Kanun Koymada Aklın Yetersizliği

Kanun Koymada Aklın Yetersizliği

Eğer sebepler birbirleriyle çatışmasaydı bir sebep asla iki zıt işi yapamaz veya kendi işinde yanlışlık ve sapmaya uğramazdı.

Kanun Koymada (bulmada) Aklın Yetersizliği
Bir hidayet her vesile ve neye yönelik olursa olsun yaratılış nizamının emrinde olmalıdır. Çünkü bu nizam sayesinde insan yaratılmış ve mutluluğunu sağlayacak bir hedefe doğru sevk edilmiş ve insanın hidayetini de içeren genel bir hidayet nizamı belirlenmiştir.
Yaratılış sisteminde çelişki ve hataya yer olmadığı açıktır. Eğer bazen bir sebep kendi hedefine ulaşamıyor veya ondan sapıyorsa, o sebebin suçu değildir; onu etkisiz yapan veya yolundan saptıran başka bir sebep veya sebepler yüzündendir.
Eğer sebepler birbirleriyle çatışmasaydı bir sebep asla iki zıt işi yapamaz veya kendi işinde yanlışlık ve sapmaya uğramazdı.
Buradan aydınlığa kavuştuğu gibi, akıldan, insanları ihtilafı yok edecek kanunlara doğru kılavuzluk etmesi beklenmemelidir, çünkü bizzat bu akıl, insanı ihtilafa çağırıyor ve bizzat bu akıl diğerlerini kendi hizmetine alma garizesini oluşturarak insanın kendi çıkarlarını ön palana almasını ve bu yolda her türlü eyleme başvurmasını sağlıyor. Toplumsal yardımlaşmayı kabullenmesi de, engelin varlığı neticesinde mecbur kalışından dolayıdır.
Yaratılış sisteminde bir gücün, iki zıt etki yapması, yani hem ihtilafı körüklemesi ve hem onu yok etmede etkili olması beklenemez.
Her gün meydana gelen ve suç sayılan nice kanun dışı olaylar, akıl sahibi insanlar tarafından yapılıyor, aksi takdirde suç sayılmasının anlamı kalmazdı.
Eğer, itilafları ortadan kaldıracak kanunlara tabi olmada akıl insana yetseydi ve tabii olarak suç işlemeyi kötü kabul eseydi, sözkonusu suçları yapmaya razı olmaz ve onlara engel olurdu.
Aklın varolmasına rağmen bu suçların vuku bulmasının asıl sebebi, şudur ki, aklın toplumsal dengeyi ve toplumsal adaleti sağlayacak kanunlara riayet etmeyi kabul etmesi, engelin varlığını hesaba katmaya mecbur kalışı ve başka bir çaresinin olmayışı yüzündendir. Yani akıl, böyle bir mecburiyet ve engelin olmaması halinde toplumsal yardımlaşma ve adaleti korumayı gerekli bilmiyor.
Kanuna uymayanlar, ya kanunu uygulayan güçten (devletten) korkamadan kanunu çiğneyen daha güçlü kimselerdir; veya uzaklık, sığınaklarının sağlamlığı, gözeticilerin gafleti yüzünden kanunu uygulayan gücün elinin ulaşmadığı veya bazı mazeretler uydurarak kendi işlerini kanuna uygun gösterebilen veya saldırıda bulundukları insanların zayıflık ve beceriksizliğinden su-i istifade eden kimselerdir. Yani karşılarında bir engel bulunmayan veya karşılarındaki engelin zayıf olduğu kimselerdir. Böyle durumlarda aklın, insanın hürriyetini kısıtlayıcı yaptırım gücü yoktur, insanın mutlak serbestliğinin önünü almaz ve diğerlerini kendi hizmetine sokmaya çalışan gücü kendi başına bırakır. Demek ki akıl, insanı toplumun çıkarlarını koruyacak ve onları güvenceye alacak ve bunun yanı sıra adilane bir şekilde ferdin de çıkarlarını güvenceye alabilecek kanunlara doğru hidayet edemez. Çünkü akıl, bir engel olduğu sürece kanunlara riayet etmeyi gerekli biliyor, ama mutlak hürriyeti için bir engelin varlığı sözkonusu olmazsa asla böyle bir yargısı olmaz, hatta aksine bile hüküm verir.
Allah-u Müteal şöyle buyuruyor:
“Gerçekten insan kendini gani ve ihtiyaçsız gördümü kendi haddini aşar ve başkalarının hakkına tecavüz eder.”[1]
Bellidir ki, toplumsal yardımlaşmayı ve çıkarları korumak için kanunlara boyun eğmeye ihtiyaç duymamak da bu ayetin kapsamına girmektedir. 
--------------------------------------------------------------------------------
[1] - Alak/6-7.
 

Google+ WhatsApp