Kurân-ı Kerim

Kurân-ı Kerim

Yüce Allah, Peygamberi'ne, onu peygamber olarak gönderdiğinde açık ifadeli, hiçbir tarafına batılın sızmadığı Arapça bir Kur'ân indirdi.

Kur'ân-ı Kerim
Yüce Allah, Peygamberi'ne, onu peygamber olarak gönderdiğinde açık ifadeli, hiçbir tarafına batılın sızmadığı Arapça bir Kur'ân indirdi. Hz. Peygamber (s.a.a) onunla belâgat ustalarını âciz ve fesahat ustalarını dilsiz bıraktı. Onun üzerinde belâgat ve fesahat ustalarına meydan okudu; ama onlar onun benzerini ortaya koyamadılar. Oysa bu kimseler Arapların en önde gelen fesahat ustaları idi, hatta fesahat ve belâgat onlarda son buluyordu. Hakîm ve Alîm olan Allah katından indirilmiş olan bu yüce kitap, dinî hükümleri, geçmişteki toplumların haberlerini, ahlâkı arındırmayı, adaleti emredip zulmü yasaklamayı, onu gökten inen kitaplardan bile farklı yapacak şekilde olağan dışılıkta her şeyi açıklamayı içeriyordu. Birbirini izleyen çağlarda ve gelip geçen günlerde rağmen sürekli okunmasına rağmen çekicilik ve yeniliğini korumuştur tatlı, iştah açıcıdır. Açıklama tarzı akılları şaşkınlığa uğratır. Okunması ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın, çağı ne kadar eskide kalırsa kalsın insan zevkine bıkkınlık vermez.
Kur'ân-ı Kerim, cahillerin yaşadıkları cahiliye karanlıkları içinde bilimsel ve kültürel bir devrim meydana getirmede bir mucizedir. O bu devrimin temellerini sağlam ve tutarlı bir ilmi bilimsel bir yönteme dayandırdı. İlmi teşvik etti ve onu insanın kendine lâyık kemale doğru yükselmesinin ilk faktörü saydı. Düşünmeyi, akıl yürütmeyi, denemeyi, tabiatın görüntülerini incelemeyi ve tabiatın kanunlarını ve yasalarını keşfetmek için bu alanda derinleşmeyi teşvik etti. İnsanın sosyal hayatının dayanağını oluşturan bütün ilim dallarını zorunlu kıldı. Kelâm, felsefe, tarih, fıkıh ve ahlâk gibi teorik ilimlere önem verdi. Taklidi ve zanna dayanmayı yasakladı ve açık delile sarılmanın temellerini attı.
Çalışmaya, ciddiyete, iyiliklerde yarışmaya özendirirken aylaklığı, tembelliği yasakladı. Birliğe çağırdı ve ayrılığı reddetti. Irkçılığı ve cahiliye kültürünün körüklediği kabile taassubunu ortadan kaldırdı.
İslâm yaratılışta, doğal oluşumda, yasa yapımında, sorumlulukta, cezada ve ödülde adaleti esas kabul etti. Bu din, insanoğullarının Allah'ın kanunu ve şeriatı önünde eşit olma hakkına sahip olduğunu haykıran, sınıf ayrılığını, ırk ayrımcılığını kınayan, Allah katında üstünlük gerekçesini manevî bir kriter olan kötülüklerden sakınmaya ve iyiliklerde yarışmaya bağlayan, bu üstünlüğü insan toplumunun fertleri arasında sınıfsal bir ayrıcalık sebebi saymaya izin vermeyen ilk din oldu.
İslâmiyet güvenliği korumaya, mal, kan ve ırz dokunulmazlığına büyük önem verdi. Güvenliğin ve adaletin berkarar olması için gereken ortamı pekiştirdikten sonra güvenliğin ihlâl edilmesine veya ortadan kaldırılmasına şiddetli cezalar öngördü. Ama cezaları bu tür sosyal hastalıkların tedavisinde en son başvurulacak bir ilâç olarak kabul ettiği gibi, bu ilâca başvurduğunda da verilecek cezanın, insan için öngördüğü özgürlükle bağdaşık olmasını şart koştu. Bundan dolayı İslâm şeriatında yargı, gerekli bütün teminatlar ile birlikte adalet, güvenliği yerleştirme ve yasal hakların sahibine verilmesi ilkesi üzerine oturtulmuştur.
İslâmiyet sağlığın, organik ve psikolojik sağlık ve esenliğin korunmasına son derece büyük bir özen göstermiş, bütün yasal düzenlemelerini hayatta önemli olan bu ilke ile uyumlu olarak belirlemiştir.
İslâm Şeriatında Farzlar ve Yasaklar
İslâm şeriatında gereklilikler (farzlar) ve haramlar gerçek fıtrî temellere, şu insanı cahiliye karanlıklarından çıkarıp hak ve kemal aydınlığına yönlendirmek için gelen yüce şeriatın amaç ve karakterinin gerektirdiği hususlara dayanır. İnsanın kemale ermesi için ihtiyaç duyduğu ve ermeye çalıştığı kemal hedefi için dayanak olan her şey İslâm şeriatında insan karşısına emir olarak çıkarılmış ve ona ulaşmanın yolları şeriat tarafından hazırlanmıştır. Bunun yanı sıra İslâm şeriatı, insanı arzu edilen gerçek mutluluktan mahrum eden her şeyi haram ilân etmiş ve bedbahtlık çukuruna düşmeye götüren bütün geçitleri kapatmıştır.
İslâmiyet, şeriatın ilkeleri ile çelişmeyen, kemal merdiveninin basamaklarını çıkmayı engellemeyen, dünya hayatına ait bütün nimetleri, hazları ve güzellikleri serbest ilân etmiş, yüce amaçlara paralel ve o amaçlarla eş zamanlı olarak bu dünyalık hazların sınırlarını belirlemiş, bunların içinde zararlı olanları haram ederek insana benimsenmesi ve uyulması yaraşanları gerekli ve farz saymıştır.
Bununla birlikte İslâm şeriatı, ahlâkî erdemleri akıllı ve zeki bir insanın bu dünyada edinip mutluluğa ulaşacağı ve ahirette de sürekli ve ebedî bir hayat yaşamasını garanti edeceği temel hedefler olarak saymıştır.
İslâm, kadına son derece büyük bir özen göstermiş, onu ailenin temel direği ve evlilik hayatında mutluluğun temeli kabul etmiş, ona şerefini ve onurunu garanti eden, kendisinin, çocuklarının ve içinde yaşadığı toplumun mutluluğunu gerçekleştiren haklar tanımış ve görevler yüklemiştir.
Kısacası İslâmiyet, insan toplumunun gelişmesi ve ilerlemesi için ihtiyaç duyacağı hiçbir yasal düzenlemeyi ihmal etmemiştir.
 

Google+ WhatsApp