TAVAF

Tavaf, temettü umresinin ikinci vacip amelidir. Onu bilerek terk etmek haccı bozar. Hükmü bilip bilmemesi fark etmez.

TAVAF

Tavaf, temettü umresinin ikinci vacip amelidir. Onu bilerek terk etmek haccı bozar. Hükmü bilip bilmemesi fark etmez. İhtiyata göre hükmü bilmeyen bir deve keffaret vermelidir. Arafe günü öğleden önce temettü umresi amellerini yapamayacak kadar tavafı geciktirirse, ameli terk etmiş sayılır.

Meşhur görüşe göre umre batıl olunca ihram da batıl olur. Temettü umresinden, ifrad haccına geçmek yeterli değildir. Yani kendisine vacip olan temettü haccının yerine geçmez. İhtiyata daha uygun olan ona geçerek (udul ederek) ifrad haccının amellerini reca kastıyla yapmasıdır. Hatta en uygun olanı şudur ki; tavafı, tavaf namazını, sa’yi, saçı tıraş etmeyi, saçın, sakalın ve bıyığın bir miktarını kesmeyi, ifrad haccını ve müfrede umresini kapsayacak şekilde niyet ederek yerine getirmesidir. Yani bu amelleri, gerçekte bu ikisinden hangisi üzerine ne farz ise onun yerine geçmesi niyetiyle yapmalıdır.

Tavaf Şartları

Tavafta birkaç şey şarttır:

1.  Niyet

Yani tavafı sadece, Allah’ın emrini yerine getirmek niyetiyle yapmalıdır. Yüce Allah’ın huzurunda huşu içinde kulluğun gereğini yapmalıdır. Başka hiçbir amaçla değil. İhram niyetinde açıklandığı gibi tavafa niyet ederken, hangi haccın amellerin yapmakta olduğunu belirlemesi şarttır.

2. Büyük ve küçük hadesten temiz olmak

 Buna göre hadesli iken tavaf edenin tavafı batıldır. Bilerek, bilmeyerek veya unutarak olması arasında fark yoktur.

285- İhramlı tavaf ederken bir hades meydana gelirse birkaç şekil söz konusu olur.

1) Dördüncü turdan önce olursa; taharet (abdest veya gusül) alıp tavafı yeniden yapmalıdır. Meşhur görüşe göre, dördüncü turun yarısından sonra ve tamamlanmadan önce hades vuku bulursa da hüküm aynıdır.

2) Dördüncü tur tamamlandıktan sonra elinde olmadan hades vuku bulursa; tavafını kesmeli, taharet aldıktan sonra kaldığı yerden tavafını sürdürüp tamamlamalıdır.

3) Dördüncü tur tamamlandıktan sonra elinde olaraktan hades vuku bulursa; tavafını kesip taharet aldıktan sonra kaldığı yerden tavafını sürdürüp tamamlamalı ve tavafı yeniden bir kez daha yapmalıdır.

286- Tavafa başlamadan önce taharetli olup olmadığında şek ederse; daha önce taharetli olduğunu biliyor, sonra hades vuku bulduğuna ihtimal veriyorsa, taharetli olduğuna karar vermelidir. Daha önce taharetli olduğunu bilmiyorsa tavaftan önce taharet almalıdır.

Tavaf esnasında şek eder ve daha önce taharetli olduğunu bilirse yine taharetli olduğuna hükmetmelidir. Ama önceden taharetli olduğunu bilmiyorsa; bu şekki dördüncü tur tamamlanmadan olursa, taharet almalı ve tavafı yeniden başlamalıdır. Eğer dördüncü tur tamamlandıktan sonra şek ederse, taharet aldıktan sonra tavafı kaldığı yerden tamamlanmalıdır.

287- Tavafı tamamladıktan sonra, tavaf esnasında taharetli olup olmadığında şek ederse, şekkine itina etmesi gerekmez. Her ne kadar onu ikinci kez yapması daha iyi ise de. Ama tavaf namazı için mutlaka taharet almalıdır.

288- Mükellef, bir mazeretinden dolayı abdest alamıyorsa, mazeretinin bertaraf olacağından ümitsiz olursa teyemmüm edip tavafı yapmalıdır. Teyemmüm de edemiyorsa aslen tavaf edemeyen insan hükmündedir. Taharetin gerçekleşeceğinden tamamen ümitsiz olursa, tavaf için naip tutmalıdır. Kendisinin de taharetsiz tavaf etmesi evla ve ihtiyata uygundur.

289- Aylık adet görmüş veya doğurmuş olan kadın, hayız ve nifas dönemleri geçtikten sonra ve aynı şekilde cünüp olan kimse tavaf için gusül etmelidirler. Eğer gusledemez ve mümkün olacağına dair de ümitsiz olurlarsa teyemmümle tavaf etmelidirler. Ayrıca naip de tutmaları evla ve ihtiyata daha uygundur. Eğer teyemmüm edecek güçleri olmaz ve bu güce kavuşacaklarına da ümitleri kalmazsa naip tutmaları vaciptir.

290- Kadın temettü umresinde, ihramdan önce ya ihram esnasında veya ondan sonra ve tavafa başlamadan önce aylık adet görürse; bu durumda adet günlerini geçirip hac zamanı yaklaşmadan umre amellerini yapacak kadar zaman olursa; adet günleri geçinceye kadar sabretmeli, sonra guslederek umre amellerini yapmalıdır. Ama yeterince zamanı olmazsa iki durum söz konusudur:

1) İhramdan önce veya ihram sırasında adet olursa; haccı ifrad haccına dönüşür. İfrad haccını tamamladıktan sonra gücü ve imkânı varsa müfrede umresinin amellerini yerine getirmelidir.

2) İhramdan sonra adet görürse; birinci durumda zikredildiği gibi ifrad haccına geçmesi ihtiyata daha uygundur. Elbette zahiren temettü umresinde baki kalabilir, tavaf ve tavaf namazı dışındaki amelleri yerine getirebilir. Yani sa’y ve taksir eder, ondan sonra hac ihramı bağlar, Mina amellerini tamamlayıp Mekke’ye döndükten sonra, hac tavafını yapmadan umre tavafını yapar ve namazını kılar.

Eğer hayız durumunun devam edeceğine, Mina’dan döndükten sonra kafile sabretmediğinden dolayı da olsa, tavaf edebilecek gücü olmayacağına emin ise, tavaf ve tavaf namazı için naip tutmalıdır. Onları tamamladıktan sonra şahsen say etmelidir.

291-Kadın ihram halinde iken, tavaf esnasında aylık adet görürse; dördüncü tur tamamlanmadan önce olursa, tavafı batıldır. Hüküm de, önceki meselede söylendiği gibidir. Dördüncü turdan sonra olursa, yaptığı miktar sahihtir. Geri kalanını da adet günleri bittikten sonra guslederek yapmalıdır. Birinci tavaf tamamlandıktan sonra olursa, yenilenmesi evla ve ihtiyata daha uygundur. Bu; hac zamanı gelmeden zikredilenleri yapacak kadar zamanın geniş olması durumundadır. Zaman yeterli değilse, sa’y ve taksir edip hac ihramı bağlamalıdır. Mina amellerini yapıp döndükten sonra hac tavafı yapmadan, umre tavafının geri kalanını daha önce söylediğimiz şekilde kaza etmelidir.

292- Kadın tavaftan sonra ve tavaf namazını kılmadan önce adet olursa, tavafı sahihtir. Âdeti sona erip guslettikten sonra tavaf namazını kılmalıdır. Eğer zaman dar olursa, sa’y ve taksiri yapıp tavaf namazını Mina’dan döndükten sonra ve hac tavafından önce kılmalıdır.

293- Eğer kadın tavaf yapıp tavaf namazını kıldıktan sonra adet olduğunu hisseder ama adet başlangıcını tavaftan önce mi, tavaf esnasında mı veya namazdan önce mi, namaz kılarken mi, namazdan sonra mı olduğunu bilmezse, tavafının ve namazının doğru olduğuna hükmedilir.

Namaz kılmadan önce veya namaz esnasında adet olduğunu bilirse, önceki meselede zikredilen hükmün kapsamına girer.

294- Kadın temettü umresi için ihram bağlar ve amellerini yapma gücü olursa, amelleri geciktirdiği taktirde de adet olacağını ve sonra da zaman darlığı yüzünden amellerini yapamayacağını bilirse ve aynı zamanda adet görünceye kadar imkânı olduğu halde yapmaz ve hac vaktinden önce zaman darlığı yüzünden umre amellerini yapma fırsatı bulamazsa, zahiren umresi bozulur. Tavaf bölümünün başlarında zikrettiğimiz hüküm kapsamına girer.

295- Müstehap tavafta küçük hadesten temiz olmak şart değildir. Fakihler arasında meşhur olan görüşe göre büyük hadesten de temiz olmak şart değildir. Ama namazında taharet şarttır. Taharetsiz tavaf sahih değildir.

296- Mazereti olduğundan dolayı taharetini (yani abdest ve guslünü) özel bir şekilde yapabilen biri, bu taharetle yetinmelidir. Böyle bir insanın hükmü; cebire abdesti olan veya bir hastalıktan dolayı idrar ve gaitasını önleyemeyen kimsenin hükmü gibidir. İmkânı olursa hem kendisi tavaf edip namazını kılmalı, hem de her ikisi için naip tutmalıdır.

Ama istihaze olan kadın, istihazesi az ise, tavaf için bir abdest almalı, tavaf namazı için de bir abdest daha almalıdır. Eğer istihazesi orta ise tavaf ve tavaf namazı için bir gusül yapmalı ve her ikisi için birer abdest almalıdır. Eğer istihazesi kesire ise, her biri için ayrı ayrı gusül almalıdır. Abdeste almasına gerek yoktur. Elbette bu küçük hadesin vuku bulmaması durumundadır. Aksi taktirde ihtiyaten ve evla olan abdest de almasıdır. (İstihaze ve çeşitleri hakkında tam ilmihal kitaplarından bilgi edinebilirsiniz.)

3. Necasetten temiz olmak.

Tavafta şart olan şeylerden birisi de, necasetten temiz olmaktır. Buna göre beden veya elbise necis olursa tavaf doğru olmaz. İhtiyata binaen; bir dirhemden küçük olan kan (takriben el başparmak tırnağı büyüklüğünde) namaza zarar vermez. Ama tavafa zarar verir. Aynı şekilde necis olmaları namaza zarar vermeyen çorap gibi küçük elbiseler, necis olduklarında tavafa zarar verirler. Evet, necis olan bir şeyi tavaf esnasında taşımanın mutlak surette sakıncası yoktur.

297- Eski olsun veya yeni, henüz iyileşmemiş bir yaranın kanıyla necis olan elbise ve bedeni temizlemek veya değiştirmek dayanılmayacak kadar zor olursa, bu elbiseyle tavaf etmenin sakıncası yoktur. Ama yıkamak veya değiştirmek bu kadar zor olmazsa, ihtiyatı vacip olarak temizlenmeli veya değiştirilmelidir. Aynı şekilde herhangi bir necasetle necis olmuşsa, zaruret halinde sakıncası yoktur.

298- Beden veya elbisenin necis olduğunu tavaftan sonra öğrenirse, tavaf sahihtir. İkinci kere yapılmasına gerek yoktur. Aynı şekilde tavaf namazı da sahihtir. Eğer elbise veya bedenin necis olduğunu namaz bitinceye kadar bilmiyorduysa ve namazdan önce bu doğrultuda herhangi bir kuşkusu yoktuysa veya kuşku duyuyor da araştırmasına rağmen kesin bilgi elde edememiş olursa hüküm aynıdır. Ama şüphe edip de araştırmayan, namazdan sonra necis olduğunu öğrenirse, ihtiyatı vacip olarak namazı yeniden kılmalıdır.

299- beden veya elbisenin necis olduğunu unutmuş olur ve tavaftan sonra hatırlarsa, meşhur görüşe göre tavaf sahihtir. Ama ikinci kere yapması ihtiyata daha uygundur. Eğer tavaf namazından sonra hatırlarsa bu unutkanlık önemsemediğinden dolayı ise ihtiyaten namazı ikinci kere kılmalıdır. Aksi durumda meşhur görüşe göre namazı sahihtir. İkinci kere kılması gerekmez.

300- Tavaf yaptığı esnada beden veya elbisenin necis olduğunu anlarsa veya tavaf ederken necis olduğunu anlarsa birkaç değişik şekli vardır. Eğer tavafın arka arkaya yapılması örfün nezdinde zedelenmeden o necaseti gidermesi mümkün olursa, necaseti temizlemeli ve tavafını tamamlamalıdır. Bunu yaparken necis elbiseyi çıkarması tavafta gereken giyinmeye ters düşmemelidir. Elinin erişebileceği yerde olan temiz bir elbiseyle değişmesi mümkünse tavafını bozmadan elbisesini değiştirmelidir. Eğer gidermezse ve dördüncü turdan önce böyle bir durum olursa, ihtiyaten tavafı tamamlamalı ve necaseti giderdikten sonra tavafı yenilemelidir. Elbette zahiren tavafı yeniden yapması gerekmez ve bu hüküm son durum için de geçerlidir.

4. Sünnet olmak.

Tavafın dördüncü şartı sünnet olmaktır. Bu da sadece erkek için şattır. İhtiyata daha uygun ve evla olan, iyi ile kötüyü ayırt eden çocuk için de geçerlidir. Ama mümeyyiz olmayan ve velisi tarafından tavaf ettirilen çocuk için bu şartın geçerli oluşu belli değildir. Elbette geçerli olması ihtiyata daha uygundur.

301- Eğer ihramlı sünnet olmadan tavaf ederse, ister baliğ, isterse iyi ile kötüyü ayırt edebilen çocuk olsun, tavafı sahih değildir. Tavafı sünnet olmuş olarak ikinci kere yapmazsa, onu terk etmiş kimse hükmündedir. Gelecekte açıklanacağı üzere, tavafı terk eden için zikredilecek hükümler onun için de geçerlidir.

302- Sünnet olmayan mükellef müstati olursa, müstati olduğu yıl sünnet olup hac edebilirse sakıncası yoktur. Yapamazsa hacı sünnet olduktan sonraya ertelemelidir.

İster zarardan, isterse çok fazla eziyetten dolayı olsun, hiç sünnet olmazsa vacip olan hac üzerinden kalkmaz. İhtiyaten umre ve hac tavafında hem kendisi şahsen tavaf etmeli hem de tavaf için naip tutmalıdır. Naip tavafı tamamladıktan sonra tavaf namazını kılmalıdır.

5. Avreti Örtmek.

Tavafın beşinci şartı, avret yerlerini ötmektir. İhtiyaten namazda örtünmesi gereken miktar tavaf için de geçerlidir. Hatta en iyisi ve evla olan, namaz kılanın elbise ve örtünme konusunda gerekli olan tüm şatlar tavafta da gereklidir.

Tavafta Vacip olan Ameller

Tavafta vacip olan sekiz şeydir.

1–2) Tavafın bütün turlarını Haceru’l-Esved’den başlayıp, orada tamamlamak.

Zahiren onun neresinden başlarsa orada tamamlaması yeterlidir. Başlarken ve bitirirken vücudun tamamıyla Haceru’l-Esved’den geçmesi ihtiyata daha uygundur.

Bu ihtiyata emel edebilmek için birinci turda Haceru’l-Esved’e varmadan önce bir miktar durması, niyet ederek Haceru’l-Esved’in tam karşısından başlayıp 7 kere tavaf etmesi, 7. turun sonunda Haceru’l-Esved’i biraz geçmesi ve ilk başladığı yerde tavafı sona erdirmeği niyet etmesi yeterlidir. Böylece gerçek başlangıcı Haceru’l-Esved’den yaptığına ve gerçek bitirişi Haceru’l-Esved’de gerçekleştirdiğine emin olur.

3) Tavafın bütün durumlarında Kâbe’yi vücudun sol tarafına almak.

Buna göre; ister Kâbe’nin dört rüknünü öpmek için olsun, ister başka bir nedenle veya cemiyetin baskısıyla olsun Kâbe’ye, yüzünü dönmesi arkasını dönmesi veya sağ tarafını dönmesi tavafın o bölümünü bozar. O kısım tavaftan sayılmaz.

Zahiren; Kâbe’nin sol tarafa alınmasındaki ölçü, örfün “sol tarafa alınmıştır” söylenmesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) binmiş olarak tavaf etmesinden bu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Kâbe’nin dört rüknüne ve Hicr-i İsmail kapısına varınca sol tarafın dakik olarak Kâbe’ye dönük olduğuna emin olmak için vücudu saptırmaya gerek yoktur.

4) Hicr-i İsmail’i tavaf alanı içine almak.

Yani Hicri- İsmail’in dışından tavaf etmelidir. Ne içinden, nede duvarının üstünden olmamalıdır.

5) Tavaf eden Kâbe ve Şadırvan’ın dışında kalacak şekilde tavaf etmelidir.

Kâbe’nin etrafında bazı bölümlerin alt kısmında şadırvan denilen bir çıkıntı vardır. Bu çıkıntının Kâbe’den sayıldığı meşhur görüştür. Tamir edildiğinde Kâbe duvarı asıl yerinden daha geride kurulmuştur.

6) Yedi kere Kâbe’yi tavaf etmelidir.

Ondan azı yeterli değildir. Fazlası da, kasıtlı olarak yapılırsa tavafı batıl eder. Bu konu ileride açıklanacaktır.

7) Yedi tur örfi açıdan peş peşe sayılmalıdır.

Yani; fazla ara vermeden ardı ardına yapmalıdır. Elbette ileride de açıklayacağımız birkaç yerde peş peşe olması şart değildir.

8) Tavaf edenin Kâbe’nin etrafını turlaması kendi isteğiyle olmalıdır.

Buna göre, tavaf esnasında kalabalığın sıkıştırması veya başka sebeple yetkisi dışında tavaf ederse, yeterli değildir. Onu yeniden yapmalıdır.

303- Fakihler arasındaki meşhur görüşe göre; tavaf Kâbe ile Hz. İbrahim (a.s) makamı arasında yapılmalıdır. Mezkûr aranın ise 26,5 zıra, yani yaklaşık 3 metre olduğu söylenmiştir. Hicr-i İsmail tavaf sınırları içinde olduğundan, Hicr-i İsmail tarafında tavaf için sadece 6,5 zıra yani yaklaşık 3 m. yer kalmaktadır.

Mezkûr miktardan fazla alanda -mekruh olmakla birlikte- tavaf etmenin caiz oluşu, uzak ihtimal değildir. Özellikle mezkûr alanda tavaf etmesi zor olan veya meşakkate katlanmaları gereken kişiler için. Ama imkân olduğu taktirde ihtiyata uymak daha iyidir.

Tavaf Sınırlarının Dışına Çıkmak

304- Tavaf eden tavaf alanının dışına çıkıp Kâbe’ye girerse tavafı batıl olur ve yenilemesi gerekir. Eğer dışına çıkma tavafın yarısından sonra olursa en iyisi tavafı tamamlayıp, baştan tekrar yapmasıdır.

305- Eğer tavaf sınırları içinde şadırvana doğru giderse, yani şadırvanın üzerinde yer alırsa, dışarıya çıktığı oranda tavafı batıl olur. O miktarı yeniden yapmalıdır. Tavafı tamamladıktan sonra tekrarlaması daha iyidir.

Aynı şekilde tavaf edenin elini Kâbe’ye doğru uzatmaması dahi iyidir ve ihtiyata daha yakındır.

306- Tavaf eden Hicr-i İsmail’in bir tarafından girip öbür tarafından çıkarsa; -bilmeyerek veya unutarak da olsa- bu tur batıl olur. Turu yeniden yapması gerekir. Evla ve ihtiyata en uygun olan; tavafı tamamladıktan sonra yenilemektir. Eğer tavaf eden Hicr-i İsmail’in duvarının üzerinde tavaf ederse ihtiyaten aynı hükmü taşır. Evla ve ihtiyata uygun olan, tavaf edenin elini Hicr-i İsmail’in duvarının üzerine koymamasıdır.

Tavafı Kesmek ve Turlarının Eksik Olması

307- Müstahap bir tavafı bilerek kesmek caizdir. Aynı şekilde; vacip tavafı da zorunlu bir iş için veya zaruret icabı kesmek caizdir. Hatta zahiren mutlak olarak, zaruret icabı ve zorunlu bir iş için olmasa dahi kesmek caizdir.

308- Tavaf eden vacip bir tavafı gerekçesiz olarak dördüncü tur tamamlanmadan keserse, tavaf batıldır. Yeniden tavaf etmelidir. Dördüncü turdan sonra keserse, ihtiyat gereği o tavafı tamamlayıp ikinci kere tekrar yapmalıdır. Ama müstehap olan tavafta, kestiği yerden devam edip tamamlayabilir. İster dördüncü turdan önce olsun, ister sonra olsun hüküm aynıdır. Ama Örfe göre, tavafın peş peşe oluşu bozulmamış olmalıdır.

309- Kadın tavaf esnasında adet görürse, tavafı hemen keserek çabucak Mescidu’l-Haram’dan çıkmalıdır. Tavafın hükmü ise 291. meselede açıklanmıştır.

Aynı şekilde tavaf esnasında hades vuku bulan, bedeni veya elbisesinin necis olduğunu anlayan kimseye ait hüküm, 285. ve 300. meselelerde zikredilmiştir.

310- Tavaf eden vacip tavafını, herhangi bir hastalıktan dolayı, kendisinin veya mümin kardeşinin önemli bir işini yapmak için kesmeye mecbur olursa bu durumda; eğer dördüncü turu tamamlamadan önce ise, zahiren tavafı batıldır ve onu yeniden yapması gerekir. Eğer dördüncü turdan sonra ise, zahiren tavafı sahihtir. Buna göre döndükten sonra tavafını kestiği yerden devam edip tamamlamalıdır. Evla ve ihtiyata uygun olanı, bu tavafı tamamladıktan sonra ikinci kere tavafı yapmasıdır. Ama müstehap tavafta, dördüncü turdan önce de bıraksa bıraktığı yerden tamamlaması caizdir. İster onu kesmek mezkûr nedenlerden dolayı olsun ister olmasın hüküm aynıdır.

311- Tavaf yaparken oturmak veya uzanmak caizdir. Eğer oturma veya uzanmayı, örfi olarak tavafın peş peşe oluşu bozulmuştur, denilecek kadar uzatılırsa tavafı sahihtir. Ama onu tek bir amel olmaktan çıkaracak kadar uzatırsa tavaf batıldır, onu tekrar yapmalıdır.

312- Tavaf eden vacip bir namazın fazilet vaktine, cemaat namazına ulaşabilmek veya zamanı daralan müstehap bir namazı kılmak için tavafı keserse, namazı kıldıktan sonra onu kestiği yerden devam edip tamamlaması caizdir. İster dördüncü tur tamamlanmadan öce olsun ister sonra. İster tavaf vacip olsun ister müstehap hüküm aynıdır.

Evet, vacip tavafın dördüncü turu tamamlanmadan önce kesmiş olursa, tamamladıktan sonra onu yeniden yapması ihtiyata daha uygundur.

313- Eğer yanlışlıkla veya unutaraktan bazı turları veya bir turun bazı bölümlerini yapmazsa; eğer örfe göre peş peşe oluşu bozulmadan önce aklına gelirse, geri kalanını yerine getirmelidir, tavafı da sahihtir. Eğer sonra hatırlasa, unutulan miktar bir, iki veya üç tur olursa, onu yerine getirmelidir ve tavaf yine sahihtir. Eğer geri kalanı kendisi yerine getiremezse; -her ne kadar tavafının eksik olduğunu vatanına döndükten sonra hatırladığı için yapamıyor olsa bile- yapılmayan tavaf veya tavafları yapması için bir başkasını naip tutmalıdır.

Eğer unutulan miktar üç turdan fazla olursa, geri kalanını yerine getirip sonra tavafı yenilemelidir.

Tavafın Turlarını Fazla Yapmak

Tavaf turlarını fazla yapmanın beş şekli vardır:

1) Tavaf eden, fazla yaptığı turu, yapmakta olduğu tavafın veya diğer bir tavafın bir bölümü olarak niyet etmemelidir. İzafi tavafı müstehap niyetiyle yerine getirmesi tavafı batıl etmez.

2) İzafi turu, yapmak istediği tavafın bir bölümü niyetiyle tavafa başlarsa, kuşkusuz olarak tavafı batıl olur. Tavafı yeniden yapmalıdır. Aynı şekilde tavaf esnasında da böyle bir niyet oluşursa ve niyet ettiği fazlalığı da yaparsa aynı hükme tabidir. Zikredilen niyet hâsıl olmadan yapılan turların batıl olması sakıncalıdır.

3) Tavafı bitirdikten sonra, örfün peş peşe yapıldığı düşüncesi ortadan kalkmadan, yeni bitirdiği tavafın bölümü niyetiyle bir tur daha yaparsa ve bu niyet tavafı tamamladıktan sonra gerçekleşirse, bu durumda da zahiren tavaf batıldır.

4) Yapmakta olduğu tavaf dışında bir tavafın bölümü olarak fazladan bir tur yapmayı niyet ederse, birinci tavafın 7. turu tamamladıktan sonra fazla olan turu yapar ve ikinci tavafı da tamamlarsa bu durumda fazlalık tur aslında hâsıl olmamıştır. Turların fazlalığı gibi bir nedenden dolayı tavafın batıl oluşu söz konusu değildir.

Evet, iki tavaf arasında; tavaf namazı kılarak ara vermeden peş peşe yaptığı için batıl olması mümkündür. Zaten bu amel de caiz değildir. Her iki tavafın da vacip olması veya birinin müstehap, diğerinin vacip olması hükmü değiştirmez. Ama her ikisi de müstehap olursa, mekruh olması ile birlikte caizdir.

5) Fazla olan turu, yapmakta olduğu tavafın değil de başka bir tavafın bölümü olmasını niyet eder, birinci tavafın yedi turunu da yapıp tamamladıktan sonra izafi turu yapar ve ikinci tavafı hiç yapmazsa, veya yapmaya başlayıp ta yarım bırakırsa, bu durumda ne tavafı arttırmış, ne de iki tavafı aralıksız peş peşe yapmış olur. Ama bazı durumlarda; tavaf edenin kurbet kastı hâsıl olmamışsa batıl olabilir. Mesela; tavafın başından beri iki tavafı peş peşe yapmayı; iki tavafı peş peşe yapmanın haram ve batı olduğunu bildiği halde niyet ederse; her ne kadar amelen peş peşe iki tavafı ara vermeden yapmamış olsa bile, Allah’a yakınlaşma kastı hâsıl olmaz.

314- Yanlışlıkla tavafın turlarına bir şeyler katarsa; Irak rüknüne ulaştıktan sonra fazlalığı hatırlarsa, tam bir tavaf yapıncaya kadar fazlalığı tamamlamalıdır. İhtiyata göre bu durumda ikinci tavafı farz ya da sünnet kastetmeden gurbet kastıyla tamamlamalıdır. Daha sonra 4 rekât namaz kılmalıdır. İhtiyata en uygun olan, namazlar arasına aralık bırakmamasıdır. Şöyle ki; sa’yden önce farz tavaf için iki rekât namaz kılmalı, sa’ydan sonra da sünnet tavafı için iki rekât namaz kılmalıdır. Aynı şekilde Irak rüknüne ulaşmadan hatırlarsa da hüküm aynıdır.

Turların Sayısında Şüphe Etmek

315- Tavaf eden kişi tavaf bittikten sonra veya şüphe yerini geçtikten sonra turların sayısında veya doğruluğunda şüphe ederse, şüphesi geçersizdir. Mesela; örfe göre peş peşe yapıldı denilmeyecek kadar ara verir sonra bir tur yine eklerse örf  bu turu öncekilerle bir saymaz. Veya tavaf namazına başladıktan sonra tavaf turlarında şek ederse yine şekkine önem vermemelidir.

316- Yedi tur yaptığına emin olur da fazladan bir tur yaptığına ihtimal verirse, örneğin yaptığı son turun sekizinci tur olduğuna ihtimal verirse, şekkini dikkate almamalıdır, tavafı sahihtir. Ancak bu şek son tur tamamlanmadan önce hâsıl olursa meşhur görüşe göre; tavaf batıldır. O turu reca kastıyla (yani gerçekte bu tur ona vacip olmuş olabilir kastıyla) tamamlayıp, sonra tavafı yeniden yapması ihtiyata daha uygundur.

317- Eğer turun sonunda veya ortasında üç ile dört, beş ile altı veya yediden az başka sayılar arasında şek ederse tavaf batıldır. İhtiyat gereği altı ile yedi arasında şek ettiği durumda da tavafı batıldır. Her iki ihtimalde de az veya çok olmasında ihtimalini vermesi halinde de hüküm aynıdır. Son turun altıncı mı, yedinci mi yoksa sekizinci mi olduğunda şüphelenmesi örnek olarak gösterilebilir.

318- Altı ile yedi arasında şek eder ve şer-i hükmü bilmeyişinden dolayı altı olduğuna karar vererek tavafı tamamlarsa; -her ne sebeple olursa olsun- telafi etme zamanı geçinceye kadar bu bilgisizlik devam ederse, tavafın doğru olması uzak ihtimal değildir.

319- Saydığı tavaf sayısına yakini varsa, tavaf edenin kendisi ile tavaf eden başka birinin tutuğu sayıya güvenmesi caizdir.

320- Müstehap bir tavafın turlarının sayısında şek ederse en az olana karar vermelidir. Yani; üç ile dört arasında şek ederse üçe karar vermelidir. Tavafı da sahihtir.

321- Temettü umresinde tavafı, şer-i hükmü bilerek veya bilmeyerek yapmazsa, Arefe günü öğleden önceye kadar umreyi ve diğer amellerini yapamazsa umresi batıl olur. İhtiyata uygun olan, şer-i hükmü bilmiyorduysa bir deve de keffaret vermesidir. Bu meselede zikredilenlerin tamamı tavaf kısmında geçmiştir. Aynı şekilde bilerek tavafı yapmaz ve bir daha yeniden yapamazsa hac batıl olur. İhtiyata binaen şer-i hükmü bilmediği taktirde bir deve keffaret de vermelidir.

322-Tavafı unutarak yapmaz ve zamanı geçmeden önce hatırlarsa onu yerine getirmelidir. Meşhur görüşe göre, onu yaptıktan sonra sa’yi de yenilemelidir. Zaman geçtikten sonra hatırlarsa, Arafat da duruncaya kadar temettü umresi tavafını unutması gibi -Zilhicce ayı sona erinceye kadar hac tavafını unutması gibi- onu kaza etmesi gerekir. Evla ve ihtiyata uygun olanı ondan sonra sa’yi de yenilemelidir. Kendisinin kaza edemeyeceği bir durumda hatırlarsa -vatanına döndükten sonra hatırlaması gibi- naip tutup yaptırmalıdır.

323- Unutarak tavafı yapmadan memleketine döner ve karısıyla ilişkide bulunursa, bir kurbanlık Mina’ya göndermesi vaciptir. Elbette bu hüküm hac tavafını unuttuğu durumdadır. Eğer umre tavafını unutmuşsa Mekke’ye göndermelidir. Kurbanlığın koyun olması yeterlidir.

324- Tavafı unutur ve kendisi kaza edebileceği bir zamanda hatırlarsa, kaza etmesi vaciptir. İhramdan çıkmış olsa bile ihramı yenilemesine gerek yoktur. Ama Mekke’den çıktıktan sonra hatırlarsa, Mekke’ye dönmek için ihram bağlamalıdır. 141. meselede açıklanan durumlar bu hükmün dışındadır.

325- Tavafı unutan ihramlıya, kendisi veya naibi yapıncaya kadar, tavaf yapılıp bittikten sonra helal olan haramları yapmak caiz değildir.

326- İhramlı başkasının yardımıyla dahi şahsen tavafı yapamazsa, hastalık veya vücudunun herhangi bir yeri kırık olduğundan dolayı olsa bile, ona tavaf ettirmeleri vaciptir. Başkasından yardım alarak kucakta, omuza alınmak suretiyle veya başka şekilde tavafı yapmalıdır. İhtiyaten ve evla olarak tavaf edilirken ayaklar yere sürülürse daha iyidir. Bu şekilde de tavaf etme imkânı olmazsa, birinin onun yerine naip olarak tavaf etmesi vaciptir. Naip tutma imkânı da yoksa -baygın olan kimse gibi- velisi veya bir başkası onun yerine naibi tutmalıdır.

Tavaf namazı da aynı şekildedir. Yani ihramlının kendisi kılabiliyorsa kendisi kılmalı, kılamıyorsa kendi yerine kılması için naip tutmalıdır.

Adet olan ve doğum kanı kesilmeyen kadına ait hükümler ise daha önce beyan edildi.

TAVAF NAMAZI

Temettü umresi vaciplerinden üçüncüsü; tavaf namazıdır.

Tavaftan sonra iki rekât olarak kılınır. Bu namazın kılınış şekli ise sabah namazı gibidir. Sabah namazından farklı olarak sesli veya sesiz kılınması caizdir. Bu namazı Hz. İbrahim’in (a.s) makamına yakın bir yerde kılmak vaciptir. Makamın sağında solunda değil, arkasında kılmalıdır. Eğer makamın yakınında ve arkasında kılmak mümkün olmazsa, bu namazı hem makamın yakınında sağında veya solunda, hem de uzağında ve arkasında kılmak ihtiyata daha uygundur. Yapamıyorsa ikisinden mümkün olan birini kılmalıdır. Hiç birini de yapamazsa Mescid’in neresinde mümkün olursa orada kılmalıdır. Ama mümkün olduğu kadar makama yakın bir yerde kılması daha iyidir.

Evla ve ihtiyata daha uygun olanı daha sonra -sa’y zamanı daralıncaya kadar- makama yakın ve arkasında kılması mümkünse yeniden kılmasıdır.

Bu hüküm vacip tavafa aittir. Müstehap namazın tavafını ise, mescidin neresinde kılarsa caizdir.

327- Tavaf namazının vacip olduğunu bildiği halde kasıtlı olarak onu kılmayan her ihramlının haccı ihtiyaten batıldır.

328- Tavaftan sonra ihtiyat gereği tavaf namazını çabucak kılmalıdır. Yani örfe göre tavafı ile namazı arasında ara verilmiş sayılmamalıdır.

329- Tavaf namazını unutursa, tavaftan sonra yapılan ameli (sa’y gibi) bitirdikten sonra hatırlarsa, tavaf namazını yerine getirmelidir. Diğer amelleri yeniden yapması iyi olmakla birlikte vacip değildir.

Sa’y esnasında hatırlarsa onu kesip makamın arkasında namazı kıldıktan sonra, dönüp sa’yi bıraktığı yerden devam edip tamamlamalıdır.

Eğer Mekke’den çıktıktan sonra hatırlarsa; ihtiyata binaen zahmet ve meşakkat yol açmıyorsa geri dönüp onu yerinde kılmalıdır. Meşakkat olursa nerede hatırlarsa yerine getirmelidir. Onu kılmak için hareme dönmesi vacip değildir.

Şer-i hükmü bilmeyen kimse, hükmü unutan hükmündedir. Hükmü bilmediği durumda ise, kusurlu olup olmaması arasında bir fark yoktur.

330- Üzerine tavaf namazı vacip olan bir kimse ölürse, büyük oğluna kaza namazı hükümlerinde söylenen şartlar mevcut ise, bu namazı onun yerine kılması vaciptir.

(Bu şartlar tam ilmihal kitabında detaylı olarak anlatılmıştır.)

331- Namaz kılanın kıraati yanlış olursa; büyük bir bölümünü doğru okuduğu halde kıraatini tam olarak düzeltemiyorsa, bu şekilde namazı kılması yeterlidir. Ama büyük bir bölümünü doğru olarak okuyamıyorsa, ihtiyaten hem okuyabildiği kadarını okumalı hem de, Kurân’ın diğer ayetlerinden doğru okuyabildiği kadarını okumalıdır. Eğer Kurân’ın diğer bölümlerinden de bir miktarı doğru olarak okuyamıyorsa tesbih okumalıdır.

Zaman dar olur da kıraatinin tamamını değil de büyük bir bölümünü öğrenebilirse onunla yetinmelidir.

Bir miktarını da doğru olarak öğrenemezse, Kurân’ın başka ayetlerinden doğru olarak öğrenebildiklerini okumalıdır. Bunu da yapamazsa tesbih okuması yeterlidir.

Bu söylenenler Fatiha süresini okumakla ilgilidir. Ondan sonraki süreyi okumağa gelince, zahiren; okumasını bilmeyen ve öğrenemeyen kimsenin onu okuması vacip değildir. Bu hüküm kusurlu da olsa, kıraati doğru olarak okuyamayana aittir.

Evet, kusurlu ise en iyisi ve ihtiyata en uygun olanı, o namazı hem söylenen şekilde kılması, hem cemaatle kılması hem de kendi yerine kılması için naip tutmasıdır.

332- Eğer kıraatinin doğru olduğunu bilmiyor idiyse ve bu konuda mazereti de varsa namazı sahihtir. Namazdan sonra kıraatinin doğru olmadığını öğrenmiş olsa bile, ikinci kere kılması gerekmez. Ancak mazereti olmaz ise kıraati doğru şekilde öğrendikten sonra ikinci kere kılması gerekmez. Tavaf namazını unutarak kılmayan kimse de bu hükmün kapsamındadır.

SAFA VE MERVE ARASINDA SA’Y ETMEK

Temettü umresi vaciplerinden dördüncüsü, Safa ve Merve arasında sa’y etmektir.

Sa’yda ihlâs ve kurbet kastı şattır. Ama avret yerini örtmek, hadesten ve necasetten temiz olmak şart değildir. Fakat taharete uyulması daha iyidir.

333- Tavaf ve tavaf namazından sonra sa’y edilmelidir. Eğer bunlardan birinden önce sa’y ederse, onları yaptıktan sonra tekrar sa’y yapmalıdır. Önceki meselelerde tavafı unutarak sa’yden sonra hatırlayanın hükmünü açıklamıştık.

334- İhramlı sa’y ederken sa’yin umre için mi, yoksa hac için mi olduğunu belirlemelidir.

335- Sa’y yedi turdur. Birinci tur Safa’dan başlayıp Merve’de sonra erer. İkinci tur birincinin tersinedir. Üçüncüsü birincisi gibidir. Yedinci tur Merve’de tamamlayıncaya kadar bu şekilde devam eder. Sa’yin her turunda iki dağ arasındaki bütün mesafeyi kat etmek vaciptir. En iyisi bu olmakla birlikte, ikisinin de (Safa ve Merve) üzerine çıkmak vacip değildir.

Mezkûr mesafenin tam olarak kat edilmesi ihtiyata daha uygundur. Yani birinci turu Safa dağının ilk bölümünden başlamalı ve devam edip Merve dağının ilk bölümüne ulaşmalıdır. Diğer turları da bu şekilde yapmalıdır.

336- Birinci turu Merve’den başlarsa, yanlışlıkla yapmış olsa dahi, onu bırakarak yeniden Safa’dan başlamalıdır.

337- Piyade sa’y etmesine gerek yoktur. Hayvan veya benzeri şeylere binerek de sa’y etmek caizdir. Ama piyade sa’y etmek daha faziletlidir.

338- Sa’yda Safa ve Merve arasında ki bilinen yoldan gidip gelmek şarttır. Buna göre gidiş veya dönüşü Mescidu’l-Haram yolundan veya başka bir yoldan yapmak yeterli değildir. Hareket mesirinin düz olması gerekmez.

339- Merve’ye doğru giderken onu karşısına almalıdır. Aynı şekilde Merve’den dönerken Safa’yı karşısına almalıdır. Buna göre sırtı onlardan birine dönükken hareket etmesi yeterli değildir. Ama gidişte veya dönüşte yüzünü sağa sola çevirmesinin sakıncası yoktur.

340- İhtiyaten sa’y, tavafta şart olduğu gibi, örfün peş peşe ve tek ameldir diyeceği şekilde yapılmalıdır. Say esnasında Sefa ve Merve dağında veya yolda dinlenmek için oturmanın sakıncası yoktur. Ancak çok yorgun olan kimse dışında yolun ortasında oturmamak daha iyidir. Aynı şekilde vacip bir namazı vaktinde kılmak için sa’yi kesmenin ve namazdan sonra kestiği yerden devam etmenin sakıncası yoktur. Herhangi bir iş için veya keyfi olarak sa’yi kesmek caizdir. Ancak örfün nezdinde peş peşe oluşu biterse, kaldığı yerden tamamlayıp yeniden yapmalıdır.

Sa’y Hükümleri

Sa’y haccın rükünlerinden biridir. Bilerek veya bilmeyerek, vacip olduğunu, yapılış şeklini, nerede yapıldığını bilmediğinden sa’yi yapmazsa, bu yüzden de umre amellerini Arefe günü öğle vaktine kadar yapamazsa haccı batıldır. Sa’yi bu şekilde yapmayanın hükmü, tavafı aynı şekilde yapmayan kimsenin hükmüyle aynıdır. Bunun açıklaması ise tavaf meselesinin başlarında geçmişti.

341- Unutarak sa’yi yapmazsa, hatırladığı zaman yapmalıdır. Hac amellerini tamamlamış olsa bile, sa’yi yapmalıdır. Kendisi yapamazsa veya çok fazla eziyet ve meşakkate sebep olacaksa naip tutmalıdır. Zikredilen her iki durumda da hac sahihtir.

342- Sa’yi belirlenen zamanda -bir başkasının yardımı ile de olsa- şahsen yapamayan kimsenin, omuzlarda, arabada veya başka bir şeyle taşınması gerekse bile, başkasından yardım alması vaciptir. Bunu da yapamazsa, baygın için geçerli olan hüküm bunun için de geçerlidir ve kendi yerine sa’y yapması için birini naip tutmalıdır. Bunu da yapamazsa velisi veya bir başkası onun yerine sa’y etmelidir. Bu şekilde yaparsa haccı sahihtir.

343- İhtiyat gereği tavaf veya tavaf namazından sonra sa’y hemen yapılmalıdır. Hava sıcaklığının azalması veya dinlenmek için geceye kadar ertelemek de mümkündür. Hatta güçlü görüşe göre hiçbir gerekçe olmaksızın geceye kadar ertelemek caizdir. Evet, sa’yi tavaf yapılan günün ertesine kadar ertelemek caiz değildir.

344- Say turlarının fazla olması hükmü, tavaf turlarının fazla olması hükmündedir. Şu halde, şer-i hükmü bilerek ve kasten fazla yapılırsa sa’y batıldır.

Hükmü bilmediği durumda, turların fazla olmasıyla, güçlü görüşe göre sa’y batıl olmaz. Ama yenilemek ihtiyara daha uygundur.

345- Yanlışlıkla fazlalık meydana gelirse, sa’y sahihtir. Ama fazlalık bir tur veya daha fazla olursa onu yedi tura kadar tamamlaması önceki sa’yin dışında tam bir sa’y olması bakımından müstehaptır. Buna göre ikinci say Safa’da tamamlanmış olacaktır.

346- Şer-i hükmü bilmediğinden veya bildiği halde, kasıtlı olarak sa’y turlarını eksiltirse, aynı sebeplerden sa’y amelini terk eden hükmündedir. Bunun da açıklamasını önceki konularda yaptık.

Ama unutkanlık yüzünden eksik yaparsa, hatırladığı anda eksikliği tamamlamalıdır.

Vakti geçtikten sonra hatırlarsa; temettü umresinin sa’yinin eksiğini Arafat’ta hatırlayan veya hac sa’yinin eksiğini Zilhicce ayından sonra hatırlayan kimse hükmündedir. İhtiyaten sa’yin eksiğini tamamlayıp sonra yeniden yapmalıdır. Eğer şahsen yapamaz veya çok fazla eziyet ve zahmete neden olursa naip tutmalıdır. İhtiyaten naip önce sa’yin eksiğini tamamlamalı sonra da sa’yi yeniden yapmalıdır.

347- Unutarak temettü umresinin sa’yini azaltır ve tam yapmıştır düşüncesiyle ihramdan çıkarsa, ihtiyaten bir sığır keffaret vermelidir. Sa’yi söylendiği şekilde (tamamlamalı veya yeniden) yapmalıdır.

Sa’yda Şekketmek

Amel bittikten sonra sa’yin tur sayısında veya turların doğruluğunda şek etmenin bir etkisi yoktur. Örneğin; temettü umresinde saçından, sakalından veya bıyığından bir miktar kestikten sonra şek ederse veya hacda nisa tavafına başladıktan sonra şek ederse bu şek geçersizdir. Sa’yi tamamladıktan sonra tur sayılarında şek ederse ve turların fazla olma ihtimali varsa, sa’yin doğruluğuna kara vermelidir. Eğer tur sayısının az olma ihtimali varsa; şekki sa’y düzeni bozulmadan önce olursa, sa’yi batıldır. Sa’y düzeni bozulduktan sonra şek ederse de ihtiyat gereği sa’yi batıldır.

348- Tur bittikten sonra fazla olduğuna ihtimal verirse; mesela, Merve’de iken son turun yedinci mi yoksa dokuzuncu mu olduğunda şek ederse, sa’yi sahihtir. Söz konusu şekkin değeri yoktur. Ama bu şek sa’y esnasında hâsıl olursa sa’y batıldır. Onu yeniden yapmalıdır.

349- Sa’y ederken; tur sayılarında şek etmenin hükmü, tavaf esnasında tavaf turları sayısında şek etmedeki hükümle aynıdır. Buna göre, her ne şekilde olursa olsun böyle bir şek ile sa’y batıldır.

SAÇ, SAKAL VEYA BIYIĞIN KISALTILMASI (TAKSİR)

Bu, temettü umresinin beşinci vacibidir.

Taksir’de Kurbet ve ihlâs kastı şarttır. Bu vacip amel saç, sakal veya bıyığın kesilmesiyle gerçekleşir. Meşhur görüşe göre; koparmak yeterli değildir. Fakihler arasındaki meşhur görüşe göre; el veya ayak tırnaklarından bir miktar kesmekle de taksir gerçekleşir. Ama onunla yetinmemek ve saçı kesinceye kadar geciktirmek ihtiyata daha uygundur.

350- Temettü umresinin ihramından çıkabilmek için saç, sakal veya bıyığı kısaltmak gerekir. Daha sonra kafayı tıraş etmek yeterli değildir. Hatta taksir yapmadan kafayı tıraş etmek haramdır. Tıraş etmesi durumunda bir koyun keffaret vermelidir. Elbette kasıtlı ve şer-i hükmü bilerek yapmışsa keffaret vacip olur. Bunun dışında bile keffaretin vacip oluşu evla ve ihtiyata daha uygundur.

351- Eğer sa’yden sonra ve saçı kesmeden ilişkide bulunursa, bunu kasıtlı olarak ve hükmü bildiği halde yapmışsa, “ihramlıya haram olan şeyler” hükmünde açıklandığı gibi, bir deve keffaret vermelidir. Bilmeyerek yapmışsa, meşhur görüşe göre bir şey vacip değildir.

352- Saçı kesmenin zamanı, sa’yi tamamladıktan sonradır. Ondan önce caiz değildir.

353- Say’den hemen sonra saçı kesmek vacip değildir. Onu nerede yaparsa caizdir. İster sa’y mahallinde, ister kaldığı yerde isterse başka bir yerde yapabilir.

354- Saçını kesmeği kasıtlı olarak yapmaz ve ondan sonra hac ihramı bağlarsa, zahiren umresi batıldır. Buna göre, ifrad haccından sonra imkân bulursa müfrede umre yapmalıdır. İhtiyaten haccı bir sonraki yıl yeniden yapmalıdır.

355- Saçı kesmeyi unutarak ihram bağlarsa, umresi ve ihramı sahihtir. Bir koyun keffaret vermesi evla ve ihtiyata daha uygundur.

356- Temettü umresinde saçı kestikten sonra, ihramda haram olan şeylerin hepsi helal olur. Meşhur görüşe göre kafayı tıraş etmek de helal olur. Fıtır bayramından otuz gün sonra terk etmek daha iyidir. Onu kasıtlı olarak ve şer-i hükmü bilerek yaparsa, bir kurbanlık keffaret vermesi evladır ve ihtiyata daha yakındır.

357- Temettü umresinde Nisa tavafı vacip değildir. Ama reca kastıyla ve üzerine vacip ise onu yerine getirmek niyetiyle yapılmasının sakıncası yoktur.

Google+ WhatsApp