Kurân-ı Kerim’in Yüce Makamı

Kurân-ı Kerim’in Yüce Makamı

Kurân-ı Kerim, Yüce Allah’ın sözü olup, O’nun zat ve sıfatlarının bir tecellisidir. Öyleyse kitap ile onun müfessiri arasında bir tenasüp ve bir uyum olması gerektiği konusunda hiç şüphe yoktur. Fakat Allah kitabının yüce makamı ile sıradan insanların sınırlı ilmi kapasiteleri arasında tenasüp ve kesin bir bağ yoktur. Sıradan insanlar, İbn-i Sina vb. şahsiyetlerin sözlerini idrak etmekten dahi acizlerdir ve (bu yüzden onları anlayabilmek için) bir öğretmene ihtiyaç duymaktadırlar. Oysaki Yüce Allah’ın kitabı birçok maarifi ve çok sayıda üstün, derin ve karışık manaları ihtiva etmektedir. Öyleyse Kurân’ı anlamak, ancak onunla derin bir bağ ve uyum içerisinde olan Masumlara (a.s) mahsustur.

İnceleme: Bu istidlal aslında iki mukaddime üzerine kurulmuştur. Birincisi; istidlalde açıkça beyan edildiği gibi Kurân’ın, sıradan insanların ulaşamayacağı birtakım karışık ve yüce maarifi ihtiva etmesi. İkincisi ise Kurân’ın bu tür maarif ve öğretileri ihtiva etmesi hasebiyle gayri masumlar için anlaşılmasının mümkün olmayışıdır. Bu şekilde birinci önerme kabul edilmiştir; yani Kurân-ı Kerim zahiri manalarının yanı sıra birtakım batini manaları da içermekte ve onları yalnızca Masumlar (a.s) bilmektedir. Ama ikinci mukaddime doğru değildir ve böyle bir gereksemenin hiçbir delili yoktur. Kurân böylesine yüce maarifi içermekle birlikte sıradan insanların da ulaşabileceği birtakım öğretileri ihtiva edebilir. Bunun ispatı makamında da şunu söyleyebiliriz: Kurân’ın sıradan insanlar tarafından da anlaşılıyor olması vicdani bir olgudur ve müfessirlerin yapmış olduğu iş de bunun bariz bir örneğidir. Buna delalet eden ayet ve rivayetler de vardır. Şimdi aşağıda yer alan bu ayet ve rivayetlerden bazı örneklere dikkat edin:

a) Ayetler

“Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kurân olarak indirdik.”

“Bu (Kurân), bütün insanlara bir açıklamadır, takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.”

“Andolsun biz Kurân’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?”

“Hâlâ Kurân üzerinde gerektiği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok ihtilaf/tutarsızlık bulurlardı.”

“Onlar Kurân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?”

“Sana bu mübarek kitabı ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”

b) Rivayetler

Hz. Ali (a.s) bir rivayette şöyle buyurmuştur:

“Seni aciz bırakan müşkül işleri ve sana karmaşık gelen konuları Allah ve Resulüne götür. Çünkü Yüce Allah kendilerini hidayete erdirmek istediği bir topluluğa şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Resul’e götürün.” Allah’a götürmek, O’nun kitabının muhkem ayetini almaktır…”

Yine o Hazret (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Ey (Allah hakkında) sual eden! (Kurân’a) bak ve Allah’ın sıfatlarından Kurân’ın seni yönlendirdiği şeylere uy ve onun hidayet ışığı ile aydınlan.”

Yüce İslam Peygamberinden de (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

“Fitneler karanlık geceler misali üzerinize çöktüğünde Kurân’a yönelin. Çünkü… Kurân en güzel yola hidayet eden bir kılavuzdur. O, içerisinde gerçeklerin beyan edilip açıklandığı bir kitaptır...”

Bu rivayetler ve bunlar dışındaki diğer rivayetler,  Masumların (a.s) öğretisi ve açıklaması olmaksızın tefsir yolunun büsbütün kapalı olmadığına açıkça delalet etmektedir. 

Google+ WhatsApp