İbretli Öyküler

İbretli Öyküler

Kim “Subhanellah” derse, Allah Teala bu zikre karşılık kıyamet günü ona cennette bir ağaç diker.

İBRETLİ ÖYKÜLER
1-Cennet Ağaçları
Bir gün Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Kim “Subhanellah” derse, Allah Teala bu zikre karşılık kıyamet günü ona cennette bir ağaç diker.
Yine kim “La ilahe illâllah” derse, Allah Teala bu zikir karşılığında cennette ona bir ağaç diker.
Yine kim “Allah-u Ekber” derse, Allah Teala bu zikre karşılık cennette ona bir ağaç diker.”
Bu sırada Kureş’li olan bir adam şöyle dedi:
“Ya Resulellah! Bu durumda bizim cennette pek çok ağaçlarımız olacaktır. Çünkü biz sürekli olarak bu zikirleri söylüyoruz.”
Resulullah (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular:
Evet doğrudur. Ama onları günah ateşiyle yakmaktan sakının. Zira Allah-u Teala söyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah ve resulüne itaat edin ve amellerinizi geçersiz kılmayın.”[1]
2-En Güzel Arzu
Ka’b oğlu Rabia şöyle diyor:
Bir gün Resulullah (s.a.a) bana şöyle buyurdu:
“Rabia! Yedi yıl bana hizmet ettin, benden mükâfat istemiyor musun?”
Arz ettim ki: “Ya Resulellah! Müsaade edin bu konu hakkında biraz düşüneyim.”
Ertesi günü Resulullah (s.a.a)’ın huzuruna gittiğimde Hazret şöyle buyurdu:
“Rabia! Hacetini (dileğini) iste.”
Arz ettim ki: “Allah’tan iste ki, beni de sizinle beraber cennette götürsün.”
Buyurdu ki: “Böyle bir şey istemeyi kim sana öğretti?”
Arz ettim ki: “Kimse bana öğretmedi. Ama ben biraz düşünerek şu kanatta vardım ki, eğer dünya malını istemiş olursam, yok olucudur; eğer uzun ömür ve evlat isteyecek olursam, onun sonu da ölümdür.”
Bu sırada peygamber (s.a.a) başını öne eğip biraz düşündükten sonra şöyle buyurdular: “Bunu Allah’tan isteyeceğim. Ama sen de uzun secdelerle bana yardım et ve çok namaz kıl.”[2]
3-Peygamber (s.a.a)’in Mizahı
Yaşlı bir kadın Peygamber (s.a.a)’in huzuruna vararak cennet ehlinden olmayı arzu ettiğini dile getirdi.
Peygamber (s.a.a) ona: “Yaşlı kadın cennete gitmeyecektir” diye buyurdular.
Yaşlı kadın ağlayarak Resulullah (s.a.a)’in huzurundan ayrıldı.
Bilal-i Habeşi, o kadını ağlar bir vaziyette görünce: “Neden ağlıyorsun?” diye sordu.
Kadın cevaben şöyle dedi: “Ağlamamın sebebi Resulullah (s.a.a)’in; ‘Yaşlı kadın cennete girmeyecektir’ sözünden dolayıdır.”
Bilal, Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak kadının durumunu O Hazrete iletti.
Resulullah (s.a.a): “Zenci de cennete girmeyecektir” buyurdular.
Bilal da üzülüp o kadınla beraber ağlamaya başladılar.
Peygamber (s.a.a)’in amcası Abbas onların ağladığını görünce: “Neden ağlıyorsunuz?” diye sordu. Onlar da Resulullah (s.a.a)’in onlarla ilgili buyurmuş olduğu sözünü naklettiler.
Abbas onların ağlamalarını görünce, onların durumunu Resulullah (s.a.a)’e anlattı.
Resulullah (s.a.a) yaşlı olan amcası Abbas’a da: “Yaşlı erkek de gitmeyecektir” buyurdular.
Daha sonra Resulullah (s.a.a) onların her üçünü huzuruna çağırıp gönüllerini alarak şöyle buyurdu: “Allah Teala cennet ehlini, başlarında bir taç olduğu halde nurlu bir genç simasında cennete götürecektir; yaşlı, siyah yüzlü ve çirkin kıyafetli bir şekilde değil.”[3]
4-Haince Bakmak
Bir adam Peygamber (s.a.a)’in huzuruna vararak şöyle dedi: Ya Resulellah! Filan şahıs komşunun namusuna (haince) bakıyor. İmkânı olursa, iffete aykırı çirkin ameli yapmaktan da perva etmez.
Resulullah (s.a.a) bu sözleri duyunca bu olaydan dolayı çok sinirlendi ve: “Onu benim yanıma getirin” diye emretti.
Orada bulunan bir şahıs da şöyle dedi: “Ya Resulellah! O sizin takipçilerinizden, sizin ve Ali’nin (a.s) velayetini kabul eden şahıslardandır. Sizin düşmanlarınızdan da teberri etmektedir (uzak durmaktadır).
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:
“O sizin takipçilerinizdendir söyleme. Çünkü bu söz yalandır. Zira bizim takipçilerimiz bize uyan ve amelleri de bizim amellerimiz gibi olan kimselerdir. Bu adam hakkında söylediğiniz sözler, bizim amel ve davranışımıza uygun değildir.”[4]
5-Resulullah’den (s.a.a) Beş Tavsiye
Hz. Peygamber (s.a.a)’in ashabından olan Ebu Eyyub-i Ensari Resulullah (s.a.a)’ın huzuruna vararak şöyle dedi:
“Ya Resulellah! Bana öyle az ve öz bir vasiyet edin ki, onu kafamda tutabilip onunla amel edebileyim.”
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:
Şu beş şeyi sana tavsiye ediyorum:
1- Halkın elindekine göz dikme ve ondan ümidini kes. Çünkü bu zenginliğin ta kendisidir.
2- Tamahtan sakın. Zira tamah peşin fakirliktir.
3- Namazı öyle kıl ki, sanki bu senin en son namazındır ve artık diri kalıp da diğer namaz kılamayacaksın.
4- Sonradan mecbur kalıp da özür dileyeceğin bir ameli yapmaktan sakın.
5- Kendin için sevdiğin şeyi (dini) kardeşin için de sev.[5]
6-İlmin Değeri
Resulullah (s.a.a) bir gün camiye gittiğinde camide iki topluluk gördü. Topluluklardan biri ilmi konular hakkında konuşuyordu. Bu toplulukta İslamî meseleler tartışılıyordu. Diğer topluluk ise, dua ve münacat topluluğu idi; bu topluluk da dua edip Allah’a yalvarıp yakarıyorlardı.
Peygamber (s.a.a) bu durumu görünce şöyle buyurdular: Her iki toplantı da güzel ve hayra doğrudur. Bir grup Allah’a dua ediyor, bir grup da bilgisizleri bilgilendiriyor. Ben ikinci grubu (yani ilmî müzakere edenleri), duayla meşgul olan birinci gruba tercih ediyorum. Çünkü benim kendim de Allah Teala tarafından eğitim ve öğretim için gönderilmişim.”
Resulullah (s.a.a) bu sözleri buyurduktan sonra ilmi müzakere eden grubun yanına gitti ve onlarla beraber oturdu.[6]
7-Allah’ın Beğendiği Dört Haslet
Allah-u Teala Resulüne (s.a.a) şöyle vahyetti: “Ben, Ebu Talib oğlu Cafer’i dört sıfatından dolayı takdir ediyorum.”
Peygamber (s.a.a) bu vahiyden dolayı Cafer’i çağırtıp mevzuyu ona açıkladı. Cafer şöyle dedi:
“Allah Teala sana vahiy etmiş olmasaydı, ben bu sıfatları açıklamazdım.
Ya Resulellah! Ben kesinlikle şarap içmedim; çünkü içtiğim takdirde aklımın zail olacağını biliyordum.
Kesinlikle yalan konuşmadım; zira yalan konuşmak yiğitliğe aykırıdır.
Kesinlikle zina etmedim; çünkü namusumla aynı amelin yapılmasından korktum.
Kesinlikle puta tapmadım; zira puta tapanın bir yararı olmadığını biliyordum.”
Resulullah (s.a.a) mübarek eliyle onun omzuna vurarak şöyle buyurdular: “Allah Teala’nın, cennette meleklerle uçman için sana iki kanat vermesi O’na haktır.”[7]
8-İmtihan Mihengi
Sa’lebe bin Hatib el-Ensarî Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ya Resulellah! Allah Teala’dan bana servet vermesini iste.”
Resulullah (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular: “Ey Sa’lebe! Şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir.”
Sa’lebe bu sözü dinledikten sonra gitti. Birkaç gün sonra yine aynı sözünü tekrarladı. Bu defa Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:
“Ey Sa’lebe! Ben senin için bir örnek değil miyim? Allah’ın Resulü gibi olmak istemiyor musun? Allah’a and olsun ki, eğer yeryüzündeki dağların benim için altın ve gümüş olmasını ve benimle hareket etmesini istesem, bunu yapabilirim. Ama gördüğün gibi ben Allah’ın takdirine razıyım.”
Sa’lebe gitti, daha sonra tekrar gelerek şöyle dedi: “Ya Resulellah! Dua et Allah bana mal ve servet versin. Ben Allah’ın, fakirlerin, akrabaların ve herkesin hakkını vereceğim.”
Resulullah (s.a.a), Sa’lebe’nin bundan vazgeçmeyeceğini görünce: “Allah’ım! Sa’lebe’ye mal ve servet ver” diye dua etti.
Resulullah (s.a.a)’in duasından sonra Sa’lebe bir koyun aldı. Koyun hızla çoğalmaya başladı; öyle ki artık Medine şehri onun koyunlarını alamayacak bir hale geldi. Artık şehirde kalamayıp Medine’nin dışına çıktı.
Sa’lebe önceleri bütün namazlarını camide Peygamber (s.a.a)’in arkasında kılıyordu. Ama koyunları çoğaldığından dolayı artık cemaat namazına katılamayıp Peygamber (s.a.a)’in arkasında cemaat namazı kılmanın faziletinden mahrum kaldı. Sadece Cuma günleri Medine’ye gelerek cuma namazını Peygamber (s.a.a)’in arkasında kılıyordu.
Dünya malının sorunları gittikçe çoğalıyor ve gün geçtikçe serveti artmağa başlıyordu. Öyle ki artık Medine’nin kenarında bile kalamayarak mecburen Medine’nin uzak çöllerine gidip orada yaşamak zorunda kaldı. Cuma namazını kılmak fırsatını da elinden çıkardı. Artık Medine şehriyle ilişkisi tamamıyla kopmuş oldu.
Peygamber (s.a.a), Sa’lebe’nin mallarının zekatını almak için bir memuru onun yanına gönderdi. Memur, Peygamber (s.a.a)’in emrini ona ileterek malının zekatını vermesini istedi. Sa’lebe malının zekatını vermekten çekinerek şöyle dedi: “Bu (zekat) Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan cizyenin aynısı veya onun bir benzeridir. Biz kâfir miyiz?”
Peygamber (s.a.a)’in memuru geri dönerek Sa’lebe’nin durumunu O Hazrete anlattı. Peygamber (s.a.a) onun halinden haberdar olunca şöyle buyurdular: “Sa’lebe’ye yazıklar olsun!”
Bu esnada şu ayet nazil oldu:
“Onlardan kimi: “And olsun, eğer bize bol ihsanından verirse, gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız” diye Allah’a ahdetmişti.
Onlara kendi bol ihsanından verince, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.
Böylece Allah’a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalplerinde nifakı yerleşik kıldık.”[8]
Sa’lebe başarıyla imtihandan çıkamadı ve sonuçta bedbahtlıkla dünyadan göçüp gitti.[9]
9-Kocaya İtaat
Ensardan birisi yolculuğa çıkmak istediğinde hanımına: “Ben yolculuktan dönmedikçe evden çıkmaya hakkın yoktur” dedi. Kadın, kocası yolculuğa çıktıktan sonra babasının hastalandığını duydu.
Bunun üzerine bir kadın vasıtasıyla Peygamber (s.a.a)’e şöyle bir mesaj gönderdi: “Kocam yolculuğa çıkmıştır, yolculuğa çıktığında: “Ben eve dönmedikçe evden dışarı çıkma” diye emretti. Şimdi babamın ağır bir şekilde hastalandığını duydum. Müsaade edin onun ziyaretine gideyim.
Peygamber (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular:
“Evinde otur ve kocana itaat et.”
Böylece aradan birkaç gün geçti. Kadın babasının hastalığının ağırlaştığını duydu. İkinci kez yine peygamber (s.a.a)’e: “Ya Resulellah! İzin verin babamın ziyaretine gideyim” diye bir mesaj gönderdi.
Peygamber (s.a.a): “Hayır, evinde oturarak kocanın sözüne itaat et” diye cevap verdiler.
Kadın bir müddetten sonra babasının öldüğünü duydu. Üçüncü kez yine bir adam vasıtasıyla Resulullah’a şöyle bir mesaj gönderdi: “Ya Resulellah! İzin verin babamın ağıt merasimine katılayım, ona namaz kılayım!”
Peygamber (s.a.a) bu defa yine izin vermeyerek: “Evinde otur, kocana itaat et!” buyurdular.
Kadının babası defnedildikten sonra Peygamber (s.a.a) bir kimseyi o kadının yanına göndererek ona: “Kocana itaat ettiğinden dolayı, Allah Teala senin ve babanın günahlarını affetti” denilmesini buyurdular.[10]
10- Sonucu Düşünme
Bir adam Resulullah (s.a.a)’in yanına gelerek: “Ya Resulullah! Bana nasihat et” dedi.
Resulullah (s.a.a): “Nasihat etsem amel eder misin?” diye buyurdu.
Adam: “Evet” dedi.
Peygamber (s.a.a) ondan söz aldıktan ve konunun önemini ona anlattıktan sonra şöyle buyurdular:
“Sana tavsiye ediyorum ki, bir iş yapmak istediğinde o işin sonucunu göz önünde bulundur ve onun hakkında düşün. Eğer sonucu hidayet ve kurtuluş ise, o işi yap; aksi takdirde ondan uzaklaş ve onu yapmaktan sakın (Yani Allah’ın rızası o işte olursa, onu yap; aksi takdirde onu terk et.)”[11]
11-Ne Zarar Ne Ziyan
Cundeb oğlu Semure’nin bir hurma ağacı vardı. O hurmaya bakmak için Ensar’dan olan birinin evinden geçtiğinde Ensari izin almaksızın onun evinden geçip kendi ağacının yanına gidiyordu.
Bir gün Ensari adam şöyle dedi: Ey Semure! Sen sürekli haber vermeksizin bizim evden geçiyorsun; geçmek istediğinde önce izin al sonra geç; izin almadan habersiz olarak geçme.
Semure onun sözünü kabul etmeyip şöyle dedi: Kendi yoluma izin almam. Burası benim yolumdur, istediğim zaman giderim.
Ensari adam onu Resulullah (s.a.a)’e şikâyet etti. Resulullah (s.a.a) de Semure’yi ihzar ederek şöyle buyurdu:
“Filan adam senden şikayet etti ve senin izin almadan onun ailesinin yanından geçtiğini söyledi. Bundan sonra oraya gitmek istediğinde izin al ve haber vermeden onların evinden geçme.”
Semure cevaben şöyle dedi: Ya Resulellah! Ağacımın yolu için de mi izin alayım?
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “O ağaçtan vazgeç ve ben onun yerine filan yerde sana bir hurma ağacı vereyim.”
Semure: “Hayır” dedi.
Resulullah (s.a.a): “O ağacın yerine sana iki ağaç vereyim” buyurdu.
Semure: “Hayır, kabul etmiyorum” dedi.
Resulullah (s.a.a) ağacın sayısını ona kadar çıkardı. Semure yine: “Kabul etmiyorum” dedi.
Resulullah (s.a.a): “O ağaçtan vazgeç, onun karşılığında sana cennette bir hurma ağacı vereyim” buyurdu.
Semure: “İstemiyorum” dedi.
Bu defa Resulullah şöyle buyurdular:
“Şüphesiz sen zararlı bir kimsesin, bir mümine zarar vermeye de hakkın yoktur.”
Sonra Ensari adama dönerek: “Git hurma ağacını yerinden çıkar ve onu Semure’nin önüne at” diye emretti. Adam da Peygamber (s.a.a)’in emrini yerine getirdi. Resulullah da Semure’ye: “Şimdi o ağacı götür, istediğin yerde onu ek” diye buyurdular.[12]
12-Ölüm Döşeğinde
Müslümanlardan biri ölüm döşeğine düştüğünde Peygamber (s.a.a) bir grup ashapla birlikte onun ziyaretine gitti. O sırada o Müslüman baygın bir haldeydi.
Resulullah (s.a.a) ölüm meleğine: “Bu adamı serbest bırak ondan soru sorayım” diye buyurdular.
Bu esnada söz konusu şahıs kendine geldi.
Peygamber (s.a.a): “Ne görüyorsun?” diye sordu.
Hasta adam: “Birçok beyazlık ve birçok karartı görüyorum” dedi.
Resulullah (s.a.a): “Onlardan hangisi sana daha yakındır?” diye buyurdu.
Hasta adam: “Karartı bana daha yakındır” dedi.
Resulullah (s.a.a) ona: “Allahummeğfir liyel kesire min measîk vakbil minnil yesîre min taatik.”[13] söylemesini buyurdular.
Hasta adam bu duayı okuduktan sonra tekrar bayıldı.
Peygamber (s.a.a) ölüm meleğine: “Ey ölüm meleği! Onu biraz serbest bırak da ona soru sorayım” buyurdu.
Bu esnada hasta adam kendisine geldi.
Peygamber (s.a.a): “Ne görüyorsun?” diye sordu.
Hasta adam: “Birçok karartı ve birçok beyazlık” dedi
Peygamber (s.a.a): “Onlardan hangisi sana daha çok yakındır?” diye sordu.
Hasta adam: “Beyaz daha yakındır” dedi. Peygamber (s.a.a) orada bulunanlara dönerek: “Allah Teala arkadaşınızı bağışladı” buyurdular.
İmam Sadık (a.s) bu öyküyü naklettikten sonra şöyle buyurdular: “Can vermekte olan birinin yanına gittiğinizde bu söylenen duayı ona telkin edin (tekrarlaması için ona söyleyin).”[14]
13-Hurafelere Karşı Koymak
Resulullah (s.a.a)’in oğlu İbrahim öldüğünde güneş tutuldu. Bazı kimseler: “Güneşin tutulması İbrahim’in ölümünden dolayıdır” dediler.
Peygamber (s.a.a) bu sözü duyunca, İbrahim’in cenazesini defnetmeden halkı camiye davet edip minbere çıkarak Allah’a hamd-u sena ettikten sonra şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Güneş ve ay Allah’ın nişanelerinden iki nişanelerdir. O’nun emriyle hareket ediyor ve O’nun emrine itaat etmektedirler. Kesinlikle bir kimsenin ölümünden veya hayatından dolayı tutulmazlar; güneş veya ay tutulduğu vakit ayet namazı kılın.”
Daha sonra minberden inerek cemaatle ayet namazı kıldılar. Sonra Hz. Ali (a.s)’a: “Kalk oğlum İbrahim’i defin için hazırla” diye buyurdular. Hz. Ali (a.s) da İbrahim’in cenazesine gusül verip onu kefenledi ve sonra da onu defnettiler...[15]
14-İşi Sağlam Yapma Dersi
Resulullah (s.a.a), oğlu İbrahim’in cenazesini defnettikten sonra gözleri yaşla dolarak şöyle buyurdu: “Göz yaşarıyor, kalp mahzun oluyor ama Allah’ın öfkesine sebep olacak bir söz söylemiyorum.”
Sonra şöyle buyurdu: “Ey İbrahim! Biz senin ölümünle hüzünlüyüz.”
Daha sonra Resulullah (s.a.a) kabrin bir köşesinin iyice kapanmadığını görünce onu mübarek elleriyle düzeltti. Daha sonra şöyle bu yurdular:
“Sizlerden herhangi biriniz bir iş yaptığında onu sağlam yapsın.”[16]
15-En Sevimli İsimler
Cabir-i Ensari şöyle diyor:
Allah’ın resulüne arz ettim ki: “Ali bin Ebi Talib’in şânı hakkında ne buyuruyorsun?”
Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: “O benim canımdır.”
Arz ettim ki: “Hasan ve Hüseyin’in şanı hakkında ne buyuruyorsun?”
Buyurdular ki: “O ikisi benim ruhumdurlar ve onların anneleri Fatıma benim kızımdır. Kim onu incitirse, beni incitmiştir; kim onu hoşnut ederse, beni hoşnut etmiştir. Allah şahit olsun ki, ben onlarla savaşanlarla savaş halindeyim, onlarla sulh edenlerle sulh içerisindeyim.
Ey Cabir! Dua edip de kabul olmasını istiyorsan, onların ismiyle Allah’ı çağır. Zira o isimler Allah katında en sevimli isimlerdir.”[17]
16-Komşunun Sınırı
Ensar’dan olan bir adam Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ya Resulellah! Ben filan mahallede bir ev aldım. En yakın komşum öyle bir kimsedir ki, ne hayırı bekleniyor ve ne de şerrinden güvendeyim.”
Resulullah (s.a.a) Ali’ye (a.s), Selman’a, Ebuzer’e ve dördüncü şahısın kim olduğunu unuttum, zannedersem o da Mikdad idi, buyurdular ki:
“Gidin camiye ve yüksek sesle şöyle deyin: “Komşusu şerrinden güvende olmayan kimsenin imanı yoktur.”
Onlar yüksek sesle üç defa bu sözü camide halka ilan ettiler. Daha sonra şöyle demelerini emretti: Sağ, sol, ön ve arka taraftan kırk ev komşu sayılmaktadır.” Onlar da tekrar yüksek sesle bunu halka duyurdular.[18]
17-Öfkeden Sakınma
Bir adam Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak şöyle dedi: “Ya Resulellah! Benim saadet ve mutluluğuma sebep olacak bir şey bana öğret.”
Resulullah (s.a.a): “Git, öfkelenme.”
Nasihat isteyen adam: “Bu nasihat bana yeter” diyerek kendi aile ve kabilesinin yanına döndü. Kendi memleketine döndüğünde kötü bir olayın vuku bulduğunu gördü. Onun kabilesi başka bir kabileyle ihtilaf etmiş; her iki taraf silah ve zırhlarını kuşanarak birbirlerinin karşısında yer almışlardı.
Yolculuktan gelen bu şahıs, durumun çok kritik olduğunu görür görmez hemen savaş elbisesini giyerek kabilesinin safında yer aldı.
Bu esnada Resulullah (s.a.a)’in ona: “Öfkelenme” diye buyurmuş olduğu sözü hatırlayarak savaş silahını yere bırakıp akrabalarıyla savaşmak isteyen kabileye doğru giderek şöyle dedi:
“Ey cemaat! Bizden taraf size ulaşan yaralama, öldürme ve dövme gibi nişanesi (katil ve vuranı) belli olmayan her çeşit zarar ve ziyan benim üzerimedir, onu benim kendim ödeyeceğim. Katil ve vuranı belli olan her çeşit yara ve katlin diyetini de akrabalarımın kendilerinden alabilirsiniz.”
Savaşa hazır olan kabile, onun bu önerisini duyunca, kalpleri yumuşayarak öfkeleri yatıştı ve ona teşekkür ederek şöyle dediler: “Bizim bu gibi şeylere hiçbir ihtiyacımız yoktur, kendimiz bu işe daha layığız.” İşte böylece her iki kabile o adamın ön ayak olması ve önerisiyle gazap ve öfkelerini yenerek birbirleriyle sulh edip kin ve düşmanlık ateşini söndürmüş oldular.[19]
18-Ayrılık Çaresi
Ensar’dan bir adam Resulullah (s.a.a)’in yanına gelerek şöyle dedi: “Ya Resulellah! Ben sizden ayrı kalmaya tahammül edemiyorum. Eve gittiğimde sizi hatırlayıp, size olan aşırı sevgi ve alakadan dolayı mal mülkü terk edip sizi yakından görmek için sizin ziyaretinize geliyorum. Bu esnada kıyameti hatırlıyorum. Ya Resulellah! Siz cennete gidip onun en yüksek derecesinde yer aldığınızda, ben o gün sizin ayrılığınıza nasıl tahammül edebilirim?”
Ensari adamın sözlerinden az sonra bu ayeti şerife nazil oldu:
“Allah’a ve Resulüne itaat edenler, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular, şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.”[20]
Resulullah (s.a.a) o adamı çağırtıp nazil olan ayeti ona okuyarak onu müjdeledi. Yani, Hz. Peygamber (s.a.a)’e gerçekten uyanlar cennette O’nunla beraber olacaklardır.[21]
19- Hz. Peygamber ’in Gülümsemesi
Bir gün Resulullah (s.a.a) gülümseyerek göğe bakıyordu, bir adam Hazretin gülmesinin sebebini sorunca Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Evet göğe bakıyordum, iki melek, kendi yerinde ibadetle meşgul olan mümin bir kulun gece gündüz yaptığı ibadetlerinin mükâfatını yazmaları için yeryüzüne indiler, fakat onu, hasta olduğundan dolayı ibadetgâhında bulamayınca göğe çıkıp Hak Teala’ya şöyle arz ettiler: “Ey Rabbimiz! Biz o mümin kulun ibadetini yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgâhına gittik, fakat onu orada bulamadık, hasta yatağına düşmüştü.”
Allah-u Teala, o meleklerin cevabında şöyle buyurdu: “O mümin kul, hasta yatağında olduğu sürece, her gün ibadetgahında olduğu zaman ona yazdığınız her günün sevabı miktarınca ona sevap yazın. Hasta yatağında olduğu müddetçe onun hayır amellerinin mükâfatı bana aittir; onun mükâfatını ben vereceğim.”[22]
20-Sıraya Riayet Edin
Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Bir gün Resulullah (s.a.a) istirahat halinde idi. Oğlu İmam Hasan su istedi. Resulullah (s.a.a) de bir kaba biraz süt sağıp onu Hasan’a (a.s) verdi. Hüseyin (a.s) bu durumu görünce sütü almak için yerinden kalktı. Ama Resulullah (s.a.a) ona mani olup sütü Hasan’a verdi. Bu durumu görünce şöyle dedim: “Ya Resulellah! Güya Hasan’ı daha çok seviyorsun” Resulullah cevaben buyurdular ki: “Hayır, öyle değildir. Benim Hasan’ı savunmamın sebebi, öncelik onun hakkı olduğu içindir. Çünkü O, daha önce su istemişti, sıraya riayet etmek gerekir.”[23]
21-Resulullah (s.a.a)’in Ağlaması
Resulullah (s.a.a) bir gece zevcesi Ümmü Seleme’nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah’a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah (s.a.a)’ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah (s.a.a) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah’a şöyle yalvarıp yakarıyor:
“Allah’ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülme vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.
Allah’ım! Beni kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.
Allah’ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru.”
Ümmü Seleme Resulullah (s.a.a)’in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah (s.a.a) Ümmü Seleme’nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.
Ümmü Seleme şöyle dedi:
“Ya Resulellah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah’tan böyle korkuyorsunuz, Allah’tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!”
Resulullah (s.a.a) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular:
“Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysa ki Allah Teala, Hz. Yunus’u bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!”[24]
22-Âmânın Yanında Hicabı Korumak!
Ümmü Seleme şöyle diyor:
Peygamber (s.a.a)’in huzurunda idik. Meymune isminde olan hanımlarından birisi de orada idi. Bu esnada âma (kör) olan İbn-i Ümmü Mektum Resulullah’ın huzuruna geldi. Resulullah (s.a.a) bana ve Meymune’ye: “İbn-i Ümmü Mektum’un karşısında hicabınızı (kendinizi) koruyun.”
Ya Resulellah, o âma değil midir, hicaplı olmamızın ne anlamı vardır? dediğimizde de şöyle buyurdular:
“Siz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?”[25]
23-Kötü Ahlaklılık Kabir Azabına Sebep Olur
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Sa’d bin Muaz’ın ölüm haberini Resulullah (s.a.a)’e verdiklerinde, Hazret kalkıp ashabıyla birlikte onun evine gittiler. Resulullah’ın emri ile Sa’d’a gusül verdiler. Gusül ve kefenleme işleminden sonra onu bir tabuta bırakıp defnetmek için kabristana götürdüler.
Cenazeyi teşyi ederken Resulullah (s.a.a) yalın ayak ve abasız hareket ediyordu, kabrin yakınına ulaşana dek bazen tabutun sağ, bazen de sol tarafını tutuyordu. Resulullah (s.a.a)’in bizzat kendisi kabrin içine girip cenazeyi kabre bıraktı; taş, tuğla ve diğer şeylerin getirilmesini emretti. Daha sonra mübarek elleriyle cenazenin üzerini kapatıp onun üzerine toprak döktüler.
Bu esnada Sa’d’ın annesi kabrin kenarına gelerek şöyle dedi: “Ey Sa’d ! Cennet sana kutlu olsun.”
Resulullah (s.a.a) bu sözü ondan duyar duymaz şöyle buyurdular: “Ey Sa’d’ın annesi !Sus! Allah adına bu kadar kesin ve yakin ile konuşma. Şimdi Sa’d kabir azabına duçar olmuştur ve bundan dolayı eziyet görür.”
Daha sonra kabristandan geri döndüler. Hz. Peygamber’le birlikte olan halk şöyle dediler: “Ya Resulellah ! Sa’d için yaptığın işleri şimdiye kadar hiç kimse hakkında yapmamışsınız. Ayak yalın, abasız onun cenazesini teşyi ettiniz; tabutun bazen sağ bazen de sol tarafından tutuyordunuz !”
Resulullah (s.a.a) onların cevabında şöyle buyurdular:
“Melekler de abasız ve ayakkabısız idiler; ben de onlara uydum, elim Cebrail’in elinde olduğundan dolayı o tabutun neresinden tutuyorduysa ben de o tarafından tutuyordum.”
Halk bu sözleri duyunca şöyle dediler:
“Ya Resulellah ! Sa’dın cenazesine namaz kıldınız, mübarek ellerinizle onu kabre bıraktınız, kabri kendi elinizle düzelttiniz, yine de kabir Sa’d’ı sıktı mı diyorsunuz?”
Resulullah (s.a.a) cevaben: “Evet, kabir azabına duçar oldu. Çünkü o, evinde kötü ahlaklı idi, kabir azabı bundan dolayı idi.”[26]
24-Bereketli On Dirhem
Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) tarafından O’na bir gömlek almak için çarşıya gitmekle görevlendi. Hz. Ali (a.s) da çarşıya gidip on iki dirheme bir gömlek alarak eve döndü.
Resulullah (s.a.a): “Bu gömleği kaça aldın?” diye sordu.
Hz. Ali: “On iki dirheme” dedi.
Resulullah (s.a.a): “Bu gömleği öyle sevmiyorum, bundan daha ucuzunu istiyorum. Acaba satıcı bunu geri almaya hazır olur mu?” buyurdu.
Hz. Ali (a.s) şöyle diyor: Gömleği alıp çarşıya döndüm, Peygamber’in isteğini satıcıya ilettim, satıcı da kabul etti. Parayı alıp Peygamber (s.a.a)’in yanına döndüm. Bir gömlek almak için Resulullah (s.a.a) ile birlikte çarşıya doğru hareket ettik. Yolun yarısında Resulullah (s.a.a)’ın gözü, ağlayan bir cariyeye ilişti. Resulullah (s.a.a) onun yanına gidip: “Neden ağlıyorsun?” diye sordu. Cariye cevaben şöyle dedi. “Ev sahibi bana dört dirhem verdi, bir şeyler almak için beni çarşıya gönderdi. Fakat ben parayı nasıl kaybettiğimi bilemiyorum, şimdi eve dönmekten korkuyorum.”
Resulullah (s.a.a) on iki dirhemden dört dirhemi cariyeye verdi ve: “İstediğin şeyleri al ve eve dön” diye buyurdular.
Resulullah (s.a.a) Allah’a şükredip çarşıya doğru hareket etti, çarşıdan dört dirheme bir gömlek alıp giydi. Eve döndüğünde, yol üzerinde bir çıplağı görünce gömleğini çıkarıp ona verdi. Kendisi tekrar çarşıya geri döndü, yine dört dirheme bir gömlek alıp giydi ve eve doğru hareket etti. Yolun yarısında yine aynı cariyeyi üzüntülü ve şaşkın bir halde gördü. Bunun üzerine: “Neden evinize gitmedin?” diye sordu.
Cariye: “Ya Resulellah, gecikmişim, beni dövmelerinden korkuyorum” dedi.
Resulullah: “Gel birlikte gidelim, evinizi bana göster ben affetmeleri için aracı olurum” buyurdu.
Resulullah (s.a.a) o cariye ile birlikte yola koyuldu. Evlerine yetiştiklerinde cariye: “İşte bu bizim evdir” dedi.
Resulullah (s.a.a) kapının arkasından yüksek bir sesle: “Ey ev sahibi! Selam’un- aleykum” dedi. Bir cevap gelmedi. Tekrar ikinci kez selam verdi, yine bir cevap duyulmadı. Üçüncü kez bir daha selam verdiğinde: “Aleyke’s- selam ya Resulellah ve rahmetullahi ve berekatuh” diye cevap verdiler.
Resulullah (s.a.a): “Neden ilk defa cevap vermediniz? Acaba benim sesimi duymadınız mı?” diye sordu.
Ev Sahibi; "İlk defasında duyduk, senin olduğunu bile anladık." dedi.
Resulullah (s.a.a): “ Öyleyse neden geç cevap verdiniz?” diye sordu.
Ev sahibi: "Senin sesini bir kaç defa duymak istedik." dedi.
Resulullah (s.a.a): “Sizin bu cariyeniz gecikmiştir, onu muaheze etmemeniz (cezalandırmamanız) için size ricaya geldim” dedi.
Ev sahibi: "Ya Resulellah! Sizin mübarek ayağınızın hürmetine bu cariye artık şimdiden azattır (hürdür)." dedi.
Daha sonra Resulullah (s.a.a) kendi kendisine şöyle dedi: “Allah’a şükür, ne de bereketli on iki dirhemdi! İki çıplağı örttü, bir köleyi ise azat etti.”[27]
25-Ya Resulellah! Bana Tavsiye Et!
Hz. Ali (a.s) şöyle diyor:
Bir şahıs Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek Hazretin ona tavsiye etmesini istedi. Resulullah (s.a.a) ona şöyle tavsiye ettiler:
“Benim sana tavsiyem şudur ki; parçalansan, ateşe atılıp yakılsan bile Allah’a şirk koşma.
Annene ve babana eziyet etme; eğer dünyadan göçmeni bile emretseler öyle yap.
İhtiyacından fazla kalan malını dini kardeşinin ihtiyarına bırak.
Müslüman kardeşinle karşılaştığında açık yüzlü ol.
Halka ihanet etme.
Gördüğün her Müslüman’a selam ver.
İnsanları İslam’a doğru davet et.
Bil ki, her sorunu çözmenin (sıkıntısı olanın sıkıntısını gidermenin), Hz. Yakub’un oğullarından bir köleyi azat etmek kadar sevabı vardır.
Bil ki, şarap ve her sarhoş edici şey de haramdır.”[28]
26-Yetimler İçin Ağlamak
Uhud savaşında İslam savaşçılarından çoğu şahadete erişti, Hz. Hamza da o savaşta şehit düştü, hatta Hz. Peygamber (s.a.a)’in şehit olduğu haberi bile yayıldı.
Savaş sona erdikten sonra, Medine kadınları Uhud’a doğru hareket edip Peygamber (s.a.a)’in istikbaline koştular; herkes kendi şehitlerini bırakıp, Peygamber’i sorup arıyorlardı.
Bu arada Cehş’in kızı Zeynep Peygamber (s.a.a) ile karşılaştı.
Hz. Peygamber: “Sabırlı ve tahammüllü ol!”dedi.
Zeynep: " Niçin?" diye sordu.
Hz. Peygamber: “Kardeşin Abdullah’ın şahadetinden dolayı” diye buyurdu.
Zeynep: "Şahadet onun için kutlu ve mübarek olsun!" dedi.
Hz. Peygamber: “Sabret!” dedi.
Zeynep: “Ne için?” dedi.
Hz. Peygamber: “Dayın Hamza’nın şahadetinden dolayı” diye buyurdu.
Zeynep: "Biz hepimiz Allah’tanız ve hepimiz O’na doğru döneceğiz, şahadet makamı ona mübarek olsun!" dedi.
Resulullah (s.a.a) biraz durduktan sonra Zeyneb’e dönerek şöyle buyurdu: “Sabırlı ol!”
Zeynep: "Şimdi niçin?" diye sordu.
Resulullah:“Eşin Mus’ab bin Umeyr’in şahadetinden dolayı” diye buyurdu.
Zeynep bu sözü duyunca yüksek bir sesle ağladı ve can yakıcı bir şekilde sızladı. Zeyneb’e; "Neden kocan için böyle ağlıyorsun?" diyenlere şöyle cevap verirdi: “Ağlamam kocam için değildir. Çünkü o Peygamber (s.a.a)’in yanında şahadet makamına erişmiştir. Benim ağlamam onun yetimleri içindir. Zira eğer çocuklar babalarını benden sorarlarsa onlara ne cevap vereyim?”[29]
27-Dostlarla Müdara
Ebu Hureyre şöyle diyor:
Resulullah (s.a.a) bir gün oturdukları halde birden dişleri görülür bir şekilde güldüler. Gülmesinin sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
“Ümmetimden iki kişi gelip Allah Teala’nın huzurunda duracaklar; onlardan biri diyecek ki: "Allah’ım! Benim hakkımı ondan al!
Allah Teala buyuracak ki: “Kardeşinin hakkını ver!”
Borçlu adam arz edecek ki: Allah’ım! Benim iyi amellerimden bir şey kalmamıştır (ona verecek dünyevi bir malım da yoktur).”
Hak sahibi de diyecek ki: “Ey Rabbim! Öyleyse benim günahlarımdan yüklensin!”
Sonra Resulullah (s.a.a)’ın gözlerinden yaşlar boşanarak şöyle buyurdular:
“O gün (kıyamet günü) öyle bir gündür ki insanlar, günahlarının başka bir kimseye yüklenmesine ihtiyaç duyarlar. Allah Teala hakkını isteyen kimseye şöyle buyurur: "Gözlerini çevir, cennete doğru bir bak, ne görüyorsun?"
O zaman başını kaldırıp güzel nimetleri görünce hayretle; "Allah’ım! Bunlar kimin içindir?" diyecektir.
Allah Teala: “O hakkın değerini bana veren kimse içindir” buyurur.
Hak sahibi: "O hakkın değerini kim sana ödeyebilir?" diye sorar.
Allah Teala: “Sen” diye cevap verir.
Hak sahibi: "Ben nasıl ödeyebilirim?" diye sorar.
Allah Teala: “Ondan geçmenle (hakkını bağışlamanla)” diye cevap verir.
Hak sahibi: "Allah’ım! Ondan geçtim." der.
Daha sonra Allah Teala buyuracak ki: “Dini kardeşinin elini tut, birlikte cennete gidin !”
Bu esnada Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: “Takvalı olun, birbirinizin arasını bulun!”[30]
28-Çaba Veya Zengin Olma Yolu
Bir adam bir şey istemek için Hz. Peygamber’in yanına gitti. Oraya ulaştığında Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu duydu:
“Kim bizden bir şey isterse veririz, kim ihtiyaçsız olmaya çalışırsa Allah onu ihtiyaçsız kılar.”
Adamcağız Resulullah (s.a.a)’in bu sözünü duyunca Hazretten bir şey istemeden huzurlarından ayrıldılar. İkinci kez yine Resulullah’ın yanına gelip bir şey istemeksizin evine geri döndü. Üçüncü kez yine Resulullah’tan aynı sözü duyunca bir şey istemeksizin evine geri döndü.
Sonra komşusundan bir balta emanet alıp çöle çıktı, bir miktar odun toplayıp pazara götürerek bir buçuk kilo arpaya odunları sattı. Elde ettiği arpayı, ekmek yaparak ailesiyle birlikte yediler. Adam yılmadan bu işine devam etti, ilk önce bir balta satın aldı, daha sonra elde ettiği kazançtan iki genç deve ve bir köle aldı, böylece durumu düzelip zenginleşti. Daha sonra Resulullah’ın yanına giderek macerayı Hazrete anlattı. Resulullah (s.a.a) onun sözünü dinledikten sonra şöyle buyurdular:
“Demedim mi kim bizden bir şey isterse ona veririz, ihtiyaçsız olmaya çalışırsa Allah onu ihtiyaçsız kılar?!”[31]
29-Günahlar Nasıl Dökülüyor?
Ebu Osman şöyle diyor:
Ben Selman-i Farisî ile bir ağacın altında oturmuştuk. O, ağacın bir dalından tutarak onu silkti. Derken ağacın üzerindeki bütün yapraklar döküldü.
Bu esnada bana dönerek: “Neden böyle yaptığımı sormuyor musun?” dedi.
Ben de: “Neden böyle yaptınız?” diye sordum.
Selman-i Farisi şöyle dedi:
“Bir gün Resulullah (s.a.a)’in huzurunda bir ağacın altında oturmuştuk. Resulullah (s.a.a) ağacın kurumuş dalını tutarak onu silkti. Derken ağacın bütün yaprakları yere döküldü. Daha sonra şöyle buyurdular:
“Ya Selman! Neden böyle yaptığımı sormuyor musun?”
Ben: “Neden böyle yaptınız?” diye sordum.
Buyurdular ki: “Müslüman bir kimse, güzel bir şekilde abdest alıp beş vakit namazlarını kılarsa, bu ağacın yaprakları döküldüğü gibi onun da günahları dökülür.”[32]
30-Şükreden Kul
İmam Ali (a.s), Yahudi birisine Resulullah (s.a.a)’in her açıdan bütün peygamberlerden daha üstün olduğunu vasf ederken O Hazretin ibadetine değinerek şöyle buyurdular:
“Resulullah (s.a.a) namaza kalktığında, şiddetli bir şekilde ağladığından dolayı kaynayan tencereden duyulan ses gibi O Hazretin göğüs ve karnından ağlamak sesi duyuluyordu. Oysa Allah Teala onu azabından güvende kılmıştı. Bu ibadet ve ağlamasıyla Rabbine huşu etmek ve ona uyanlara imam ve örnek olmak istiyordu. O kadar namaz ve ibadet için ayakta durdu ki, ayakları şişti; yüzünün rengi sarardı. Gecelerin hepsini ibadetle geçiriyordu; öyle ki Allah-u Teala ayet nazil ederek şöyle buyurdu:
“Tâhâ! Biz sana bu Kur’ân’ı güçlük çekmen için indirmedik.”[33]
Birisi Resulullah’ın bu halini görünce: “Ya Resulellah! Allah-u Teala senin geçmiş ve son günahlarını affetmemiş midir; o halde neden bu kadar zahmet çekiyorsun?” dediğinde Resulullah (s.a.a): “Evet öyledir; ama Allah’ın şükreden kulu olmayayım mı?” diye buyurdular.”[34]
31-Dünya Hayatı
İbn-i Sinan, İmam Sadık (a.s)’dan naklen şöyle nakletmektedir:
Bir adam (İbn-i Mesud) Resulullah (s.a.a)’in yanına geldiğinde O Hazretin hasır üzerinde yatmış olduğunu ve uykudan kalkınca da hasır ve liften olan yastığın O’nun bedeni ve yüzünde iz bırakmış olduğunu görüyor. Derken elini iz bırakılan yere sürerek şöyle diyor: “Ne Kesra[35] ve ne de Kayser[36] böyle bir duruma razı olmamışlardır; onlar ipek ve kadife üzerinde yatıyorlardı; oysa sen bu hasır üzerinde yatmışsın!”
Resulullah (s.a.a) onun bu sözüne karşılık şöyle buyuruyor:
“Allah’a and olsun ki, ben onlardan daha üstünüm, ben onlardan daha değerliğim. Ben nere, dünya nere! (Dünya benim için önemli değildir.) Dünyanın durumu, gölgesi olan ağacın altına gidip kısa bir süre orada dinlenen, gölge kaybolunca da kalkıp oradan göçüp giden ve orayı terk eden bir yolcunun durumuna benzer.”[37]
(Dünya, sürekli kalıcı bir yurt değildir. Öyleyse, baki ve sürekli kalacağımız yurt için uğraşıp orayı onarmaya çalışalım.)
32-Cennet Bahçelerini Dünya Hurmasına Satan Şahıs!
İbn-i Abbas şöyle diyor:
Bir şahısın hurmalarından birisinin dalı, aileli ve fakir bir komşusunun bahçesine geçmişti. Ağaç sahibi bazen izinsiz olarak komşusunun evinin bahçesine geçip hurma yığmak için ağacın üzerine çıkıyordu. Bazen birkaç hurma fakir adamın bahçesine düşüyordu, düşür düşmez fakir adamın çocukları o hurmaları götürüyorlardı. Ama ağaç sahibi ağaçtan aşağı indiğinde yere dökülen hurmaları o çocukların elinden alıyordu. Hurmalardan birini çocukların ağzında gördüğünde hemen parmağını onların ağzına sokarak o hurmayı onların ağzından çıkarıyordu.
Fakir adam, ağaç sahibinin bu davranışını görünce, Resulullah (s.a.a)’ın huzuruna giderek ağaç sahibinden şikâyet etti.
Resulullah (s.a.a) fakir adama: “Sen git, ben bu sorunu halletmeye çalışacağım” buyurdular.
Resulullah (s.a.a) ağaç sahibini görüp: “Dalı falan adamın evine sarkan hurma ağacını cennette olan bir hurma ağacı karşılığında bana veriyor musun?” diye buyurdular.
Adam cevaben: “Benim pek çok hurma ağacım vardır, ama onların arasında bu ağacın meyvesi kadar sevdiğim bir ağaç yoktur” dedi.
Resulullah (s.a.a): “Eğer o ağacı bana verirsen karşılığında cennette bir bahçe sana veririm” buyurdular.
Cahil adam: “Hayır, veremem!” dedi.
Peygamber (s.a.a)’in ashabından olan Ebu Dahdah Resulullah (s.a.a)’in bu sözünü duyunca şöyle dedi: “Ya Resulullah! Eğer bu ağacı alıp size verirsem, o adama bu ağaç karşılığında vereceğin şeyi bana da verir misin?”
Resulullah (s.a.a): “Evet” diye buyurdu.
Ebu Dahdah hurma ağacı sahibiyle konuşmak için o adamın yanına gitti. Adam Ebu Dahdah’a şöyle dedi: “Muhammed bu ağacın karşılığında bana cennet ağaçları vermek istiyordu, ama ben kabul etmeyerek O’na: ‘Benim pek çok hurma ağaçlarım vardır, ama onların arasında bu ağacın meyvesi kadar sevdiğim biri yoktur’ dedim.”
Ebu Dahdah: “O ağacı bana satmaya hazır mısın?”
Ağaç sahibi: “Hayır! Ama eğer karşılığında kırk hurma ağacı verirsen o başka.”
Ebu Dahdah: “Bu eğri ağaç karşılığında ne kadar da ağaç istiyorsun!”
Ebu Dahdah biraz sustuktan sonra: “Tamam kırk hurma ağacı veriyorum.”
Tamahkar adam: “Doğra söylüyor isen birkaç şahit getir.”
Ebu Dahdah birkaç şahit getirip muameleyi tamamladıktan sonra Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ya Resulullah! Söz konusu hurma ağacını aldım, artık o benim mülküme geçti; şimdi onu sana takdim ediyorum; lütfen kabul buyurunuz; o adamın kabul etmediği cennet bahçesini de bana bağışlayınız.”
Peygamber (s.a.a) daha sonra fakir adamın yanına giderek: “Bu ağacı falan adam ağaç sahibinden senin ve ailen için aldı” diye buyurdular.[38]
İşte böylece kısır görüşlü tamahkâr adam birkaç günlük dünya hayatı için cennet bahçesini elden verdi.
33-   Güzel Hasletler
Hişam bin Salim İmam Sadıktan şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Bir grup kâfir esiri Peygamber (s.a.a)’in yanına getirdiklerinde, Peygamber (s.a.a) bir kişi hariç hepsinin öldürülmesini emretti.
Ölümden kurtulan şahıs şaşkınlıkla: “Neden onların arasından sadece beni serbest bıraktınız?!” diye sordu.
Resulullah (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular:
“Cebrail Allah-u Teala’dan, sende, Allah ve resulünün sevdiği şu beş hasletin olduğunu bana haber verdi:
1-Namusuna çok kıskanç (ona leke gelmeye razı olmayacak) birisisin.
2-Cömertsin.
3-Güzel ahlaka sahipsin.
4-Doğru konuşansın.
5-Şecaatli ve yiğit birisisin.
Esir olan adam Resulullah (s.a.a)’in bu sözlerini duyunca Müslüman oldu ve son anına kadar da bu akide üzere baki kaldı.”[39]
34-Amel Defterinde Küçük Yalan
Umeys kızı Esma şöyle diyor:
Ben Aişe’nin evlendiği gece ona eşlik ediyordum. Onu hazırlayıp bir grup kadınlarla birlikte Resulullah’ın yanına götürdüm. Allah’a and olsun ki, Resulullah’ın yanında bir süt kabından başka yiyecek bir şey yoktu. Resulullah (s.a.a) o sütten bir miktar içti. Sonra o süt kabını Aişe’ye verdi. Aişe onu almaktan utandı. Ona: “Resulullah’ın elini geri çevirme, onu al” dedim. Aşie de utandığı bir halde o süt kabını alıp ondan biraz süt içti.
Daha sonra Resulullah (s.a.a): “Süt Kabını arkadaşlarına ver” dedi.
Onlar: “Bizim iştahımız yoktur” dediler.
Onların bu sözü üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Açlıkla yalanı asla bir araya toplamayın.”
Esma diyor; ben dedim ki: “Ya Resulellah! Eğer bizlerden biri, bir şeyi istediği halde iştahım yoktur derse bu yalan mı sayılır?”
Peygamber (s.a.a) buyurdular ki: “Evet, yalan sayılıyor; amel defterine küçük yalanlar dahi küçük yalan olarak yazılmaktadır.”[40]
35-Dili Korumak
Hişam bin Salim İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu naklediyor:
Resulullah (s.a.a), yanına gelen bir sahabeye şöyle buyurdular: “Seni, Allah’ın onun vesilesiyle cennete götürecek bir işe kılavuzluk edeyim mi?”
Sahabe: Evet ya Resulellah.”
Peygamber (s.a.a): “Allah’ın sana verdiğinden halka infak et, diğerlerine de ver.”
Sahabe: “Kendim diğer kimselerden daha muhtaç olursam ne yapayım?”
Peygamber (s.a.a): “Mazluma yardımda bulun.”
Sahabe: “Kendim ondan daha güçsüz olursam ne yapayım?”
Peygamber (s.a.a): “Cahili hidayet et.”
Sahabe: “Eğer kendim ondan daha cahil olursam ne yapayım?”
Peygamber (s.a.a): “O zaman hayır şeyler dışında dilini koru. Seni cennete götürecek olan bu hasletlerden birinin sende olmasını istemiyor musun?”[41]
36-Mutlu İnsan
İmam Sadık (a.s)’dan naklen şöyle rivayet etmişlerdir: Bir gün Resulullah (s.a.a) ashabıyla birlikte iki dağ arasındaki yoldan geçerken şöyle buyurdular: “Şimdi karşınıza, şeytanın kendisine üç gün yaklaşmadığı bir şahıs çıkacaktır.”
Çok geçmeksizin, derisi kemiklerine yapışan, gözleri çukura inen ve dudakları çok yeşillik yediğinden dolayı yeşil olan bir Arap gözüktü.
Yakına gelince: “Peygamber kimdir?” diye sordu.
Peygamber (s.a.a)’i ona gösterdiklerinde, Peygamber (s.a.a)’in huzuruna gelerek: “Ya Resulellah! İslam’ı bana öğret” dedi.
Peygamber (s.a.a) buyurdular ki: “De ki: “Eşhedu en lâ ilahe illâllah ve eşhedu enne Muhammed’en resulullah”[42]
Göçebe Arap bu şehadet kelimesini ikrar etti.
Resulullah (s.a.a): “Beş vakit namazlarını kılmalısın; Ramazan ayı orucunu tutmalısın.”
Göçebe Arap: “Kabul ediyorum.”
Resulullah (s.a.a): “Hac amellerini yapman, zekâtını vermen ve cenabet guslü dökmen gerekir.”
Göçebe Arap: “Kabul ettim.”
Peygamber-i Ekrem ve ashabı, söz konusu Arap İslam’ı kabul ettikten sonra kendi yollarına devam ettiler. Bir miktar yol kat ettikten sonra göçebe Arab’ın devesi kafileden geriye kaldı.
Peygamber (s.a.a) onu görmeyince durup onu sordu. Ashap: “Onun devesi iyi hareket edemediğinden dolayı kafileden geri kaldı” dediler.
Müslümanlar geri dönerek onu aramaya koyuldular. Nihayet onu ordunun arkasında buldular. Onun devesinin ayağı bir farenin yuvasına geçerek hem devenin ve hem de onun boynu kırılmıştı; ikisi de orada can vermişlerdi.
Peygamber (s.a.a) orada bir çadır kurmalarını ve ona gusül vermelerini emretti. Daha sonra kendisi çadıra girerek onu kefenledi.
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) alnından ter döküldüğü halde çadırdan dışarı çıkarak şöyle buyurdular:
“Bu göçebe Arap aç olduğa bir halde dünyadan göçtü; o, iman edip imanını zulümle karıştırmayan kimselerdendir; o, tertemiz bir imanla dünyadan ayrıldı. İşte bundan dolayı huriler cennet meyveleriyle onu karşılamaya geldiler; onun etrafını sararak şöyle diyorlar: Ya Resulullah! Siz aracı olunuz da bu adam cennette bizimle evlensin ve biz onun eşi olalım.”[43]
37-Ölülerin Dirilmesi
“Ubey bin Halef” isminde İslam düşmanlarından biri, çürümüş bir kemiği (Resulullah’ın mead hakkındaki sözlerini batıl etmek hayaliyle) Peygamber (s.a.a)’in huzuruna geldi. O çürümüş kemiği elinde ezerek havaya serpip şöyle dedi:
“Hangi bir kudret, bu çürümüş ve toprak olmuş kemikleri yeniden diriltebilir ve hangi akıl onu kabullenebilir?”
Allah-u Teala Peygamber (s.a.a)’e onun cevabında şöyle buyurmasını vahyetti:
“Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki: ‘Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecek?’ O, her yaratmayı bilir.”[44]
38-   Ahir Zamanın Alametleri
İbn- i Abbas diyor ki:
Resulullah (s.a.a) ömrünün son yılında yapmış olduğu veda haccında biz de O’nunla birlikte idik. Resulullah (s.a.a) Ka’be’nin kapısının halkasını tutarak bize dönüp şöyle buyurdular:
“Ey insanlar, ahir zamanın alametlerini size söyleyeyim mi?”
O gün Resulullah’a herkesten yakın olan Selman: “Evet ya Resulellah” diye cevap verdi.
Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:
“Namazı zayi etmek, şehvet peşice gitmek, heva hevese uymak, zenginleri ululamak ve dini dünyaya satmak ahir zamanın alametlerindendir. O zaman müminin kalbi, gördüğü kötülüklerden ve onları önlemeğe gücünün olmadığından dolayı tuzun suda eridiği gibi karnında erir.”
Selman: “Ya Resulullah! Böyle bir şey vaki olacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, canım elinde olan Allah’a and olsun ki, böyle bir durum vaki olacaktır. Ya Selman, o zamanda amirler zalim, vezirler fasık, başkanlar zalim, eminler ise hain olacaklar.”
Selman: “Ya Resulellah, böyle bir şey vuku bulacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Allah’a and olsun ki evet. Ya Selman, o zaman, iyi işler kötü ve kötü işler ise iyi sayılacak; hain emin sayılacak, emin ise hıyanet edecek; yalancı doğrulanacak, doğru konuşan ise yalanlanacaktır!”
Selman: “Ya Resulellah, bunlar gerçekleşecek mi?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki, bunlar gerçekleşecektir. Ya Selman, o zaman kadınlar emirlik (yöneticilik) yapacak, cariyelerle istişare edilecek, çocuklar minbere çıkacak, yalan konuşmak hoş ve güzel sayılacak, zekat vermek zarar, beyt’ul-mala ait mal ise ganimet sayılacak; evlatlar, anne ve babalarına kaba, arkadaşlarına ise iyi davranacaklar; kuyruklu yıldız doğacaktır!”
Selman: “Ya Resulellah! Böyle bir şey vuku bulacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki böyle olacaktır. Ya Selman! O zamanda kadınlar ticarette kocalarıyla ortak olacaklar, yağmur gayet azalacak, cömertler cimri olacak, fakirler küçümsenecek, pazarlar birbirine yakın olacak, biri: “Bir şey satmadım” diyecek, diğeri: “Bir kâr etmedim” diyecek; herkes Allah’tan şikâyet edecek.”
Selman: “Ya Resulellah! Bu gibi şeyler olacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki bunlar gerçekleşecektir. O zaman halka öyle insanlar hükümet edecek ki, itiraz etmek için konuşurlarsa öldürülürler; susarlarsa malları yağma edilir; hakları çiğnenilir, kanları dökülür, kalpleri korkuyla dolur; onları korkuya kapılmış olarak görürsün.”
Selman: “Ya Resulullah! Bunlar olacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, canım elinde olan Allah’a and olsun ki, bunlar vuku bulacaktır. Ya Selman! O zamanda doğu ve batıdan eşyalar (ve kanunlar) getirilecek, ümmetim çeşitli renklere girecek (ahlakları bozulacak), ümmetimden (dini bilgi açısından) zayıf olanların vay haline, Allah'tan taraf onların vay haline! Ne küçüğe acıyacaklar, ne büyüğe saygı gösterecekler ve ne de günahkârın suçundan geçecekler. Sözleri sövüş ve çirkin sözlerdir; cüsseleri insan cüssesi gibidir, oysa kalpleri şeytanların kalpleri gibidir.”
Selman: “Ya Resulullah! Bunlar gerçekleşecek mi?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki bunlar gerçekleşecektir. Ya Selman! O zamanda erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek; evdeki kızlara kıskanıldı gibi erkek çocuklara da kıskanılacaktır; erkekler kendilerini kadınlara benzetecek, kadınlar da kendilerini erkeklere benzetecekler; kadınlar eğeri olan bineklere binecekler, ümmetimden taraf Allah’ın laneti onların üzerine olsun!”
Selman: “Ya Resulullah, bunlar vuku bulacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki bunlar vuku bulacaktır. Kilise ve havraların süslendiği gibi camiler süslenecektir; Kur’ânlar ziynetleşecektir; minareler yükselecektir; namaz kılanların safları, kalplerin birbirlerine karşı kin duymasına ve dillerin farklı olmasıyla birlikte artıp çoğalacaktır.”
Selman: “Ya Resulellah! Bunlar vuku bulacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki böyle olacaktır. (Ya Selman!) O zaman ümmetimin erkekleri altınla süslenecek, ipek elbise ve kaplanın postunu giyecekler.
Selman: “Ya Resulullah! Bunlar vaki olacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a ant olsun ki bunlar vaki olacaktır. Ya Selman! O Zaman halk arasında faiz yaygınlaşacak, gaybet ve rüşvetle muamele yapılacak ve din bırakılıp dünya tutulacaktır.”
Selman : “Ya Resulullah! Bu durum gerçekleşecek mi?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, ruhum elinde olan Allah’a and olsun ki, böyle olacaktır. Ya Selman! O zaman talak artacaktır, Allah için had (şer’i ceza) uygulanmayacak ve (bu işleriyle) Allah’a bir zarar dokunduramayacaklar.”
Selman: “Ya Resulullah! Bunlar vaki olacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki bunlar vaki olacaktır. Ya Selman! O zaman şarkı söyleyen kadınlar ve çalgı aletleri ortaya çıkacak ve ümmetimin kötüleri onların peşice gidecekler.”
Selman: “Ya Resulullah! Bunlar olacak mı?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki bunlar olacaktır. Ya Selman! O zaman ümmetimin zenginleri gezi, orta hallileri ticaret, fakirleri ise gösteriş için hacca gidecekler. İşte o zaman bir grup insan, Kur’an’ı Allah’tan gayrisi için öğrenecekler, onunla şarkı için algılayacaklar, velediz zinalar çoğalacak, Kur’an’la teganni edilecek, dünya için birbirlerine düşman olacaklar.”
Selam: “Ya Resulullah! Bunlar gerçekleşecek mi?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, canım elinde olan Allah’a and olsun ki böyle olacaktır. Ya Selman! O zaman ihtiram kalkacak, günah kazanılacak, kötüler iyilere musallat olacak, yalan yaygınlaşacak, inat aşikar olacak, fakirlik çoğalacak, elbiselerle övünecekler, zamansız yağmurlara uğrayacaklar, tavla, satranç, küçük davul ve çalgı aletlerini benimseyecekler; iyiliğe emretmek ve kötülükten sakındırmayı kötü sayacaklar, gerçek mümin o zamanda cariyeden daha hor ve hakir olacak, Kurân okuyanlar ve ibadet edenler birbirlerini azarlayacaklar; oysa onlar gökler aleminde ercas ve encas (çirkef ve necis) olarak çağrılmaktalar.”
Selman: “Ya Resulullah! Bunlar gerçekleşecek mi?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki bunlar gerçekleşecektir. Ya Selman! O zaman zenginler fakirlikten korkacak; öyle ki fakir bir adam cemaatin arasında dolaştığında eline bir şey bırakan kimse bulunmayacaktır.”
Selman: “Ya Resulullah! Böyle bir zaman gelecek mi?”
Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a and olsun ki böyle bir zaman vuku bulacaktır. Ya Selman! O zaman ruveybize insanlar söz sahibi olacaklar.”
Selman: “Ya Resulullah, anam ve babam sana feda olsun “ruveybize” kimdir?” diye sorduğunda Resulullah buyurdular ki: “Toplumun işleri hakkında konuşmaya liyakati olmayan (hakir ve ahmak) kimsedir. Çok geçmeksizin herkesin duyacağı bir şekilde yerden bir ses kopacak, sonra yer içerisindeki altın ve gümüş hazinelerini dışarı çıkaracak, ama (kıyamet yaklaştığından dolayı) insana bir faydası olmayacaktır...”[45]
39-Yolculukta Yardımlaşmak
Peygamber (s.a.a) bir grup ashabıyla yolculuğa çıkmıştı. Yolun yarısında, bir koyun kesip ondan yemek yapmalarını emretti. Ashaptan biri: “Ben koyun kesme işini üstleniyorum” dedi. Diğer biri ise: “Onun postunu soymayı da ben üstleniyorum” dedi. Üçüncü bir şahıs da: “Onu parçalayıp doğramayı da ben üstleniyorum” dedi. Dördüncü şahıs da: “Onu pişirmeyi de ben üstleniyorum” dedi. Resulullah (s.a.a) de: “Ben de size odun toplayacağım” buyurdular.
Ashap: “Ya Resulellah! Sen zahmet çekme biz bu işi yaparız” dediler. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Sizin bu işi yapacağınızı biliyorum ama Allah Teâla, arkadaşlarıyla yolculuk yapıp da kendisi için bir ayrıcalık tasarlayan kimseyi sevmez.”
Daha sonra kalkıp odun toplamaya başladı.[46] Evet, güzel ahlak işte budur.
40-Büyük İnsan
Resulullah (s.a.a), İslam ordusunu Tebuk savaşına sevk ettiğinde, Beni Selme kavminin büyüklerinden olan Cedd b. Kays, Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek şöyle dedi:
“Müsaade edin bu savaşa katılmayayım! Beni sarışınların (Rumluların) kızlarıyla fitneye sokma! Zira ben onları görmekle günaha düşmekten korkuyorum.”
Resulullah (s.a.a) de ona, savaşa katılmaması için izin verdi. Bu esnada şu ayet nazil oldu:
“Onlardan öylesi de var ki: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme” der. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır.”[47]
Allah-u Teâla bu ayeti nazil ederek o şahsın söz ve amelini mahkum etmiştir.
İbn-i Abbas ve Mücahit de şöyle derler:
Bu ayet nazil olduğunda Peygamber (s.a.a), Beni Selme tâifesine dönerek: “Sizin büyüğünüz kimdir?” diye sordu.
Cevaben: “Cedd b. Kays’tır; fakat o korkak ve cimri birisidir” dediler.
Onların bu sözü üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Cimrilik derdi, en kötü derttir.”
Daha sonra şöyle buyurdu: “Sizin büyüğünüz, ak yüzlü ve cömert bir genç olan Bişr b. Burra’dır.”[48]
41-Vaade Vefa
Peygamber (s.a.a), sabah erken büyük bir kayanın yanında buluşmak için bir adama söz verdi. O adam gitti fakat güneş yükselip hava sıcak oluncaya kadar gelmedi. Ashap, Peygamber (s.a.a)’in güneşin şiddetli sıcağından rahatsız olduğunu görünce: “Ya Resulullah! Ana ve babalarımız sana feda olsun! Eğer yerinizi değişir de gölgeye giderseniz sizin için iyi olur” dediler.
Resulullah (s.a.a) onların cevabında şöyle buyurdular: “Ben burada beklemeye söz vermişim; başka yere gitmem doğru olmaz...”[49]
42-Peygamber (s.a.a)’in Mantıksız İşlere Karşı Çıkması
Peygamber (s.a.a)’in sütannesi olan Halime şöyle diyor:
“Peygamber (s.a.a) üç yaşında iken bir gün bana şöyle dedi: “Anne! Neden iki kardeşimi (maksat Halime’nin kendi çocuklarıdır) gündüzleri görmüyorum?”
Arz ettim ki: “Evladım! Onlar gündüzleri koyunları otlatmak için çöle götürüyorlar.”
Peygamber (s.a.a): “Ben neden onlarla birlikte gitmiyorum” dedi.
Arz ettim ki: “Onlarla birlikte çöle gitmeyi istiyor musun?”
Peygamber (s.a.a): “Evet” buyurdu.
Ben ertesi gün Peygamber (s.a.a)’in saçına yağ sürdüm, gözlerine sürme çektim ve onun korunması için bir muska da boynuna astım. Ama çocukluktan saçma sapan ve mantıksız işlere karşı çıkan Peygamber (s.a.a), onu hemen boynundan çıkarıp attı. Sonra bana dönerek şöyle buyurdu:
“Anneciğim! Bu nedir?! Benimle, beni koruyacak birisi vardır!”[50]
43-Hz. Peygamber’in Süt Annesine Şefkati
Peygamber (s.a.a)’in sütannesi olan Halime, yılların birinde ihtiyacını karşılamak için Mekke’de Resulullah (s.a.a)’in yanına uğradı. O zaman Peygamber (s.a.a) Hatice’yle evlenmişti. Halime, kıtlık ve kuraklıktan dolayı hayvanlarının öldüğünü söyledi.
Peygamber (s.a.a) bu hususta Hatice’yle konuştu. Hatice de, Peygamber (s.a.a)’in sözü üzerine Halime’ye kırk koyun ve deve bağışladı. Halime de o malları alarak ailesine geri döndü.
Halk İslam dinine davet edilince, Halime ve kocası Peygamber (s.a.a)’in yanına gelerek İslam dinini kabul ettiler.[51]
44-İslam’da Kolaylık
Bir adam İslam kanunlarından birini çiğneyerek günah işlemişti. Bu günahkâr adam Peygamber (s.a.a)’in huzuruna gelerek şöyle dedi: Helâk oldum! Helâk oldum!
Peygamber (s.a.a): “Ne yapmışsın?!”
Günahkâr: “Ramazan ayında eşimle cinsel ilişkide bulundum. Şimdi çare nedir?”
Peygamber (s.a.a): “Bir köle al ve serbest bırak.”
Günahkâr: “Bunu yapamam.”
Peygamber (s.a.a): “İki ay oruç tut.”
Günahkâr: “İki ay oruç tutmaya gücüm yoktur.”
Peygamber (s.a.a): “Git atmış fakiri doyur.”
Günahkâr: “Atmış fakiri doyuracak bir malım yoktur.”
Peygamber (s.a.a) biraz sustu. Bu sırada bir adam gelerek Peygamber (s.a.a)’e bir sepet hurma verdi.
Peygamber (s.a.a) günahkâr adama: “Bu sepet hurmayı al, onu fakir halka dağıt” diye buyurdu.
Günahkâr adam: “Ey Allah’ın elçisi! Bu şehirde benden daha fakiri yoktur” dedi.
Peygamber (s.a.a) gülerek şöyle buyurdular: “O halde bu hurmaları kendi ailen ve çocuklarının arasında taksim et.”[52]
45-En Kötü İnsan
Peygamber (s.a.a), Aişe’nin evinde bulunduğu bir sırada bir adam Hazretin yanına gelmek için izin istedi. Peygamber (s.a.a) Aişe’ye: “Bu adam kavminin en kötü insanıdır” diye buyurdu. Bu esnada Aişe kalkıp başka bir odaya geçti.
Sonra Peygamber (s.a.a) o adama içeri girmesi için izin verdi. Söz konusu şahıs içeri girdiğinde Peygamber (s.a.a) onu güler yüzle karşıladı ve onunla konuşmakla meşgul oldu. Adam, konuşmaları sona erdikten sonra kalkıp Peygamber (s.a.a)’in huzurundan ayrıldı.
Aişe gelerek şöyle dedi: “Ya Resulullah! Sen o adam hakkında az önce öyle dedin ama o içeri girince onu güler yüzle ve hoş bir şekilde karşıladın.”
Resulullah (s.a.a) Aişe’nin bu sözüne karşılık şöyle buyurdu: “Allah’ın en kötü kulu, çirkin sözlü olduğundan dolayı kendisiyle oturulması istenmeyen kimsedir. (Ben, çirkin sözlü olduğundan dolayı, saygısızlık yapmaması için onu güler yüzle karşıladım.)”[53]
46-Cennetin Sekiz Kapısının Açılmasına Sebep Olan Zikir
Şeybet’ul-Huzulî isminde mümin bir adam Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak şöyle dedi: “Ya Resulellah! Ben yaşlanmışım; namaz, oruç, hac ve cihat gibi yaptığım bir takım amelleri artık yapmaya kadir değilim. O halde bana yararlı olacak bir söz öğret ve vazifemi hafiflet.”
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Çevrende bulunan tüm taş ve kesekler senin bu haline ağladılar. O halde sabah namazını kılıp bitirdiğinde (bu güçsüzlüğü telafi etmek için) on defa şöyle de: “Subhanellah’il-azim ve bihamdihi vela hâvle velâ kuvvete illa billah’il-aliyy’ il-azim.”[54]
Allah-u Teâla bu vesileyle seni körlükten, cinnetten, cüzamdan (abraş hastalığından), fakirlikten ve yaşlılıktan kaynaklanan güçsüzlüklerden kurtarır.”
Yaşlı adam: “Ya Resulellah! Bu, dünya içindir; ahiret için ne vardır?” dedi.
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Her namazın ardından şöyle de: “Allahummehdini min indike ve efiz aleyye min fazlike venşur aleyye min rahmetike ve enzil aleyye min berekatike.”[55]
Yaşlı adam bu sözleri aldıktan sonra gitti. Sonra Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer bu yaşlı adam bu zikri sürekli söyler ve kasıtlı olarak onu terk etmezse, cennetin sekiz kapısı onun yüzüne açılır ve istediği kapıdan cennete girer.”[56]
47-Ümmetinden On Grup Mahşerde
Peygamber (s.a.a)’in ashabından bir grup kimse Ebu Eyyub-i Ensarî’nin evinde oturmuşlardı. Resulullah (s.a.a)’in kenarında oturan Muaz b. Cebel, Hazretten şu ayetin manasını sordu: “Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz.”[57]
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ey Muaz! Büyük bir şeyden soru sordun.”
Sonra gözlerini aşağı dikti ve şöyle buyurdu: “Ümmetimden on grup simaları değişmiş bir şekilde ve Müslümanlardan ayrı olarak haşrolurlar. Bazıları maymun, bazıları domuz, bazılarının ayakları havada, başları ise aşağıya doğru olduğu halde yüz üstü mahşere taraf sürüklenirler. Yine bazıları kör, bazıları sağır ve lal (dilsiz), bazıları ise ağızlarından cerahat salyaları sarktığı ve mahşer ehlinin bundan rahatsız oldukları bir halde dillerini çiğneyerek haşrolurlar. Yine bazıları eli-kolu kesik, bazıları ateş dallarına asılmış, bazıları kokmuş ve bozulmuş ölünün kokusundan daha kötü bir kokuyla, bazıları da katrandan daha yapışkan olan bir cübbe giymiş oldukları halde haşrolurlar. Maymun şeklinde olan kimseler, koğuculuk yapanlardır; domuz şeklinde olan kimseler, haram yiyenlerdir; ayakları havada ve başları aşağıda olarak yüz üstü mahşere sürüklenen kimseler, faiz yiyenlerdir; kör olarak haşr olanlar, zalimlerdir; sağır ve lal (dilsiz) olanlar, bencil kimselerdir; ağızlarından cerahat salyaları sarkan ve dillerini çiğneyen kimseler, sözleri amelleriyle çelişen âlim ve kadılardır; el ve ayakları kesik olanlar, komşuya eziyet edenlerdir; ateş dallarına asılanlar, zalim sultana söz taşıyanlardır; kokmuş ölüden daha kötü kokulu olanlar, Allah’ın hakkını ödemeyen ve şehvet peşinde olan kimselerdir; katrandan daha yapışkan olan bir cübbe giymiş olanlar, kibirli ve gururlu kimselerdir.”[58]
48-Hz. Peygamber’in Ölülerle Konuşması
Bedir savaşı sona erdi, İslam düşmanları firar ettiler ve Kureyş’in büyüklerinden bazıları helak oldular. Peygamber (s.a.a), kâfir ve müşrik ölülerin bir kuyuya atılmalarını emretti. Ümeyye b. Halef’in cenazesi dışında bütün cenazeler kuyuya atıldı. Onun cenazesinin yerde kalmasının sebebi ise, onun çok şişman olup cenazesinin kokuşup dağılmış olmasından dolayı idi.
Peygamber (s.a.a) onun bu halini görünce şöyle buyurdu: “Onu kendi haline bırakın, üstü kapanana dek üzerine taş toprak dökün.”
Daha sonra Peygamber (s.a.a) onların bulunduğu kuyunun başına gelip onları isimleriyle çağırarak şöyle buyurdu: “Allah’ın bize vermiş olduğu vaadi, bizim hak bulduğumuz gibi siz de doğru buldunuz mu? Sizler Peygamberinize çok kötü akrabalardınız, siz beni tekzip ettiniz, ama diğer kimseler beni tasdik ettiler; siz beni vatanımdan çıkardınız, ama başkaları bana sığınak verdiler; siz benimle savaştınız, ama yabancılar bana yardımda bulundu.”
Bu sırada ashaptan birisi (Ömer b. Hattap) şöyle dedi: “Ya Resulullah! Bunlar ölmüş cenazelerdir, onlarla nasıl konuşuyorsun ve bu konuşmanın ne faydası vardır?!”
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sus ey Hattab’ın oğlu! Şüphesiz onlar, Allah’ın onlara vermiş olduğu vaadin hak olduğunu anladılar; onlar sizlerden daha iyi duymaktadırlar ama onların konuşmaya güçleri yoktur.”[59]
49-Bir Salavata Karşılık Yedi Yüz Salavat
Bir gün Peygamber (s.a.a), Emir’ul-Müminin Ali (a.s)’a şöyle buyurdu: “Ya Ali! Seni müjdelememi istiyor musun?”
Hz. Ali (a.s): “Evet, anam ve babam sana feda olsun! Sen her zaman, her şeyin müjde vericisi idin.”
Hz. Peygamber (s.a.a): “Cebrail yanıma geldi ve ilginç bir şeyi bana bildirdi.”
Hz. Ali (a.s): “İlginç şey ne idi?”
Hz. Peygamber (s.a.a): “Cebrail haber verdi ki, dostlarımızdan her kim ailemle birlikte bana salavat gönderirse, göklerin kapıları onun yüzüne açılır ve melekler ona yetmiş salavat gönderirler; günahkar olursa, ağacın yaprakları döküldüğü gibi günahları dökülür ve Allah-u Teâla ona şöyle buyurur: “Lebbeyke ya abdî ve sa’deyke” (Ey kulum! Sözünü dinlemeye hazırım ve ne mutlu sana!)
Daha sonra meleklere şöyle buyurur: “Ey meleklerim! Siz ona yetmiş salâvat gönderdiniz ama ben ona yedi yüz salâvat gönderiyorum.”[60]
50-   Hz. Peygamber (s.a.a) Açısından Kadının Görevleri
Bir kadın Peygamber (s.a.a)’in huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ya Resulullah! Erkeğin kadın üzerinde olan hakları nelerdir?”
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Kadın kocasına itaat etmeli ve onun emrinden çıkmamalıdır; kadın kocasının izni olmadan onun malından sadaka vermemelidir; kadın kocasının izni olmadan müstehap oruç tutmamalıdır; kadın her halde (yasak günler hariç) kendisini kocasına sunmalı ve onun yetkisinde olmalıdır; kadın, kocasının izni olmadan evden dışarı çıkmamalıdır; izinsiz kocasının evinden çıkarsa, evine dönene dek gökle yer ve gazapla rahmet meleklerinin lanetine maruz kalır.”[61]
51-Peygamber (s.a.a)’in Süt Kız kardeşine İhtiramının Sırrı
Resulullah (s.a.a)’in bir sütkız kardeşi vardı. Bu kız kardeşi bir gün Resulullah (s.a.a)’ın yanına geldi. Resulullah (s.a.a) onu görünce sevindi ve cübbesini onun için yere serdi ve onu o cübbenin üzerinde oturttu. Daha sonra ona dönüp tebessüm ederek onunla konuşmaya başladı. Nihayet sütkız kardeşi kalkıp gitti.
Tesadüfen aynı gün Resulullah (s.a.a)’in sütkardeşi de O Hazretin yanına geldi. Ama Peygamber (s.a.a), süt kız kardeşine davrandığı gibi ona davranmadı.
Bu durumu gören birisi şöyle dedi: “Ya Resulullah! Neden kız kardeşe, erkek kardeşten daha çok ihtiram ettin; hâlbuki erkek kardeş, ihtirama daha layıktı?”
Peygamber (s.a.a) onun cevabında şöyle buyurdular:
“Bunun sebebi, sütkız kardeşimin, anne ve babasına erkek kardeşten daha çok ve daha iyi hizmet etmesi içindir. Bundan dolayı kız kardeşe, erkek kardeşten daha çok ihtiram ettim.”[62]
52-Çocuğa Saygı Ve Sevgi
Bir gün Peygamber-i Ekrem (s.a.a) cemaatle namaz kılıyordu ve İmam Hüseyin (a.s) da O Hazretin yakınında idi. Peygamber (s.a.a) secdeye kapandığında, Hüseyin (a.s) O Hazretin sırtına biniyordu. Peygamber (s.a.a) başını secdeden kaldırdığında, onu tutup kendi yanına bırakıyordu. Bu durum birkaç defa tekrarlandı ve Peygamber (s.a.a) namazını böylece tamamlamış oldu.
Bu olaya şahit olan Yahudi birisi şöyle dedi: “Siz çocuklara karşı öyle davranıyorsunuz ki, bizler kesinlikle böyle davranmıyoruz.”
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Siz de Allah’a ve O’nun Peygamberine imam etmiş olsaydınız, çocuklara karşı (böyle) şefkatli ve merhametli olurdunuz.”[63]
53-Yetimlere Şefkat
Cafer-i Tayyar savaşta şehit düştüğünde, haberi Medine’ye ulaştı. Peygamber (s.a.a) Cafer’in evine giderek onun eşine (Umeys kızı Esma’ya) şöyle buyurdu: “Cafer’in çocuklarını yanıma getir.”
Çocuklar gelince Resulullah (s.a.a) çocukları bağrına basarak ağladı.
Cafer’in oğlu Abdullah şöyle diyor: “Çok iyi hatırlıyorum ki, o gün Peygamber (s.a.a) annemin yanına geldi. Annem şöyle dedi: “Ya Resulullah! Cafer şahadete mi erişti?”
Peygamber (s.a.a) cevabında: “Evet!” diye buyurdu ve babamın şehit olduğunu anneme bildirdi. O anda merhamet ve şefkat eliyle benim ve kardeşimin başını okşayarak ağlıyor ve babam hakkında dua ediyordu. Daha sonra anneme: “Ey Esma! Sana müjde vereyim mi?” diye buyurdu.
Annem: “Evet, annem ve babam sana feda olsun” dedi.
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: “Yüce Allah, Cafer’in kesilmiş kollarına karşılık ona, cennette uçması için iki kanat verdi.”[64]
54-Halktan Bir Şey İstememek Şartıyla Peygamber (s.a.a)’le Biat Etmek
Bir gün Peygamber (s.a.a) ashabına: “Benimle biat etmek istemiyor musunuz?” diye sordular.
Ashap: “Ya Resulullah! Seninle biat etmeye hazırız.”
Peygamber (s.a.a): “Benimle halktan bir şey istemeyeceğinize dair biat ediniz.”
Bu olaydan sonra Peygamber (s.a.a)’in ashabı o kadar dikkatli davranıyorlardı ki, eğer onlardan biri bir binek üzerinde olup da elinden kırbaç yere düşmüş olsaydı, kendisi bineğinden aşağı inip onu götürür ve kimseye onu bana ver demezdi.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Bizim Şialarımız kimseden bir şey istemezler. Kim ihtiyacı olmadan dilenirse, adeta şarap içmektedir.”[65]
55-Ölüm Anında Vasiyet
Uhud savaşında, Peygamber (s.a.a)’in fedakar ashabından olan Sa’d b. Rabiy’ ağır yaralar alarak yere düştü. Savaş ateşi sona erdikten sonra Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: “Sizden hanginiz beni Sa’d’ın durumundan haberdar edebilir?”
Ashaptan birisi: “Ben onu aramaya gidiyorum” dedi.
Peygamber (s.a.a), bir yeri işaret ederek: “Orayı ara” diye buyurdu.
Sa’d’ı aramakla görevli olan şahıs diyor ki: “Ben Peygamber (s.a.a)’in işaret ettiği yere gittim ve Sa’d’ın ölülerin arasına düşmüş olduğunu gördüm. “Ey Sa’d!” diye sesledim. Sa’d cevap vermedi. Tekrar yüksek sesle şöyle dedim: “Ey Sa’d! Resulullah senin halinden haberdar olmak istiyor.”
Sa’d, Peygamber (s.a.a)’in ismini duyunca, yarı canı olan civcivler gibi başını yerden kaldırarak: “Doğru mu söylüyorsun, Peygamber yaşıyor mu?”[66] diye sordu.
Ben de cevabında: “Evet, Allah’a yemin olsun ki Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sa’d, on iki yara alarak yere düşmüştür” dedim.
Sa’d şöyle dedi: “Allah’a şükürler olsun ki durumum Peygamber (s.a.a)’in buyurduğu gibidir. Peygamber (s.a.a) doğru buyurmuştur, bedenimde on iki ok yarası vardır. Peygamber (s.a.a)’in yanına döndüğünde selamımı O’na söyle ve O Hazretin yarenlerine de de ki: Sa’d dedi ki: “Allah’a and olsun ki (kıyamet günü), eğer siz sağ olduğunuz halde Peygamber (s.a.a)’in bedenine bir diken batarsa, Allah katında hiçbir mazeretiniz olmayacaktır.”
Daha sonra Sa’d derin bir nefes çekti, öldürülen bir deve gibi kan boğazından dışarı döküldü ve gözlerini dünyaya yumdu.
Ben Peygamber (s.a.a)’in yanına dönüp Sa’d’ın sözlerini O’na ilettim. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Allah Sa’d’a rahmet etsin, hayata iken bana yardımda bulunda ve ölüm anında da beni ashaba tavsiye etmektedir.”[67]
 


[1] - Muhammed / 33 Bihar, c. 8, s. 186; c. 93, s. 168
[2] - Bihar, c. 69, s. 407
[3] - Bihar, c. 16, s. 295. Adresi sorulacak!!!
[4] - Bihar, c. 68, s. 155
[5] - Bihar, c. 74, s. 168
[6] - Bihar, c. 1, s. 206
[7] - Bihar, c. 22, s. 272. Hz. Ali’nin kardeşi Cafer Mevte savaşında kolları kesilerek şahadete erişti. Allah Teala, iki eli karşılığında cennette uçması için ona iki kanat verdi.
[8] - Tevbe / 75 -77
[9] - Bihar, c. 22, s. 40
[10] - Bihar, c. 22, s. 145
[11] - Bihar, c. 94, s. 70
[12] - Bihar, c. 22, s. 135
[13] - “Allah’ım, sana karşı yaptığım birçok günahlarımı bağışla ve sana yaptığım az itaatimi kabul buyur.”
[14] - Bihar, c. 6, s. 197
[15] - Bihar, c. 22, s. 155
[16] - Bihar, c. 22, s. 157
[17] - Bihar, c. 94, s. 21
[18] - Bihar, c. 74, s. 152
[19] - Bihar, c. 73, s. 277
[20] - Nisa / 69
[21] - Bihar, c. 17, s. 14
[22] - Bihar’ul-Envar, c. 22; s. 83
[23] - Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 283
[24] - Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 374
[25] - Bihar’ul Envar,c.104,s. 37
[26] - Bihar’ul-Envar,c.6,s.220
[27] - Bihar’ul Envar, c.16, s. 214
[28] - Bihar’ul-Envar,c. 77,s. 136
[29] - Bihar’ul - Envar,c. 20,s. 63
[30] - Bihar’ul - Envar,c. 77,s. 182
[31] - Bihar’ul - Envar,c. 78,s. 108
[32] - Bihar, c. 82, s. 319
[33] - Tâha / 1-2
[34] - Bihar, c. 17, s. 257 ve 287
[35] - İran Padişahı.
[36] - Rum kıralı.
[37] - Bihar, c. 16, s. 282; c. 73, s. 123 ve 126; c. 79, s. 322
[38] - Bihar, c. 22, s. 60 ve 100; c. 96, s. 117; c. 103, s. 127. Bu öykü, üç rivayetten istifade edilerek nakledilmiştir.
[39] - Bihar, c. 18, s. 108; c. 69, s. 383; c. 71, s. 384
[40] - Bihar, c. 72, s. 258
[41] - Bihar, c. 71, s. 296
[42] - “Tanıklık ediyorum ki, Allah’dan başka ilah yoktur ve Muhammed de O’nun elçisidir.”
[43] - Bihar, c. 22, s. 75; c. 68, s. 282
[44] - Yâsin / 78 Bihar, c. 18, s. 202
[45] - Bihar, c. 6, s. 306
[46] - Bihar, c. 76, s. 273
[47] - Tevbe / 49
[48] - Bihar, c. 21, s. 193
[49] - Bihar, c. 75, s. 95
[50] - Bihar, c. 15, s. 392
[51] - Bihar, c. 15, s. 401
[52] - Bihar, c. 96, s. 279
[53] - Bihar, c. 22, s. 131; c. 75, s. 281
[54] - “Azim olan Allah (bütün noksan sıfatlardan münezzehtir), O’na hamd ediyorum, yüce ve azim olan Allah’ın gücü ve kudreti dışında bir güç ve kudret yoktur.”
[55] - Allah’ım! Beni kendi tarafından hidayet et, fazl ve ihsanından bana akıt, rahmetinden bana yay ve bereketinden bana indir.”
[56] - Bihar, c. 86, s. 19
[57] - Nebe / 18
[58] - Bihar, c. 7, s. 89
[59] - Bihar, c. 6, s. 254
[60] - Bihar, c. 94, s. 56
[61] - Bihar, c.103, s. 248
[62] - Bihar, c. 74, s. 56
[63] - Bihar, c. 43, s. 296
[64] - Bihar, c. 82, s. 92
[65] - Bihar, c. 96, s. 158. Uddet’ud-Dai kitabında ise şöyle nakledilmiştir: “… adeta ateş yemektedir.”
[66] - Çünkü düşman savaş meydanında Peygamber (s.a.a)’in öldüğünü ilan etmişti.
[67] - Bihar, c. 22, s. 62

Google+ WhatsApp