Hz. Fatıma’nın (s.a) Doğumu

Hz. Fatıma’nın (s.a) Doğumu

Hz. Fatıma (s.a), babası Resul-i Ekrem (s.a.a) daha 45 yaşındayken yani Bisetin beşinci yılı, Cemadissani ayının yirmisinde Mekke’de gözlerini dünyaya açtı. Bu konu Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) ve Hz. İmam Cafer Sadık’tan da (a.s) rivayet edilmiştir. Annesi, Hz. Hatice’dir. (s.a) Allah Resulü (s.a.a) (miraçlarının birinde) gökyüzüne seyrettğinde taze hurma, elma ve cennet meyvelerinden yedi. Yüce Allah, o cennet meyvelerini Peygamberin (s.a.a) sulbünde suya çevirdi. Allah Resulü (s.a.a) miraçtan döndükten sonra Hz. Hatice’yle (s.a) beraber oldu. Böylece Fatıma’nın (s.a) nuru Hz. Hatice’nin (s.a) rahmine yerleşti. İşte bu yüzden Fatıma’ya (s.a) “Havra-i İnsiyye” yani insan şeklindeki cennet hurisi denilmektedir. Allah Resulü (s.a.a) cennet ve Tuba ağacının kokusunu arzuladığında Fatıma’yı (s.a) koklardı. Bu yüzden de onu çok öperdi. Peygamberin (s.a.a) zevcelerinden bazıları Fatıma’nın (s.a) sahip olduğu makamlardan haberdar olmadıkları için bunu doğru bir davranış olarak görmüyorlardı.

Burada şöyle bir soruyla karşılaşabiliriz; şöyle ki kimi âlimlere göre Peygamber efendimizin (s.a.a) miracı hicretten altı ay önce bazı âlimlere göre de Bisetin ikinci yılında gerçekleşmiştir. Hâlbuki Hz. Zehra (s.a) hicretin altıncı yılında dünyaya gelmiştir. Bu konu üsteki görüşle (Peygamber efendimizin (s.a.a) miraçtan döndükten hemen sonra Hz. Hatice’yle beraber olmasıyla) nasıl bağdaşmaktadır?

Yukarıdaki soruya şöyle cevap vermek mümkündür: Resul-i Ekrem’in (s.a.a) miracı bir defaya mahsus değildi. Hz. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) Peygamberin (s.a.a) 120 defa miraca gittiği rivayet edilmiştir. Hemen hemen Allah’u Teâlâ bu miraçların tamamında Peygambere (s.a.a), Hz. Ali’nin (a.s) velayet makamına ve ondan sonraki imamların imametine diğer farizalardan daha çok tavsiyede bulundu.

Allame Meclisi “Biharu’l Envar” adlı değerli eserinde Hz. Zehra’nın (s.a) kutlu doğumunu şöyle nakleder: “Bir gün Allah Resulü (s.a.a) Ebtah denen bir yerde oturmuştu. Emirü’l-Müminin Ali (a.s), Abbas, Hamza, Ammar Yasir, Munzir b. Zahzah, Ebubekir ve Ömer’de huzurunda bulunuyorlardı. Birden kanatları doğu ve batıyı kapsayacak kadar büyük ve iri bir cüsseye sahip olan Cebrail (a.s) asıl suratında Peygamberin (s.a.a) huzuruna geldi ve şöyle seslendi; “Ey Muhammed, yüce Allah sana selam gönderiyor ve kırk gün Hatice’den uzak durmanı emrediyor”.

Allah’ın bu emri Peygambere (s.a.a) ağır geldi. Çünkü Peygamber (s.a.a) Hz. Hatice’ye büyük bir alaka duyuyor ve ona karşı büyük bir sevgi besliyordu.

Ancak Allah’ın emrinin her şeyin üstünde olduğunu çok iyi bildiği için bu emre itaat etmeliydi. Allah’ın bu emrinden sonra Hz. Muhammed (s.a.a) kırk gün Hz. Hatice’den (s.a) uzak durdu. Gündüzler oruç tutuyor, geceleri ise ibadetle meşgul oluyordu. Allah tarafından belirlenen kırk günün sonlarına yaklaşılmıştı. Peygamber (s.a.a) Ammar Yasir ile Hz. Hatice’ye (s.a) şöyle bir haber yolladı: “Ey Hatice, senden uzak durmamın sebebi sana olan sevgisizliğim ve ilgisizliğimden değildir. Bu Rabbimin bana bir emridir. O, bu hususta emrini icra etmek istiyor. Bu işte sakın aklına iyilik ve saadetten başka bir şey gelmesin. Yüce Allah günde kaç defa seninle meleklerine karşı iftihar etmektedir. O halde akşam karanlığı çöktüğünde kapıyı kapat ve yatağında istirahat et. Bilesin ki ben Fatıma Binti Esed’in evinde kalıyorum.”

Hz. Hatice (s.a, Resul-i Ekrem’den (s.a.a) uzak kaldığı için günlerinin büyük çoğunluğunu üzüntü içinde geçiriyordu. Allah tarafından belirlenen kırk gün sona erdiğinde Cebrail (a.s) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) huzuruna gelerek şöyle dedi; “Allah sana selam yolluyor ve sana sunacağı hediyeyi alman için kendini hazırlanmanı emrediyor.”

Resul-i Ekrem (s.a.a) Cebrail’e (a.s); “Allah’ın hediyesi nedir, diye sorduğunda Cebrail (a.s) olaydan habersiz olduğunu söyledi.

Bu sırada Allah’ın diğer büyük meleği Mikail (a.s) gökten inerek cennet ipeğine sarılı bir tabağı Allah Resulünün (s.a.a) yanına bıraktı.

Sonra Cebrail (a.s) Allah Resulünün (s.a.a) yanına gelerek; “Rabbin bu akşam şu yemekten iftar etmeni istiyor” dedi.

Hz. Ali (a.s) şöyle anlatıyor: “Resul-i Ekrem (s.a.a) bizim evde kalıyordu. Akşam iftar vakti olduğunda bana kapıyı açık bırakmamı ve dileyen herkesin kendisiyle yemeğe ortak olabileceğini söylüyordu. Ancak o akşam beni kapının yanında oturttu ve şöyle buyurdu; “Ey Ebu Talib’in oğlu, bu benim için özel olarak hazırlanmış bir yemektir ve benden başkasına haram kılınıştır.”

Kapının kenarında bir yerde oturmuştum. Allah Resulü (s.a.a) yalnız eve girdi. Tabağın üzerindeki örtüyü kaldırdığında içinde bir salkım taze üzüm ve hurma gördü. Doyana kadar onlardan yedi ve üzerine de su içti. Sonra ellerini yıkamak için uzattı. Cebrail (a.s) Peygamberin (s.a.a) mübarek eline su döktü, Mikail (a.s) yıkadı, İsrail’de (a.s) bir havluyla elini kuruladı. Resul-i Ekrem’den (s.a.a) artakalan yemek tabağıyla beraber gökyüzüne götürüldü. Sonra nafile namazı kılmak için ayağa kalktı.

Cebrail (a.s), Resul-i Ekrem’in (s.a.a) yanına gelerek şöyle dedi: “Şimdi namaz kılmak sana haramdır. Doğruca Hatice’nin evine git ve onunla birlikte ol! Çünkü yüce Allah bu gece senin sulbünden temiz evlatlar yaratmayı ahdetti.”

Bu sırada Resul-i Ekrem (s.a.a) kırk gün sakındıktan sonra Hz. Hatice’nin (s.a) evine doğru yola koyuldu.

Hz. Hatice’nin (s.a) Dilinden O Gecenin Hatırası

Hz. Hatice (s.a) şöyle der; “Ben bu süre içinde yalnızlığa alışmıştım. Akşam olduğunda başımı örtüyor, perdeleri çekiyor, kapıyı kapatıyor ve namaz kılıyordum. Sonra çırağı söndürüyor ve yatağıma istirahata çekiliyordum. Ama o gece ne uyumuştum ne de uyanıktım. Birden Resul-i Ekrem’in (s.a.a) geldiğini ve kapının halkasını tıklattığını fark ettim. Kendi kendime acaba kapıyı kim çalıyor dedim, kapıyı o saatte Hz. Muhammed’den (s.a.a) başkası çalmazdı.

Allah Resulü (s.a.a) gönül okşayan şefkatli sesiyle “Ey Hatice, kapıyı aç ben Muhammed’im” (s.a.a) diye seslendi.”

Sevinçle yatağımdan kalktım ve kapıyı açtım. Resul-i Ekrem (s.a.a) içeri girdi. Allah Resulü (s.a.a) kapıdan her içeri girdiğinde ilk önce su ister, sonra abdest alır ve iki rekât namaz kılardı. Daha sonra yatağında istirahata çekilirdi. Ama nedense o gece namaz kılmak için su istemedi. Kolumdan tutarak yatağa götürdü. Allah’a andolsun ki Allah Resulü (s.a.a) benimle birlikte olduktan sonra henüz yanımdan uzaklaşmamıştı ki Fatıma’nın (s.a) nurunun rahmimde olduğunu ve karnımda ağırlığını hissettim.”

Yazar der ki: “Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ilahi bir lütuf ve hediye olan Fatıma’yı almak için (s.a.a) kırk gün Hz. Hatice’den (s.a) uzak durmasının sebebi şuydu: “Resul-i Ekrem (s.a.a) bu süre içinde Allah’tan vaat edilen armağanı almak için kendisini hazırlıyordu. Allah’ın hediyesi mukaddes Fatıma’dan (s.a) başka bir şey değildi. Nitekim bu konuya Hz. Fatıma’nın (s.a) ziyaretnamesinde de işaret edilmiştir; “Allah’ım Resulünün kızı, can paresi, kalbinin huzur vesilesi, ciğerinin parçası olan temiz Betül’e salavat gönder!... O, Peygamberine seçtiğin ve vasine mahsus kıldığın bir hediyedir…”

Resul-i Ekrem’in (s.a.a), Hz. Hatice’den (s.a) uzak kalıp, inzivaya çekilmesi âlemlerin hanımefendisi olan Hz. Zehra’nın (s.a) makamının ne kadar yüce olduğunun bir göstergesidir. Öylesine yüce bir makam ki diller vasfından acizdir.

Cennet tabağının içinde bir salkım hurma ve üzüm gelmesinin nedeni bu iki meyvede bulunan bereket ve faydalardan kaynaklanmış olabilir. Zira meyvelerin arasında hiçbir meyve hurma ve üzümün sahip olduğu berekete sahip değildir. Bu iki meyve ağacının Hz. Âdem’in (a.s) çamurunun artakalanından yaratıldıkları uzak bir ihtimal değildir. Bu iki meyvenin bereketinden olsa gerek ki bu kutlu ve temiz neslin sayısı çoğalıp artmıştır. (Allah daha iyi bilir.)

Nitekim bu konuya ilgili yerde işaret edeceğiz.

Cebrail’in (a.s) yukarıda geçen konuşmada Peygambere (s.a.a) “Şimdi namaz kılmak sana haramdır” sözünden maksat, anlaşıldığı kadarıyla müstahap ve nafile namazdır. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) vacip namazlarını iftar etmeden önce kılıyordu. Yüce Allah hakikati daha iyi bilir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) Kutlu Doğumu

Şeyh Saduk, “Emali” adlı eserinde kendi senediyle Mufazzal b. Ömer’den şöyle rivayet eder: “İmam Cafer Sadık’a Hz. Fatıma’nın doğumunun nasıl gerçekleştiğini sorduğumda şöyle buyurdu: “Hz. Hatice (s.a), Allah Resulü ile (s.a.a) evlendiği zaman Mekke kadınları İslam dinine karşı olan düşmanlıklarından dolayı ondan uzak durmuş, ilişkilerini kesmiş ve hatta ona selam bile vermiyorlardı. Bununla da yetinmiyor her hangi bir kadının onu görmesine de engel oluyorlardı. Hz. Hatice (s.a) bu durumdan endişe etmeye başladı. Allah Resulüne (s.a.a) bir zarar gelecek diye çok üzülüyordu. Hamile kaldığı zaman Hz. Fatıma (s.a) annesinin karnında konuşuyor ve onu teselli ediyordu. Hz. Hatice (s.a) bu mevzuu Resul-i Ekrem’den (s.a.a) gizliyordu.

Bir gün Allah Resulü (s.a.a) eve girince Hz. Hatice’nin (s.a) karnındaki çocukla konuşmasını işitti. Hz. Hatice’ye (s.a) “Kiminle konuşuyorsun diye sordu”. Hz. Hatice (s.a); “Karnımda taşıdığım çocuk benimle konuşuyor ve yalnızlığımı gideriyor” diye cevap verdi.

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Şimdi Cebrail bana dünyaya gelecek bu çocuğun kız olduğunu haber verdi. Nesli kutlu ve temizdir. Allah, benim neslimi onunla devam ettirecektir. İmamlar (a.s) onun neslinden gelecektir. Allah, vahiy kesildikten sonra imamları Allah Resulünün (s.a.a) yeryüzündeki halifeleri kılacaktır.”

Hz. Hatice (s.a) hamilelik dönemini karnında taşıdığı çocukla konuşarak geçiriyordu. Hz. Fatıma’nın (s.a) dünyaya gözlerini açma vakti yaklaşmıştı. Kureyş ve Haşimoğuları kadınlarına haber göndererek doğumu için onlardan kendisine yardım etmelerini istedi. Çünkü kadınlar doğumlarda birbirlerinin yardımlarına ihtiyaç duyarlar.

Ancak Kureyş ve Haşimoğulları kadınları Hz. Hatice’ye (s.a) şöyle bir haber yolladılar: “Sen bizim sözümüzü dinlemedin, Ebu Talib’in fakir ve yetimi olan Muhammed (s.a.a) ile evlendin. Bu yüzden sana yardım etmeye gelmeyeceğiz.” Hakikaten Allah Resulü (s.a.a) risaletinin ilk günlerinde ne kadar baskılı bir ortamda ve düşman arasında yaşamıştır. Hatta böylesine yardıma ihtiyaç duyulan hayati durumlarda bile Peygamberin (s.a.a) eşinden uzak duruyor ve onunla konuşmuyorlardı.

Kadınların bu cevapları Hz. Hatice’yi (s.a) oldukça üzmüştü. Ama Allah onu yalnız bırakmadı. Hz. Hatice (s.a), birden uzun boylu, buğday tenli ve Haşimoğulları kadınlarına benzeyen dört kadının içeri girdiğini gördü. Onları görünce korktu. İçlerinden biri: “Ey Hatice, üzülme dedi. Biz Allah tarafından sana yardım etmek için gönderildik.” İlk önce; “Ben Sara (Hz. İbrahim’in eşi) diyerek kendini tanıttı. Ardından da yanındaki yüce kadınlara işaret ederek, şu, cennette seninle birlikte olacak Mezahim’in kızı Asiye şu, İmran’ın kızı Meryem ve öteki ise Hz. Musa’nın kız kardeşi Kulsum’dur. Allah, bizleri doğumunda sana yardım etmemiz için gönderdi” dedi.

Bu sırada o yüce kadınlardan biri Hz. Hatice’nin (s.a) sağ tarafında diğeri sol tarafında bir diğeri karşısında ve öteki ise arkasında oturdu.

Sonra tertemiz ve mübarek bir çocuk olan Fatıma (s.a) dünyaya gözlerini açtı. Fatıma (s.a) yeryüzüne düştüğünde etrafa gözleri kamaştıran bir nur saçıldı. O nur Mekke’nin bütün evlerine hatta doğuya ve batıya kısacası yeryüzünün her tarafına yayıldı. Birden her birinin elinde cennet altınından leğenler ve Kevser suyundan ibrikler olan on cennet hurisi içeri girdi. Hz. Hatice’nin (s.a) karşısında oturan hanım, Fatıma’yı (s.a) aldı ve Kevser suyuyla yıkadı. Sonra sütten daha beyaz, misk ve amberden daha hoş kokulu iki beyaz bez parçası çıkardı. O parçaların biriyle Fatıma’yı (s.a) giydirdi, diğer parçayı da ona başörtüsü yaptı. Sonra Fatıma’yı (s.a) konuşturmaya başladı. Fatıma (s.a) Allah’ın birliğine ve Peygamberin (s.a.a) risaletine şahadet etti ve şöyle dedi; “Şahadet ediyorum kuşkusuz ki Allah’tan başka ilah yoktur ve babam Allah Resulü (s.a.a) nebilerin, eşim Ali (a.s) vasilerin ve iki oğlum Hasan ve Hüseyin ise torunların efendisidirler.”

Daha sonra o dört kadının her birine selam verdi ve onları isimleriyle çağırdı. O yüce dört kadın da Fatıma’yı (s.a) şefkatli bakışlarıyla sevdiler. Huriler ve gök ehli Fatıma’nın dünyaya gelişini birbirlerine tebrik ediyorlardı. Gökyüzünde benzeri görülmeyen bir nur belirdi. Öyle ki melekler bundan önce böyle bir nur görmemişlerdi.

O yüce kadınlar Hz. Hatice’ye (s.a) şöyle dediler: “Mübarek, temiz, uğurlu ve bereketli soyu olacak evladını kucağına al!” Hz. Hatice sevinçle yavrusunu kucağına aldı ve emzirmeye başladı. Hz. Fatıma (s.a) o günden sonra günde bir çocuğun bir ayda ve ayda da bir yıl gelişen çocuklar kadar gelişim gelişti.

 

1-Mekke ve Medine arasında yer alan bölgenin adıdır.

Google+ WhatsApp