üstlenen kimseler.

Buna göre; bu kimselerin bayram gecesi orada durup, sabah şafak sökmeden oradan Mina’ya doğru hareket etmeleri caizdir.

375- Meş’ar’de vakfe ihlâs ve kurbet niyetiyle olmalıdır. Arafat’taki vakfede de açıklandığı üzere vakfenin ihtiyari olması da şarttır.

376- Meş’ar’de ihtiyari vakfe yapamayan kimse yani; bayram gecesinde ve şafak sökmesi ile güneş doğması arasında Meş’arda vakfeyi unutarak veya mazeretten dolayı gerçekleştiremezse, zaruri vakfe yapması yeterlidir. Yani bayram günü güneşin doğuşundan öğlen vaktine kadar bir miktar durması yeterlidir. Bunu kasıtlı olarak yapmazsa haccı batıldır.

Arafat’ta Meş’ar’da Veya İkisinden Birinde Vakfeyi Yerine Getirmek

Önceki meselelerde dedik ki; Arafat veya Meş’arda vakfenin her biri ya ihtiyaridir veya zaruri. Buna göre mükellef her iki vakfenin ihtiyari olanına ulaşırsa mesele yoktur. Ama herhangi bir mazeretten dolayı her iki vakfenin ihtiyari olanına ulaşamazsa bunun birkaç şekli vardır.

1) Arafat ve Meş’ar’in ihtiyari ve zaruri duruşundan hiç birini yerine getiremezse, hacı batıl olur. Aynı hac ihramıyla bir müfrede umre yapması vaciptir.

Haccı Haccetu’l-İslam ise, istitaat hali sonraki yıla kadar devam ederse veya hac daha önceki yıllardan boynunda kalmışsa, haccı sonraki yıllar yerine getirmesi vaciptir.

2) Arafat’ın ihtiyari ve Meş’arin zaruri vakfesini yerine getirirse haccı sahihtir.

3) Arafat’ın zaruri ve Meş’ar’in ihtiyari vakfesini yerine getirirse yine haccı sahihtir.

4) Arafat ve Meş’arin zaruri vakfesini yerine getirirse, meşhur görüşe göre haccı sahihtir. Birinci durumda geçtiği gibi haccı yeniden yerine getirmesi ihtiyata daha uygundur.

5) Sadece Meş’ar’in ihtiyari vakfesini yerine getirirse bu durumda da haccı sahihtir.

6) Meş’arin zaruri vakfesini yerine getirirse, meşhur görüşe göre bu durumda haccı batıl olur ve müfrede umreye dönüşür.

7) Sadece Arafat’ın İhtiyari vakfesini yerine getirirse meşhur görüşe göre; bu durumda altıncı durum gibidir.

Arafat’tan Mina’ya doğru giderken Meş’ar’in ihtiyari vaktinde oradan geçer, ama hükmü bilmediği için vakfe niyeti etmezse ve geçerken Yüce Allah’ın zikrini yaparsa, haccının sahih olması uzak ihtimal değildir.

8) Sadece Arafat’ın zaruri vakfesini yerine getirirse, haccı batıl olur ve müfrede umreye dönüşür.

Mina Vacipleri

Meş’aru’l-Haram vakfesinden sonra Mina’ya gitmek vaciptir. Mina’ya gitmekten maksat orada yapılması gereken vacip amelleri yerine getirmektir. Bu ameller ise üç tanedir:

4- Akabe Cemeresini Taşlamak

Hac vaciplerinden dördüncüsü, Kurban günü Akabe Cemresi’ni (yani şeytanı) taşlamaktır. Bunun birkaç şartı vardır:

1- İhlâs ve kurbet kastı olmalıdır.

2- Yedi çakıl taşı atılması. Ondan daha azı yeterli olmadığı gibi, çakıldan başka şey atmak da yeterli değildir.

3- Taşlar birbiri ardına atılmalıdır. Buna göre iki veya daha fazlasının aynı anda atılması yeterli değildir.

4- Taşlar Cemere’ye ulaşmalıdır. Cemere’ye ulaşmayanlar sayılmaz.

5- Çakıllar atılmak suretiyle Cemere’ye ulaşmalıdır. Cemere’ye bırakmak yeterli değildir.

6- Hem taş atmak hem de Cemere’ye değmesi, ihramlının iradesi ve el hareketiyle olmalıdır. Buna göre; ihramlının elinde bulunan çakıl, bir hayvan ve insanın dokunmasıyla fırlayıp Cemere’ye değerse yeterli olmaz. Aynı şekilde, atılan çakıl bir hayvan veya insana değer ve onun hareketiyle Cemere’ye değerse yine yeterli olmaz.

Eğer çakıl yolda Cemere dışında başka bir şeye değer ve ondan sonra Cemere’ye değerse zahiren yeterlidir. Cemere’ye değmesi o şeyin etkisiyle olsa bile sakıncası yoktur. Sert bir yere değip oradan sekerek Cemere’ye değmesi gibi.

7- Elle atılmalıdır. Ağız veya ayakla atılması yeterli değildir. Aynı şekilde, herhangi bir araçla atılması da aynı hükme tabidir.

8- Taş atmak gün doğuşu ile batışı arasındaki bir zaman içinde yapılmalıdır. Kadınlar ve kurban bayramı gecesi Meş’ar’dan Mina’ya hareket etmeleri caiz olan kimselerin bayram gecesi taş atmaları yeterlidir.

377- Çakılın Cemere’ye değip değmediğinde şek ederse, değmediğine karar vermelidir. Ancak amelin yapılması gereken yer (zaman) geçtikten sonra, mesela; kurban kestikten veya kafayı tıraş ettikten sonra ya da gece şek ederse bu hüküm geçerli değildir.

378- Çakıllarda iki şey şarttır.

1) Mescidu’l-Haram ve Mescidu’l- Hıyf hariç, Haremden olmalıdır. Meş’arden olması daha faziletlidir.

2) İhtiyata binaen daha önce kullanılmış olmamalıdır.

Çakılların tırnak büyüklüğünde, hafif ve renkli olması, ihramlının da taş atarken yaya ve taharetli olması müstehaptır.

379- Cemere’nin yüksekliği artırılmış ise, yeni yapılan bina miktarıyla yetinmek sakıncalıdır. Buna göre önceki miktarın taşlanması ihtiyat gereğidir. Yapamadığı taktirde hem kendisi yeni yapılan miktarı taşlamalı hem de eski miktarı taşlaması için naip tutmalıdır. Zikredilen hükümde şer-i hükmü bilen, bilmeyen veya unutan arasında fark yoktur.

380- Unutkanlık yüzünden, hükmü bilmeyerek veya başka bir nedenle bayram günü cemereyi taşlamazsa, engel kalktığı zaman yerine getirmelidir. Elbette, gece taşlaması caiz olan kimselerden olmadığı durumda geçerlidir. Bu konu ileriki meselelerde açıklanacaktır.

Zahiren, engel kalktığında Mekke’de, Mina’da bulunsa veya ayın 13. gününden sonra olsa yine yerine getirmelidir. Ancak, bu son durumda ihtiyata uygun olanı, gelecek yıl kendisi haccederse bu ameli tekrar yapmasıdır. Kendisi haccetmezse naip tutmalıdır. Eğer Mekke’den çıktıktan sonra engel ortadan kalkarsa, geri dönmesi vacip değildir. Hatta evla ve ihtiyata uygun olan; hacca gidecekse gelecek yıl bu ameli yeniden yapmalı, gitmeyecekse naip tutmalıdır.

381- Bayram günü unutkanlık veya hükmü bilmeyerek taş atmaz, tavaftan sonra hatırlar veya hükmü öğrenirse onu yerine getirmelidir. İhtiyaten yapması daha iyi olmasına rağmen yeniden tavaf etmesi vacip değildir.

Ama onu yapmamak, bilgisizlik veya unutkanlıktan başka bir neden olursa zahiren tavaf batıldır. Cemereyi taşladıktan sonra yerine getirmesi vaciptir.

5- Mina’da Deve, Sığır Veya Koyun Kesmek

Temettü haccı vaciplerinin beşincisi kurban kesmektir.

Kurban kesmede, ihlâs ve kurbet kastı şarttır. Bayram gününden önce kurban kesmemelidir. Ancak, herhangi bir korkusu olan kimsenin onu gece kesmesi caizdir. İhtiyata göre Akabe Cemeresi’ni taşladıktan sonra yerine getirmelidir. Ama hükmü bilmeyerek veya unutarak öne alırsa yeterlidir, ikinci kere yapması gerekmez. Deve, sığır veya koyunun Mina’da kesilmesi vaciptir. Hacı sayısının fazla olması ve Mina’nın hepsini almaması gibi nedenle mümkün olmazsa Vadi-i Muhasar’de kesilmesinin caiz olması uzak ihtimal değildir. Teşrik günler 11, 12 ve 13. günlerinin sonuna kadar yapamayacağından emin olması dışında onu yapmamak (yani Vadi-i Muhassar’de kesmemek) daha iyidir.

382- Güçlü görüşe göre teşrik günlerinde kurban kesilebileceği gibi, , bayram günü kesilmesi ihtiyata uygundur. İhtiyat gereği gece kurban kesilmemelidir. Buna teşrik günlerin gecesi de dahildir. Ancak herhangi bir korkusu olan kimsenin gece kurban kesmesi caizdir.

383- Tek başına bir kurbanlık kesebiliyorsa, bir kurbanlık sadece bir kişi için yeterlidir. Ama imkânı yoksa bunun hükmü 396. meselede açıklanacaktır.

384- Kurbanlığın deve, sığır ve koyun olması vaciptir. Beş yılını tamamlayıp altıncı yılına giren deve olmalıdır. Sığır ve keçi ihtiyaten iki yılını tamamlayıp üçüncü yılına girerse ve koyun yedi ayını tamamlayıp sekizinci ayına girerse yeterlidir. Koyunun birinci yılını tamamlayıp ikinci yılına girmiş olması ihtiyata uygundur.

İnsan kurbanlığı kestikten sonra geçerli yaşını doldurmadığını öğrenirse yeniden kurban kesmelidir.

Kurbanlığın vücut azaları sağlam olmalıdır. Buna göre; bir gözü olmayan, sakat veya kulağı kesik veya iç boynuzu kırık (iç boynuzdan maksat hayvanın normal boynuzunun içinde olan beyaz boynuzdur) ve benzeri eksikliği olmamalıdır. Meşhur görüşe göre kısırlaştırılmış kurbanlık yeterli değildir. Ancak başkasını bulmak mümkün değilse yeterlidir. Yine örfi açıdan kurbanlık zayıf olmamalıdır. Evla veya ihtiyata uygun olarak, hasta olmamalı, hayaları sıkılmış olmamalı ve kemik ilikleri su olacak kadar yaşlı olmamalıdır.

Ama kulağının yarık veya delik olmasının sakıncası yoktur. Fakat iyisi kulağının bu şekilde de olmamasıdır. İhtiyata en uygun ve evla olanı yaratılıştan kuyruksuz ve boynuzsuz olmamasıdır.

385- Kurbanlığı sağlamdır düşüncesiyle alır ve parasını ödedikten sora ayıplı olduğu anlaşılırsa zahiren onunla yetinmek caizdir.

386- Eğer kurbanlık günlerinde (onuncu, on birinci, on ikinci ve on üçüncü) sağlam deve, sığır veya koyun bulamazsa ihtiyaten hem ayıplı hayvan kurban kesmeli hem de kurbanlık yerine oruç tutmalıdır.

Aynı şekilde sadece ayıplı hayvan parasına gücü yetiyorsa, zilhicce ayının geri kalanında sağlam hayvan alabilme gücüne eriştiği taktirde, yukarıda söylenen şekilde ikisini de yapmalıdır.

387- Eğer kurbanlığı besilidir düşüncesiyle alır ve sonradan zayıf olduğu anlaşılırsa, zayıf olduğu ister kesmeden önce anlaşılsın ister kestikten sonra kurbanlık olarak yeterlidir. Ama eğer kendi koyununu besilidir düşüncesiyle keser, sonradan zayıf olduğu anlaşılırsa ihtiyaten yeterli değildir.

388- Kurban kestikten sonra kurbanlığın gerekli şartları taşıyıp taşımadığında şek ederse, şekkine önem vermemelidir. Kurban kestikten sonra Mina’da mı, başka yerde mi kurban kestiğinde şek ederse şekkine önem vermemelidir.

Ama eğer kurban kesip kesmediğinde şek ederse, bu şek, şek edilen amelin yeri geçtikten sonra örneğin; saçını kesip tıraş olduktan sonra vuku bulursa, şekkine önem vermemelidir. Ondan önce olursa onu yapmalıdır.

Aldığı kurbanlığın zayıf olup olmadığında şek eder ve onu zayıf değildir ümidiyle ve kurbet kastıyla keser ve kestikten sonra zayıf olduğu anlaşılırsa onunla yetinmelidir.

389- Temettü haccı için sağlam bir kurbanlık alır, sonra kurbanlık hastalanır, bir uzvu kırılır veya başka bir ayıbı olursa onunla yetinmek sakıncalıdır. Hatta onunla yetinilmemelidir. İhtiyaten onu da kesmelidir. Satmış ise değerini sadaka olarak vermelidir.

390- Satın aldıktan sonra kurbanlık kaybolursa, bulamaz ve kendisi tarafından da kurban edildiğini bilmezse, başka bir kurbanlık temin etmesi vaciptir. İkinci kurbanlığı kesmeden önce birincisini bulursa, birinci kurbanı kesmelidir. İkinci kurbanlığı ise başka mallarında olduğu gibi kesmekle satmak arasında seçim hakkına sahiptir. Ama en iyisi onu kurban etmesidir. İkinci kurbanlığı kestikten sonra birincisini bulursa, ihtiyat gereği kaybolan kurbanlığı da kesmelidir.

391- Bir kimse kurbanlık olduğunu bildiği bir koyunu bulursa, onu sahibinin adına kurban etmesi caizdir. Sahibi kendi adına kurban kesildiğini öğrendiğinde, onunla yetinebilir. İhtiyaten kurbanlığı bulan, onu on ikinci günün ilkindi vaktine kadar duyurmalıdır.

392- Bir kimse kurban günlerinde parası olduğu halde kurbanlık bulamazsa, ihtiyata göre onun yerine hem oruç tutmalı, hem de mümkün olduğu taktirde zilhicce ayının geri kalan kısmında, güvendiği bir başkasının yanına kurbanlığın parasını bırakarak zilhicce ayının sonuna kadar kurban kestirmeyi sağlamak suretiyle bile olsa kurban kesmelidir.

Bu parayı emanet bırakacağı kişi zilhicce ayı bitinceye kadar kurbanlık bulup kestirmezse gelecek yıl kestirmelidir. Teşrik günlerinin geçmesi ile kurbanlığın sakit olacağı ve sadece oruç tutmakla yetinmesinin caiz oluşu uzak ihtimal değildir.

393- Eğer ne kurbanlığı nede kıymetini temin edebilirse, onun yerine on gün oruç tutmalıdır. Bunun 3 günü zilhicce ayında olmalıdır. Zilhiccenin yedinci, sekizinci ve dokuzuncu günü oruç tutması ve onlardan önce tutmaması ihtiyat gereğidir. Geri kalan yedi gününü vatanına döndükten sonra tutmalıdır. Bu yedi günü Mekke’de veya vatana dönüş yolunda tutması yeterli değildir. Vatana dönmeyip Mekke’de kalırsa hemşerilerinin vatana dönebilecekleri bir süre veya bir ay bekleyip sonra oruç tutması vaciptir.

İlk üç günü peş peşe tutmalıdır. Ama sonraki yedi günün peş peşe olması daha iyi olmasına rağmen gerekmez. İlk üç günü temettü umresi ihramından sonra tutmalıdır. Önce tutarsa yeterli değildir.

394- Hacda üç gün oruç tutması gereken mükellef, bayram gününden önce üç günün hepsini tutamazsa, ihtiyaten 8. ve 9. gün tutması, geri kalan bir günü de Mina’dan döndükten sonra tutması yeterli değildir. Teşrik günler geçtikten sora bu üç günü oruç tutması on üçüncü günden başlayarak tutması caiz olmakla birlikte daha faziletlidir. Elbette daha önce Mina’dan dönmüş olmalıdır. Hatta meşhur görüşe göre 13. gün dönmüş olsa da tutabilir.

Teşrik günler geçtikten hemen sonra üç gün orucu tutmaya başlaması ve mazeretsiz olarak geciktirmemesi evla ve ihtiyata daha uygundur. Mina’dan döndükten sonra oruç tutması mümkün değilse, o üç günü dönüş yolunda veya vatanında tutmalıdır. Bu durumda da üç gün ve yedi günün tamamını birlikte tutmaması evla ve ihtiyata daha uygundur. Eğer üç günü muharrem ayına kadar oruç tutamazsa, artık oruç tutması vacip değildir. Gelecek yıl kurban kesmesi vaciptir.

395- Bir kimse kurbanlık veya kıymetini temin edemez, hacda üç gün oruç tutar sonrada kurbanlık günleri geçmeden kurbanlık temin edebilirse, kurbanlık kesmesi ihtiyaten vaciptir.

396- Eğer tek başına kurbanlık temin edemez ama bir başkasıyla ortaklaşa temin edebilirse ihtiyaten hem kurbanlığa ortak olmalı hem de söylenilen sırayla oruç tutmalıdır.

397- Eğer bir kimseyi kurban kesmesi için naip tutar ve sonra naibin kendi yerine kurban kesip kesmediğinde şek ederse kurban kesmediğine karar vermelidir. Naip kurban kestiğini söyler ama sözü güven vermezse onunla yetinmek sakıncalıdır.

398- Kurbanlık için zikrettiğimiz şartlar keffaret için geçerli değildir. Ama ondada bu şartlara riayet etmek ihtiyata daha uygundur.

399- Kendisine kurbanlık veya keffaret vacip olan kişinin şahsen kurban kesmesi vacip değildir. Bir başkasını ihtiyari halde naip tutması caizdir. Bu surette, naibin niyet etmesi gerekir. Niyet etmesi ihtiyata daha uygun olmakla birlikte, kurbanlık veya keffaret vacip olan kimsenin niyet etmesi vacip değildir. Naibin Müslüman olması da gerekir.

Temettü Haccının Kurbanlığı

Temettü haccını yapana zararlı olmazsa, çok az bile olsa kurbanlığından yemesi evla ve ihtiyata daha uygundur. Kurbanın üçte birini kendisi veya ailesine ayırması caizdir. Diğer üçte birini de istediği Müslüman’a hediye etmesi caizdir. Ama üçüncü kısmını vacip ihtiyata göre fakir Müslümanlara sadaka vermelidir.

Sadaka vermek mümkün olmaz veya çok fazla zahmete neden olursa vacip oluşu kalkar. Onu fakirin kendisine bizzat ulaştırmak gerekli değildir. Vekiline verilmesi yeterlidir. Sonra vekil kendisini vekil edenin iznine uygun olarak hediye vermek, satmak veya herhangi bir şekilde değerlendirmek suretiyle kullanabilir.

Kurbanlık etlerini oradakilerin ihtiyacı olmazsa, Mina’dan çıkarmak caizdir.

400- Fakire verilmesi gereken üçte birlik kısmını, hayvandan ayırması gerekmez. Aynı şekilde hediye etmek istediği üçte birlik kısmını da ayırmasına gerek yoktur. Ondan iki alım yapılmış olması gerekir. O gövdenin üçte birini fakire sadaka vermesi ve fakirin onu kabul etmesi (bütün hayvanı olmakla olsa bile) yeterlidir. Aynı şekildedir hediye edilen üçte biri.

401- Sadaka veya hediye alan onu istediği gibi kullanabilir. Onu Müslüman olamayan birine vermesinin sakıncası yoktur.

402- Bir hayvan kurban eder ve sadaka vermeden önce biri onu çalar veya zorla alırsa kurban eden sorumlu değildir. Ama kendisi onu telef ederse, onu müstahak olmayan birine vermek şekliyle olsa bile ihtiyata binaen fakirin payından sorumludur.

6- Saçı Kısaltmak Veya Tıraş Etmek

Hac vaciplerinden altıncısı; saçı kısaltmak veya tıraş etmektir. Kurbet ve ihlâs kastı şarttır. Bayram gününden önce yapmak caiz değildir. Herhangi bir korkusu olan hariç ihtiyata binaen Akabe Cemere’sini taşlayıp Mina’da kurban temin ettikten sonra bayram gecesi dahi olsa yapılmalıdır. Kurban kesiminden sonra yapıp, bayram gününden sonraya bırakmamak evla ve ihtiyata uygundur. Unutarak veya hükmü bilmeyerek başlamadan veya kurbanlık temin etmeden önce yapılırsa yeterlidir. Yeniden yapılmasına gerek yoktur.

403- Kadınların kafalarını tıraş etmeleri caiz değildir. Saçlarını kısaltmaları vaciptir.

404- Erkek tıraş etmekle kısaltmak arasında seçim hakkına sahiptir. Tıraş etmek daha faziletlidir. Saçını bal veya benzeri bir maddeyle bitlenmesini önlemek için yapıştıranlar saçını toplayıp örenler ve ilk hac yılı olanlar ihtiyati vacip olarak kafalarını tıraş etmelidirler.

405- Kafasını tıraş etmek isteyen berberinin, kafasını jiletle yaralayacağını biliyorsa kafasını jiletle tıraş etmesi caiz değildir. Tıraş makinesi ile çok kısa kesmelidir. Veya tıraş etmekle kısaltmak arasında muhayyer olan önce saçını kısaltır, sonra isterse jiletle tıraş edebilir. Zikredilene uymazsa günahkâr olmakla birlikte yeterlidir.

406- Müşkül Honsa (çift cinsiyetli olup da ayırt edilmesi zor olan) saçını yapıştırmamış veya örmemiş veya ilk hac yılı değilse saçını kısaltmalıdır. Ama yapıştırmış, örmüş veya ilk hacı ise önce kısaltmalı ihtiyaten tıraş da etmelidir.

407- İhramlı saçını tıraş eder veya kısaltırsa kadın, güzel koku ve ihtiyaten av dışındaki, ihram ile kendisine haram olan şeyler helal olur.

İhtiyaten kendisine kadın hususunda haram olan şey tıraş olmak ve kısaltmadan sonra ilişki kurmakla sınırlı değildir. İhram ile haram olan bütün cinsel zevkleri kapsamaktadır.

Tıraş etmek ve kısaltmaktan sonra güçlü görüşe göre evlenme akdi yapabilir ve evlilik meclisinde hazır bulunabilir.

408- Tıraş olmak ve kısaltmanın Mina’da yapılması vaciptir. Buna göre kasıtlı olarak veya hükmü bilmeyerekten tıraş olmaz, kısaltmaz ve oradan çıkarsa geri dönüp yapması vaciptir. İhtiyaten unutulmuş olanın da hükmü aynıdır.

Geri dönemezse veya çok zor olursa bulunduğu yerden tıraş etmeli veya kısaltmalıdır. Mümkün olursa kestiği saçını Mina’ya göndermelidir. Mina dışında kasıtlı bile olsa tıraş olan kimse onunla yetinmeli ama mümkünse saçını Mina’ya göndermelidir.

409- Unutarak ve şer-i hükmü bilmeyerek saçını kısaltır tıraş olmaz, hac amellerin bitirdikten sonra hatırlar veya hükmü öğrenirse yerine getirmesi vaciptir. Meşhur görüşe göre tavaf ve sa’yi yeniden yapması iyi olmasına rağmen vacip değildir.

7, 8, 9- Hac Tavafı, Namazı Ve Sa’y

Hac vaciplerinin yedinci, sekizinci ve dokuzuncusu; tavaf, namaz ve sa’ydir.

410- Hac tavafı, tavaf namazı, sa’yin şartları yapılış şekliyle; umre tavafı, tavaf namazı ve sa’yinin aynısıdır.

411- Hac tavafının kurbanlık gününde yapılması müstahaptır. İhtiyat gereği 11. günden sonra zahiren caiz olmasına rağmen ertelenmelidir. Hatta teşrik günlerinden biraz sonraya, hatta zilhicce ayının sonuna kadar geciktirmenin caiz olması hususunda güçlüdür.

412- İhtiyata binaen hac tavafı ve namazı ve sa’yi temettü haccında Arafat ve Meş’ar vakfesinden önce yapılmamalıdır. Şer-i hüküm bilinmediği için yapılırsa, onlarla yetinmek sakıncalıdır. Ama gerekçesiz de değildir. Mezkur hükümden aşağıdaki durumlar müstesna tutulmuştur:

1- Aylık adet olacağından veya ondan sonra doğum yapabileceğinden doğum kanından korkan kadın.

2- Mekke’ye dönmeleri veya Mina’dan döndükten sonra yoğun izdiham veya başka bir nedenden dolayı tavaf edemeyen yaşlı hasta ve benzerleri.

3- Herhangi bir şeyden korkarak Mekke’ye dönemeyen kimse.

Buna göre bu kişilerin Arafat ve Meş’ar vakfesinden önce ve hac ihramı bağladıktan sonra tavaf edip tavaf namazı kılmaları ve sa’y etmeleri caizdir. İhtiyaten ve evla olarak mümkün olduğu taktirde vakfelerden sonra, zilhicce ayının sonuna kadar ikinci kere yapmalıdır.

413- Vakfelerden sonra hac tavafını yapan birisi, onu tıraş olup taksir ettikten sonraya ertelemelidir. Kasıtlı olarak ve hükmü bilerek öne alırsa, tıraş olmadan veya taksirden sonra ikinci kere yerine getirip bir koyun keffaret vermelidir.

414- Şahsen hac tavafını, namazını ve sa’yini yapacak gücü olmayan kimsenin hükmü, 326. ve 342. meselelerde açıklanan temettü umresi bölümünde geçen aynı konumdaki kimseyle hükmü aynıdır. Adet olan veya doğum yapıp nifas olan kadın, şahsen tavaf etmesi için temizleninceye kadar sabredemez ise, tavaf ve namazı için naip tutmalıdır. Bunlar naip tarafından yapıldıktan sonra kendisi de şahsen sa’y etmelidir.

415- Temettü haccı için ihrama giren, tavafı, tavaf namazını ve sa’yi yerine getirdikten sonra, güzel koku helal olur. Ama 407. meselede açıklandığı üzere kadınlar, kendisine haramdır. Av da ihtiyat gereği haramdır.

216- Tavaf ve sa’yi vakfelerden önce olması caiz olan kimse, öne aldığı taktirde taşlamak, kurban kesmek, saçı tıraş etmek veya kısaltmak gibi Mina amellerini yapmadan kendine güzel koku helal olmaz.

10, 11- Nisa Tavafı Ve Namazı

Temettü haccının 10 ve 11. vacipleri nisa tavafı ve namazıdır.

Bu ikisi hac vaciplerinden olmasına rağmen hac erkânından değildir. Onları yapmamak kasıtlı olsa bile haccı bozmaz.

417- Nisa tavafı hem erkeklere, hem de kadınlara vaciptir. Buna göre; erkek yapmazsa kendisine kadınlar haram olur. Kadınlar da yapmazsa erkekler kendilerine haram olur. Hacda bir başkası tarafından naip olan kimse, onu kendi tarafından değil, naip olduğu kimse tarafından yapar.

418- Nisa tavafı ve namazı keyfiyet ve şatlarda hac tavafı ve namazı gibidir. Farklılığı sadece niyettedir.

419- Şahsen nisa tavafı ve namazını yapamayan kimsenin hükmü, 326. meselede de zikredilen temettü umresi tavafını şahsen yapamayan kimseye ait hükmün aynısıdır.

420- Nisa tavafını kasıtlı olarak -şer-i hükmü bilsin veya bilmesin- veya unutarak yapamayan kimsenin onu yapması vaciptir. Yapmadan önce kadınlar kendisine helal olmaz.

Kendisi şahsen yerine getiremezse veya çok büyük zahmet ve zorluğa sebep olacaksa naip tutması caizdir. Naip onun tarafından yerine getirdiği zaman kadınlar ona helal olur.

Onu yapmadan önce ölürse, velisi veya bir başkası onun yerine kaza ederse sakıncası yoktur. Aksi taktirde baliğ varislerin kendi rızalıkları ile miras haklarından, onu kaza ettirmeleri ihtiyat gereğidir.

421- Nisa tavafının sa’yden önce yapılması caiz değildir. Kasıtlı olarak veya şer-i hükmü bilerek sa’yden önce yaparsa, sa’yden sonra ikinci kere yapmalıdır. Unutarak veya bilmeden olursa, en iyisi ikinci kere yerine getirmek olmakla birlikte meşhur görüşe göre yeterlidir.

422- 412. meselede zikredilen kimselerin, nisa tavafını vakfelerden önce yapmaları caizdir. Ama bütün Mina amellerini yapmadan önce kadınlar kendilerine helal olmaz.

423- Kadın adet olur ve yol arkadaşları temizlenmesini beklemezlerse, onlardan ayrılması da mümkün olmazsa, Nisa tavafını yapmayıp yol arkadaşlarıyla dönmesi caizdir. Bu durumda ihtiyaten nisa tavafı ve namazı için naip tutmalıdır.

Nisa tavafının dördüncü turu tamamlandıktan sonra adet olursa, turların geri kalan bölümlerini yapmayıp yol arkadaşlarıyla geri dönmesi caizdir. İhtiyaten tavafının geri kalan turları ve namazı için naip tutmalıdır.

424- Nisa tavafı namazını unutmak, umre tavafının namazını unutmak gibidir. Buna ait hüküm 329. meselede geçmiştir.

425- Temettü haccı yapmakta olan bir erkek, nisa tavafı ve namazını yerine getirdikten sonra kadınlar kendisine helal olur. Temettü haccı yapmakta olan bir kadın nisa tavafı ve namazını yerine getirince erkekler kendisine helal olur. Avlanmak ise ihtiyaten on üçüncü günün öğlen vaktine kadar haramdır. Ondan sonra ihramlıya haram olan ihramın bütün haramları helal olur. Ancak daha önce zikredilen; haremde haram olan şeyler, hem ihramlı hem de ihramlı olmayan için geçerlidir.

12- Mina’da Gece Kalmak

Hac vaciplerinden on ikincisi 11. ve 12. geceler Mina’da kalmaktır.

Bu amelde kurbet ve ihlâs niyeti şarttır. Buna göre, hacceden kimse tavaf, tavaf namazı ve sa’yi yapmak için bayram günü Mekke’ye dönerse, zikredilen geceler kalmak için Mina’ya dönmesi vaciptir.

İhramda iken avlanmadan sakınmayan kimse, 13. gece de orada kalmalıdır. Aynı şekilde ihtiyaten kadınla ilişkide bulunan da 13. gece orada kalmalıdır. Bu ikisinin dışında, 12. gün öğleden sonra Mina’dan ayrılmak caizdir. Ama 13. gece oluncaya kadar orada bulunurlarsa, o geceyi şafak sökünceye kadar orada kalmaları gerekir.

426- Mina’dan çıkmak için hazır olur, yerinden hareket eder ama izdiham veya benzeri bir nedenle ayrılamazsa, kalması mümkünse mutlaka gece orada kalmalıdır. Mümkün olmaz ve kalmak çok zor olursa oradan ayrılması caizdir. İhtiyaten bir koyun keffaret vermelidir.

427- Mina’da gecelemek hususunda, yukarıda ki durum hariç gecenin tamamını orada kalmak şart değildir. Buna göre gecenin başlangıcından gece yarısına kadar orada kalırsa, gece yarısından sonra oradan ayrılması caizdir.

Gecenin başından veya daha önce oradan ayrılırsa, şafak sökmeden geri dönmesi gerekir. Hatta ihtiyaten gece yarısından önce geri dönmelidir.

Evla ve ihtiyata uygun olarak, gecenin ilk yarısını orada kalıp sonra ayrılan kimse şafak sökmeden önce Mekke’ye girmemelidir.

428- Aşağıdaki birkaç gurup geceyi Mina’da geçirmekten müstesnadır.

1) Orada kalmak büyük zahmetlere düşmesine neden olacak kimse veya orada kalırsa mal, can ve namusundan korkan kimse.

2) Gecenin evvelinde veya daha önce oradan ayrılıp gece yarısından önce şafak sökünceye kadar geri dönmeyip bu sürenin tamamını; yemek, içmek gibi zaruri ihtiyaçları gidermenin dışında Mekke’de ibadetle geçiren kimse.

3) Mina’ya dönmek için Mekke’den çıkıp “Akabe-i Medeniyyin’den” geçen kimsenin Mina’ya varmadan önce yolda yatması caizdir.

4) Mekke’de hacılara su ulaştıran görevliler.

429- Mina’da gece kalmayan kimse her gece için bir koyun keffaret vermelidir. Önceki meselelerde zikredilen 2. 3. ve 4. gurup için keffaret vacip değildir. Ama birinci gurup ihtiyaten keffaret vermelidir. Aynı şekilde unutarak veya hükmü bilmeyerek orada kalmayanlar da keffaret vermelidir.

430- Mina’dan ayrılıp, 13. gece olduktan sonra bir iş için oraya dönen kimsenin geceyi orada kalması vacip değildir.

13- Remy’i Cemerat (Şeytan Taşlamak)

Haccın vaciplerinden on üçüncüsü üç cemeratı (şeytanları) taşlamaktır.

Bunlar; Ovla, Vusta ve Akabe’dir. Yani; Küçük Şeytan, Orta Şeytan ve Büyük Şeytandır.

Cemeratı taşlamak 11. ve 12. gün vaciptir. Mina’da kalırsa 13. gün de ihtiyati vacip olarak cemeratı taşlamalıdır.

Herkesin bizzat kendisi şeytanı taşlamalıdır. İhtiyari halde naip tutmak caiz değildir.

431- İlk önce birinci cemereyi taşlamak, ondan sonra orta cemereyi ve ondan sonra da Akabe cemeresini taşlamak vaciptir. Eğer bu sıranın tersine amel ederse; ister bilgisizlik, ister unutkanlıktan olsun sırayla uyulacak şekilde yeniden yapmalıdır.

Eğer dört çakılla bir cemereyi taşlar, bilgisizlik veya unutkanlık nedeniyle onu orada bırakıp diğer cemereyi taşlarsa, önceki taşlamaya üç çakıl daha ekleyerek yedi çakılı tamamlaması yeterli olur. Sonra yaptığı cemereyi taşlama işlemini baştan alması gerekmez.

432- Hac amellerinden dördüncü vacibin hükmünde söylediğimiz, Akabe Cemeresi’ni taşlama vacipleri bu üç cemereyi taşlamayı da kapsamaktadır.

433- Cemeratı taşlamak gündüz yapılmalıdır. Çobanlar veya korkmak veya herhangi bir mazeretten dolayı gündüz Mina’da kalamayanlar bu hükmün dışındadır. Bu kimselerin, gündüz yapmaları gereken taşlama işlemini, aynı günün gecesi yapmaları caizdir. Bunu da yapamazlar ise, bütün günlerin şeytan taşlama işlemini, bir gecede birlikte yapmaları caizdir.

434- Herhangi bir kimse şer-i hükmü bilmeyerek veya unutarak 11. gün taşlama yapmazsa, onu 12. gün kaza etmelidir. Aynı nedenle 12. gün yapamayan 13. gün kaza etmelidir. Bilerek taşlama yapmayanın hükmü de ihtiyaten aynıdır.

Eda ile kazaya ara vermesi ihtiyat gereğidir. Kazayı edadan önce yapmalı. Kazanın günün ilk vaktinde ve edanın öğle vaktinde yapılması evla ve ihtiyata daha uygundur.

435- Cemeratı taşlamayı bilgisizlik veya unutkanlık yüzünden yapmayan kimse, Mekke’de hatırlar veya hükmü öğrenirse Mina’ya dönüp taşlamayı yapması vaciptir. Eğer taşlama iki veya üç gün geciktirilmiş ise, ihtiyaten önce geciktirileni önce yapmalıdır. Günlük taşlama kazalarını belli aralıklarla yapmalıdır.

Mekke’den ayrıldıktan sonra hatırlar veya vacip olduğunu öğrenirse, onu yapmak için geri dönmesi vacip değildir. Hacca gidecek olursa, gelecek yıl kendisinin şahsen kaza etmesi evla ve ihtiyata daha uygundur. Hacca gitmeyecek olursa, naip aracılığı ile yaptırmalıdır.

436- Hasta olan bir insan gibi şahsen taşlama yapmaktan mazur olan birisi naip tutmalıdır. Mümkün olursa cemeratın yanında hazır bulunması, naibin onu huzurunda taşlama yapması daha iyidir. Zaman geçmeden önce özrünün kalkacağını ümit eder, ama naip tutar ve kendi tarafından taşlattırırsa, sonra da tesadüfen zamanı geçmeden önce özrü kalkarsa, ihtiyat gereği kendisi de şahsen taşlama yapmalıdır. Baygın gibi naip tutma gücü olmayan kimsenin taşlama işlemi velisi veya bir başkası tarafından yapılır.

437- Teşrik günlerinde kasıtlı olarak taşlama yapmayan kimsenin haccı batıl olmaz. İhtiyaten kendisi gelecek yıl şahsen hacca gidecekse kazasını yapmalıdır. Hacca gitmeyecekse naibi tarafından yaptırmalıdır.

Google+ WhatsApp