Kurân-ı Kerim'in Zahiri ve Batını

Kurân-ı Kerim'in Zahiri ve Batını

Allah Tebarek ve Teâlâ kendi kelamında buyuruyor ki: "Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi şerik koşmayın..."

Kur'an-ı Kerim'in Zâhiri ve Bâtını
Allah Tebarek ve Teâlâ kendi kelamında buyuruyor ki:
 "Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi şerik koşmayın..."[1]
Ayet-i şerife zahirde, putlara normal olarak tapınmayı nehyetmektedir.
Nitekim ayrı bir yerde de şöyle buyuruyor:
"... Artık çekinin putlara tapma pisliğinden..." [2]
Fakat konu üzerinde biraz dikkat edip tahlil ettiğimizde, putlara tapmanın Allah'tan gayrisinin karşısında boyun eğmek olduğundan haram kılındığını ve bu mabudun bilinen putlar olmasının ayrıca bir özelliğe sahip olmadığı anlaşılır. Nitekim Allah Tebarek ve Teâlâ şeytana boyun eğmeyi de, ona ibadet ve tapınma sayarak şöyle buyuruyor:
"Ey âdemoğulları, 'şeytana ibadet edip tapmayın' diye, sizden ahd almadım mı? Şüphe yok ki, o size apaçık düşmandır."[3]
Diğer bir tahlilde de boyun eğip ibadet sayılması yönünden, insanın kendi isteklerine uymasıyla, diğerine boyun eğmesi arasında da bir fark olmadığı anlaşılır. Diğer yaratıklara boyun eğilmemesi gerektiği gibi, Allah'ın istemediği nefsanî isteklere de uyulmamalıdır. Nitekim Allah (c.c) buna işaret ederek şöyle buyuruyor:
 "Acaba kendi heva ve hevesini ilah (ve mabud) edineni gördüm mü?..."[4]
Daha ince bir tahlille de, yüce Allah dışında herhangi bir şeye iltifat ederek, Allah'ı unutmamak gerektiği anlaşılıyor: Zira Allah'tan başkasına ilgi göstermek, onları müstakil bilmek, onlar karşısında mütevazı ve küçük olmak demektir. Böyle bir inanışa sahip olmak, ibadet ve tapınmanın özüdür. Yüce Allah buyuruyor ki:
"Andolsun ki, biz cinlerin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık..."
Ayetin sonunda işe şöyle buyuruyor:
"... Onlardır gaflette kalanların ta kendileri."[5]
Görüldüğü gibi ayetlerden, normal olarak putlara tapılmaması gerektiği anlaşılıyor. Daha geniş bir bakışla insanın, Allah'ın izni olmadan, yaratıklardan hiçbirine tapmaması, hatta insanın kendi isteğine bile tapmaması, Allah'tan gaflet edip yaratılanlara ilgi ve iltifat göstermemesi gerektiği anlaşılıyor.
Böylece bir ayetten, ilk önce basit bir mananın çıkarılması ve onun ardından daha geniş ve daha kapsamlı manaların elde edilmesi, Kur'an-ı Kerim'in her yerinde geçerli ve başından sonuna kadar mevcuttur. İşte bu konu üzerinde derinden düşünmekle, yüce peygamberden hadis ve tefsir kitaplarında da naklolunmuş olan şu hadisi şerifte açılık kazanıyor:
"Kur'an'ın zahiri ve batını vardır. Batının da ayrıca, yedi tane batını vardır."[6]
Demek ki, Kur'an-ı Kerim'in hem zahiri var, hem de batını... Her ikisi de, onda yer alan sözlerden kastedilmiştir. Fakat şu farkla ki, bu iki mana birbirinden farklı ve aynı düzeydeki iki anlam değildir. Aynı şeyi ifade etmekle birlikte biri diğerinden daha kapsamlı ve daha derin iki anlamdır. Ne zahiri ifade etmek batını iradeyi nefyediyor; ne de batıni manasını irade etmek zahiri irade etmeye engel oluyor. 
--------------------------------------------------------------------------------
[1] - Nisa/36.
[2] - Hac/30.
[3] - Yasin/60.
[4] - Casiye/23.
[5] - A’raf/179.
[6] - Tesir-i Safi, Mukaddime 8 ve Sefinet'ül Behar, "Betn" maddesi.
 

Google+ WhatsApp