İnsanlık Alemi ve Mead

İnsanlık Alemi ve Mead

Meada inanmak, bütün ilahi dinlerin temelini oluşturmaktadır. Öyle ki, mead inancını dinden alması, o dinin temelden çöküp yok olması demektir.

İNSANLIK ÂLEMİ VE MEAD
Meada inanmak, bütün ilahi dinlerin temelini oluşturmaktadır. Öyle ki, mead inancını dinden alması, o dinin temelden çöküp yok olması demektir. Aslında bütün ilahi dinler mebde (yaratıcı) ve mead (öldükten sonra tekrar dirilip kıyamet gününde yaptığının karşılığını bulmak) inancı üzerine kurulmuştur.
 Peygamber ve imamet inancı, aslında bu iki ilkeyi tebliğ edip gereğinin uygulanmasını sağlamak içindir. Bütün ilahi peygamberler, beşere onun ve varlık aleminin sonsuz ilim ve kudret sahibi olan bir yaratıcısı olduğu, insanın yalnızca bu birkaç günlük dünya hayatı için değil, ebedi bir yaşam olan ahiret hayatı için yaratıldığı, dünyanın ise sadece bu ebedi yaşam için azık toplama yeri olduğu ve kendilerinin ise, insana bu doğrultuda yardımcı olmak için gönderildikleri mesajını vermişlerdir.
Sonra; ilahi dinlerin içeriği, mead inancının dinin temel ilkelerinden biri olmasını gerektirir. Çünkü bütün ilahi dinler beşeri kemale ulaştırmak gayesiyle gönderilmiş ve bu doğrultuda bir takım kanunlar getirmiş, birtakım ilkeleri uygulamayı şart koşmuşturlar.
Açıktır ki, hiçbir kanun sisteminin ve uygulanması gereken ilkelerin icra garantisi olmaksızın başarıya ulaşması mümkün değildir. İnsanın zahiri yaşantısını kontrol etmeyi amaçlayan beşeri kanun sistemlerinde de bu gerçek göz ardı edilmemiş ve icra garantisi olarak polis ve yargı sistemini kurmuştur.
Ancak din, insanın hem zahir, hem de batınını kontrol etmek ve belli bir düzene sokmak peşindedir. Dolayısıyla onun kontrol sistemi insanın her iki boyutuna yönelik olmalıdır. İşte mead inancı, başlı başına varlık aleminin gerçek olan bir boyutunu ifade etmekle birlikte, dinin kontrol mekanizmasıdır. Bu inanca sahip olan insan, ne açık, ne gizli hiçbir şekilde dinin ortaya koyduğu kanun ve ilkeleri çiğnemeye kalkmaz, hatta böyle bir şeyi fikrinden bile geçirmez. Çünkü o, iç ve dışının her halükarda hatası olmayan, güçlü bir makam tarafından kontrol altında olduğunu ve bir gün açık ve gizli bütün yaptıklarından dolayı hesaba çekilip, hak ettiği karşılığı alacağını çok iyi bilmektedir.
İşte bu nedenledir ki, bütün semavi dinlerin temeli, mebde ve meada inanmaya davet etmek olagelmiştir. Her ne kadar İslam dini dışındaki ilahi dinler, zaman süreci içerisinde tahrife uğramışlarsa da, onların bu tahrif edilmiş halinde bile, mead inancının, o dinlerin temel inançlarının başında geldiğini görmekteyiz. Dolayısıyla biz, her şeyden önce semavi dinlerin en önemlilerinden olan Mecusilik, Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerindeki mead inancına kısaca bir göz attıktan sonra, Kur'an-ı Kerim'in mead hususundaki öğretilerine de kısaca değinmenin uygun olacağı kanısındayız.
Mecusilik Dininde Mead İnancı
Semavi dinlerin en eskilerinden olan Mecusilik dininde mead inancı en temel inanç ilkelerinden biridir.
Mecusilik dininin peygamberi olan Zerdüşt, kendine tabi olanlara şöyle talim ederdi: "Bu cihanın ömrü sona erdiğinde genel kıyamet günü olacak. O günde iyileri ve kötüleri sayacaklar. İyileri ve kötüleri imtihan etmek için ateş ve kızgın demirlerle dolu bir dere icat olacak, kötüler ateş ve kızgın demirlerle dolu olan o dereye atılacak, onlar ebedi olarak orada azap göreceklerdir." [1]
 
Zerdüşt Peygamber şöyle derdi: "Ölümden az sonra her ruhun muhakemesi başlar ve akıbeti belirlenir. Ancak kıyamet günü olduğunda; ister iyi, ister kötü bütün insanlar, iyileri kötülerden ayıran köprünün üzerinden geçeceklerdir. Bu köprü cehennemin üzerinde kurulmuş ve cennetin kapısına varmaktadır. Bu köprü üzerinde her ruhun yaptıkları ameller okunacak ve bütün amelleri tartılacaktır. Eğer kulun iyilikleri kötülüklerinden fazla olursa, o köprü üzerinden kolaylıkla geçip cennete varacaktır. Ama eğer, kötülükleri ağır gelirse, onu cehennemin derin kuyusuna atacaklardır.
İyiler o köprü üzerinden salim olarak geçecekler, kötüler için ise, cehennem kuyusuna düşmekten başka bir çare yoktur."[2]
Görüldüğü üzere, mead inancı Mecusilik dininin temel inançlarından biridir. Mecusilik dini hakkında inceleme yapan bütün bilginler, mead inancının Mecusilik dininin temel inançlarından olduğundan şüphe etmemekteler.
Hatta dinler üzerinde araştırma yapan bazı materyalist düşünceli bilginler, Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinin mead inancını Mecusilik dininden aldığını ileri sürmüşlerdir.
Ancak bu, çok yanlış bir düşünce tarzıdır. Zira semavi dinlerin temelde birbirleriyle ortak yönlerinin bulunması, onlardan sonra geleninin, o ilkeyi öncekinden aldığını ispatlamaz. Çünkü bütün ilahi dinlerinin temel konularda ortak olmaları semavi din olmalarının gerektirdiği bir zorunluluktur.
Gerçekte onlar, ilahi dinlerin de, herhangi bir felsefi düşünce gibi, beşerin kendi ürettiği bir düşünce olduğu önyargısına sahip olduklarından böyle varsayımları öne sürmekteler. Oysa; ilahi dinler, beşeri düşüncenin mahsulü olmayıp, ilahi vahye dayalıdır, ilahi vahiyden kaynaklanmaktadır. Bütün ilahi dinler, öğretilerini Cenab-ı Hak'tan alırlar. Varlık aleminin gerçeklerini ifade eden temel öğretiler değişmeyeceğine göre, elbette ki, onlar temel öğretilerinde ortak olacaklardır. Onları birbirlerinden ayıran, temel ilkeler dışında kalan şeriat farklılıklarıdır.
Yahudilik Dininde Mead İnancı
Her ne kadar Yahudilik dininin temelini oluşturan Eski Ahitler diye adlandırılan Tevrat kitabında açıkça kıyamet gününden bahsedilmemişse de, onda da mead ve kıyamet günü inancına işaret eden cümleler mevcuttur. Biz örnek olarak onlardan birkaçına işaret ediyoruz:
"Allah'ın gazap edeceği günde ne gümüş, ne de altın onları (insanları) kurtaramayacaktır. Çünkü o gün yeryüzünün tamamı Allah'ın gayret ateşiyle yanacaktır ve O, pek yakında bütün yeryüzü sakinlerini sona erdirecektir." [3]
"Senin ölülerin diriltilecektir, bizim ölülerimiz de kalkacaklardır. Ey toprakta sükunet eden kimseler! Uyanın ve hareket edin. Zira ki, senin de şebnemin, bitkilerin şebnemi gibidir ve yakında yerküre ölüleri dışarı atacaktır."[4]
"Senin ölülerin bedenlerin kalkacağı günde diriltilecektir. Öyleyse, ey Toprak sakinleri! Uyanın ve hareket edin."[5]
İşte bu cümleler, kıyamet gününün olacağına ve o günde ölülerin tekrar diriltileceğine işaret etmekteler. Elbette Yahudilik dininin zaman süreci içerisinde pek çok tahriflere maruz kaldığına göre, onun temel inanç esaslarının da bu tahriflerden uzak kalamayacağı kesindir. Dolayısıyla Yahudilik dininde bu konuda az açıklama bulunmasını doğal karşılamak gerekir.
Hıristiyanlık Dininde Mead İnancı
 Her ne kadar Hıristiyanlık dini de, kendinden önceki ilahi dinler gibi, tahriflerden kurtulamayarak asaletini kaybetmiş, hatta ilahi vahyi içeren İncil'in aslı kaybolmuş ve sonradan Hz. İsa'ya talebelik yapan, yahut Hz. İsa'nın talebelerinin talebeleri olan kişiler tarafından İncil ismini verdikleri bir çok kitaplar yazılmış ve nihayet Hıristiyan alemi dört İncil üzerinde ittifak etmişse de, Mead inancının tahrife uğramış bu dinde bile, belirgin bir şekilde işlenmiş olduğunu görmekteyiz. Şimdi bu İncil'lerin meadla ilgili bazı açıklamalarını görelim:
"Yakında İnsanoğlu, (Hz. İsa) babasının (Allah'ın)[6] azametinde melekleriyle gelecek, işte o gün herkes ameline göre cezalandırılacaktır."[7]
"İşte alem sona erdiğinde böyle olacaktır. Melekler çıkıp, kötüleri iyilerin arasından seçerek ateş fırınlarına atacaklardır. İşte orada ağlamaktan ve korkudan dişlerin birbirine değmesinden başka bir şey olmayacaktır."[8]
"Eğer ayağın seni saptırırsa, onu kes. Zira sakat olarak hayata girmen, iki ayağın olup da, sönmeyen ateşe atılmandan senin için daha hayırlıdır. Çünkü onların (cehennemlerin) böcekleri ölmez ve ateşi de sönmez. Eğer gözün seni saptırırsa, onu çıkar. Zira tek gözlü olarak Allah'ın melekutuna girmen, iki gözün olup da, cehennem ateşine atılmandan senin için daha hayırlıdır. Çünkü onların böcekleri ölmez ve ateşi de sönmez."[9]
"İşte bu, beni gönderen Pederin iradesidir. Kim, bana bir şey verirse, ben onun hiçbir şeyini zayi etmeyeceğim ve onu kıyamet günü ortaya çıkaracağım. Çünkü bu, beni gönderenin iradesidir ki, kim oğlu görür ve ona iman getirirse, ebedi hayat onun olacaktır ve ben onu kıyamet günü ortaya koyacağım." [10]
Görüldüğü üzere, tahrif edilmiş şekliyle de olsa, kıyamet günü inancı, Hıristiyanlıkta daha açık bir şekilde ortaya konmuştur. Bizim bu örnekleri zikretmekten maksadımız, bütün ilahi dinlerde mead inancının temel ilke olduğunu göstermektir. Yoksa bu dinlerdeki mead inancını ele alıp derinlemesine incelemek istemiyoruz.
İslam Dininde Mead İnancı
İlahi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli olan İslam dininde hiçbir şeye mead ve kıyamete inanmak meselesi kadar önem verilmemiştir. Hemen hemen Kur'an-ı Kerim'in her sayfasında bir veya birkaç ayet doğrudan veya dolaylı olarak kıyamet gününe değinmiştir. Kur'an-ı Kerim'in iki bine yakın ayeti doğrudan veya dolaylı olarak mead konusu ile ilgilidir.
Kur'an-ı Kerim çeşitli açılardan mead meselesini ele alıyor. Bazı ayetlerinde mead konusunun akıl açısından mümkün olduğunu vurguluyor, bazı ayetlerinde onu zorunlu kılan delilleri zikrediyor, bazı ayetlerinde meadı inkar edenlerin herhangi bir burhan ve delile dayanmaksızın sırf kendi heva ve heveslerine meydan bulmak gayesiyle onu inkar ettiklerinden söz ediyor, bazı ayetlerinde de mead inancının bütün ilahi dinlerin temel inanç esası olduğunu ortaya koyuyor.
Bilahare Kur'an-ı Kerim, bir çok ayetinde kıyamet gününün vuku bulacağından şüphe etmenin imkansız olduğunu bildiriyor. "Şüphesiz kıyamet gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur. Ve muhakkak Allah, kabirdekileri diriltecektir." [11]
Kur'an-ı Kerim, yeryüzünün ilk insanı ve aynı zamanda Allah Teala'nın ilk peygamberi olan Hz. Adem'i, yasaklanan ağaçtan yemesi sonucu dünya hayatına gönderirken, Adem'e olan ilk hitabında, ona insanların dünya sürecinde yaptıklarından dolayı ahirette hesaba çekileceğini bildirdiğini buyuruyor.
Allah Teala şöyle buyuruyor: "Hepiniz oradan inin!" dedik. Tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir. Kim, benim yo­luma uyarsa, ona ne korku vardır, ne de üzülecektir. İnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır."[12]
Yine Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de bütün Ademoğullarına şöyle hitap ediyor: "Ey İnsanoğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldi­ğinde, kim, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınır ve gidişini düzeltirse, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlar ise, işte onlar cehen­nemliklerdir, orada temelli kalacaklardır."[13]
Yine Kur'an-ı Kerim, ilahi elçilerin şeyhi unvanını alan Hz. Nuh (a.s)'ın ümmetine olan en önemli mesajının Allah Teala'nın onları bitki gibi topraktan yeşerttiği, sonra tekrar ona döndüreceği, sonra da ondan çıkararak hesaba çekeceği olduğunu bildirir.
Kur'an-ı Kerim Hz. Nuh'un kavmine şöyle seslendiğini haber veriyor: "Ve Allah sizi topraktan bitirdi. Sonra sizi ona iade edecek ve bir daha oradan çıkaracaktır."[14]
Kur'an-ı Kerim, tevhid kahramanı Hz. İbrahim (a.s)'ın kavmine hitaben: "Siz Allah'ı bırakıp sâdece bir takım putlara tapıyor, aslı ol­mayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızk vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. En sonunda siz O'na döneceksiniz" buyurduğunu bildiriyor.
Yine Kur'an-ı Kerim, Hz. İbrahim'in Kabe'yi inşa ettiği sırada Mekke şehri sakinleri için: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızklandır" şeklinde dua ettiğini, Allah Teala'nın da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç"[15] cevabını verdiğini bildirir.
Yine Kur'an-ı Kerim, Hak Teala'nın Hz. Musa'yı peygamberlikle görevlendirirken ona: "Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadığa açıkla­dık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirtece­ğim. Onlar bütün ayetleri görseler, yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol ola­rak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir. Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiş­tir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?"[16] buyurduğunu ve Hz. Musa'nın hakka davet etmesine karşılık Firavun'un: "Beni bırakın da Musa'yı öldüreyim, o, Rabbine yalvara dursun. Onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgunluk çıkaracağından korkuyo­rum" demesine karşılık Hz. Musa'nın: "Doğrusu ben, hesap görülecek güne inanmayan böbürlenenlerin hepsinden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" [17]buyurduğunu haber verir.
Bu arada Kur'an-ı Kerim, Hz. Musa ile Firavun arasında geçen bu tartışma esnasında Firavun'un ailesinden bir kişinin Hz. Musa'ya gizlice iman ettiğinden söz ediyor ve onun kavmine nasihat ederken: "Ey milletim! Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim. Ey milletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, asıl kalınacak yurttur. Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, inanarak salih amelde bulunursa, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar. Ey milletim! Nedir başıma gelen? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz beni Allah'ı inkar etmeye, bilmediğim bir şeyi O'na ortak koşmaya çağı­rıyorsunuz; ben ise sizi, güçlü olan, çok bağışlayan Allah'a çağırıyorum. Beni kendisine çağırdığınızın, bu dünyada da ahirette de çağırabilecek kabiliyette olmadığında, hepimizin Allah'a döneceğinde, aşırı gidenlerin ateşlikler olduk­larında şüphe yoktur. Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Doğrusu Allah, kulları görür"[18] dediğinden bahsediyor.
Yine Cenab-ı Hakk'ın, Hz. İsa (a.s)'a: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yük­selteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gü­nüne kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Bana'dır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır. İnanıp salih amellerde bulunanların ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez"[19] buyurduğunu haber veriyor.
Velhasıl Kur'an-ı Kerim, bütün ilahi peygamberlerin davetlerinin, mebde ve mead olmak üzere iki temel üzere kurulduğunu beyan buyurmaktadır.
Sonra Kur'an-ı Kerim, bizzat kendi davetini de bu iki ilke üzerine temellendirerek, mead konusuna bütün ilahi kitaplardan daha fazla ehemmiyet veriyor. Şimdi Kur'an-ı Kerim'in kendi muhataplarına mead konusunda verdiği mesajlardan bazı örnekler verelim.
Allah Teala şöyle buyuruyor: "Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları hak olarak yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran." [20]
 
Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir. Kıyameti gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocu­ğunu düşürür, insanların sarhoş olduklarını görürsün; oysa sarhoş değildirler, fakat Allah'ın azabı çok çetindir."[21]
Yine Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı günün gelme­sinden önce, sizi rızıklandırdığımızdan hayra infak edin. İnkar edenler, işte onlar zalim kimselerdir." [22]
Bu ayetler, Kur'an-ı Kerim'in mead konusuna değindiği onlarca ayetlerden sadece birkaçıdır. Bütün bu ayetler İslam dininin mead konusuna ne kadar önem verdiğini göstermektedir.
Ancak ilahi elçilerin meadın gerçekleşeceği hususundaki bu ısrarlarına karşılık, genellikle müstekbirlerden oluşan materyalist düşünceli bir grup, meadın gerçekleşmesinin bilim açısından imkansız olduğunu ileri sürerek, böyle bir iddianın ortaya atılmasının, ya çıkar amaçlı bir iftira olduğunu, ya da bu iddiada bulunan kimsenin aklını yitiren deli bir kimse olduğunu ortaya atmışlardır.
Kur'an-ı Kerim onların bu iddialarına değinerek, ilk yaratılış, tabiatın öldükten sonra tekrar dirilmesi, insanın yaratılış süreci ve bilahare ilahi kudretin sonsuzluğu ilkesine dayanarak, meadın gerçekleşmesinin mümkün olduğunu ispatlamıştır. Şimdi meadı inkar eden materyalist düşünceli insanların görüşlerine ve Kur'an-ı Kerim'in onlara verdiği cevaplara kısacaca bir göz atalım.
Kur'an ve Meadı İnkar Eden Materyalistler
Yukarıda bir grup materyalist düşünceli insanların meadı inkar ettiklerini söylemiştik.
Kur'an-ı Kerim, onların: "Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek değiliz"[23] veya: "Bu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak za­manın geçişi yokluğa sürükler"[24] dediklerini hatırlattıktan sonra, onların hiçbir ilmi kanıta dayanmadan böyle bir iddiada bulunduklarına işaret ederek; "Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar"[25] buyurur. Sonra Kur'an-ı Kerim, onların meadın gerçekleşeceğini ortaya koyan ilahi peygamberler hakkında olan: "İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde delilik mi vardır?" derler"[26] düşüncelerine işaret ettikten sonra, hemen "Hayır; ahirete inanmayanlar, azapta ve derin bir sapıklık içindedirler" [27] buyurarak, ilahi elçilerin onların bu isnatlarından müberra olduklarını ve asıl onların kendilerinin derin bir sapıklık içinde olduklarını vurguluyor.
Demek ki, materyalist düşünceli bu tip insanlara göre, ilahi elçiler, ya çıkar peşinde olan iftiracı kimselerdir, ya da aklını yitirmiş deli.
 
Peki; onlar, peygamberler hakkında niçin böyle düşünüyorlar? Niçin peygamberlerin deli olduğu kanısına varıyorlar? Onlara göre, peygamberler hakkında böyle düşünmelerinin sebebi, onların kendilerince, akıl almaz çok uzak bir ihtimal gördükleri, belki de imkansız saydıkları bir şeyi, peygamberlerin gerçek gibi göstermeye çalışmalarıdır.
Kur'an-ı Kerim, onların bu düşüncelerini şöyle naklediyor: "Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor? Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak! Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız; tekrar diriltilmeyiz. Bu, sâdece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."[28]
Peki, onlar mead konusunun akıl dışı uzak bir ihtimal ve belki de imkansız olduğunu neye bağlıyorlar?
Kur'an-ı Kerim, onların mead konusunu ortaya koyan ilahi elçilere güldüklerini ve çürüyüp toprağa karışan insan kemiklerinin tekrar diriltilmesini imkansız görüp bu görüşlerine: "Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mi diriltileceğiz?"[29] "...Çürümüş kemikleri kim canlandırabilir?..."[30] şeklinde delil getirdiklerini bildiriyor.
O halde materyalist düşünceli bu tip insanların meadı inkar etmeye getirdikleri deliller, sadece ölerek çürüyüp toz toprak olan insan bedeninin tekrar canlanmasının imkansız olduğu iddialarıdır.
Kur'an-ı Kerim'in Meadı İnkar Eden Materyalistlere Cevabı
Kur'an-ı Kerim'in, meadın imkansız olduğunu ileri sürerek inkar eden materyalistlere karşı; ilk yaratılış, tabiatın öldükten sonra tekrar dirilmesi, insanın yaratılış süreci ve bilahare ilahi kudretin sonsuzluğu ilkesine dayanarak meadın mümkün olduğunu ispatladığına işaret etmiştik. Şimdi Kur'an-ı Kerim'in meadın mümkün olduğuna getirdiği delilleri teker teker kısaca gözden geçirelim.
 


[1] - İlahiyat Cafer Sübhani'nin, s. 447 naklen Tarih-i Camii Edyan s. 310
[2] - İlahiyat Cafer Sübhani'nin, s. 447 naklen Tarih-i Camii Edyan s. 310
[3] - İlk Semuol, 2. bölüm 6. cümle
[4] - Esfiya Nebi'nin Kitabı 1. bölüm 18. cümle
[5] - Eşiya, 26. bölüm 19.cümle
[6] - Hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s)'ın babası olmadığından Cenab-ı Hakk'ı Hz. İsa'nın babası olarak anarlar.
[7] - Matta İncili, 16. bölüm 27. cümle
[8] - Matta İncili 13. bölüm 49 ve 50. cümleler
[9] - Markos İncili 9. bölüm 42. cümleden 49. cümleye kadar
[10] - Yuhanna İncili 6. bölüm 39 ve 40. cümleler
[11] - Hac, 7
[12] - Bakara, 38, 39
[13] - A' raf, 35, 36
[14] - Nuh, 17, 18
[15] - Bakara, 126
[16] - A'raf, 144. ayetten 147. ayete kadar
[17] - Mü'min, 26, 27
[18] - Mü'min, 38. ayetten 44. ayete kadar
[19] - Al-i İmran, 55. ayetten 57. ayete kadar
[20] - Hicr, 85
[21] - Hac, 1, 2
[22] - Bakara, 254
[23] - En'am, 29
[24] - Câsiye, 24
[25] - Câsiye, 24
[26] - Sebe, 7
[27] - Sebe, 8
[28] - Mü'minun, 35. ayetten 38. ayete kadar
[29] - İsra, 49
[30] - Yâsin: 78

Google+ WhatsApp