Mihrab Şehidi İmam Ali (a.s)

Mihrab Şehidi İmam Ali (a.s)

Şer çetesi, hakkın dalgalanan bir bayrağının, kötülüğe uzanıp ıslah eden bir elinin ya da zalimlerin ve sapkınların bozgunculuklarını ve çarpıklıklarını ifşa eden bir sesinin olmamasını kararlaştırdı. Dün Ebu Süfyan, henüz beşikteki İslâm risaletini canlı canlı boğmak amacıyla Hz. Peygamber'in öldürülmesi için plânlar kuruyor, tuzaklar hazırlıyor, hainlikler düşünüyordu. Ama Allah nurunu tamamlayacaktı.

Şimdi de Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye, Sakife sapmasının sonuçlarını devşiriyordu. Babasının İslâm risaletini ortadan kaldırmak için başlattığı mücadeleyi tamamlamak için çalışıyordu. Bu hususta cehalet, sapıklık ve körlük kuvvetleri de ona yardımcı oluyorlardı. Bunun için ümmetin diri vicdanını, hakkın ve adaletin sesini, ölümsüz İslâm bayrağının taşıyıcısını, hoşgörü ve özgürlük membaı Muhammedî şeriatı ihya edeni öldürmek için plân hazırladılar.

Onlar, sapıklıklarını ve fesatlarını yayabilmek için hidayet nurunu söndürmeleri gerektiği noktasında görüş birliğine vardılar. Gece karanlığın en zifiri noktasında şeytan İbn Mülcem'le tokalaşmak için elini uzattı. Şeytanın el verdiği İbn Mülcem, kalleşçe kılıcını, dünyaya arkasını dönen, Allah'ın evine yönelerek secde eden İmam'ın (a.s) başına kılıcını indirdi. Hiç kimse mertçe İmam'ın (a.s) karşısına çıkamazdı çünkü.

Ramazan ayının on dokuzuncu gecesi geldiğinde, İmam (a.s) göğe bakıp uzun düşüncelere dalıyordu. Şu sözleri tekrarlardı:

Ne yalanladım, ne de yalanlandım. Bu bana vaat edilen gecedir.[2]

Geceyi İmam (a.s) dua ve yakarışlarla geçirdi. Sonra sabah namazını kılmak üzere Allah'ın evine (mescide) doğru yöneldi. Her zaman yaptığı gibi insanları Allah'a ibadet etmeye çağırdı: "es-Salâh... es-Salâh... (Namaz… Namaz…)" diye seslendi.

Ardından namazına başladı. İmam (a.s) Rabbine yakarmakla meşgul iken melun cani Abdurrahman b. Mülcem birden fırladı ve "Hüküm Allah'ındır, senin değil!" diye bağırarak mübarek başına bir kılıç indirdi. Kılıç, İmam'ın (a.s) kafasını yarmıştı. İmam'ın (a.s) dudaklarından şu sözler dökülüverdi:

Kâbe'nin Rabbine andolsun, kurtuldum.[3]

Mescitte bir uğultu koptu. İnsanlar bir anda koşmaya başladılar. İmam'ın (a.s) mihrabında kanlar içinde yattığını gördüler. Başı sarılmış vaziyette evine götürdüler. İnsanlar ağlıyor, figan ediyorlardı.

Cani İbn Mülcem yakalandı. İmam (a.s), oğlu Hasan'a, diğer oğullarına ve ailesine ellerindeki esire iyi davranmalarını tavsiye ettikten sonra şöyle dedi:

Cana karşılık candır. Eğer ben ölürsem, beni öldürdüğü gibi siz de onu öldürün. Eğer yaşarsam, o zaman onun hakkındaki kararımı ben veririm.[4]

[1]- Emirü'l-Müminin Ali (a.s), Hicrî 40. yılın ramazan ayında şehit düştü.

[2]- es-Savaiku'l-Muhrika, s.80; Biharu'l-Envar, 42/230

[3]- el-İmame ve's-Siyase, s.180 veya (Beyrut basımı) 135 ya da (Mısır baskısı) 159; Tarih-i Dimaşk, 3/367 Tercümet-u İmam Ali (a.s)

[4]- Makatilu't-Talibiyyin, s.22; Şerh-u Nehci'l-Belâğâ, İbn Ebi'l-Ha-did, 6/118; Biharu'l-Envar, 42/231

Google+ WhatsApp