Hz. Ali'nin (a.s) Hilmi

Hz. Ali'nin (a.s) Hilmi

Eğer hilim, bir kişi şeklinde olursa, mutlaka Ali olur.

Hz. Ali’nin (a.s) Hilmi
Resulullah’dan (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Eğer hilim, bir kişi şeklinde olursa, mutlaka Ali olur.”[1]
Hz. Ali (a.s) bir köleyi defalarca çağırdığı halde cevap vermediğinden dolayı dışarı çıkıp onu kapının önünde görünce; “Seni cevap vermemeye sürükleyen sebep nedir?” diye sordu. Köle cevaben; “Senin cezalandırmandan güvende olmamdır” dedi. İmam (a.s) onun bu sözü üzerine; “Hamd Allâh’a ki beni, yaratıklarının emin bildiği kimselerden kıldı. Git, sen Allah rızası için artık hürsün.”  buyurdular.[2]
Hz. Ali’nin (a.s) Adaleti
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Benim elim ve Ali’nin eli, adalette eşittir.”[3]
Yine buyurmuştur ki:
 “Ali, Allah’ın ahdine daha vefalı olanınızdır; Allah’ın emri için daha çok kıyam edeninizdir; daha çok adaletlininizdir; daha çok eşit böleninizdir; Allah katında fazileti daha büyük olanınızdır.”[4]
Hz. Ali (a.s) hak ve adalet adamı idi. Bu meselede öyle ciddi idi ki, kendi çocuğunu zenci bir köle ile aynı seviyede görüyordu. Mazlumların hakkını almak için kendi memurlarını sorgulayıp onlardan zalim olanları cezalandırıyordu. Bu yüzden şöyle buyuruyordu: “Benim yanımda güçsüz fakirler, azizdir; zalimler ise hakirdirler.”[5]
Hz. Ali (a.s) kendisini Allah’ın karşısında sorumlu görüyordu, hedefi adaleti icra etmekti. Sosyal adalete riayet ederdi, hatta en yakınları ile başkaları arasında bir fark koymazdı. Akil, O’nun kardeşi olmasına rağmen Beyt’ul- Maldan kendi hakkından fazla bir şey alamadı. İmam (a.s)’ın kendisi bu konuda şöyle buyuruyor:
“...Allah’a ant olsun, (kardeşim) Akili fakir olarak gördüm. Sizin malınızdan (beytülmal) üç kilo buğday istedi ve çocuklarını yüzleri solmuş zayıf bir halde gördüm. Benden ısrarla buğday istiyordu. O’nun sözlerine kulak asıp dinimi satacağımı sandı. Sonra bir demiri kızartıp ibret alsın diye ona yaklaştırdım. Acıdan bağırdı, neredeyse O’nun sıcaklığından yanacaktı. Dedim Ey Akil, analar yasında ağlasın! Sen bu küçük acıya dayanamayıp bağırıyorsun, ben nasıl cehennem ateşine tahammül edeyim?”
Bundan daha ilginç şudur ki, bir adam (münafık olan Eş’as b. Kays) geceleyin bir hediye kaba koyup yanıma getirdi, âdete yılanın ağzının suyuyla hamur edilmişti. Ona; ‘Bu hediye mi, zekât mı, yoksa sadaka mı?’ diye sordum. Eğer sadaka ise biz Ehlibeyt’e haramdır, dedim. O da; ‘Hediyedir, zekât ve sadaka değildir’ diye cevap verdi.
Ona dedim ki, annen ölümünde ağlasın! Acaba Allah’ın dini yoluyla gelip beni aldatmak mı istiyorsun? Acaba deli mi olmuşsun yoksa (Ali’yi aldatmak için) boş sözler mi diyorsun?
Allah’a ant olsun eğer yedi göğü bütün altındakilerle bana verseler ve bir karıncanın ağzından arpa samanını alarak “Allah’a isyan et” deseler, bu işi yapmam. Bu dünyanız benim yanımda çekirgenin ağzında olan yaprak da ALİ gibi değersizdir. Ali’nin bu geçici dünyam ALİ ve lezzetleriyle ne işi vardır!”[6] 


[1] -Feraid’us- Simtayn, c.2,s.68.
[2] -Bihar’ul- Envar, c.41,s.48,49.
[3] -Menakıb-i Ali bin Ebu Talib, s.129. ( M. İbn-i Meğazili)
[4] -Feraid’us- Simtayn, c.1,s.176.
[5] -Hz. Ali Kimdir?, s.259
[6] -Nehc’ul- Belağa, Söz: 215.

Google+ WhatsApp