İslam İnancının Temel İlkeleri

İslam İnancının Temel İlkeleri

Yaratıcı, kendisini nitelediği sıfatlardan başka hiçbir sıfat ile nitelenemez. Duyu organlarının kendisini algılamaktan âciz olduğu

3- İslâm İnancının Temel İlkeleri
Yaratıcı Nitelenemez
"Yaratıcı, kendisini nitelediği sıfatlardan başka hiçbir sıfat ile nitelenemez. Duyu organlarının kendisini algılamaktan âciz olduğu, vehimlerin erişemediği, tasavvurların sınırlandırmadığı, gözlerin kapsayamadıkları yaratıcı nasıl nitelenebilir? O niteleyicilerin nitelemelerinden yücedir. Yakınlığında uzak ve uzaklığında yakındır. Nasıl'a nasıllık verip nasıl olmasını sağladığı için ona 'Nasıl?' denemez. 'Nerede'yi nerelendirdiği için O'nun hakkında 'Nerede?' denemez. O nasıllıktan ve neredelikten kopuk ve bağımsızdır. O kendisini nitelediği gibi tek ve sameddir. Niteleyiciler O'nu niteleme derecesine eremezler. O doğmadı, doğrulmadı ve hiç kimse O'nun dengi değildir."[1]
Tevhidin Şartları
"Kul; 'Lâ ilâhe illallah' (Allah'tan başka ilâh yoktur) dediği zaman cümlenin beraberinde tasdik, tazim, haz duyma ve saygı olmalıdır. Kul; 'Lâ ilâhe illallah' dediğinde eğer bu cümlenin beraberinde tazim yoksa, o kul bidat ehlidir. Eğer o cümlenin beraberinde haz duyma yoksa, o kul iki yüzlü bir gösterişçi; eğer beraberinde saygı yoksa, o kul fasıktır."[2]
Allah'ın Rahmeti
"İsrailoğulları'ndan iki kişi vardı. Biri ibadette gayretli, öbürü ise günahkârdı. İbadette gayretli olan kişi öbürüne: 'Yaptıklarından geri dur.' der, günahkâr kişi de: 'Beni Rabbim ile baş başa bırak.' derdi. Sonunda bir gün ibadette gayretli kişi öbürünü ağır olarak değerlendirdiği bir günah işlerken buldu ve yine: 'Yaptığından geri dur.' dedi. Günahkârın karşılığı: 'Beni Rabbim ile baş başa bırak, başıma gözetleyici olarak mı görevlendirildin?' oldu. İbadet düşkünü Yahudi, öbürüne: 'Allah adına yemin ederim ki, Allah seni affetmez ve seni cennetine koymaz.' dedi. Yüce Allah her ikisine bir melek gönderdi, gelen melek ikisinin de canını aldı ve her ikisi Allah'ın huzurunda bir araya geldi. Yüce Allah günahkâra: 'Rahmetimle cennete gir.' buyurdu. Öbürüne de: 'Sen benim kuluma yönelik rahmetime yasak koyabilir misin?' dedi. İbadet düşkünü Yahudi: 'Hayır, ey Rabbim.' dedi ve Allah: 'Bu kulumu cehenneme götürün.' buyurdu."[3]
Ne Zorlama ve Ne Tam Serbestlik
"Allah ne zorlayarak kendisine itaat ettirir ve ne mağlup edilerek kendisine isyan edilir. Ayrıca kullarını sultasında ihmal etmemiştir. Fakat O, kullarını güçlü kıldığı konular üzerine kadir olandır. Onları malik kıldığı şeylerin malikidir. Eğer kullar aldıkları emre uyarak Allah'a itaat ederlerse, bu itaate engel olan ve ondan vazgeçiren bulunmaz. Eğer ona karşı gelen bir iş yaparlar da o kulları ile o iş arasına girmeyi dilerse, bunu yapar. Senin ile bir şey arasına girmeyi dileyebilen ancak bunu yapmayan bir gücü düşün. Eğer bu durumda kul o işi yaparsa, oraya girip engel olmayan güç, adamı o işe sokmuş anlamına gelmez."[4]
Hz. Peygamber'in Ayrıcalıkları
"Altı konuda diğer peygamberlere üstün tutuldum: Bana özlü sözler verildi. Bir aylık yoldan düşmana korku salmakla desteklendim. Ganimetler bana helâl kılındı. Yeryüzü benim için secde yeri, temiz ve temizleyici kılındı. Bütün kullara peygamber olarak gönderildim. Benimle peygamberlere son verildi."[5]
Beni Allah Seçti
"Allah, İbrahim'in çocuklarından İsmail'i, İsmail'in çocuklarından Kenaneoğulları'nı, Kenaneoğulları'ndan Kureyş kabilesini, Kureyş kabilesinden Haşimoğulları'nı ve Haşimoğulları'ndan beni seçti. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz ağırına gider. Size son derece düşkün, müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir."[6]
Ben Yağmura Benzerim
"Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, yeryüzüne düşen bol yağmura benzer. O yeryüzünün bir kesimi iyidir; suyu içine kabul eder; çayır ve bol ot bitirir. O yeryüzünün bir kesimi ise çoraktır; suyu dışında tutar; Allah onunla insanlara yararlanma imkânı verir. O sudan kendileri içerler, hayvanlarına su verirler ve tarım yaparlar. Yağmurun bir bölümü ise başka bir yeryüzü kesimine düşer. Orası düz ve engin bir çölden ibarettir. Ne suyu tutar ve ne ot bitirir. İşte bu, Allah'ın dinini anlayan ve onun benimle gönderdiği mesajdan faydalanıp bu mesajı öğrenen ve başkalarına öğreten ile bu mesaja başını kaldırıp bakmayanın, getirdiğim ilâhî hidayeti kabul etmeyenin örnekleridir."[7]
Resulullah'tan (s.a.a) Sonraki İmam
"Ey Ammar, benden sonra facialar ve felâketler olacaktır. Bu facialar birbirlerine kılıç çekmelerine, birbirlerini öldürmelerine, birbirleri ile ilişkilerini kesmelerine kadar varacaktır. O olayları gördüğünde bu sağ tarafımdaki asla'dan,[8] yani Ebu Talip oğlu Ali'den ayrılma. Eğer bütün insanlar bir vadinin yolunu tutarlar da Ali başka bir vadinin yolunu tutarsa, sen Ali'nin girdiği vadinin yolunu tut, insanlardan ayrı kal."
"Ey Ammar, Ali seni hidayetten ayrı düşürmez, seni alçalmaya doğru sevk etmez."
"Ey Ammar, Ali'ye itaat etmek bana itaat etmek demek, bana itaat etmek demek Allah'a itaat etmek demektir."[9]
"Kim benim vefatımdan sonra şimdi oturmakta olduğum bu yerde Ali'ye zulmederse, benim peygamberliğimi ve benden önceki peygamberlerin peygamberliklerini inkâr etmiş gibi olur."[10]
Hz. Ali'nin (a.s) Üstünlüğü
"Eğer Hıristiyanların Meryem oğlu İsa hakkında söylediklerini bazı grupların senin hakkında söylemelerinden çekinmeseydim, bugün senin hakkında öyle bir söz söylerdim ki, bu gruplardan birinin yanından geçerken mutlaka ayağının altındaki toprağı alırlardı."[11]
Resulullah'tan (s.a.a) Sonraki İmamlar
"Benden sonra soyumdan gelecek olan imamlar, İsrailoğulları'nın nakıblerinin ve İsa'nın havarilerinin sayısı kadardırlar. Kim onları severse, o mümindir. Kim onlardan nefret ederse, münafıktır. Onlar Allah'ın kulları arasında O'nun hüccetleri ve yaratıkları arasında O'nun hidayet önderleridir."[12]


[1] -Biharu'l-Envar, c.2, s.94; el-Kifaye: Ebu'l-Mufaddal Şeybanî'nin Ahmed b. Mutavvak b. Sevar'dan, onun Muğire b. Muhammed b. Mihleb'den, onun Abdulgaffar b. Kesir'den, onun İbrahim b. Humeyd'den, onun Ebu Haşim'den, onun Mücahid'den, onun İbn-i Abbas'tan rivayet ettiğine göre bir gün Peygamberimize Na'sal adında bir Yahudi geldi ve "Ey Muhammed, sana uzun zamandır zihnimi kurcalayan bazı sorular soracağım. Eğer onları cevaplandırırsan senin elinle İslâm'ı kabul edeceğim." dedi. Hz. Peygamber ona: "Ey Ebu Amare, sor." dedi. Yahudi: "Ey Muhammed, bana Rabbini tanımla." dedi. Peygamberimiz de ona az önce naklettiğimiz sözleri ile cevap verdi.
[2] -Kelimetu'r-Resuli'l-Âzam, s.30
[3] -Kelimetu'r-Resuli'l-Âzam, s.31
[4] -Biharu'l-Envar, c.77, s.140
[5] - Biharu'l-Envar, c.16, s.324
[6] - Tevbe, 128; Kelimetu'r-Resuli'l-Âzam, s.35; Biharu'l-Envar, c.16, s.323
[7] - Biharu'l-Envar, c.1, s.184
[8] - Asla'; başının ön kısmının saçları dökülen kişi anlamındadır. Hz. Ali (a.s) savaşlarda başına koyduğu miğferden dolayı saçının ön kısmı dökülmüştü.
[9] - Mecmau'l-Beyan, c.3, s.534; Ebu Eyyub Ensarî'nin rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.a) bu sözleri Ammar b. Yasir'e hitaben söyledi.
[10] - Mecmau'l-Beyan, c.3, s.534; Hâkim Ebu'l-Kasım Haskanî'nin "Şevahidu't-Tenzil" adlı kitabından, onun Ebu Hamd Mehdi b. Nizar Hasanî'den, onun Muhammed b. Kasım b. Ahmed'den, onun Ebu Said Muhammed b. Fudayl b. Muhammed'den, onun Muhammed b. Salih Arzemî'den, onun Abdurrahman b. Ebu Hatem'den, onun Ebu Said Eşec'den, onun Ebu Halef Ahmer'den, onun İbrahim b. Tahman'dan, onun Said b. Ebu Arube'den, onun Katade'den, onun Said b. Museyyeb'den rivayet ettiğine göre Abdullah b. Abbas: "Sadece aranızdaki zalimlerin başına gelmekle yetinmeyecek olan fitneden sakının…" (Enfâl, 25) ayeti indiğinde, Hz. Peygamber (s.a.a) bu sözleri söyledi." dedi.
[11] - el-İrşad, c.1, s.165; Peygamberimiz, Hz. Ali'nin Zatu's-Selâsil Savaşı'nda yüce Allah'ın onun ellerinde Müslümanlara fetih bağışlamasından sonra bu sözleri söyledi.
[12] - Kifayetu'l-Eser, s.166; Ebul Mufaddal Şeybanî'nin Ahmed b. Amir b. Süleyman Taî'den, onun Muhammed b. İmrân Kufî'den, onun Abdurrahman b. Ebu Necran'dan, onun Safvan b. Yahya'dan, onun İshak b. Ammar'dan, onun Cafer b. Muhammed'den, onun babası Muhammed b. Ali'den, onun babası Ali b. Hüseyin'den, onun Hüseyin b. Ali'den, onun kardeşi Hasan b. Ali'den (hepsine selâm olsun) rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.a) bu sözleri söyledi.

Google+ WhatsApp