Sakıf Kabilesinin Müslüman Olması

Sakıf Kabilesinin Müslüman Olması

İlâhî desteğin oluşturduğu şartlar, her aklı başında kimseyi durumunu gözden geçirmeye ve İslâm karşısında aklının hakemliğine başvurmaya sevk etti.

Sakıf Kabilesinin Müslüman Olması
İlâhî desteğin oluşturduğu şartlar, her aklı başında kimseyi durumunu gözden geçirmeye ve İslâm karşısında aklının hakemliğine başvurmaya sevk etti. Sakıf kabilesi, kalelerinin içine kapandığında Hz. Peygamber'in Taif'in fethedilmesini sonraya bırakması, ona yaraşan son derece bilgece bir karar oldu. İşte şimdi aynı Sakıf kabilesi uzun bir süre inatla direndikten, karşı durduktan, yanlarına Müslüman olarak gelerek hemşerilerini yeni dine çağıran bir lider olan Urve b. Mes'ud Sakafî'yi öldürdükten sonra, seçtiği bir heyeti Hz. Peygamber'e göndererek Müslümanlığı kabul ettiğini bildiriyor.
Hz. Peygamber Sakıf kabilesinin heyetinin gelişini hoşnutlukla karşıladı. Mescid-i Nebevî'nin bir köşesinde onlar için özel bir bölüm hazırlandı ve Halid b. Said'i onlarla ilgili teşrifatı yerine getirmek için görevlendirdi. Sonra heyet Hz. Peygamber ile İslâm üzerine müzakerelere başladı. İslâm'a girmek için bazı şartlar ileri sürüyorlardı. Bunların başta geleni, Peygamber'in belli bir süre için kabilelerinin özel putuna dokunmaması idi. Hz. Peygamber sırf Allah için olan katıksız tevhit ilkesi üzerinde ısrar ederek bu tekliflerini reddetti. Müzakereler ilerledikçe heyetin adım adım tavizler vermeye başladığı görüldü. Nitekim konuşmaların bir aşamasında İslâm'ı kabul ettiler. Yalnız Peygamber'den putlarını kendi elleri ile kırmaları şartından muaf tutulmalarını istiyorlardı. Bir de namaz kılma yükümlülüğünden muaf tutulmayı teklif ediyorlardı. Hz. Peygamber bu teklifi: "Namazı içermeyen bir dinde hayır yoktur!" diyerek geri çevirdi. Sonuçta İslâm'ı şartsız olarak kabul ettiler. Heyet, dinin hükümlerini öğrenmek üzere bir süre Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanında kaldı. Sonra Resulullah (s.a.a) Taif'teki putları kırmak üzere Ebu Süfyan b. Harb ile Muğire b. Şu'be'yi oraya gitmekle görevlendirdi.[1]
7- Hz. Peygamber'in (s.a.a) Oğlu İbrahim'in Vefatı
Hz. Peygamber'in (s.a.a) yüzünün her tarafını hüznün kapladığı açıkça görülüyordu. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü, daha önce bize böyle olmayı yasaklamamış mıydın?" diye sordular. Hz. Peygamber bu soruya: "Ben üzülmeyi yasaklamadım. Benim yasakladığım şey, yüzleri tırmalamak, yakaları parçalamak ve şeytandan gelen feryatlardır." dedi.[2]
Bir başka rivayete göre de sahabîlerin az önceki sorusuna: "Bu bir merhamet, bir acıma duygusu ifadesidir. Merhamet etmeyene merhamet edilmez." karşılığını verdi.[3]
Hz. Peygamber'in yüce Allah nezdindeki itibarının yüksekliğinden ve insanların iman etmelerini sağlayan birçok mucize göstermiş olmasından dolayı bazı Müslümanlar İbrahim'in öldüğü gün güneşin tutulmuş olmasının onun ölümü ile bağlantılı bir ilâhî mucize olduğunu sandılar.
Fakat Hz. Peygamber (s.a.a) böyle bir hurafenin bir sünnete ve cahiller tarafından benimsenen bir inanca dönüşmesinden kaygılanarak bu asılsız yakıştırmayı derhal reddetti ve şöyle dedi: "Ey insanlar, güneş ile ay Allah'ın üstün gücünü kanıtlayan ayetlerden (belirtilerden) iki ayettir. Bunlar, biri öldü veya hayata kavuştu diye tutulmazlar."[4]
 


[1] - es-Siretu'n-Nebeviyye, c.2, s.537; es-Siretu'l-Halebiyye, c.3, s.216
[2] - es-Siretu'l-Halebiyye, c.3, s.311
[3] - Biharu'l-Envar, c.22, s.151
[4] - Tarih-i Yakubî, c.2, s.87

Google+ WhatsApp